4857 sayılı İş Kanunu’nun kişi bakımından uygulama alanı, temel olarak işçi, işveren ve işveren vekili sıfatlarını taşıyan kişileri kapsar. Kanun koyucu, faaliyet konusuna bakılmaksızın bu üç grubu genel kural olarak kanun kapsamına dahil etmiştir. İş Kanunu’nun 1. maddesinin 2. fıkrası, bu geniş kapsamlı uygulama alanını belirleyen temel yasal dayanak niteliğindedir.
Ancak, her çalışan kişi doğrudan İş Kanunu’na tabi değildir. Kanunun açık hükmü gereği, çıraklık sözleşmesi, istisna akdi, vekâlet sözleşmesi veya adi şirket sözleşmesi gibi farklı hukuki zeminlerde çalışanlar bu kanunun koruma alanının dışında kalırlar. Özellikle stajyerler ve çıraklar, işçi statüsünde değerlendirilmedikleri için İş Kanunu’nun sağladığı haklardan (kıdem tazminatı vb.) yararlanamazlar.
Çıraklık ve stajyerlik süreci, bir iş sözleşmesine dayanmadığı için bu süreler, ileride aynı işyerinde işçi olarak çalışılmaya başlansa dahi kıdem süresine eklenemez. Ancak, zorunlu staj süresini tamamlayan bir birey, aynı işverenin yanında iş sözleşmesi ile çalışmaya devam ederse, bu noktadan itibaren işçi sıfatını kazanır ve İş Kanunu hükümleri onun hakkında uygulanmaya başlar.
İş Kanunu’nun 4. maddesi, bazı özel durumları kanunun uygulama alanı dışında bırakmıştır. Bunlardan ilki profesyonel sporculardır. Profesyonel sporcular ile kulüpleri arasındaki ilişki iş sözleşmesine dayansa da, işin niteliği gereği İş Kanunu yerine Türk Borçlar Kanunu ve ilgili spor federasyonlarının (örneğin Türkiye Futbol Federasyonu) talimatları uygulanır. Önemli bir ayrım olarak; kulüplerde çalışan malzemeci, masör veya temizlikçi gibi sporcu olmayan personel, İş Kanunu kapsamında yer alır.
İkinci istisna grubu ise rehabilite edilenlerdir. Rehabilitasyon, sigortalılardan sürekli iş göremez veya malul hale gelmiş kişilerin yeniden meslek edindirilmesi veya tıbbi bakım ile topluma kazandırılması sürecidir. Bu süreçte yapılan çalışma, bir iş sözleşmesine dayanmadığı ve temel amacı mesleki eğitim/tedavi olduğu için bu kişiler İş Kanunu’nun sağladığı işçi haklarından yararlanamazlar.
Bu istisnalar, kanunun genel uygulama alanını daraltan özel düzenlemelerdir. Dolayısıyla, bir kişinin işçi sayılabilmesi için sadece bağımlı çalışması yeterli değildir; aynı zamanda bu çalışmanın bir iş sözleşmesine dayanması ve özel kanunlarla (Deniz İş, Basın İş gibi) veya istisna hükümleriyle kapsam dışı bırakılmamış olması gerekir.
Çalışma hayatını düzenleyen tek kanun 4857 sayılı İş Kanunu değildir. Deniz İş Kanunu ve Basın İş Kanunu, kendi özel çalışma alanlarını düzenleyen bağımsız yasalardır. Bu kanunların kapsamına giren gemi adamları ve gazeteciler, kendi özel kanunlarına tabidirler; dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu bu kişiler hakkında uygulanmaz.
İş Kanunu, Basın İş Kanunu veya Deniz İş Kanunu’nun kapsamına girmeyen, ancak bir iş sözleşmesi ile çalışan diğer işçiler için ise genel kanun niteliğinde olan Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulama alanı bulur. Bu durum, çalışma hayatında boşluk kalmamasını ve her çalışanın bir yasal güvenceye sahip olmasını amaçlayan bir sistemdir.
Özetle, bir çalışanın hangi kanuna tabi olduğu; yaptığı işin niteliğine, sözleşmenin türüne ve özel kanunların kapsamına göre belirlenir. İş Kanunu, sistemin merkezinde yer alsa da, özel kanunlar ve Borçlar Kanunu ile birlikte bir bütünlük arz eder.