Toplumdaki sosyal riskleri ve yoksulluğu azaltmak amacıyla devletin veya uluslararası örgütlerin müdahale ettiği, refahı artırmayı hedefleyen politikalar bütünüdür.
Dünya genelinde ekonomik, politik ve kültürel bütünleşmenin artması, sermaye ve mal akışının ulusal sınırları aşarak tek bir sistem haline gelmesi sürecidir.
Vatandaşlarına eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi temel hakları bir görev olarak sunan, sosyal sonuçları realize eden devlet modelidir.
10 Aralık 1948'de kabul edilen, sosyal güvenlik ve sosyal hakların uluslararası düzeyde ilk kez ifade edildiği temel belgedir.
Çalışma standartlarını belirleyen, işçi haklarını korumayı ve sosyal adaleti sağlamayı amaçlayan BM bağlantılı uluslararası kuruluştur.
17. ve 18. yüzyıl devrimleriyle ortaya çıkan, devletin müdahale etmemesini esas alan sivil ve politik haklardır (negatif haklar).
19. yüzyılda sanayi toplumunun ihtiyaçlarına yanıt olarak doğan, devletin pozitif müdahalesini gerektiren sosyal ve ekonomik haklardır.
20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan, temiz çevre ve sürdürülebilir kalkınma gibi kolektif dayanışma haklarıdır.
Kendi faydasını maksimize etmeye odaklanan, sosyal yönü zayıf, rasyonel ve mekanik bir insan modelidir.
Faydasını maksimize etmek yerine, sınırlı hedefler içinde kendisini tatmin eden alternatifleri tercih eden sosyal varlıktır.
Üretim maliyetlerini düşürmek için sosyal hakların ve çalışma standartlarının bilinçli olarak düşük tutulması veya kısıtlanmasıdır.
Merkezleri genellikle gelişmiş ülkelerde bulunan, dünya genelindeki doğrudan yatırımların büyük kısmını kontrol eden devasa ekonomik birimlerdir.
Kitlesel üretim ve kitlesel tüketime dayalı, standartlaşmış ürünlerin üretildiği 1950-60'ların ekonomik modelidir.
KOBİ'lerin teknolojik yeniliklere ve değişen taleplere hızlı uyum sağladığı, üretim sürecinin parçalara ayrıldığı bir modeldir.
Toyota tarafından geliştirilen, stokları minimize eden, 'sıfır hata' ve 'sürekli iyileştirme' (Kaizen) odaklı üretim sistemidir.
İşgücünün merkez ve çevre olarak ayrıldığı, merkez işçilerin çok becerikli, çevre işçilerin ise sayısal olarak esnetilebilir olduğu yönetim biçimidir.
Devletin düzenleyici kurallarının uygulanmadığı, sosyal güvenceden yoksun ve istikrarsız çalışma ilişkilerinin olduğu alandır.
Rekabetin çok yüksek olduğu piyasalarda kötü standartların iyi standartları kovma eğiliminde olduğunu ifade eden ilkedir.
Yurt dışından gelen malları yerli üretimle ikame ederek dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen korumacı ekonomi politikasıdır.
Danimarka modeli olarak bilinen, esnek işgücü piyasası ile cömert işsizlik sigortasını birleştiren dengeleyici sistemdir.
Yabancı şirketlerin başka bir ülkede üretim tesisi kurması veya mevcut bir şirketi devralması yoluyla sermaye aktarmasıdır.
Ekonomik krizlerin ve dönüşümlerin temelinde teknolojik devrimlerin (biyoteknoloji, enformasyon vb.) yattığını savunan kuramdır.
Kilise'nin sosyal mesajlarını farklı kültürlere adapte etme projesidir.
II. Dünya Savaşı sonrası dünya barışını ve güvenliğini korumak, ekonomik ve sosyal işbirliğini sağlamak amacıyla 1945 yılında kurulan devletlerarası uluslararası örgüt.
BM'nin barış ve güvenliği korumakla görevli, 5 daimi ve 10 geçici üyeden oluşan, bağlayıcı kararlar alma yetkisine sahip en güçlü organı.
Gıda güvenliğini sağlamak, tarımsal verimliliği artırmak ve açlıkla mücadele etmek amacıyla 1945'te kurulan BM Gıda ve Tarım Örgütü.
Çocukların sağlığı, eğitimi, korunması ve beslenmesi için çalışan, 1946'da kurulan BM Çocuklara Yardım Fonu.
Uluslararası sağlık standartlarını belirleyen, salgın hastalıkları kontrol altına alan ve küresel sağlık politikalarını yöneten BM kuruluşu.
Ülkelerin kalkınma süreçlerini destekleyen, yoksulluğu azaltma ve demokratik yönetişim projeleri yürüten BM Kalkınma Programı.
Gelir, eğitim ve sağlık göstergelerini birleştirerek ülkelerin insani gelişmişlik düzeyini ölçen, UNDP tarafından geliştirilen bir endekstir.
Amartya Sen tarafından geliştirilen, refahın gelirle değil, bireylerin değerli işlevleri başarma özgürlüğü (yapabilirlikleri) ile ölçülmesi gerektiğini savunan yaklaşımdır.
BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin, herhangi bir kararın geçmesini tek başlarına engelleme yetkisidir.
Tüm BM üye devletlerinin temsil edildiği, BM'nin ana istişare organı ve karar alma merkezidir.
BM'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve insani konulardaki çalışmalarını koordine eden, 54 üyeli temel organıdır.
Lahey'de bulunan, devletler arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözen ve BM'ye hukuki danışmanlık yapan ana adli organdır.
Gelir eksikliğinin ötesinde; eğitim, sağlık ve temiz suya erişim gibi temel insani imkanlardan mahrum olma durumudur.
Bir ülke vatandaşlarının ürettiği mal ve hizmetlerin toplam değerini yansıtan, İGE hesaplamalarında kullanılan gelir göstergesidir.
BM'nin öncüsü olan, I. Dünya Savaşı sonrası barışı korumak için kurulan ancak II. Dünya Savaşı'nı engelleyemeyen örgüttür.
BM'nin amaçlarını, ilkelerini ve örgütsel yapısını belirleyen, 1945'te imzalanan kurucu antlaşmadır.
Güvenlik Konseyi'nde veto hakkına sahip olan ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya'dan oluşan 5 ülkedir.
Kadın ve erkekler arasındaki üreme sağlığı, güçlenme ve iş gücüne katılım farklarını ölçen endekstir.
Bağımsız olmayan bölgelerin özerklik kazanma süreçlerini denetlemek için kurulan ancak günümüzde görevi biten BM organıdır.
Gelişmiş ülkeler için İnsani Yoksulluk Endeksi hesaplamasında kullanılan, OECD tarafından tanımlanan bir eğitim kriteridir.
Genel Sekreter'in uluslararası krizlerin tırmanmasını önlemek için tarafsız bir arabulucu olarak yürüttüğü diplomatik çabalardır.
Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan, günümüzün kalkınma gereksinimlerini karşılama ilkesidir.
BM'nin idari işlerini yürüten, Genel Sekreter'in başkanlığındaki birimdir.
Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında 1944'te kurulan ekonomik işbirliği. AB'nin ilk fiili çekirdek adımı olarak kabul edilir.
1950'de Fransız Dışişleri Bakanı tarafından yapılan, kömür ve çelik kaynaklarının ortak bir havuzda toplanmasını öneren bildiri. AB'nin temelini atmıştır.
1967 yılında AKÇT, AET ve AAET'nin tek bir çatı altında, Avrupa Topluluğu (AT) olarak birleşmesini sağlayan antlaşmadır.
1992'de imzalanan, Avrupa Birliği'ni kuran ve vatandaşlık statüsünü getiren antlaşmadır. Sosyal politika alanında yetkileri artırmıştır.
AB Konseyi'nde kararların alınmasında kullanılan, ülkelerin nüfus ağırlıklarına göre belirlenen oy sistemidir.
Üye devletlerin ulusal sosyal politikalarını, ortak hedefler doğrultusunda koordine etmelerini sağlayan yönetim modelidir.
Sosyal yardımların, kişinin çalışması veya iş araması şartına bağlanmasıdır. İngiltere modelinde sıkça görülür.
Vatandaşların refah gereksinimlerinin piyasa koşullarından bağımsız olarak devlet tarafından karşılanmasıdır. İskandinav modelinin temelidir.
Siyasi partilerin, seçmenlerine kamu kaynakları veya iş olanakları üzerinden destek sağlamasıdır. Güney Avrupa modelinde yaygındır.
AB kurumlarının kötü idari uygulamalarına karşı vatandaşların şikayetlerini inceleyen bağımsız makamdır.
İşçi ve işveren temsilcilerinin AB düzeyinde politika oluşturma süreçlerine katılımıdır.
Almanya modelinde çalışanların primleriyle emeklilerin maaşlarının ödenmesi sistemidir.
Bireylerin iş piyasasında aktif kalabilmeleri için eğitim ve becerilerinin geliştirilmesidir.
Devletin sosyal müdahalesinin minimize edildiği, piyasa mantığının esas olduğu refah modelidir.
Mesleki grupların ve çıkar gruplarının işbirliğine dayalı, statü odaklı sosyal sigorta modelidir.
Sosyal hizmetlerden faydalanmak için vatandaş olmanın yeterli olduğu, sınıf ayrımı gözetmeyen modeldir.
Bireylerin ekonomik ve sosyal hayata katılımının engellenmesi durumu; AB'nin mücadele ettiği bir sorundur.
Üye ülkelerin gümrük alanlarının tek bir alana dönüştüğü ve ortak dış ticaret politikası uyguladığı yapıdır.
AB'nin para politikasını yöneten, fiyat istikrarını hedefleyen kurumdur.
İngiltere'de acil durumlar için verilen takdire bağlı yardımları içeren mekanizmadır.
Fransa'da 1988'de başlatılan, sosyal sözleşmeye dayalı garantili asgari gelir desteğidir.
Üye devletlerin Birlik hukukuna aykırı davrandıklarında Adalet Divanı'nda karşılaştıkları dava türüdür.
Avrupa Parlamentosu'nun hükümet benzeri bir yürütme gücü olmaması nedeniyle görevlerini danışma ve denetimle sınırlı tutmasıdır.
Devletin sadece piyasanın başarısız olduğu durumlarda devreye girdiği liberal refah modelidir.
Güney Avrupa modelinde formel sektör çalışanları ile enformel sektör çalışanları arasındaki büyük destek farkıdır.
Sosyal güvenlik sistemlerinin uyumlaştırılması yerine, farklı ülkelerdeki hakların korunması için eşgüdümlü hareket edilmesidir. Örnek: Bir işçinin farklı ülkelerdeki prim günlerinin birleştirilmesi.
Üye ülkelerin kendi sistemlerinde geçen sigortalılık sürelerinin birleştirilerek hak kaybının önlenmesi sürecidir. Örnek: Yaşlılık aylığına hak kazanmak için farklı ülkelerdeki çalışma sürelerinin toplanması.
Sigortalı olunan birden fazla ülkedeki yardım miktarlarının, her ülkedeki prim ödeme gün sayısına göre dengeli dağıtılmasıdır. Örnek: Emekli maaşının çalışılan her ülkenin kendi mevzuatına göre hesaplanıp ödenmesi.
Sosyal Güvenliğe İlişkin Bilgilerin Elektronik Ortamda Değişimi ağıdır. Üye ülkelerin sosyal güvenlik kurumları arasında hızlı ve güvenli bilgi alışverişini sağlar.
Yasal yaptırımı olmayan, gönüllülük esasına dayalı, en iyi uygulamaların paylaşıldığı bir yönetim stratejisidir. Örnek: Üye ülkelerin istihdam hedeflerine ulaşmak için birbirlerinin başarılı politikalarını örnek alması.
AB'nin ancak yerel veya ulusal girişimden daha etkin olacağı durumlarda harekete geçmesidir. Örnek: Sosyal konuların öncelikle üye ülkelerce yönetilmesi.
Yasal yaptırımı olmayan, siyasi taahhütlere dayalı düzenleme biçimidir. Örnek: İstihdam Kılavuzları'nın üye ülkelerce uygulanması.
Ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde işçi ve işveren örgütlerinin katılımını sağlayan danışma ve müzakere mekanizmasıdır.
Sosyal tarafların müzakere ederek imzaladığı ve Konsey onayıyla AB yasası haline gelen metinlerdir. Örnek: İşkolu düzeyinde yapılan çalışma sürelerine ilişkin antlaşmalar.
Nüfusun değişen çevre koşullarına göre vasıf kazanması ve istihdam fırsatını yitirmemesidir. Örnek: Genç işsizliğine karşı mesleki eğitim programları.
İşletme kurmanın kolaylaştırılması ve istihdam yaratan işletmelerin desteklenmesidir. Örnek: İşletmeler üzerindeki idari yüklerin azaltılması.
İşletmelerin ve çalışanların değişen koşullara uyum sağlama yeteneğidir. Örnek: Yaşam boyu öğrenme stratejileri.
Cinsiyet ayrımcılığının kaldırılması ve iş-aile yaşamının uyumlaştırılmasıdır. Örnek: Kadın istihdamını artırmak için çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması.
Türkiye'de ekonomik ve sosyal politikaların oluşumunda toplumsal uzlaşmayı sağlamak amacıyla kurulmuş danışma organıdır.
Çalışma hayatı ile ilgili konularda hükümet, işçi ve işveren temsilcilerini bir araya getiren, ESK'ya göre daha eşitlikçi bir yapıya sahip kurul.
Türkiye'nin en eski üçlü danışma yapısı olup, çalışma hayatına dair konuların tartışıldığı ancak zamanla işlevselliğini yitiren bir platformdur.
