Modern Çağ’ın başlarında Avrupa’da sanayi faaliyetleri ani bir patlama ile değil, oldukça yavaş bir hızla ve mevcut teknolojilerdeki küçük iyileştirmeler şeklinde ilerlemiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda pazar ekonomisinin gelişmesiyle birlikte yatırımcılar üretim maliyetlerini düşürmeyi ve tüketici taleplerine daha hızlı yanıt vermeyi amaçlamıştır. Bu dönemde sanayinin kalbini dokuma sektörü oluşturmaktaydı ve üretim genellikle dağınık bir halde, mahalli pazarlar için evlerde gerçekleştiriliyordu. Bununla birlikte ihracat odaklı ihtisaslaşmış bazı bölgelerin varlığı da dikkat çekmekteydi.
Metalürji sanayisi başlangıçta istihdam ve üretim açısından sınırlı bir öneme sahipken, savaşlarda ateşli silahların ve topların önem kazanmasıyla stratejik bir konuma yükselmiştir. Denizcilik faaliyetleri barışçıl olmaktan uzaktı ve bronz dökümündeki teknik gelişmeler sayesinde 17. yüzyılın ortalarından itibaren İngiltere, Hollanda ve İsveç maliyeti daha düşük demir silahlar dökme tekniğini geliştirmiştir. Demir sanayisinde ise Orta Çağ'daki yavaş ve yüksek maliyetli odun kömürü ocaklarının yerini, 14. ve 15. yüzyıllarda su gücüyle çalışan körükler sayesinde hava tazyikli yüksek fırınlar almıştır.
Batı Avrupa ulusları arasında sık savaşlar yaşanmasına rağmen teknolojik mesafe çok fazla açılmamıştır. Hümanist bilim adamları, üniversiteler ve matbaanın varlığı teknolojik ve bilimsel bilgilerin yayılmasını hızlandırmıştır. Bilim adamları arasındaki iletişim, kurumsallaşan bilim akademilerinin doğuşuyla daha da güçlenmiştir. Yeni teknolojilerin yayılmasında en etkili araçlardan biri insan göçleri olmuştur; her ne kadar hükümetler güvenlik ve ekonomik gerekçelerle sanatkarların göçünü yasaklalsa da, bazı ülkeler cazip imkanlar tanıyarak kalifiye sanatkarları kendi topraklarına çekmeye çalışmıştır.
Büyük Sanayi Devrimi 18. yüzyılda Avrupa'da gerçekleşmiştir. Bu kıtada sanayinin doğmasını ve gelişmesini sağlayan temel etkenler şunlardır: yüksek yaşam seviyesine sahip büyük bir nüfus kitlesi, atölyelerde çalışarak ustalık kazanmış deneyimli işçi sınıfı, yeni makinelerin keşfedilerek maksimum üretim gücüne uyarlanması ve maden kömürü ile akarsu gibi zengin enerji kaynaklarının varlığı. Ayrıca Avrupa'nın muntazam karayolları, kanallar, ulaşıma elverişli nehirler (Ren, Rhone, Po, Tuna gibi) ve girintili çıkıntılı sahilleri sayesinde gelişen üstün ulaşım altyapısı sanayileşmeye büyük bir ivme kazandırmıştır.
Avrupa'da başlayan sanayileşme hareketleri zamanla diğer kıtalara ve kıta içindeki diğer ülkelere yayılmıştır. 1913 yılına kadar İngiltere, Fransa ve Almanya, Avrupa'daki toplam sanayi kapasitesinin %70'ine sahip olmuş ve çelik, makine ile kimyevi maddeler üretimiyle öne çıkmışlardır. Sanayileşmenin dünyaya yayılması dört ana safhada incelenmektedir: İlk safha olan 1770-1820 döneminde İngiltere, İsvizre ve ABD'de dokuma sanayi öncülüğünde başlamıştır. İkinci safha olan 1821-1860 döneminde Belçika, Fransa, Almanya, Avusturya, İsveç ve Rusya'da demir-çelik ve dokuma yaygınlaşmıştır.
Üçüncü safha olan 1861-1890 döneminde İtalya, Hollanda, Danimarka, Yunanistan ile Avrupa dışında Kanada ve Japonya sanayileşme sürecine dahil olmuştur. Dördüncü safha olan 1891 sonrasındaki dönemde ise sanayi faaliyetleri Hindistan, Güney Afrika, Türkiye, Güney ve Orta Amerika, Yeni Zelanda, Avustralya ve Çin gibi coğrafyalara doğru genişlemiştir. Avrupa'da ise bu dönemde Macaristan sanayi hamleleri gerçekleştiren ülkeler arasında yer almıştır.
