İnternetin kökeni, 1950'lerin sonlarında Amerika Birleşik Devletleri'nde nükleer bir felaket durumunda kesintisiz haberleşme imkanı arayışına dayanmaktadır. 1957 yılında Sovyetler Birliği'nin Sputnik uydusunu uzaya fırlatmasıyla ABD'de yaşanan panik, askeri teknolojiler geliştirmek üzere DARPA (önceki adıyla ARPA) kurumunun kurulmasını tetiklemiştir. İnternetin mucidi olarak bilinen bu kurum bünyesindeki bilim insanları, 1969 yılında dönemin popüler bilimsel aracı olan bilgisayarları birbirleriyle etkileşime geçirerek internetin miladını gerçekleştirmişlerdir.
İnternetin doğum yılı olan 1969'dan 1989'a kadar geçen 20 yıllık süreçte sistem ağırlıklı olarak akademik amaçlarla kullanılmış, üniversiteler ve akademisyenler tarafından benimsenmiştir. 1972 yılında ilk popüler uygulama olan e-mail kullanılmaya başlanmış ve halka tanıtım süreci hızlandırılmıştır. 1989 yılında CERN'de çalışan Bilgisayar Bilimleri Profesörü Tim Berners-Lee, bugün kullanılan internetin en önemli teknolojisi olan www (World Wide Web - Dünya Çapında Ağ) sistemini kurarak 'web'in babası' unvanını almıştır.
Tim Berners-Lee'yi efsaneleştiren en büyük adım, geliştirdiği HTML kodlama dilinin patentini almamış olmasıdır. Bu sayede yazılımın herkes tarafından bedava kullanılabilmesi, internetin küresel çapta hızla yayılmasının önünü açmıştır. 1990 yılı, www teknolojisi sayesinde bireylerin ve şirketlerin site açmasıyla internet tarihinde gerçek bir dönüm noktası olmuş; bu teknoloji Türkiye'ye ilk olarak 1994 yılında giriş yapmıştır.
Türkiye'nin internetle tanıştığı 1994 yılı, Amerika'da web sitelerinin patlama yaptığı döneme denk gelmektedir. Türk kullanıcılar başlangıçta yabancı içerikle karşılaşmış, hızla Türkçe içerik üretme ihtiyacı doğmuştur. İnternette yer alan ilk Türkçe yayın Aktüel Dergisi'dir. 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi sunucuları üzerinden öğrencilerin güncellemeleriyle dünyaya açılan dergi, 1996 yılında Zaman Gazetesi ile birlikte internette Türkçe içerik sunan öncülerden olmuştur.
1997 yılına gelindiğinde Milliyet, Hürriyet ve Sabah gibi Türkiye'nin büyük medya grupları internette yer almaya başlamış; Hürriyet basılı içeriğini tamamen internete aktarmıştır. Türkiye'nin ilk internet gazetesi olan Xn Gazetesi ise farklı gazetelerden derlenen haberleri sunmuş, Mümtaz Soysal, Melih Aşık, Ahmet Altan gibi önemli köşe yazarlarının yazılarını geleneksel gazeteleriyle aynı anda okuyucuyla buluşturmuştur. Habertürk.com'da Ufuk Güldemir ise son dakika haberciliği ile devrim yaratarak ilk kez künye sistemini kullanmıştır.
Online medyanın evrimi genel olarak üç döneme ayrılmaktadır: Birinci dönem (1995-2000) geleneksel gazetelerin içeriklerinin internete aktarıldığı; ikinci dönem (2000-2010) internet gazetesinin özgün hazırlandığı; üçüncü dönem (2010 sonrası) ise interaktif ve okur denetlemesine açık dönemdir. Ayrıca Türkiye ile ABD arasındaki temel fark, ABD'de internetin küçük sermaye ve girişimcilerle, Türkiye'de ise büyük sermaye gruplarının öncülüğünde gelişmiş olmasıdır.
