← Ünite 4

Ünite 4: Klasik İktisat Politikaları — Konu Anlatımı

1Klasik Teoriye Giriş ve Temel Varsayımlar

Klasik teori, Adam Smith'in 'Milletlerin Refahı' adlı eserinin basıldığı 1776 yılından J.S. Mill'in öldüğü 1873 yılına kadar yaklaşık bir yüzyıl boyunca egemenliğini sürdürmüş ve etkisini 20. yüzyılın başlarına kadar hissettirmiştir. Bu teorinin önemli temsilcileri A. Smith, D. Ricardo, T.R. Malthus, J.B. Say, N.W. Senior ve J.S. Mill'dir. Klasikler teorilerini kurarken iktisadi liberalizmin akılcı, soyutlayıcı ve tümdengelimci yöntemini benimsemişlerdir. Savaşlar veya doğal afetler gibi dışsal gelişmeler sistemi geçici olarak aksatsa da, serbest piyasada oluşan fiyat mekanizması sayesinde sistem kendi kendini ayarlayarak yeniden dengeye gelmektedir.

Klasik teorinin üzerine kurulduğu üç temel varsayım bulunmaktadır: Birincisi, piyasada tam rekabet koşullarının geçerli olmasıdır; ikincisi, ücret, faiz oranı ve mal-hizmet fiyatlarının tamamen esnek olmasıdır; üçüncüsü ise J.B. Say'ın kanunu olan 'her arz kendi talebini yaratır' kuralıdır. Bu üç varsayımın geçerli olduğu bir ekonomide, piyasalar otomatik olarak tam istihdam düzeyine ulaşır.

Klasik makro modelin temel değişkenleri üretim, emek hacmi, tasarruf, yatırım, fiyatlar genel düzeyi, reel ve nominal ücretlerdir. Bu modelde devletin ekonomiye müdahale etmesi öngörülmez; kamunun temel görevi özel kesimin yapamayacağı otonom yatırımları gerçekleştirmek ve bütçenin mümkün olduğunca denk olmasını sağlamaktır.

2Klasik Üretim ve Emek Piyasası

Klasik teoride toplam üretim, makro üretim fonksiyonuna göre belirlenmektedir. Kısa dönemde sermaye stoku, doğal kaynaklar ve teknoloji sabit ve veri kabul edildiğinden, üretim miktarı sadece istihdam düzeyine (emek miktarına) bağlıdır. Üretim fonksiyonu y = f(L) şeklindedir ve azalan verimler kanunu nedeniyle emek miktarı arttıkça çıktı azalan oranda artış gösterir, yani emeğin marjinal fiziki ürünü azalır.

Emek piyasası, klasik modelin diğer tüm piyasaları etkileyen en kritik bileşenidir. Piyasada gayri iradi (istem dışı) işsizlik kesinlikle söz konusu değildir; görülen işsizlik tamamen bireylerin tercihi olan iradi işsizliktir. Fiyatların ve ücretlerin esnek olması sayesinde emek arzı ile emek talebi daima dengede kalır.

Emek talebi (LD), reel ücretin (W/P) azalan bir fonksiyonudur; reel ücret arttıkça emek talebi düşer. Emek arzı (LS) ise reel ücretin artan bir fonksiyonudur; reel ücret yükseldikçe çalışanların çalışma isteği ve dolayısıyla emek arzı artar. Piyasada herhangi bir arz veya talep fazlası oluştuğunda, parasal ücretlerin esnekliği sayesinde piyasa hızla tekrar dengeye gelir.

3Klasik Mal ve Para Piyasası

Mal piyasasında toplam arzı üretim fonksiyonu, toplam talebi ise Say Kanunu ('her arz kendi talebini yaratır') belirler. Tüketicilerin yaptığı tasarruflar, bankalar aracılığıyla üreticilere yatırım harcaması olarak geri döner. Tasarruf (S) faiz oranının artan bir fonksiyonuyken, yatırımlar (I) faiz oranının azalan bir fonksiyonudur. Faiz oranının esnekliği sayesinde I = S eşitliği daima sağlanır.

Klasik para piyasasında para, sadece değişim (mübadele) aracı olarak talep edilir ve atıl bekletilmesi söz konusu değildir. Para talebi gelir seviyesi (y) ile doğru, faiz oranı (i) ile ters orantılıdır. Para arzı ise piyasa dışında devlet tarafından belirlenen bağımsız bir değişkendir.

Klasik dikotomİ (ikilik) gereği parasal sektör ile reel sektör birbirinden tamamen ayrılmıştır. Para arzında meydana gelen değişmeler sadece fiyatlar genel düzeyini (P) ve parasal ücretleri (W) etkiler; istihdam, reel ücret ve milli gelir gibi reel değişkenleri asla değiştiremez.

