← Ünite 14

Ünite 14: Uluslararası Düzeyde İş Sağlığı ve Güvenliği’ ni Düzenleyici Kaynaklar — Konu Anlatımı

1Uluslararası Düzeyde İş Sağlığı ve Güvenliği Düzenlemelerinin Gelişimi ve Önemi

İş sağlığı ve güvenliğinin uluslararası boyutta genel kurallara ve yasalara bağlı olması, çalışma hayatının tüm ülkelerde belirli standartlarda yürütülmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Bu kapsamda çalışma hayatını düzenleyen uluslararası kurum ve organizasyonlar sürekli çalışmalar yürütmekte; bu çalışmalar yapılırken insanlık onuruna yaraşır çalışma olgusu dikkate alınmakta ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi temel kaynak olarak gösterilmektedir.

Çalışma hayatını uluslararası düzeyde düzenleyen en temel kuruluş olan Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO), iş sağlığı ve güvenliği kapsamında da birçok düzenleyici uygulamayı hayata geçirmektedir. İLO, kendisine bağlı tüm üye ülkelere ortaya koyduğu standartlara uyma zorunluluğu getirmektedir. Buna ek olarak, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de çalışma hayatlarında ortak standartlar belirlemek adına direktifler yayınlamakta ve bu direktiflerin tüm üye ülkeler ile aday ülkeler tarafından uygulanmasını beklemektedir.

Çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği hakkında nitelikli ve bağlayıcı düzenlemelerin yapılması ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda hız kazanmıştır. Uluslararası düzenlemelerin birçoğunda, sanayileşmeyle birlikte artış gösteren iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı alınacak önlemler ele alınmıştır. Dünyada yankı bulan bu uluslararası düzenlemeler, bütün üye ülkelere rehberlik eden birer yol haritası niteliği taşımaktadır.

2Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) ve Yapısı

Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO), 1919 yılında imzalanan Versay Antlaşması temelinde atılan ve Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturan Milletler Cemiyeti bünyesinde ortaya çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Paris'te, işçilerin artan sosyal sorunlarını ortadan kaldırmak ve reformlar geliştirerek bunları uluslararası düzeyde uygulamak amacıyla kurulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında İLO'da temel değişiklikler meydana gelmiş, kurum kapsam ve amaçlarını genişleterek örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık hakkı, zorla çalıştırılmanın engellenmesi, fırsat eşitliği ve çocuk işçiliği gibi konularda standartlar oluşturmayı amaçlamıştır.

İLO; mesleki eğitim, istihdam politikası üretimi, iş hukuku, endüstriyel ilişkiler, çalışma standartlarının iyileştirilmesi, sosyal güvenlik, çalışma istatistikleri ve İSG konularında teknik yardım hizmetleri sağlamaktadır. Ayrıca bağımsız işçi ve işveren sendikalarının kurulmasını desteklemekte, bu sivil örgütlere eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. BM sistemi içinde kendine has bir yönetim sistemine sahip olan İLO, sosyal diyalog ve eşit temsil sistemine büyük önem vermektedir ve bu yapı 'üçlü temsil sistemi' olarak adlandırılmaktadır.

İLO'nun üç temel organı bulunmaktadır: Uluslararası Çalışma Konferansı (UÇK), Uluslararası Çalışma Bürosu (UÇB) ve Yönetim Konseyi. UÇK, sosyal politikanın ve çalışma hukukunun temelini oluşturan sözleşme ve tavsiye kararlarının görüşülerek genel kurula sunulmasından sorumludur. Yılda bir kez Cenevre'de toplanan UÇK'ya üye her ülkeden ikisi hükümet, biri işçi ve biri işveren konfederasyonundan olmak üzere dört temsilci katılır. Örgüt bütçesinin yönetilmesi ve üyeliğe kabul veya ret gibi kritik kararlar da UÇK tarafından alınır.