İngiltere, Sanayi Devrimi'nin ilk gerçekleştiği ülke olarak kömür yataklarının bol ve kolay elde edilebilir olmasından büyük ölçüde yararlanmıştır. Kömür havzaları İskoçya'daki Lowland, Kuzeydoğu kıyıları, Doğu Peninler, Midlands, Lancashire ve Galler'in güneyinde sanayinin dağılışını doğrudan belirlemiştir. Ülke genelinde maden kömürüne sahip olmadan gelişen tek istisnai sanayi bölgesi ise 10 milyonu aşan nüfusu ve mükemmel limanıyla büyük bir pazar sunan Metropolitan Londra Havzası'dır.
İngiltere'den doğuya doğru uzanan 'Büyük Avrupa Sanayi kuşağı' Belçika ile devam eder. Belçika'da Orta Çağ'dan kalan dokuma ve demir birikimi modern sanayiye geçişi kolaylaştırmıştır. Zengin kömür yataklarına dayalı demir-çelik sanayi en baskın koldur. Ülkede iki ana sanayi koridoru göze çarpar: Birincisi maden kömürüne dayalı ağır demir sanayisinin yer aldığı Charleroi-Namur-Liège eski sanayi ekseni, ikincisi ise Brüksel'den geçerek büyük Antwerp limanına uzanan daha hafif sanayi koridorudur. Antwerp limanı Albert Kanalı ile Liège'e bağlanmış olup ülkede petrol rafinerileri de kurulmuştur.
Fransa'da sanayi başlangıçta yüksek kaliteli ve işçilik gerektiren lüks tüketim malları ile dokuma alanında gelişmiştir. Daha sonra Lorraine demir cevheri yatakları çevresinde ve kuzeydeki kömür havzalarında demir-çelik sanayi kurulmuştur. Fransız Alpleri ve Pireneler'de ucuz hidroelektriğe dayalı tesisler açılmıştır. Makine sanayi başlangıçta Paris civarında gelişip daha sonra Strasbourg, Lyon, Bordeaux gibi merkezlere yayılmış; otomobil, kamyon, uçak ve elektronik gibi sektörlerle çeşitlenmiştir. Bugün Fransa, AXA, Peugeot, Renault gibi küresel şirketleriyle dünya ekonomisinde güçlü bir konuma sahiptir.
Almanya, siyasi bütünleşmesini 1871'de tamamladığı için Sanayi Devrimi'ne geç girmiştir. Buna rağmen geniş insan ve maddi kaynakları, verimli toprakları ve merkezi konumu sayesinde kısa sürede ticarette öne geçmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir yıkım yaşasa da zengin yer altı kaynakları (Ruhr, Saar kömür yatakları), kalifiye insan gücü ve ekonomik yardımlarla 'ekonomik mucize' gerçekleştirmiştir. Doğu ve Batı Almanya'nın 1989'da birleşmesi süreçte ekonomik zorlukları da beraberinde getirmiştir.
Almanya'nın en yoğun sanayi bölgesi Ruhr Havzası'dır ve burası maden kömürü ile demir-çelik sanayinin kalbidir. Bunun yanı sıra Saar bölgesi demir yatakları ve orman varlığıyla, Saksonya bölgesi linyit, kimya ve optik alet imalatıyla, Hamburg limanı ise gemi inşaatı ve dev petrol rafinerileriyle ülkenin en kritik sanayi merkezleridir. Güney Avrupa'da ise alpin kıvrım kuşağından ötürü zengin kömür yataklarının bulunmaması nedeniyle sanayileşme kuzeye göre daha geç başlamış, II. Dünya Savaşı sonrasında Kuzey İtalya, İsviçre vadileri ve Katalonya gibi bölgelerde hafif sanayi gelişme göstermiştir.
İtalya'da modern sanayi siyasi birliğin geç sağlanması (1961) nedeniyle gecikmiş, 1900'lerden sonra hız kazanmıştır. Cenova, Torino ve Milano gibi kuzeybatı merkezlerinde gıda, dokuma, otomotiv (Fiat) ve ağır makine sanayi odaklanmıştır. İsviçre'de ise sanayinin temelini bol hidroelektrik enerjisi ve usta işçilik oluşturur; saatçilik, hassas optik aletler ve Basel'deki ilaç sanayi dünya çapında ünlüdür. İsveç'te başlangıçta orman ve odun hamuruna dayalı kereste ve kağıt sanayi gelişmişken, zamanla merkezi İsveç ve güneydeki kıyılarda demir-çelik, gemi inşası ve makine sanayisi yaygınlaşmıştır.