← Ünite 8

Ünite 8: Engellilik ve Engelli Hakları Ekseninde Toplumsal Eşitsizlik — Konu Anlatımı

1Engellilik Olgusuna Giriş ve Küresel Boyut

Dünyada ve Türkiye'de engeli olan bireylerin nüfusu oldukça yüksek rakamlara ulaşmaktadır. Kesin net sayılar verilemese bile dünyada yaklaşık 500 milyon, Avrupa'da 50 milyon ve Türkiye'de ise 10 milyonun üzerinde insan yaşamını herhangi bir sakatlık veya engel durumu ile sürdürmektedir.

Engellilik meselesi sadece gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelere özgü bir sorun değildir; aynı zamanda gelişmiş ülkelerin de temel toplumsal gündem maddelerinden biridir. Ancak toplumların gelişmişlik düzeyine bağlı olarak engelin nedenleri, kültürel bakış açıları, sosyo-demografik yapılar ve çözüm uygulamaları farklılık göstermektedir.

Literatürde uzun yıllar boyunca engellilik konusu tıbbi bir bakış açısıyla ele alınmış, bireyleri 'normal'leştirme ve rehabilite etme çabaları ön planda tutulmuştur. 1970'lerden itibaren ise bu dar yaklaşım eleştirilmiş, engelliliğin sosyal yönü, eşitsizlik ve hak ekseninde ele alınması gerektiği düşüncesi ağırlık kazanmıştır.

2Geleneksel Bireyci Tıbbi Model ve Eleştirileri

Engelliliğe ilişkin geleneksel açıklamalar 'geleneksel bireyci tıbbi model' olarak adlandırılmaktadır. Bu modele göre engellilik tamamen bireyin kendisine ait tıbbi bir sorun ve bir 'sapma' durumu olarak kabul edilir.

Tıbbi modelin temel kabulleri arasında, engelli bireylerin sosyal davranışlarından ziyade hastalık ve sakatlık durumlarının iyileştirilmesine odaklanılması yer alır. Bu model, engellilerin karşılaştığı sosyal baskıları, çevresel engelleri ve toplumsal sonuçları tamamen göz ardı eder.

Ayrıca tıbbi model, engelli bireylerin politikleşmesini, örgütlenmesini ve yaşamlarının sosyal adalet kavramı üzerinden değerlendirilmesini ihmal etmiştir. Bu nedenle zamanla 'toplumda engelli olma'nın sosyal konumunu yoksaydığı için güçlü eleştirilere maruz kalmıştır.

3Sosyal Model ve Sosyal Engellenme Kavramı

Tıbbi modele alternatif olarak gelişen sosyal model, engelliliğin bireyin bedensel yetersizliğinden değil, toplumun yapısından ve engellenmişliğinden kaynaklandığını savunur. Colin Barnes ve Mike Oliver gibi sosyologlar, toplumun başarısızlığının sosyal engelliliği yarattığını belirtmişlerdir.

Sosyal engellenme; bireyin bedensel veya zihinsel farklılıklarının, yaşanılan sosyal çevre ve çağdaş sosyal organizasyonlar tarafından nasıl dezavantaja ve engelliliğe dönüştürüldüğünü ifade eder. Kapsayıcı olmayan, farklılıkları içermeyen sistemler sosyal organizasyonsuzluk yaratır.

Bireyin yaşamını zorlaştıran, bağımsızlığını sınırlandıran ve toplumla bütünleşmesini engelleyen her türlü bariyer sosyal engellenmeyi doğurur. Bu durum sosyal yoksunluk, izolasyon, negatif ayrımcılık, ötekileştirme, marjinalleştirme ve damgalama gibi sonuçları beraberinde getirir.

4Hak Temelli Yaklaşım ve Uluslararası Gelişmeler

Engelli hakları mücadelesinde dönüm noktalarından biri, 1981 yılının BM tarafından 'Uluslararası Engelliler Yılı' ilan edilmesidir. Ardından 'Engelli Kişilere İlişkin Dünya Eylem Programı' ve 'Engelliler için Fırsatların Eşitlenmesine İlişkin Standart Kurallar' kabul edilmiştir.

2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve 2008'de yürürlüğe giren 'Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Sözleşme' (CRPD), engellilerin insan haklarını korumada en kritik uluslararası metinlerden biridir. Ayrıca Leandro Despouy'un 1993 tarihli raporu, engelliliğin bir insan hakları meselesi olarak kabul edilmesinde tetikleyici rol oynamıştır.

Hak temelli sosyo-politik yaklaşım; merhamet ve hayırseverlik odaklı değil, insan onuru, özgürlük, eşitlik ve hesap verebilirlik odaklı bir düzeni savunur. Amaç, engelli bireylerin haklarını kendi sesleriyle savunabileceği, ayrımcılığın olmadığı kapsayıcı bir sosyal yapının inşasıdır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250