3İLO Sözleşmeleri ve Bağlayıcılık Mekanizması

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından bugüne kadar toplam 188 sözleşme ve 199 tavsiye kararı kabul edilmiştir. Türkiye, İLO tarafından yayınlanan sözleşmelerin bir kısmını onaylamış olup, onaylanan 59 sözleşmeden 53'ü yürürlüktedir; 4 sözleşmeye karşı çıkılmış ve son dönemde yeni onaylar gerçekleştirilmiştir. Sözleşmeleri onaylayan ülkeler, ulusal mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yaparak iç hukuklarını İLO sözleşmelerine uyumlu hale getirmek ve İLO denetimine tabi olmak zorundadır.

İLO'nun hukuki anlamda bağlayıcı faaliyeti yasama alanındadır. Kabul edilen sözleşmeler üye ülkelere onay için gönderilir; ilgili ülkenin yasama organınca kabul edildikten sonra bağlayıcılık kazanır. Buna karşın tavsiye kararlarının iç hukuk tarafından onaylanmasına gerek yoktur. İLO, çalışma hayatının baş sorunları arasında gördüğü İSG alanında çok sayıda sözleşme imzalamıştır. Bunlar arasında 15, 35, 42, 81, 102, 115, 119, 127, 155 ve 161 numaralı sözleşmeler öne çıkmaktadır.

Özellikle 1981 tarihli 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme ile 1985 tarihli 161 sayılı İş Sağlığı Hizmetleri Sözleşmesi büyük önem taşımaktadır. 155 sayılı sözleşme, her işkolu ve meslekte uygulanmayı hedeflerken, balıkçılık ve deniz taşımacılığı gibi alanlarda kapsam üye devletlere bırakılmıştır. 2006 yılında ise teknolojik evrim ve yeni riskler göz önüne alınarak 155 sayılı sözleşmeyi geliştiren 187 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi kabul edilmiştir.

4İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Sosyal Güvenlik Hakkı

Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Türkiye tarafından 6366 sayılı Kanun ile 10 Mart 1954 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye, kurucu ülke statüsüyle bu bildirgeyi ilk onaylayan ülkeler arasında yer almaktadır. Bu bildirge, vatandaşlara ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda özgürlükler yüklemiş ve devletlerin sorumluluklarını artırmıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 22. maddesi ile bireylere iş sağlığı ve güvenliği hakkı tanınmıştır. Maddeye göre, herkesin toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenliğe hakkı olduğu; ulusal çabalar ve uluslararası işbirliği yoluyla ekonomik, sosyal ve kültürel hakların gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda, tüm bireylerin iş yerindeki sağlık ve güvenliklerinin sosyal güvenliğin koruması altında olduğu ifade edilmektedir.

Bildirge, insanların tamamının sosyal güvence içinde yaşama hakkına sahip olduğunu belirtir. Her vatandaşın yiyecek, giyecek, konut, tıbbi bakım ve sosyal hizmetlerden yararlanması, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk veya ihtiyarlık gibi geçim imkanlarından mahrum kalındığı durumlarda devlet tarafından gözetilmesi gerektiği önemle vurgulanmıştır.

5Avrupa Sosyal Şartı ve Sağlığın Korunması

Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni sosyal ve ekonomik haklar yönünden tamamlayan en önemli uygulamadır. 18 Ekim 1961'de Torino'da imzalanan Şart, 26 Şubat 1965'te yürürlüğe girmiştir. Şart'ın 11. maddesi 'Sağlığın Korunması' hususuna vurgu yaparken, 1. maddesi 'Sağlık ve Sosyal Yardım Hakkı' alanındaki düzenlemeleri ele almaktadır.

Avrupa Sosyal Şartı'nın 3. maddesi 'Güvenli ve Sağlıklı Şartlarda Çalışma Koşullarına Sahip Olma Hakkı' başlığı altında İSG düzenlemelerini güvence altına alır. Bu madde; yasal düzenlemeler yapılmasını, iş kazası ve meslek hastalıklarını önleyici yönetim sistemlerinin uygulanmasını, tehlikeli durumlara karşı işçi sendikalarıyla diyalog kurulmasını amaçlar. Eklenen fıkralarla çalışma ortamının uluslararası standartlara kavuşturulması ve ulusal politikaların denetlenmesi zorunlu kılınmıştır.