İnterneti üstün kılan en önemli unsurlardan biri kişiselleştirme teknolojisidir. Yapay zeka niteliği taşıyan bu teknoloji, web sitelerinin kullanıcıları tanıyarak onlara daha iyi bir deneyim sunmasını amaçlar. Siteler kullanıcılar hakkında bilgi toplamak için iki temel yol izler: Birincisi doğrudan form doldurarak yaş, gelir, eğitim ve e-posta gibi sorular sormaktır. Ancak bu veriler tek başına yeterli değildir.
İkinci ve daha kapsamlı bilgi toplama yolu ise kullanıcının davranışlarını izlemektir. Akıllı web siteleri, ziyaretçilere özel bir kod numarası (örneğin 01234 kod numaralı kişi) vererek onları izler. Kullanıcının hangi haberleri tıkladığı, hangi siyasi partiye veya spor dalına ilgi duyduğu veri tabanına kaydedilir. Amazon, CNN ve New York Times gibi dev siteler bu teknolojiyi yaygın biçimde kullanırken, Türkiye'de Superonline ve Star.com gibi sınırlı örnekler haricinde davranış izleme teknolojisi yaygın değildir.
İnternet kurabiyeleri (cookies), sitelerin kullanıcının bilgisayarına bıraktığı minik yazılımlardır. Silinene veya format atılana kadar bilgisayarda kalan bu cookie'ler sayesinde The New York Times ve The Times gibi gazeteler kullanıcıları her ziyaretlerinde adlarıyla karşılar. Ancak kötü niyetli cookie kullanımları, ziyaretçilerin hareketlerini izleyerek bu bilgileri ticari amaçlarla başkalarına satabilmektedir.
Geleneksel medyadaki fiziksel yazı işleri ve haber merkezlerinin yerini internette 'sanal yazı işleri' almıştır. Bu durum gazetecilikte bilgisayar destekli muhabirliği doğurmuştur. Geleneksel gazetecilik ile haber siteleri arasında çok belirgin farklar bulunmaktadır. Haber siteleri genellikle muhabir ve foto-muhabiri istihdam etmez; haberler ve fotoğraflar ajanslardan veya diğer internet kaynaklarından hazır olarak alınır ve üzerinde büyük bir editoryal süreç işletilmeden yayınlanır.
Haber sitelerinin en büyük avantajları düşük üretim maliyetleri, anlık güncellenebilirlik, okur tepkisinin anında alınabilmesi (interaktivite), sütun ve süre sınırlılığının olmamasıdır. Ayrıca yazıların video ve ses gibi çoklu medya unsurlarıyla desteklenmesi ve okura sadece ilgilendiği alanları sunan kişiselleştirme imkanları internet gazeteciliğini öne çıkarır. İnternetin en karakteristik özelliklerinden biri olan 'hipermetinsellik', okurun linkler aracılığıyla aynı sayfadaki veya başka sayfalardaki detaylı bilgilere anında ulaşmasını sağlar.
İnternet ortamında okuma alışkanlıkları yüzeysel tarama üzerine kuruludur; bu nedenle haber sitelerinde linklerin dikkat çekmesi, anlamlı alt başlıkların kullanılması, ters piramit tekniğinin tercih edilmesi ve gereksiz sözcüklerden kaçınılması büyük önem taşımaktadır.
Time dergisinin 2006 yılı kapağına koyduğu ayna ile yılın insanı olarak 'Sizsiniz' demesi ve 2010'da Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg ile WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'ın yılın adamı seçilmesi, dijital teknolojilerin küresel dengeleri nasıl değiştirdiğinin kanıtıdır. 1993'te doğan ve 2000'lerde olgunlaşan bloglar; bilginin demokratikleşmesi, geleneksel basında yer bulamayan kışkırtıcı fikirlerin dolaşması ve okurun talepkarleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Sosyolog Manuel Castells, 21. yüzyıl ekonomisini açıklarken 'zamanı olmayan zaman' ve 'ağ toplumu' kavramlarını ortaya atmıştır. Castells'e göre enformasyon toplumunun özünde ağ mantığı yatar; telekomünikasyon, finans ve uzmanlaşmış bilgi ağları birbiriyle yöndeşmektedir. Teknolojik determinist bir yaklaşımla toplumsal değişimin temeline teknolojiyi koyan Castells, Finlandiya örneğinde olduğu gibi bilgi teknolojilerinin yerel güçlenmenin aracı olabileceğini savunur.
