Dilimiz, günümüzde geleneksel ve geleneksel olmayan kitle iletişim araçlarının etkisiyle yabancı sözcük istilasına uğramakta ve öz benliğini yitirmektedir. Özellikle radyo ve televizyon yayınlarında Türkçe karşılıkları varken Batı dillerinden alınan kelimelerin sıklıkla kullanılması iletişim trafiğini olumsuz etkilemektedir. Örneğin 'animasyon' yerine 'canlandırma', 'anons etmek' yerine 'sunmak veya duyurmak', 'cafe' yerine 'çayhâne veya kahvehâne', 'check etmek' yerine 'denetlemek veya yoklamak' denilmesi gerekmektedir. Ayrıca 'fitness çenter' yerine 'sağlıklı yaşam merkezi', 'hit şarkı' yerine 'gözde şarkı', 'reality show' yerine 'canlı gösteri' ve 'Vip' yerine 'çok önemli kişi' ifadelerinin tercih edilmesi dilimizin korunması açısından hayati önem taşır.
Yabancı sözcüklerin Türkçeleştirilme çabasında 'etmek', 'olmak', 'yapmak' gibi yardımcı eylemlerin denetimsiz ve mantıksız bir şekilde birleştirilmesi de dilbilgisi kurallarına aykırı tuhaf ifadeler doğurmaktadır. İngilizcenin kuruluş mantığının Türkçeye uyarlanması sonucunda 'banyo almak', 'taksi almak', 'kahvaltı almak', 'yemek almak', 'sahne almak', 'start almak', 'sigara almak' gibi yanlış kullanımlar türetilmiştir. Doğru olan kullanımlar sırasıyla yıkanmak/banyo yapmak, taksiye binmek, kahvaltı etmek, yemek yemek, sahneye çıkmak, başlamak ve sigara içmektir.
Aynı şekilde 'etmek', 'olmak' ve 'yapmak' fiilleriyle yapılan hatalı bileşimler de dilimizi yozlaştırmaktadır. 'Konfirme etmek' yerine 'doğrulama', 'elimine etmek' yerine 'elemek', 'empoze etmek' yerine 'dayatmak', 'dizayn etmek' yerine 'tasarlamak', 'kamufle etmek' yerine 'gizlemek' denilmelidir. 'Stres olmak' yerine 'gerilmek', 'panik olmak' yerine 'endişelenmek', 'şok olmak' yerine 'çok şaşırmak' ifadeleri kullanılmalıdır. Yapmak eyleminde ise 'etki yapmak' yerine 'etkilemek', 'katkı yapmak' yerine 'katkıda bulunmak', 'konuşma yapmak' yerine 'konuşmak' veya 'açıklama yapmak' tercih edilmelidir.
Basın yayın organlarında ve günlük konuşma dilinde millet adlarının türetilmesinde ve ek almasında ciddi yanlışlıklar yapılmaktadır. Batı dillerindeki kalıpların yanlış kopyalanması sonucu coğrafi köken belirten '-li' eki millet adlarına yanlışlıkla eklenmektedir. Örneğin 'Yunanistanlı' demek yanlış olup doğrusu 'Yunan'dır. Benzer şekilde Macaristanlı yerine Macar, Bulgaristanlı yerine Bulgar, Romanyalı yerine Rumen, Rusyalı yerine Rus, İngiltereli yerine İngiliz denilmelidir.
Asya ve Kafkas coğrafyasındaki millet adlarında da aynı hata tekrarlanmaktadır. Hindistanlı yerine 'Hintli', Azerbaycanlı yerine 'Azeri', Gürcistanlı yerine 'Gürcü', Kazakistanlı yerine 'Kazak', Kırgızistanlı yerine 'Kırgız', Kafkasyalı yerine 'Kafkas' denilmesi gerekirken, Amerikalı kelimesi istisnai olarak doğru kabul edilmektedir ancak Amerikan kelimesi de sıkça karıştırılmaktadır.
İnsanların neden konuştuğu sorusunun temelinde beş temel amaç yatar: Harekete geçirmek için örnekler verilmeli ve inançlı olunmalıdır; Bilgi vermek için konu sınırlanmalı ve görseller kullanılmalıdır; İnandırmak için dostça yaklaşılmalı ve coşkulu olunmalıdır; Eğlendirmek için içten ve esprili olunmalıdır; Rahatlatmak için ise umut aşılanmalı ve doğru örnekler sunulmalıdır.
