İnsanın yaşamını sürdürmek için yaptığı, tarihsel süreçte ceza ile ilişkilendirilen ancak günümüzde kimlik ve statü kaynağına dönüşen temel faaliyet. Örnek: Bir ustanın tuğla dizmeyi 'katedral inşa etmek' olarak anlamlandırması çalışmanın öznel boyutunu gösterir.
Teknolojik buluşların üretim biçimlerini kökten değiştirdiği dört aşamalı süreç. Örnek: Birinci Sanayi Devrimi'nde buhar makinesinin kullanımı, üretimi atölyelerden fabrikalara taşımıştır.
Üretim araçlarından yoksun, geçimini sadece emek gücünü satarak sağlayan toplumsal grup. Örnek: Sanayi Devrimi sonrası İngiltere'de Yoksullar Yasası'nın değişmesiyle kitleler bu sınıfa dahil olmuştur.
Çalışmayı cennete girmenin bir aracı ve kutsal bir görev olarak gören anlayış. Örnek: Kalvinci öğreti, çalışmayı dünyevi bir erdem haline getirerek tarihsel olumsuz algıyı kırmıştır.
İngiltere'de yoksullara gelir garantisi sağlayan ancak sanayileşme ile işgücünü zorunlu çalıştırmaya yönlendirmek için kaldırılan yasa. Örnek: 1834 düzenlemesiyle yardımlar kesilerek yoksullar fabrikalarda çalışmaya mecbur bırakılmıştır.
Üretim sürecinin parçalara ayrılarak uzmanlaşılması. Örnek: Adam Smith'in iğne üretimi örneğinde olduğu gibi, iş bölümü verimi artırırken işçinin vasıfsızlaşmasına da yol açabilir.
İnsanın üretim sürecine kattığı bedensel ve zihinsel kapasite. Örnek: Ford'un 'bir çift el kiraladığımda insanı da alıyorum' sözü, emeğin insandan soyutlanmasına işaret eder.
Toplumsal ilişkilerin ve yapının üretim faaliyetleri ekseninde kurgulandığı toplum tipi. Örnek: Sanayi Devrimi sonrası toplumlar, temel ayırt edici özelliği üretim olduğu için bu şekilde tanımlanmıştır.
Bireylerin toplumsal statüsünün üretimdeki yerinden ziyade tüketim güçlerine göre belirlendiği toplum tipi. Örnek: 1929 krizi sonrası üretim-tüketim sarmalıyla bireylerin prestijli metaları tüketme kapasitesi öne çıkmıştır.
Yapay zekâ, nanoteknoloji ve kuantum teknolojilerinin üretimle birleştiği güncel sanayi dönemi. Örnek: Klaus Schwab tarafından popülerleştirilen bu dönem, 'insan bulutu' gibi yeni çalışma modellerini beraberinde getirmiştir.
Geleneksel bağımlı çalışan yerine, dijital platformlar üzerinden kısa süreli işler yapan bağımsız çalışan. Örnek: ABD'de hızla artan kısa süreli işler, bu yeni çalışma tipolojisinin yaygınlaştığını gösterir.
İşçinin kendi ürettiği ürüne ve üretim sürecine yabancılaşması durumu. Örnek: Marx'ın belirttiği üzere, dayatılan zorunlu çalışma bireyde yaratıcılığını kaybetme ve kendine yabancılaşma yaratır.
İş bölümünün yoğun olduğu sanayi toplumlarında bireylerin birbirine bağımlılığı sonucu oluşan bağ. Örnek: Durkheim'a göre modern toplumlarda iş bölümü, toplumsal bütünleşmenin temelini oluşturur.
Bir işverene bağlı olarak ücret karşılığı yapılan çalışma. Örnek: Fabrikada çalışan bir işçinin durumu, bağımsız bir zanaatkârın çalışmasından farklıdır.
Haz arayışının ön planda olduğu, tüketim kültürünü besleyen yaşam felsefesi. Örnek: Disiplinli çalışma etiğinin aşınması, haz arayışının toplumsal değerleri etkilemesiyle açıklanır.
