Ana Sayfa » İstanbul Üniversitesi AUZEF » Coğrafya Lisans Programı » Enerji Ve Alternatif Enerji Kaynakları
← Ünite 4

Ünite 4: Dünya Enerji Tüketiminin Ülkeler Ölçeğinde Değerlendirilmesi — Sesli Özet

Metni oku

Evet arkadaşlar, bugün dünya enerji tüketiminin ülkeler ölçeğinde nasıl dağıldığına ve arkasındaki temel eğilimlere bakacağız. Konuyu incelediğimizde şunu net bir şekilde görüyoruz: Bir ülkenin ne kadar enerji tükettiği, doğrudan o ülkenin sanayileşme seviyesiyle ilgili. Zaten gelişmiş, yani endüstrileşmesini tamamlamış ülkeler küresel enerji tüketiminde açık ara lider konumda. Buna karşılık, tarım ekonomisinin ağırlıkta olduğu kırsal karakterli yerlerde enerji tüketimi oldukça düşük kalıyor. Aslında yeryüzünde enerji tüketen bölgelere baktığımızda ilginç bir ortak nokta görüyoruz; her bölgede tüketimi tekeline almış bir ya da birkaç dev ülke var. Mesela Kuzey Amerika'da ABD, Bağımsız Devletler Topluluğu'nda Rusya, Ortadoğu'da İran ve Suudi Arabistan, Uzakdoğu'da ise Çin bu duruma en net örnekler. Hatta sadece ABD 2015 yılında Kuzey Amerika'daki enerjinin yüzde seksen ikisini tek başına tüketmiş durumda. Peki, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki dinamikler nasıl? Gelişmiş ülkelere baktığımızda zaman içinde tüketilen enerjinin çok az arttığını, hatta Belçika, Fransa, İtalya gibi bazı Avrupa ülkelerinde mutlak bir azalma eğilimi bile gösterdiğini görüyoruz. Bu da bize bu ülkelerin enerjiyi teknolojik optimizasyonla çok daha verimli ve özenli kullandığını kanıtlıyor. Ama madalyonun diğer yüzünde gelişmekte olan ülkeler var. Sanayi hamleleri hızlandıkça bu ülkelerin enerji tüketimi de katlanarak artıyor. Mesela Çin, 2001 ile 2015 yılları arasında enerji tüketimini neredeyse yüzde üç katına çıkararak devasa bir sıçrama yaptı. Hindistan, Türkiye, Brezilya gibi ülkeler de ekonomik kalkınmalarını sürdürebilmek için hızla daha fazla enerji tüketiyorlar. Tabii burada çok önemli bir tuzağa düşmememiz gerekiyor: Toplam tüketimle kişi başına tüketimi birbirine karıştırmamak lazım. Çin ya da Hindistan toplam tüketimde dünya lideri diye en gelişmiş ülkeler olduklarını sanırsak büyük bir yanılgıya düşeriz. Bu durum tamamen devasa nüfuslarından kaynaklanıyor. Eğer refah düzeyini doğru ölçmek istiyorsak kişi başına düşen enerji miktarına bakmalıyız. Gelişmiş ülkelerde kişi başına tüketim ortalama üç dört bin kilogram civarındayken, Hindistan'da bu oran altı yüz otuz yedi kilogramda kalıyor. Zaten gelişmekte olan ülkeler dünya nüfusunun yüzde seksenini barındırdığı için, kişi başına düşen pay istatistiklerde düşük görünüyor. Bir de işin gayrı ticari enerji kaynakları boyutu var. Tarım toplumlarında günlük evsel ihtiyaçlar odun, tezek ve bitkisel atıklarla karşılanıyor. Mesela geçmişte Hindistan'da ve Türkiye'de genel tüketimin neredeyse yarıya yakın kısmı bu kaynaklardan sağlanıyordu. En kritik nokta şu: Bu gayrı ticari kaynaklar uluslararası resmi istatistiklere yansımıyor. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerin tüketimi olduğundan çok daha düşük, sanki sadece endüstriyel tüketim varmış gibi görünüyor. Ancak odun ve tezek gibi maddelerin yakıt olarak kullanılması büyük ekolojik ve ekonomik kayıplara yol açıyor. Normalde tarımda gübre olarak kullanılması gereken tezeğin yakılması toprağı minerallerden yoksun bırakıyor. Odunun yakılması ise ormanların yok olmasına ve toprak erozyonuna neden oluyor. Ekonomik açıdan da bu kaynakların kalori değerleri taşkömürü ya da petrole kıyasla çok düşük olduğu için modern anlamda verimli birer enerji kaynağı olmaları zaten imkansız. Endüstriyel kaynaklara yani petrol, kömür, doğalgaz ve nükleere baktığımızda, tüketimin yaklaşık beşte dördünün sanayileşmiş ülkelerin elinde olduğunu görüyoruz. Ülkelerin bu kaynakları seçmesinde yer altı rezervleri kadar politik tercihleri de rol oynuyor. Örneğin zengin kömür yataklarına sahip ABD ve Almanya bile ucuzluk ve esneklik avantajı yüzünden petrole yönelmiş durumda. Çin ise zengin kömür rezervleri sayesinde 2015'teki tüketiminin yüzde altmış dördünü kömürden karşılamıştır. Son olarak, petrol ve doğalgazın taşınabilir olması ülkeler arası devasa bir ticaret doğurmuştur. Ortadoğu petrolünü ihraç ederken, Japonya gibi yerli kaynağı olmayan ülkeler tankerlerle dışarıdan petrol ithal ediyor. Nükleer enerjide Fransa toplam tüketiminin yüzde kırk birini bu yolla sağlarken, hidroelektrikte ise Norveç, İsveç ve Brezilya gibi ülkeler coğrafi avantajlarını kullanarak suya dayalı üretimi ön plana çıkarıyorlar.