Topluluk önünde konuşma yaparken başvurulan üç temel yöntem vardır. Bunlardan ilki olan 'Okuyarak Yapılan Konuşmalar' en az sevilen ve dinleyiciyi sıkan biçimdir; çünkü kişi kağıttan okuduğunda göz teması kaybolur ve dinleyiciyle bağ kopar. 'Ezbere Yapılan Konuşmalar' ise tiyatro eserlerinde olduğu gibi uzun provayı ve sözcüklerin altındaki duyguyu yansıtmayı gerektirdiği için oldukça zordur ve genellikle 'ezber kokan' cansız bir sunuma yol açar.
En doğru ve ideal konuşma biçimi ise 'Kılavuzla Yapılan Konuşmalar'dır. Küçük sert kartonlara konu ve paragraf başlıklarının yazılması ve bu notların kılavuzluğunda konuşulması esastır. Bu yöntemde kâğıtlar sert olmalı, düşünce akışı düzgün kurulmalı, kâğıtlar asla karıştırılmamalı ve kağıtla değil dinleyiciyle ağırlıklı olarak göz teması kurulmalıdır.
Konuşma korkusu genellikle fiziksel (ses organlarının çalışmaması) ve psikolojik (çocukluk, korkma, utangaçlık, özgüven eksikliği) nedenlerden kaynaklanır. Bu korkuyu yenmek için nefes egzersizleri, ses açma çalışmaları, süre ayarı ve betimlemeler yapılmalıdır. Konuşmadan önce mutlaka ne, kime, ne kadar, nasıl, niçin ve nerede konuşulacağı soruları yanıtlanmalıdır.
Etkili bir konuşma yapabilmek için düşüncelerin altyapıları ve nedenleri anlatılmalı, her cümlenin ana fikirle bağı kurulmalı ve otoritelerin kaynak gösterilerek inandırıcılık artırılmalıdır. Konuşmacı asla dinleyicileri veya kendisini eleştirmemeli, hatalarını savunarak örtbas etmeye çalışmak yerine hemen kabul etme erdemini göstermelidir. Tartışmalardan kaçınılmalı, asla doğrudan 'hayır' denilmeli ve karşıdaki insan küçültülmemelidir.
Etkileyici bir görünüş oluşturmak için enerjik durulmalı, kıyafetlerin ve vücudun temizliğine dikkat edilmeli, uçuk hareketlerden ve yapmacık jestlerden kaçınılmalıdır. Duygularla sözler arasındaki uyum sağlanmalı; sevinç, öfke ve cesaret gibi duygular beden dili ve mimiklerle desteklenmelidir. Konuşmanın ikinci şartı sağlam bir fikre dayanmasıdır; ne makineli tüfek gibi hızlı ne de bıktıracak kadar yavaş konuşulmalıdır.
Güzel konuşma ilkeleri arasında dinlemek, az konuşmak, çok az şaka yapmak, zarif iltifatlarda bulunmak, dedikodu yapmamak, övünmemek, muhataba önem vermek, kaba ve argo sözlerden kaçınmak, ses-konu-anlam uyumuna dikkat etmek ve içtenlikten uzaklaşmamak yer alır. Beden dili kullanımında ise sıcak tebessüm, dik postür, açık jestler ve dinleyiciye yöneliş büyük önem arz eder.
Kürsüde konuşma becerisi küçük yaşlarda kazanılmalıdır; aksi takdirde diksiyon kursları önemli bir gereksinimdir. Kürsüye giderken rahat, emin ve dik adımlarla yürümeli, asla koşarak veya yaylanarak gidilmemelidir. Kürsüye varıldığında hemen söze başlamamalı, dinleyicilerle merhabalaşılmalı, tebessüm edilmeli ve kürsüye yaslanarak güvensizlik imajı çizilmemelidir.
İletişimde göz teması ilk temel taşıdır. Gözleri kaçırmak gergin ve güvenilmez bir imaj yaratır. Kalabalık gruplar karşısında herkesle tek tek göz teması kurmak imkansız olduğu için 'Goldilocks İlkesi' ve 'Duruşun Kopyalanması' teknikleri kullanılır. Salon zihnimizde eşit üçgenlere bölünür ve her bölgenin merkezindeki birer dinleyici temsilcisi odak noktası olarak seçilir.
Odak noktası olarak belirlenen kişilerin gözlerine (veya saçına, alnına, gözlüğüne) bakıldığında 'Dağılma Etkisi' adı verilen olumlu bir yan etki ortaya çıkar. Bu etki sayesinde sadece odak noktasındaki kişi değil, onun sağındaki, solundaki, önündeki ve arkasındaki onlarca insan da doğrudan kendileriyle göz teması kurulduğu hissine kapılır. Bu sayede arka sıralarda oturan en ilgisiz dinleyiciler bile konuşmaya dâhil edilir ve birebir iletişim normları tamamen kopyalanmış olur.