Üçüncü Sanayi Devrimi'ni karakterize eden mikro-elektronik ve internetin yaygınlaşması süreci. Örnek: İnternetin dünyayı birbirine bağlamasıyla dijital işgücü kavramı doğmuştur.
Bilginin üretim ve yönetimde temel girdi olduğu toplum yapısı. Örnek: Üçüncü Sanayi Devrimi ile robot ve bilgisayarların insan işlerini üstlenmesi sonucu bu yapı ortaya çıkmıştır.
Bireyin yaptığı işe yüklediği anlamla doğru orantılı olarak duyduğu mutluluk. Örnek: Katedral inşa ettiğini düşünen ustanın iş tatmini, sadece tuğla dizdiğini düşünen ustadan fazladır.
Üretimin maliyetlerin düşük olduğu ülkelere kayması ve piyasaların uluslararasılaşması. Örnek: 1970'lerden itibaren üretimin ucuz işgücü olan ülkelere kayması, çalışma koşullarını derinden etkilemiştir.
Çalışanların haklarını koruyan ve sosyal güvence sağlayan devlet anlayışı. Örnek: II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek için çeşitli uluslararası güvenceler tanınmıştır.
Yunan mitolojisinde bir kayayı sonsuza dek tepeye çıkarmakla cezalandırılan karakter. Örnek: Çalışmanın tarihsel olarak 'ceza' ve 'zahmet' ile ilişkilendirilmesinin en eski edebi örneğidir.
Zihinsel süreçlerin ve davranışların sistematik incelemesidir. Örn: Bir bireyin stres anındaki tepkilerini bilimsel yöntemle analiz etmek.
17. ve 18. yüzyılda bilginin kaynağı ve insan zihni üzerine odaklanan düşünce akımıdır. Örn: Bilginin doğuştan mı yoksa deneyimle mi geldiği tartışması.
Descartes tarafından savunulan, beden ve zihnin ayrı ancak birbirini etkileyen yapılar olduğu görüşüdür.
Sonuçların sayılabilirliği ve tekrar edilebilirliği üzerine kurulu, modern fizik mantığından psikolojiye geçen bir yaklaşımdır.
Wundt'un kullandığı, bireyin kendi zihinsel süreçlerini gözlemleyip rapor etmesine dayalı yöntemdir.
Titchener tarafından geliştirilen, zihni oluşturan temel yapıların incelenmesini amaçlayan yaklaşımdır.
James tarafından savunulan, zihnin ne olduğundan ziyade ne işe yaradığına ve davranışın uyumuna odaklanan yaklaşımdır.
Bütünün, onu oluşturan parçaların toplamından daha fazlasını ifade ettiğini savunan yaklaşım.
Freud'un geliştirdiği, bilinçaltı dürtülerin ve çatışmaların incelendiği tedavi yöntemidir.
Watson tarafından savunulan, psikolojinin sadece gözlemlenebilir davranışları incelemesi gerektiğini öne süren akımdır.
İnsan davranışını açıklarken birden fazla psikolojik yaklaşımın harmanlanarak kullanılmasıdır.
Davranışlara ilişkin teorik sorulara yanıt arayan, kuram ve araştırmaya dayalı alt dallardır (örn: Bilişsel Psikoloji).
Temel psikolojinin bulgularını pratik sorunların çözümünde kullanan alanlardır (örn: Klinik Psikoloji).
Genetik, hormonlar ve beyin yapısının davranış üzerindeki etkilerini inceleyen daldır.
İnsanın doğumundan ölümüne kadar zihinsel ve davranışsal değişimlerini inceleyen daldır.
Depresyon, şizofreni gibi zihinsel rahatsızlıkların nedenlerini ve tedavi yöntemlerini inceleyen daldır.
Bireyin grup içindeki davranışlarını ve diğerlerini nasıl etkilediğini inceleyen daldır.
Farklı kültürlerin insan davranışları ve düşünceleri üzerindeki etkilerini inceleyen daldır.