65 yaş ve üzeri nüfusun 15-64 yaş grubundaki nüfusa oranıdır. Örnek: Türkiye'nin AB ülkelerine göre bu oranın düşük olması.
Muhtaç ailelere çocuklarını okula göndermeleri şartıyla yapılan yardımlardır. Örnek: Şartlı Eğitim Yardımları (ŞEY).
İşsizlerin işgücü piyasasına dönüşünü hızlandırmayı amaçlayan önlemlerdir. Örnek: Mesleki yeniden eğitim kursları.
İşsizlik döneminde gelir kaybını telafi etmeye yönelik yardımlardır. Örnek: İşsizlik maaşı ödemeleri.
Maastricht Antlaşması ile yürürlüğe giren ve sosyal diyaloga kurumsal yapı kazandıran metindir.
AB'de istihdam politikası konusunda koordinasyonu kolaylaştırmak için kurulmuş üçlü danışma organıdır.
Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Konseyi ve Sosyal Taraflar arasında yürütülen ekonomik politika görüşmeleridir.
İşsizlik nedeniyle ortaya çıkan geçim sıkıntısına karşı sosyal güvence sağlayan sigorta koludur.
Bireyleri yaşam boyu karşılaşabilecekleri risklere karşı güvence altına alan sistemlerin bütünüdür.
ILO'nun temel çalışma prensibi olan üçlü yapıdır. Hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinin karar alma süreçlerine eşit veya dengeli katılımını ifade eder.
ILO'nun en üst yasama organıdır. Yılda bir kez Cenevre'de toplanarak sözleşme ve tavsiye kararlarını kabul eder.
Üye devletler tarafından onaylandığında bağlayıcı olan, asgari çalışma standartlarını belirleyen temel hukuki metinlerdir.
Onaylanması zorunlu olmayan, sözleşmeleri tamamlayan veya yol gösteren esnek hukuki belgelerdir.
ILO Standartları Uygulama Komitesi'nin, sözleşmeleri en kötü uygulayan ülkeleri ilan ettiği listedir; moral baskı aracıdır.
Bir ülkenin sözleşme ihlallerinin ciddiyetini vurgulamak için Aplikasyon Komitesi raporunda yer verilen özel uyarı bölümüdür.
1944'te kabul edilen, 'Emek bir mal değildir' ilkesini benimseyen ve ILO'nun amaçlarını güncelleyen temel yasa metnidir.
Sözleşme uygulamalarındaki sorunları yerinde çözmek için hükümet ve sosyal taraflarla yapılan görüşme yöntemidir.
1950'de kurulan, sendikal hak ihlallerini yargı organı gibi inceleyen 9 kişilik özel denetim organıdır.
İstihdam, sosyal koruma, çalışma hakları ve sosyal diyaloğu kapsayan, insan onuruna uygun çalışma hedefidir.
2009'da kabul edilen, ekonomik krizlerin istihdam üzerindeki etkilerini azaltmayı hedefleyen bir belgedir.
ILO'nun yürütme organıdır; 56 üyeden oluşur ve konferanslar arası dönemde örgütü yönetir.
ILO'nun sekretaryasıdır; Genel Müdür tarafından yönetilir ve teknik araştırmalar yapar.
Onay gerektirmeyen, bağlayıcı olmayan ancak yol gösterici nitelikteki belgelerle yürütülen hukuk yaklaşımıdır.
ILO'nun çekirdek ilkelerini (zorla çalıştırma, sendika özgürlüğü vb.) içeren 8 adet vazgeçilmez sözleşmedir.
ILO çalışma normlarının işleyişi için kritik olan, 2008'den beri bu isimle anılan 4 sözleşmedir.
Temel ve yönetişim sözleşmeleri dışında kalan, sektörel veya spesifik konuları düzenleyen sözleşmelerdir.
ILO'nun kuruluş amacıdır; evrensel barışın ancak çalışma hayatında adaletin sağlanmasıyla mümkün olacağı ilkesidir.
Bir sözleşme taslağının UÇK'de iki yıl üst üste görüşülerek olgunlaştırılması yöntemidir.
Kabul edilen sözleşme ve tavsiyelerin son hukuki metin haline getirilmesini sağlayan komitedir.
1944 yılında IMF ve Dünya Bankası'nın kurulduğu konferanstır. İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel finansal sistemin temellerini atmıştır.
IMF ve Dünya Bankası'nın kredi karşılığında ülkelere dayattığı, özelleştirme ve harcama kısıntılarını içeren ekonomik reform paketleridir.
Üyelerin IMF'ye ödediği sermaye katkısıdır. Bu miktar ülkenin oy gücünü ve kredi çekme kapasitesini belirler.
IMF'nin üye ülkelere sağladığı, uluslararası rezerv varlığı olarak kullanılan bir hesap birimidir.
IMF'nin ödemeler dengesi sorunu yaşayan ülkelere, belirli ekonomik şartları yerine getirmeleri karşılığında sağladığı destekleme anlaşmasıdır.
Kredi alacak ülkenin, IMF'ye uygulayacağı ekonomik ve mali politikaları taahhüt ettiği resmi belgedir.
Dünya Bankası'nın ana kuruluşu olup, orta gelirli ülkelere sürdürülebilir kalkınma için kredi ve danışmanlık sağlar.
Dünya Bankası'nın piyasa koşullarında borçlanamayan en yoksul ülkelere düşük faizli kredi sağlayan birimidir.
Gelişmekte olan ülkelerde özel sektör yatırımlarını teşvik eden ve devlet garantisi istemeyen Dünya Bankası kuruluşudur.
Yabancı yatırımcıları ticari olmayan risklere (savaş, sivil karışıklık vb.) karşı sigortalayan Dünya Bankası birimidir.
Devletler ve yabancı yatırımcılar arasındaki yatırım uyuşmazlıklarını tahkim ve uzlaştırma yoluyla çözen merkezdir.
1980 raporunda tanımlandığı üzere, hastalık, eğitimsizlik ve yetersiz beslenme ile karakterize edilen yaşam durumudur.
İnsanların eğitim, sağlık ve beceri düzeylerini ifade eder; kalkınma için temel bir yatırım alanı olarak görülür.
Yapısal uyum programlarının yoksullar üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için oluşturulması önerilen sosyal koruma mekanizmasıdır.
IMF'nin üye ülkelerin ekonomik politikalarını düzenli olarak izleyerek küresel istikrarı destekleme sürecidir.
IMF'nin küresel dengesizlikleri azaltmak için sistemik öneme sahip ülke gruplarını bir araya getirdiği toplantılardır.
Ağır borç yükü altındaki yoksul ülkelerin borçlarını hafifletmek için başlatılan uluslararası programdır.
Çok Uluslu Borç Hafifletme Girişimi olup, yoksul ülkelerin borç yükünü azaltmayı hedefler.