Haber blogları; an ve hız kavramları üzerine kuruludur. Blog yazarları editoryal baskıya maruz kalmadan, eleştirel düşüncelerini sanal alemde paylaşabilirler. Günümüzde bloglar Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlarla bütünleşerek melez yapılar oluşturmuştur. Her toplum dijital devrimi kendi sosyo-kültürel yapısına göre yaşamakta; teknolojinin kullanımı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.
Dünya genelinde blog ve internet kültürü ülkelerin sosyopolitik yapılarına göre çeşitlilik gösterir. Türkiye'de internet ana akım medyanın yazamadığı eşcinsel ve Alevi gibi dezavantajlı gruplar için ses duyurma alanı olmuş, sözlük platformları üzerinden kamplaşmalar yaşanmıştır. Fransa'da kafe ve salon kültürü blogculuğa hızlı uyumu tetiklemiş, Fransız blogları daha uzun, eleştirel ve provokatif yazılardan oluşmuştur. İngiltere'de ise Parlamento üyelerini takibe alan politik bloglar araştırmacı gazeteciliğin çarpıcı örneklerini sunarken, The Guardian medya grubu dijital devrime öncülük etmektedir.
Güçlü yazılı basına sahip Almanya'da blogculuk Avrupa ortalamasının gerisindedir; Almanlar bloglara şüpheci yaklaşırken hataları ifşa eden BILDblog dikkat çekmektedir. Japonlar toplumsal uyum ve kutuplaşmama eğilimleri nedeniyle bloglara mesafelidir. Çin'de internet eğlence ve oyun odaklı olup, hükümet sıkı bir denetim uygular; ancak milliyetçi orta sınıf sanal alanda oldukça aktiftir. Güney Kore'de halkın çoğunluğu haberleri internetten izler ve OhMyNews gibi yurttaş gazeteciliği örnekleri dünyaya öncülük eder.
Mısır'da merkezin denetimindeki basına karşı bloglar ve özellikle kadın blogcular cinsel taciz gibi tabu konuları işlemiştir. İran'da ise rejim baskısına ve kapatılan sosyal medya mecralarına rağmen gençler internetten vazgeçmemiş, İran Siber Ordusu kurulurken gençler çarşaf giyip eylemcilere destek mesajları paylaşarak direnmiştir. Kırgızistan, Tacikistan ve Beyaz Rusya gibi ülkelerde ise 'just-in-time blocking' (anında bloklama) sistemi uygulanmaktadır.
Sanal alem, yurttaşların görüşlerini özgürce paylaştığı ve ortak bir kamu düşüncesi oluşturduğu yeni bir kamusal alan yaratmıştır. 17. ve 18. yüzyıl kahvehane kültürünün uzantısı olan geleneksel kamusal alan kavramı internetle birlikte genişlemiş ve farklılaşmıştır. İnternet sayesinde özel alan genişlemiş, ayrıca yakın zamana kadar duyulamayan uç ve karşıt görüşler kamusal alanda yer bulmaya başlamıştır. Yurttaşlar artık sadece seçim yapmakla kalmayıp siyasi tartışmaların parçası olmakta ve siyasi sınıfı denetlemektedir.
Dijital kültürün dış politikayı etkilemesinin temel nedeni, iletişim teknolojilerinin bilgiyi hızla demokratikleştirmesi ve benzer duyarlılıkları paylaşan kitleleri ortak davalarda birleştirmesidir. Geleneksel medya sadece izleyici yaratırken internet zamanı yönetmekte ve kitleleri harekete geçirmektedir.
Bugün dışişleri bakanlıkları dijital çağla uyumlu politikalar üretmek zorundadır. Blogcular, Twitter ve Facebook kullanıcıları modern siyasetin aktif aktörleridir. E-posta ve sosyal medya vatandaşların politikacılara kolayca ulaşmasını sağlarken, internetin temposu siyasetin hızını artırmış ve siyasi elitleri sürekli mercek altında tutan muazzam bir baskı aracı yaratmıştır.