Türkiye'de sigortacılık faaliyetlerinin başlangıcı, dünya genelindeki gelişim çizgisine paralel olarak büyük felaketlerin ve ticari gereksinimlerin bir sonucu olarak şekillenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, özellikle deniz ticaretiyle uğraşan yabancı tüccarların faaliyetleri ve liman kentlerindeki ticari hareketlilik sigorta fikrinin ülkeye girişinde öncü rol oynamıştır. Ancak kurumsal ve geniş çaplı ilk adımlar, 19. yüzyılın son çeyreğinde atılmıştır.
Ülkemizde modern anlamda sigortacılığın miladı olarak kabul edilen en önemli dönüm noktalarından biri, 1870 yılında meydana gelen büyük Beyoğlu yangınıdır. Bu felaket, ahşap yapıların yoğun olduğu İstanbul'da çok büyük maddi kayıplara yol açmış ve hem devlet kademelerinde hem de ticaret çevrelerinde mülklerin güvence altına alınması zorunluluğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu olayın ardından yabancı sigorta şirketleri Osmanlı topraklarında şubeler açarak faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte milli iktisat politikaları çerçevesinde sigortacılık sektörünün de millileştirilmesi ve yerli sermaye ile yapılandırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, yerli sigorta şirketlerinin kurulması teşvik edilmiş, yasal düzenlemelerle sektörün denetim altına alınması ve ülke ekonomisine fon sağlayan bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır. Türkiye'de sigortacılık, Cumhuriyet döneminde çıkarılan kanunlar ve kurulan kurumlarla modern bir finansal alt sektöre dönüşmüştür.
Sigortacılık sektörü, topladığı primler ve üstlendiği riskler itibarıyla finansal sistemin en hassas ve stratejik alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu nedenle, sigorta şirketlerinin mali yapılarının güçlü tutulması, taahhütlerini yerine getirebilme kapasitelerinin izlenmesi ve sigortalıların haklarının korunması amacıyla devlet tarafından sıkı bir denetim mekanizması kurulmuştur.
Türkiye'de sigortacılık sisteminin düzenlenmesi, denetlenmesi ve yönlendirilmesi görevi kamu otoriteleri tarafından yürütülmektedir. Sektörün yasal çerçevesini belirleyen kanunlar ve alt mevzuatlar, şirketlerin kuruluş aşamasından tasfiyesine kadar olan tüm süreçleri detaylıca düzenler. Bu denetimler, hem finansal piyasaların istikrarını korumayı hem de olası bir sistemik riskin önüne geçmeyi hedefler.
Denetim mekanizması, sadece şirketlerin mali tablolarının incelenmesiyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda poliçe şartlarının adilliği, hasar ödeme süreçlerinin hızı ve şeffaflığı ile aracı kurumların (acenteler ve brokerlar) faaliyetlerini de kapsar. Böylece tüketicilerin sigorta sistemine olan güveni artırılarak sektörün derinleşmesi sağlanır.
Türkiye, coğrafi konumu ve jeolojik yapısı nedeniyle başta deprem olmak üzere heyelan, sel ve çığ gibi çeşitli doğal afet riskleriyle sıklıkla karşı karşıya kalan bir ülkedir. Özellikle aktif fay hatları üzerinde bulunması, deprem riskini ülkenin en öncelikli finansal ve sosyal tehditlerinden biri haline getirmektedir. Bu durum, afetlerin yol açtığı devasa maddi zararların karşılanmasında geleneksel bütçe kaynaklarının ötesinde, sürdürülebilir bir sigorta modelinin kurulmasını zorunlu kılmıştır.
Bu zorunluluğun en somut ve kurumsal sonucu olarak, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin ardından Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kurulmuştur. DASK, kamu ve özel sektör iş birliğiyle oluşturulmuş, kar amacı gütmeyen, kamu tüzel kişiliğine haiz özel bir kuruluştur. Kurumun temel amacı, konut sahiplerine deprem ve depremin yol açtığı yangın, tsunami, yer kayması gibi afetlerin maddi zararlarına karşı güvence sunmaktır.
DASK tarafından sunulan Zorunlu Deprem Sigortası, kapsama giren binalardaki meskenleri güvence altına alır. Bu sistemle, deprem sonrasında devletin üzerindeki mali yük hafifletilmekte, toplanan primler reasürans korumasıyla uluslararası piyasalara dağıtılarak risk paylaşılmakta ve afetzedelerin yaşam alanlarını hızla yeniden inşa edebilmeleri için gerekli finansal likidite hızlıca sağlanmaktadır.