Devletin ekonomideki payının küçültülmesi, özelleştirme ve serbest piyasa ilkelerinin hakim kılınması anlayışıdır.
IMF ve Dünya Bankası'nın faaliyetlerinin yoksulluk, eğitim ve sağlık gibi toplumsal refah alanlarına yansımasıdır.
İslam'da sosyal politikanın en temel zorunlu kurumudur; nisap miktarı mala sahip olanların belirli bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermesidir. Örneğin, Kur'an'da 34 kez geçerek sosyal adaletin sağlanmasında merkezi bir rol oynar.
Allah rızası için yapılan her türlü iyilik ve yardımdır; farz (zekât gibi) ve nafile (gönüllü) olarak ikiye ayrılır. İslam'da sosyal politika uygulamalarının üst kavramıdır.
Kişinin kendisi muhtaç olsa dahi elindekini başkasına tercih etmesi, yani diğergamlıktır. İslam'da gönüllü sosyal politikanın en üst seviyesini temsil eder.
Menfaat beklentisi olmadan, sadece hayır amacıyla yapılan faizsiz ödünç verme işlemidir. Toplumda darda kalanların ihtiyacını gidermek için kullanılan bir sosyal dayanışma aracıdır.
Ramazan ayında, bayram gününe yetişen her Müslümanın vermesi gereken bir baş vergisidir. Büyük-küçük, kadın-erkek herkes için ödenmesi zorunlu bir sadakadır.
İslam'a karşı yumuşatılmak veya inançları pekiştirilmek istenen kişilere zekâttan verilen paydır. Zekâtın verilebileceği sekiz sınıftan biridir.
Yolcu demektir; kendi ülkesinde zengin olsa bile yolculuk sırasında muhtaç duruma düşen kişileri ifade eder. Zekât verilebilecek sekiz zümreden biridir.
Bir emre aykırı davranış veya meşru bir mazeretle yapılamayan ibadetlerin karşılığında ödenen mali veya bedeni cezadır. Örneğin, oruç tutamayanların verdiği fidye bir kefaret türüdür.
1969 yılında kurulan, İslam dünyasının siyasi ve ekonomik dayanışmasını hedefleyen uluslararası örgüttür. 57 üyesiyle BM'den sonra dünyadaki en geniş katılımlı kuruluştur.
1975'te kurulan, üye ülkelerin ekonomik kalkınması için faizsiz finansman sağlayan bankadır. Kâr/zarar ortaklığı prensibiyle çalışır.
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'dir; başkanlığını Türkiye'nin yürüttüğü, İİT'nin ekonomik işbirliğini koordine eden önemli bir organdır.
Zekât yükümlülüğü için gerekli olan asgari mal miktarıdır. Bir kişinin zengin sayılması ve zekât vermesi için malının bu sınırı aşması gerekir.
İhtiyaç sahibi olup istemekten çekinen veya temel ihtiyaçlarını karşılayamayan kimsedir. Zekâtın en temel veriliş hedefidir.
Fakirden daha kötü durumda olan, hiçbir şeyi bulunmayan veya çalışma gücü olup da geçimini sağlayamayan kimselerdir. Zekât verilecek sekiz gruptan biridir.
Ağır borç altında olan kimselerdir; toplumun huzuru için kefil olup borçlananları da kapsar. Zekât ile desteklenmeleri Kur'an'da emredilmiştir.
Ülkelerin sağlık, eğitim ve gelir düzeylerini ölçen bir göstergedir. İİT ülkelerinin sosyal politika performanslarını değerlendirmede kullanılır.
Ekonomik olarak ani zenginleşen ancak kültürel derinliği zayıf olan kişilerin, statülerini kanıtlamak için yaptıkları aşırı harcamalardır. İslam'da israf olarak görülür.
Tasavvufi bir kavram olup, kişinin zengin olmasına rağmen dünyevi hırslardan arınmak için fakir gibi yaşamayı tercih etmesidir.
2005 yılında Mekke Zirvesi'nde kabul edilen, İslam ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik reformları hedefleyen kapsamlı bir kalkınma programıdır.
Bir ülkenin sahip olduğu eğitimli, yetenekli ve sağlıklı işgücüdür. İİT ülkelerinde okur-yazar oranları bu sermayenin temel göstergesidir.
İslam ülkelerinin tarihsel süreçte geri kalmasının temel nedenlerinden biri olarak görülen, kaynakların dış güçlerce kullanılması durumudur.
18. yüzyılda teknolojik gelişmelerle başlayan, üretim biçimlerini ve toplumsal yapıyı kökten değiştiren süreçtir. Örnek: Buhar makinesinin icadı ile fabrika sistemine geçilmesi.
Sanayi Devrimi sırasında işçilerin, makinelerin işlerini ellerinden aldığını düşünerek onlara karşı giriştikleri şiddetli kırma eylemleridir. Örnek: 1758'de Nottingham'da yün biçme makinelerinin parçalanması.
Fabrikalardaki düşük ücretler nedeniyle ailelerin geçimlerini sağlamak için tüm üyeleriyle (kadın ve çocuklar dahil) çalışma hayatına girmesidir. Örnek: 1835'te pamuklu dokuma fabrikalarında çalışanların büyük çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluşması.
Bir üretim faktörü olarak emeğin piyasa bedeli değil, insanın ailesiyle birlikte yaşamasını mümkün kılan sosyal bir ücrettir. Örnek: İşletmelerin kâr amacıyla bu ücreti gönüllü vermemesi üzerine yasal zorunluluk getirilmesi.
İşçilerin refahını artırmak amacıyla işveren tarafından sağlanan ücret dışı faydalardır. Örnek: İşletmelerin çalışanlarına sunduğu sağlık sigortası veya konut yardımı.
Çalışanların mesleki becerilerini geliştirmek için iş hayatı boyunca aldıkları eğitim sürecidir. Örnek: İşletmelerin düzenlediği hizmet içi eğitim programları.
İşletmelerin ekonomik faaliyetlerini yürütürken toplumun çıkarlarını gözetmesi ve gönüllü katkı sağlamasıdır. Örnek: Bir şirketin yoksul bölgelerde okul inşa etmesi.
Bir malın gelirinin toplumun hayrına sunulmak üzere mülk sahibinden çıkarılıp sosyal mülkiyete aktarılmasıdır. Örnek: Osmanlı döneminde aşevi veya kütüphane kurmak için ayrılan mülkler.
Osmanlı'da esnafın tasavvufi bir mantıkla örgütlendiği, dayanışma ve ahlak odaklı bir teşkilattır. Örnek: Ahi Evran'ın kurduğu ve Anadolu'ya yayılan esnaf dayanışma sistemi.
Ahilerin ve tasavvuf yolcularının uyması gereken kuralları içeren tüzüklerdir. Örnek: Ahilerin 'ilmihali' olarak kabul edilen yazılı belgeler.
İslam iktisat anlayışında, çıkarlarını ahlaki değerlerle birleştiren Müslüman insan modelidir. Örnek: İşletme sahibinin kâr hırsı yerine Allah'ın rızasını gözetmesi.