Şart'ın çağdaş normlara uyumunu sağlamak amacıyla 'Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı' 1 Temmuz 1999'da yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu şartı 27 Eylül 2006 tarihinde 5547 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Gözden geçirilmiş metinde kadın işçilerin ve analığın korunması (8. madde) gibi yeni düzenlemeler getirilmiş; çalışanların temel bir hakkı olarak İSG ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği ilk kez bu denli net ifade edilmiştir.

6Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı

Avrupa Topluluklarını kuran ilk antlaşmalarda temel hak ve özgürlüklerin yer almaması nedeniyle, Avrupa Parlamentosu'nda yapılan toplantılar sonucunda 1992 yılında temel hakların antlaşma metnine girmesine karar verilmiştir. AB'nin gelişim süreci göz önüne alınarak hakların tek bir şartta toplanması kararlaştırılmış ve çalışmalar 2000 yılındaki Köln Zirvesi'nde sonuçlanarak 'Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı' imzalanmıştır.

Birlik, sosyal ve çalışma hayatında bireyi merkezine alarak hak ve çıkarlarını korumak adına bu şartı uygulamaya koymuştur. İSG'nin çalışma hayatında temel bir hak olduğu ilkesinden hareketle, şart içerisine bireylerin çalışma hayatındaki sağlık ve güvenlik haklarını koruyucu maddeler eklenmiştir.

Şart'ın 5. maddesinin 2. fıkrasında 'hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı' kuralına yer verilmiş, 31. maddesinde ise 'her işçinin sağlığını, güvenliğini ve saygınlığını gözeten çalışma koşullarına sahip olma hakkının var olduğu' açıkça hüküm altına alınmıştır.

7Avrupa Birliği Direktifleri ve Türk İş Hukukuna Etkisi

Avrupa Birliği sosyal politikası kapsamında iş sağlığı ve güvenliği sürekli gelişme seyri izlemiştir. Ortak bir sosyal politika oluşturulması amacıyla 'Beyaz Kitap' kaleme alınmış; bu kitap iş niteliği, çalışma koşulları, fırsat eşitliği, sosyal koruma ve iş sağlığı ve güvenliği gibi alanları belirlemiştir. Süreç içinde İSG unsuru öznel bir yapıya kavuşmuş ve kendi direktifleriyle desteklenmiştir.

AB müktesebatının temelini 89/391 sayılı Çerçeve Direktif oluşturmaktadır. Bu direktif, işçi ve işveren arasında uyulması gereken temel kuralları belirler ve 5. maddesinde tarafların birbirlerini sürekli gözetmek zorunda olduğunu ifade eder. Çerçeve direktifi tamamlayan bireysel direktifler, işyeri, ekipman, ağır yük, kişisel koruyucular gibi alanları detaylı şekilde düzenler. Üye ülkeler bu direktifleri iç hukuklarına uyarlamak zorundadır; aksi takdirde Avrupa Adalet Divanı'nda yargılanır ve tazminat cezalarıyla karşılaşabilirler.

Türkiye'nin İSG mevzuatı büyük ölçüde AB direktiflerinin ulusal hukuka aktarılmasıyla oluşturulmuştur. Yönetmeliklerin kısa sürede çıkarılması amacıyla doğrudan çeviriler yapılması, bazı yapısal uyuşmazlıkları ve işverenler açısından uygulama zorluklarını beraberinde getirmiştir. Nitekim bazı yönetmelikler Danıştay kararlarıyla iptal edilmiştir. Uzun vadede ise bu direktifler işgücü ve işletme verimliliğini artıran koruyucu bir politika olarak dönmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250