Çalışma yaşamına dair insan davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini inceleyen, bireyin iyilik halini ve verimliliği artırmayı hedefleyen uygulamalı psikoloji dalıdır. Örneğin, bir çalışanın iş tatminini artırmak için çalışma koşullarının psikolojik etkilerini analiz eder.
Doğru bireylerin doğru işlere yönlendirilmesi, seçilmesi ve eğitilmesi sürecidir. Örneğin, bir adayın yeteneklerinin bir pozisyonun gereklilikleriyle eşleştirilmesi bu kapsama girer.
Çalışma ortamının, teçhizatın ve iş tasarımının bireyin fiziksel ve psikolojik özelliklerine göre düzenlenmesidir. Örneğin, ergonomik bir ofis koltuğu tasarımı işin bireye uyumu geleneğinin bir parçasıdır.
Çalışma yaşamında psikolojinin uygulanmaya başlandığı ilk alan ismi olup, ağırlıklı olarak üretim ve işe alım süreçlerine odaklanır. Örneğin, fabrika işçilerinin seçme ve yerleştirme süreçlerini yönetir.
Çalışma psikolojisiyle kesişen, örgüt içindeki birey ve grup davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Örneğin, bir ekip içindeki liderlik süreçlerinin performans üzerindeki etkisini inceler.
Çalışanların makine, teçhizat ve fiziksel çevre ile olan ilişkilerini inceleyen, işin bireye uyumunu sağlayan alandır. Örneğin, bilgisayar başında çalışan birinin göz yorgunluğunu azaltacak ekran düzenlemeleri yapar.
İşletmeyi, çalışanları ve örgütü bir bütün olarak ele alan, parçaların birbirine olan etkisini inceleyen yaklaşımdır. Örneğin, bir departmandaki değişikliğin tüm örgüt üzerindeki yansımasını analiz eder.
Psikoloji kuramlarının gerçek yaşamdaki sorunların çözümünde kullanıldığı alandır. Çalışma psikolojisi, bu alanın bir parçası olarak bireyin iş yaşamındaki sorunlarını tedavi etmeye odaklanır.
Japonya'da ortaya çıkan, çok çalışmaktan kaynaklanan ani ölüm sendromunu ifade eden bir kavramdır. Örneğin, aşırı çalışma saatlerinin çalışan sağlığı üzerindeki ölümcül etkisini gösterir.
Çalışma ortamındaki bireyler arası ilişkilerin, motivasyon ve verimlilik üzerindeki etkisini inceleyen yaklaşımdır. Örneğin, çalışanlar arasındaki çatışmaların çözülerek iş veriminin artırılmasıdır.
Dördüncü Sanayi Devrimi olarak bilinen, yeni toplum yapısı ve çalışma biçimlerini getiren teknolojik dönüşümdür. Örneğin, dijitalleşen iş süreçlerinin çalışan psikolojisi üzerindeki etkilerini incelemeyi gerektirir.
Çalışanın işinden duyduğu memnuniyet düzeyi olup, Çalışma Psikolojisinin temel hedeflerinden biridir. Örneğin, anlamlı işler yapan çalışanların daha yüksek iş tatminine sahip olmasıdır.
Çalışanların seçimi, değerlendirilmesi ve eğitimi ile ilgilenen psikoloji alt dalıdır. Örneğin, bir şirketin işe alım mülakatlarında kullanılan psikolojik testlerin geliştirilmesidir.
İnsan-makine etkileşimini ve insan performans faktörlerini inceleyen alandır. Örneğin, bir uçağın kokpit tasarımının pilotun hata yapmasını engelleyecek şekilde düzenlenmesidir.
Örgütlerin verimliliğini ve sağlığını artırmak için planlı değişim süreçlerini yöneten alandır. Örneğin, bir şirketin kültürünü daha katılımcı bir yapıya dönüştürme çabasıdır.
Örgüt dışında kalmış bireylerin yaşadığı psikolojik durumları inceleyen alandır. Örneğin, işini kaybeden bir bireyin yaşadığı kaygı ve motivasyon kaybının incelenmesidir.