Ahilikte rekabetin yerine geçen, başkasının başarısını kıskanmak yerine onun gibi olmayı isteme ve dua etme anlayışıdır. Örnek: Bir esnafın rakibinin kazancına 'Allah daha çok versin' demesi.
İşletmelerin toplumsal konularda kampanyalar düzenleyerek veya destek vererek kurumsal imajlarını güçlendirme çabasıdır. Örnek: Bir markanın çevre kirliliğine karşı yürüttüğü sosyal sorumluluk kampanyası.
Türkiye'deki işletmelerin büyük çoğunluğunu oluşturan, çalışan sayısı ve ciro bakımından belirli sınırların altındaki işletmelerdir. Örnek: 250 kişiden az çalışanı olan orta ölçekli işletmeler.
İşletmelerin finansal performanslarının yanı sıra toplumsal duyarlılık ve sosyal performanslarının da ölçülmesidir. Örnek: 'Dengeli puan kartı' yaklaşımı ile çalışan tatmininin ölçülmesi.
Osmanlı'da mahalle sakinlerinin bir araya gelerek oluşturdukları yardımlaşma sandıklarıdır. Örnek: Mahalledeki muhtaçların ihtiyaçlarını karşılamak için toplanan paralar.
Düşük gelirli kesimlerin barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilen konutlardır. Örnek: İşletmelerin TOKİ veya belediyelerle ortaklaşa yaptığı konut projeleri.
Çalışanların mevcut işlerini daha iyi kavramaları ve sorunlarla baş etmeleri için verilen eğitimdir. Örnek: Hizmet içi eğitim programları.
İşletmelerin sosyal problemlerin çözümü için kamu ve STK'larla birlikte hareket etmesidir. Örnek: Bir şirketin eğitim vakıflarıyla işbirliği yapması.
İşletmenin toplum nezdindeki saygınlığı ve algısıdır. Örnek: Sosyal sorumluluk projeleriyle şirketin kamuoyu gözünde güven kazanması.
İşletmelerin kültürel veya sanatsal etkinlikleri maddi olarak destekleyerek görünürlük kazanmasıdır. Örnek: Bir bankanın bir sanat festivaline ana sponsor olması.
İşletmelerin faaliyetlerinde uymayı taahhüt ettikleri ahlaki kurallar bütünüdür. Örnek: Şirketin çalışanlarına yönelik hazırladığı davranış ilkeleri kitapçığı.
Sanayi Devrimi öncesinde zanaat hayatını düzenleyen, usta-kalfa-çırak ilişkisine dayalı çıkar birliği yapısıdır. Örnek: Sanayileşme öncesi ayakkabıcılar loncası.
Sosyal refah hizmetlerinin devlet yerine piyasa kurallarıyla özel sektör eliyle yürütülmesidir. Örnek: ABD'deki sağlık hizmetlerinin özel sektör tarafından sağlanması.
İşletmelerin sosyal sorumluluk sahibiymiş gibi görünmek için kullandıkları geçici ve yüzeysel faaliyetlerdir. Örnek: Kötü çalışma koşullarını örtmek için yapılan küçük bağışlar.
Üretim teknolojilerinde makineleşmenin başlamasıyla tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi ifade eden süreçtir. Bu dönem, işçi ve işveren arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlandığı ve sosyal politikanın doğuşuna zemin hazırlayan temel tarihsel olaydır.
İşletmelerin faaliyetlerinin toplum ve çevre üzerindeki etkilerini dikkate alarak, yasal zorunlulukların ötesinde etik ve gönüllü faaliyetlerde bulunmasıdır. Örneğin, bir fabrikanın çevreyi korumak için atık yönetimi projesi yürütmesi KSS örneğidir.
Osmanlı döneminde esnaf ve zanaatkarları örgütleyen, mesleki eğitimle ahlaki değerleri birleştiren bir teşkilattır. Çalışanların sosyal güvenliğini ve dayanışmasını sağlayan yapısıyla Türkiye'deki sosyal politika anlayışının tarihsel köklerinden biridir.
İşletmelerin doğrudan kendi çalışanlarına yönelik sunduğu yan haklar, sağlık ve eğitim destekleridir. İş yeri yemekhanesi veya çalışanlara sağlanan çocuk yardımı bu kategoriye girer.
İşletmenin faaliyet alanının dışındaki toplumsal sorunlara (eğitim, çevre, yoksulluk) yönelik yürüttüğü projeleri kapsar. Şirketin bir ilköğretim okuluna kütüphane yaptırması buna örnektir.
İşletmenin faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen kişi veya gruplardır. Çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler ve yerel halk işletmenin temel paydaşları arasında yer alır.
İşletmelerin bir birey gibi toplumun bir parçası olarak hareket etmesi ve toplumsal sorunlara karşı sorumluluk üstlenmesidir. İşletmenin sadece kâr değil, toplumsal fayda odaklı bir kimlik kazanması sürecidir.
Kişilerin veya kurumların mal varlıklarını toplumsal hizmetler için ayırmasıdır. Türkiye'de işletmelerin sosyal sorumluluk projelerinin tarihsel ve kültürel temelini oluşturan, yardımlaşma odaklı bir yapıdır.
Mal ve hizmetlerin arz ve talep dengesiyle fiyatlandığı ekonomik sistemdir. Özel sektörün temel işleyiş biçimi olup, sosyal politikaların uygulanmasında hem bir engel hem de bir araç olarak görülür.
İşletmelerin bugünkü ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kaynaklarını tüketmemesi ilkesidir. Sosyal sorumluluk projelerinin uzun vadeli ve kalıcı etkiler yaratması hedefini ifade eder.
Gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçen 0 ile 1 arasında bir değerdir. 0 tam eşitliği, 1 tam eşitsizliği ifade eder; örneğin Türkiye'nin Gini katsayısı 0,39 civarında seyretmektedir.
Toplumdaki toplam gelirin nüfusun yüzdelerine göre nasıl dağıldığını gösteren bir eğridir. Mutlak eşitlik doğrusundan uzaklaştıkça gelir dağılımındaki adaletsizlik artar.
Ekonomik büyüme ve gelir eşitsizliği arasındaki 'ters U' ilişkisini açıklar. Kalkınmanın başında eşitsizlik artar, sanayileşme sonrası ise azalır.
Liberal-kapitalist ideolojinin rasyonel insan modelidir. Kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan ve akılcı tercihler yapan bireyi ifade eder.
Isaiah Berlin tarafından tanımlanan, dışsal bir müdahale, zorlama veya engellemenin yokluğunu ifade eden özgürlük anlayışıdır.
Milli gelirin üretim faktörleri olan ücret, faiz, rant ve kâr arasında nasıl paylaşıldığını gösteren dağılım türüdür.
Toplam milli gelirin bireyler veya haneler arasında nasıl dağıldığını inceleyen, gelirin kaynağına bakmayan dağılım türüdür.