4Klasik Yatırım, Büyüme ve Enflasyon Politikaları

Klasik teoride yatırımlar kâr oranının bir fonksiyonudur ve kaynağını tasarruflar oluşturur. Adam Smith ve David Ricardo, uzun dönemde kâr oranlarının düşmesiyle ekonominin genel bir durgunluğa (stationay state) düşeceğini öngörmüşlerdir. Malthus ise aşırı tasarrufun talebi düşürerek olumsuz etkiler yaratabileceğini savunmuş, gelirin tüketim ve tasarruf arasında dengeli dağılması gerektiğini belirtmiştir.

Klasik büyüme politikası, tasarruflar ve yatırımlar arasındaki ilişkiye dayanır. Yüksek tasarruflar yüksek yatırımları, onlar da yüksek iktisadi büyümeyi tetikler. Büyüme üzerinde nüfus miktarı ve nüfus artış hızı da etkilidir; yüksek nüfus kişi başına geliri ve dolayısıyla tasarrufları düşürerek büyüme hızını olumsuz etkileyebilir.

Enflasyonun klasik teorideki tek nedeni para arzındaki artışlardır. Miktar teorisi (Fisher'ın değişim denklemi M.V = P.Q) ile açıklanan bu duruma göre, paranın tedavül hızı (V) ve üretim (Q) sabitken para arzındaki (M) artış doğrudan fiyatlar genel düzeyini (P) yükseltir. Enflasyonla mücadelede reeskont oranları, rezerv oranları ve açık piyasa işlemleri gibi klasik para politikası araçları kullanılır.

5Neo-Klasik Teoriye Giriş ve Okullar

Neo-klasik teori, 1870'lerden 1929 büyük bunalımına kadar geçerliliğini korumuş ve analizin merkezine bireyleri yerleştirmiştir. Bu teoride tüketiciler fayda maksimizasyonu, üreticiler ise kâr maksimizasyonu peşindedir. Talebi belirleyen temel unsur 'fayda'dır ve üretim maliyeti yerini alternatif/fırsat maliyetine bırakmıştır. Neo-klasik teori homojen olmayıp dört ana okul etrafında şekillenmiştir: Avusturya, Lozan, Cambridge ve İsveç okulları.

Avusturya Okulu (Marjinalistler), malın değerinin subjektif bir unsur olan marjinal faydaya dayandığını savunur; Menger ve Böhm-Bawerk bu okulun önde gelen isimleridir. Lozan Okulu ise Walras ve Pareto öncülüğünde genel denge analizi üzerine odaklanmış, Walras matemetiksel iktisada öncülük ederken Pareto fayda yerine 'ofelimite' kavramını getirmiştir.

Cambridge Okulu, Alfred Marshall ve A.C.Pigou ile klasik teori ile marjinalistleri sentezlemiştir. Marshall kısmi denge analizi yapmış, zaman kavramını (kısa ve uzun dönem) ve talep elastikiyetini iktisada kazandırmıştır. İsveç Okulu ise Wicksell öncülüğünde doğal faiz oranı ile piyasa faiz oranı ayrımını yaparak konjonktür dalgalanmalarını ve para-üretim ilişkilerini incelemiştir.

6Neo-Klasik Yatırım, Büyüme ve Enflasyon

Neo-klasik teoride yatırımlar reel olarak ele alınır ve tasarruflar doğal faiz oranının artan, yatırımlar ise azalan fonksiyonudur. Wicksell'e göre bankaların piyasa faiz oranını doğal faiz oranının altında belirlemesi yatırımları ve kârları artırarak konjonktürel dalgalanmalara ve nihayetinde fiyat artışlarına yol açar. Tasarruf ve yatırım doğal faiz oranında dengeye gelir.

Neo-klasik büyüme modelleri (Solow, Swan, Meade) sermaye birikimi ve verimliliğe dayanır. Kişi başına sermaye birikiminin artması kişi başına reel geliri artırır. Bu modellerde faktörler arası ikame (emek ve sermayenin birbirinin yerine geçebilmesi) mümkün görülmekte ve nüfus artış hızı ile teknolojik gelişmeler büyümenin ana itici güçleri olarak kabul edilmektedir.

Neo-klasik teoride enflasyon yine paranın miktar teorisiyle açıklanır; ancak Cambridge okulu 'Cambridge Denklemi' (Ms = k.P.Q) ile para talebine (k) daha fazla ağırlık vermiştir. Reel para talebi sabitken para arzındaki artış doğrudan harcamaları tetikleyerek fiyatlar genel düzeyini yükseltir ve enflasyona neden olur.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250