Devletin vergi ve sosyal transferler yoluyla piyasa sonucu oluşan gelir dağılımını yeniden düzenlemesidir.
Yoksulluğun nedenini ülkelerin içsel dinamiklerine, kültürel yapılarına ve siyasi başarısızlıklarına bağlayan neo-klasik yaklaşımdır.
Yoksulluğu merkez ülkelerin çevre ülkeleri sömürmesi sonucu oluşan yapısal bir 'ekonomik koloniyalizm' olarak açıklayan görüştür.
Yoksulların çoğunluğunun kadınlardan oluşması ve kadınların yoksulluğu erkeklerden daha keskin/çok boyutlu yaşaması durumudur.
Hanedeki bireylerin yaş ve cinsiyet farklılıklarını dikkate alarak, hanehalkı büyüklüğünün kaç yetişkine denk geldiğini hesaplayan katsayıdır.
Aktif çalışma döneminin bitmesiyle gelir kaybı yaşayan yaşlıların, sosyal güvenlik sistemindeki eksiklikler nedeniyle yoksulluk sınırının altında kalmasıdır.
Çocukların büyüme ve gelişmeleri için gerekli maddi/manevi kaynaklardan yoksun kalmasıdır; kuşaklar arası yoksulluk döngüsünün temelidir.
Devletin, belirli sosyal hedeflere (örneğin çocuğun okula gitmesi) ulaşılması şartıyla yoksul ailelere yaptığı nakdi yardımdır.
Bireysel mülkiyeti ve sınırsız özgürlüğü savunan, devletin ekonomik hayata müdahalesini reddeden (ultra-minimal devlet) siyasi görüştür.
Gelirin tarım, sanayi, hizmet ve bilgi gibi sektörler arasında nasıl paylaşıldığını ve sektörler arası uçurumları inceleyen dağılım türüdür.
Bilgi ve iletişim teknolojilerine erişimi olan bölgeler ile olmayanlar arasındaki gelir ve refah farkıdır.
Birinin durumunu daha kötü hale getirmeden bir başkasının durumunu iyileştirmenin imkansız olduğu ekonomik verimlilik durumudur.
Bireylerin veya grupların toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerine tam katılımının engellenmesi durumudur.
Sosyal güvenlik sistemine prim ödenmeyen ve yasal düzenlemelerin dışında kalan çalışma biçimidir; yaşlılıkta yoksulluğun ana nedenidir.
Devletin karşılıksız olarak (emekli aylığı, dul/yetim aylığı, sosyal yardım) yaptığı ödemelerdir.
Marksist teoriye göre, işçinin kendi ürettiği ürüne ve üretim sürecine yabancılaşması, dolayısıyla kendi emeğinin ürününe hükmedememesidir.
Liberalizmde, devletin yetkilerinin hukukla sınırlandırıldığı ve sadece temel görevlerle (adalet, güvenlik) yetindiği modeldir.
Özellikle tarım sektöründe, aile işletmelerinde ücret almadan çalışan ve sosyal güvenceden yoksun kalan (çoğunlukla kadın) işgücüdür.
Birey veya grupların ekonomik, sosyal ve siyasal imkanlardan mahrum bırakılarak toplumun dışına itilmesi sürecidir. Örnek: Bir engellinin mimari engeller nedeniyle eğitim hakkına erişememesi.
Ön yargılara dayalı olarak bir kişiye veya gruba, sahip olduğu özellikler nedeniyle farklı ve olumsuz muamele yapılmasıdır. Örnek: Bir işverenin yaşlı olduğu gerekçesiyle bir adayı mülakata almaması.
İbn Haldun'a göre topluluk üyelerini birbirine bağlayan, ortak hareket etmeyi sağlayan dayanışma ruhudur. Örnek: Bedevi kabilelerdeki ortak savunma refleksi.
Durkheim'e göre benzerliklere ve kolektif bilince dayalı, işbölümünün gelişmediği geleneksel toplum yapısıdır. Örnek: Herkesin tarımla uğraştığı küçük bir köy topluluğu.
İşbölümü ve farklılaşmaya dayalı, bireylerin birbirine muhtaç olduğu modern toplum yapısıdır. Örnek: Sanayi toplumunda uzmanlaşmış farklı meslek gruplarının birbirini tamamlaması.
Bireyin sosyal gruplarla bağının zayıflaması ve yalnızlaşması sonucu oluşan intihar türüdür. Örnek: Sosyal çevresi olmayan, yalnız yaşayan bir bireyin intiharı.
Toplumdaki normların çökmesi veya bireyin arzularının sınırsızlaşması sonucu oluşan intihar türüdür. Örnek: Ekonomik kriz dönemlerinde beklentilerin karşılanamaması sonucu yaşanan intiharlar.
Bireyin grup kimliğini kendi hayatından üstün tutarak kendini feda etmesidir. Örnek: Bir askerî personelin alayın onuru için hayatını feda etmesi.
Bireyin aşırı baskı ve kontrol altında kalarak kendi hayatı üzerinde hiçbir otonomisinin kalmaması durumudur. Örnek: Kölelik gibi özgürlüğün tamamen kısıtlandığı ortamlarda yaşanan intiharlar.
Kadınların kariyerlerinde yükselirken karşılaştıkları, görünmez ancak aşılması zor olan engellerdir. Örnek: Bir şirkette kadınların orta kademeye kadar gelip üst yönetime geçememesi.
Engelli bireylerin haklarını kullanabilmesi için iş yerinde veya çevrede yapılan özel düzenlemelerdir. Örnek: Tekerlekli sandalye kullanan bir çalışan için rampa yapılması.
Geçmişten gelen eşitsizlikleri gidermek için dezavantajlı gruplara tanınan ayrıcalıklı haklardır. Örnek: Engellilere kota uygulaması veya üniversiteye sınavsız giriş hakkı.
Bir kişiye, etnik kökeni veya cinsiyeti gibi bir özellik nedeniyle açıkça olumsuz davranılmasıdır. Örnek: Bir kişinin Roman olduğu için bir mekana alınmaması.
Görünüşte tarafsız olan bir kuralın, belirli bir grubu diğerlerinden daha fazla olumsuz etkilemesidir. Örnek: İş ilanında 'seyahat engeli olmamak' şartının kadınları daha fazla dışlaması.
Kişinin kendisinin değil, yakın ilişkide olduğu birinin özelliği nedeniyle ayrımcılığa uğramasıdır. Örnek: Engelli çocuğu olan bir çalışanın işten ayrılmaya zorlanması.
Herkesin kanun önünde eşit sayılması ve ayrımcılığın yasaklanmasıdır. Örnek: Anayasadaki 'herkes eşittir' maddesi.
Farklılıkların gözetilerek, dezavantajlı gruplar için özel önlemler alınmasıdır. Örnek: Engelliler için özel eğitim materyalleri sağlanması.
Biyolojik cinsiyetten farklı olarak, toplumun kadın ve erkek rollerine yüklediği anlamlardır. Örnek: 'Kadın ev işi yapar, erkek para kazanır' algısı.
Bireylerin sadece yaşlarından dolayı iş veya sosyal yaşamda ayrımcılığa uğramasıdır. Örnek: 45 yaş üstü birinin işe alınmaması.
Toplum üyelerinin ortak inanç ve değerler sistemidir. Örnek: Geleneksel toplumlarda herkesin aynı dini ritüelleri paylaşması.
İbn Haldun'a göre asabiyetin güçlü olduğu, kabilevi ilişkilerin hakim olduğu yaşam biçimidir. Örnek: Göçebe topluluklar.
İbn Haldun'a göre asabiyetin zayıfladığı, merkezi devletin korumasının ön plana çıktığı şehirli yaşamdır. Örnek: Modern şehir toplumu.
Tony Blair döneminde İngiltere'de uygulanan, sosyal dışlanmayı merkeze alan siyasi yaklaşımdır. Örnek: Sosyal Dışlanma Birimi'nin kurulması.
M.I. Young tarafından önerilen, dezavantajlı gruplara özel haklar tanıyan vatandaşlık modelidir. Örnek: Kadınlar için özel kota uygulamaları.
İnsanların yaptıklarıyla başlarına gelenler arasında bir uygunluk olduğuna inanma eğilimidir. Örnek: Engelliliği bir 'ceza' olarak algılama hatası.
İkinci Dünya Savaşı sonrası gelişmiş ülkelerde egemen olan, kitle üretimi ve kitle tüketimine dayalı sermaye birikim rejimidir. Örnek: Henry Ford'un 1913'te montaj hattını otomobil üretimine uygulamasıyla başlayan süreçtir.
İşin en ince ayrıntısına kadar bölünerek vasıfsızlaştırıldığı ve yönetimin iş süreci üzerinde tam denetim kurduğu bilimsel yönetim yaklaşımıdır. Örnek: Ford fabrikalarında işçilerin sadece tek bir tekrarlı hareketi yapacak şekilde eğitilmesi.
Fordizmin krizi sonrası ortaya çıkan, esnekliğe, yeni teknolojilere ve küçük ölçekli üretime dayalı üretim modelidir. Örnek: İtalya'daki küçük işletmelerin zanaat esaslı üretim yapması.
Yüksek teknoloji ve zanaat potansiyelinin birleştiği, kitle üretimi yerine piyasa değişimlerine hızlı uyum sağlayan üretim paradigmasıdır. Örnek: Emilia-Romagna bölgesindeki küçük işletmelerin deneyimi.
İşletmenin işgücünü çekirdek ve çevre olarak ikiye ayırarak farklı esneklik stratejileri uyguladığı yönetim modelidir. Örnek: Bir şirketin ana vasıflı işçileri kadrolu tutarken, temizlik işlerini taşerona devretmesi.
İşçilerin farklı üretim teknolojilerini kullanabilme ve çeşitli görevleri yapabilme yeteneğidir. Örnek: Bir işçinin hem üretim hem de bakım işlerini aynı anda yapabilmesi.
İşletmenin ihtiyaç duyduğu işgücü sayısını piyasa talebine göre kolayca artırıp azaltabilmesidir. Örnek: Geçici işçi havuzlarından ihtiyaç anında işçi alınması.
Tam zamanlı, belirsiz süreli ve tek bir işverene bağlı çalışma biçimidir. Örnek: 1950'lerdeki mavi yakalı erkek işçi modeli.
Standart istihdamın dışında kalan, süresi belirsiz hizmet akdinin dışındaki tüm çalışma biçimleridir. Örnek: Kısmi zamanlı veya belirli süreli çalışma.
Uzun dönemli iş güvencesinin olmadığı, çalışanın işletmeye bağlılığının zayıf olduğu her türlü istihdam biçimidir. Örnek: Sürekli geçici statüde tutulan işçiler.
Normal çalışma süresinden daha az sürelerde çalışmayı gerektiren düzenli istihdamdır. Örnek: Haftalık 20 saat çalışan bir perakende satış personeli.
İşçinin bir büro tarafından istihdam edilip başka bir işletmede çalıştırıldığı üç köşeli ilişkidir. Örnek: Geçici istihdam bürosundan kiralanan operatör.
Bir işin yaptırılması için hizmet sözleşmesi yerine ticari bir sözleşmenin ikame edilmesidir. Örnek: Büyük bir fabrikanın yemekhane hizmetini dışarıdan bir firmaya devretmesi.
Bilgi teknolojileri kullanılarak işin işletme dışında, genellikle evde yapılmasıdır. Örnek: Bir yazılımcının evinden şirketin sunucularına bağlanarak çalışması.
Haftalık çalışma süresinin daha az güne sığdırılarak günlük çalışma süresinin uzatılmasıdır. Örnek: Haftada 4 gün 10'ar saat çalışılması.
Tam zamanlı bir işin sorumluluklarının iki veya daha fazla işçi tarafından paylaşılmasıdır. Örnek: Ekonomik krizde işten çıkarmayı önlemek için iki işçinin bir kadroyu bölüşmesi.
Çalışma süresinin haftalık yerine yıllık toplam üzerinden düzenlenmesidir. Örnek: Yoğun dönemlerde fazla çalışıp durgun dönemlerde az çalışılması.
İşçinin işe başlama ve bitirme saatlerini belirli sınırlar içinde kendisinin belirlemesidir. Örnek: Çekirdek saatler dışında işçinin sabah 8-10 arası istediği saatte işe gelmesi.
İşçinin iş çıktığında çalışmaya çağrıldığı, iş olmadığında çalışmadığı sözleşme türüdür. Örnek: Bir otelin yoğun günlerde çağırdığı garson.
İşçilerin birbirinin yerini alarak günün farklı saatlerinde kesintisiz üretim yapmasıdır. Örnek: Petro-kimya tesislerinde 24 saatlik çalışma düzeni.
Emekliliğe yaklaşan işçilerin çalışma süresini kademeli azaltarak çalışmaya devam etmesidir. Örnek: 60 yaşındaki bir işçinin haftada 3 gün çalışarak emekliliğe geçiş yapması.
Standart çalışma süresinin üzerinde yapılan, talep artışlarını karşılamak için kullanılan esneklik yöntemidir. Örnek: Siparişlerin arttığı dönemde işçilerin günde 10 saat çalışması.
1970'lerde kitle piyasalarının doymasıyla Fordist üretim modelinin verimlilik ve rekabet gücünü kaybetmesidir. Örnek: Japon otomobillerinin Amerikan piyasasına girmesiyle Fordist şirketlerin zorlanması.
İşverenin işçilerin davranışlarını şekillendirmek için sosyal yardımlar veya ücret artışları kullanmasıdır. Örnek: Henry Ford'un işçi devrini düşürmek için günlük ücreti 5 dolara çıkarması.
İşverenin işçiye çalışma garantisi vermediği, sadece çağrıldığında ücret ödediği sözleşme türüdür. Örnek: Çağrı üzerine çalışmanın bir diğer adı.
Emek piyasasında işe alım, işten çıkarma ve ücretlerin piyasa koşullarına göre kolayca ayarlanabilmesi durumudur. Örneğin, işten çıkarma maliyetlerinin düşürülmesi sayısal esneklik sağlar.
İstihdam güvencesinin azami olması ve işverenin işten çıkarma haklarının yasal düzenlemelerle kısıtlanmasıdır. Türkiye, OECD endekslerinde katı piyasaya sahip ülkelerdendir.
OECD tarafından ülkelerin iş güvencesi yasalarının katılığını ölçmek için geliştirilen bir endekstir. 2003 verilerine göre Türkiye 3,5 skorla en katı ülkeler arasındadır.
Sınırsız sözleşme özgürlüğü doktrinidir. ABD'de işverenin yasal yükümlülük olmaksızın dilediği an işçiyi işten çıkarabilmesini ifade eder.
Brezilya modelinde olduğu gibi işverenin işçi adına bir fona aylık ödeme yapmasıdır. Türkiye'deki kıdem tazminatı sisteminden farklı olarak işçi istifa etse dahi birikmiş parayı alabilir.
İşsizlerin vasıf düzeyini artırarak piyasaya hızlı dönüşlerini sağlamayı hedefleyen politikalardır. Hollanda ve Danimarka bu alana GSYİH'larının %2'sini ayırır.
İşsiz bir kişinin çalışmayı kabul edeceği en düşük ücret düzeyidir. Cömert işsizlik yardımları bu ücreti yükselterek işsizlerin daha seçici olmasına neden olabilir.
İşçinin brüt ücreti dışında işverenin ödediği sosyal sigorta katkı payları ve vergilerdir. Yüksek olması istihdamı olumsuz etkileyebilir.
Ülkelerin rekabet gücünü artırmak için işçi haklarını ve ücret standartlarını düşürmesidir. Avrupa'da toplu sözleşme dışı kalan işçiler için devletin asgari ücret belirlemesi bunu önlemeye yöneliktir.
Esnekliğin güvence ile desteklendiği istihdam modelidir. İşçiye iş güvencesi yerine, işini kaybetse bile yeni iş bulmasını sağlayacak istihdam güvencesi sunar.
Çalışanın mevcut işini haksız feshe karşı koruma altına almasıdır. Güvenceli esnekliğin dört temel unsurundan biridir.
İşini kaybetse dahi çalışanın istihdamda kalmasını sağlayan, yeniden eğitim ve aktif politikalarla desteklenen güvence türüdür.
İşsizlik durumunda asgari yaşam standardını korumak için sağlanan sosyal yardımlardır. İstihdam sonrası güvence olarak da adlandırılır.
Ücretli iş ile bireyin diğer sosyal sorumluluklarını (aile, bakım vb.) birleştirebilme imkanıdır.
Yüksek sayısal esneklik ile cömert sosyal refahın birleştiği bir modeldir. İşgücü hareketliliği çok yüksektir ve 'Eylül Uzlaşması'na dayanan güçlü bir sosyal diyalog vardır.
A-tipik çalışanların (kısmi süreli vb.) standart çalışanlarla benzer sosyal güvenlik haklarına sahip olduğu 'a-tipik istihdamın normalleşmesi' modelidir.
AB ile Türkiye arasındaki sığınmacı anlaşmasıdır. Yunanistan'dan Türkiye'ye dönen her Suriyeli için bir Suriyelinin AB'ye yerleştirilmesini öngörür.
Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılara uyguladığı, sınırsız kalış ve geri gönderilmeme hakkı veren özel bir statüdür.
İş Kanunu'na göre haftalık çalışma süresinin 45 saati aşmamak kaydıyla, yoğunlaştırılmış iş haftası şeklinde farklı dağıtılmasıdır.
İşyerinde eksik çalışılan sürelerin iki ay içinde telafi edilmesi zorunluluğudur.
İşyerinde işin geçici olarak durması durumunda işçilere işsizlik sigortasından ödenen ödenektir.
Bir işin asıl işverenden alınıp başka bir işverene (taşeron) verilmesidir. Bir uzaklaştırma stratejisidir.
Standart dışı, tam zamanlı olmayan, geçici veya kısmi süreli çalışma biçimleridir.
İşçi, işveren ve devlet temsilcilerinin çalışma hayatındaki sorunları müzakere etme sürecidir. Danimarka başarısının temelidir.
Eğitimli ve vasıflı işgücünün gelişmemiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru göç etmesidir.
Bireyleri kendi ülkelerini terk etmeye zorlayan olumsuz koşullardır. Örnek olarak, bir bölgedeki iç savaş veya ekonomik çöküş, insanların yaşamlarını sürdürmek için başka yere gitmelerini zorunlu kılan itici faktörlerdir.
Hedef ülkelerin sunduğu daha iyi yaşam standartları ve fırsatlardır. Örneğin, yüksek maaşlı iş imkanları veya siyasi özgürlükler, göçmenleri o ülkeye çeken temel unsurlardır.
Uluslararası hukuk çerçevesinde, zulüm görme korkusuyla ülkesini terk eden ve koruma talep eden kişidir. 1951 Cenevre Sözleşmesi ile yasal statüsü belirlenmiştir.
Mülteci statüsü almak için başvuru yapan ancak başvurusu henüz resmi olarak sonuçlanmamış kişidir. Sığınmacılar, statüleri onaylanana kadar geçici bir koruma altındadır.
Ülke sınırlarının yasal prosedürlere uyulmadan geçilmesi veya yasal giriş sonrası kalış süresinin ihlal edilmesidir. Bu durum göçmenleri güvenlik ve sosyal haklar açısından büyük risklerle karşı karşıya bırakır.
Nitelikli, eğitimli ve uzman işgücünün daha iyi şartlar için başka ülkelere gitmesidir. Kaynak ülke için ciddi bir beşeri sermaye kaybı anlamına gelir.
Göçmenlerin, yerleştikleri toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısına uyum sağlama sürecidir. Başarılı bir entegrasyon, toplumsal çatışmaları azaltan sosyal politika hedefidir.
Göçmenlerin toplumun genel hizmetlerinden veya sosyal yaşamından mahrum bırakılmasıdır. İş piyasasında ayrımcılık veya eğitimde fırsat eşitsizliği buna örnektir.
Göçmenlerin nihai hedeflerine ulaşmak için geçiş güzergahı olarak kullandıkları ülkelerdir. Türkiye, Avrupa'ya geçmek isteyen göçmenler için önemli bir transit ülkedir.
Göçmenlerin yasa dışı yollarla sınır geçişlerinin organize edilmesi ve sömürülmesidir. Bu durum, göçün en karanlık ve suç teşkil eden boyutunu oluşturur.