Beden ritmi ve sosyal faktörler açısından incelenen, çalışma saatlerinin standart dışı olduğu sistemdir. Örneğin, gece vardiyasında çalışan bir işçinin uyku düzeni ve performansının analizi.
Çalışma yaşamının bireyin fiziksel ve zihinsel sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen alandır. Örneğin, iş yerindeki stresin tükenmişliğe yol açıp açmadığının tespiti.
Ücretli çalışma dışındaki çalışma türlerini kapsayan ve Çalışma Psikolojisinin inceleme alanına giren konudur. Örneğin, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan gönüllülerin motivasyon kaynaklarının incelenmesidir.
İş süreçlerinin bilimsel yöntemlerle analiz edilerek verimliliğin en üst düzeye çıkarılmasını hedefleyen yönetim anlayışıdır. Örneğin, işçilerin her hareketinin zamanlanarak standartlaştırılması Taylorizm'in bir uygulamasıdır.
İşin yürütülmesi sırasında oluşan zaman kayıplarını ve gereksiz hareketleri belirleyip ayıklamayı amaçlayan bir yöntemdir. Duvar ustalarının tuğla örme hareketlerinin 18'den 5'e indirilmesi buna somut bir örnektir.
İşçinin üretim sürecindeki yaratıcı faaliyetten kopması ve emeğinin sonucuna yabancılaşmasıdır. Bir işçinin sürekli aynı somunu sıkarak ne ürettiğini bilememesi, yabancılaşmanın tipik bir örneğidir.
Montaj hattı ve seri üretim tekniklerine dayalı, işin en basit parçalara bölündüğü bir üretim modelidir. T modeli otomobillerin seri üretimi, bu modelin en ünlü örneğidir.
Çalışma ortamındaki sosyal ve psikolojik faktörlerin verimlilik üzerindeki etkisini inceleyen araştırmalardır. Aydınlatma deneyleri sırasında, ışık düzeyi değişse bile verimliliğin artması, sosyal faktörlerin önemini göstermiştir.
Çalışanların tembel olduğunu ve sürekli denetlenmesi gerektiğini savunan geleneksel yönetim varsayımıdır. İşçilerin sadece para için çalıştığı düşüncesi bu kuramın temelidir.
İnsanların çalışmaktan hoşlandığını ve yaratıcı olduğunu savunan modern yönetim anlayışıdır. Çalışanların sorumluluk alabileceğine ve kendi kendilerini yönetebileceklerine inanır.
Taylor tarafından ortaya konan, işin bilimsel metotlarla yönetilmesini öngören yönetim felsefesidir. İşin öğelerine ayrılması ve bilimsel olarak seçilmiş işçilerle çalışılması temelidir.
Bireylerin gözlemlendiklerini bildiklerinde davranışlarını değiştirmeleri durumudur. Deney grubundaki işçilerin, araştırmacılar tarafından izlendiklerini bildikleri için daha verimli çalışmaları buna örnektir.
Hawthorne deneyleri sonrası doğan, çalışanların ihtiyaçlarına, tutumlarına ve sosyal ilişkilerine odaklanan yönetim anlayışıdır. İnsanı bir üretim faktöründen ziyade sosyal bir varlık olarak ele alır.
1970'li yıllardaki ekonomik krizler sonrası Fordist üretim modelinin yeniden düzenlenmiş halidir. Daha esnek üretim süreçlerini içerir.
İşçinin üretim sürecinde ortaya koyduğu bedensel ve zihinsel kapasitedir. Taylorizm'de bu kavram, insanın kendisinden soyutlanarak bir üretim aracı gibi ele alınmıştır.
Çalışanın yaptığı işin kapsamının artırılarak monotonluğun azaltılması çabasıdır. McGregor'un bahsettiği, ancak X kuramı mantığıyla uygulandığında başarısız olan yöntemlerden biridir.
Ürünün parçalarının, sabit duran işçilerin önünden geçerek birleştirildiği üretim sistemidir. Ford fabrikalarında 'kayan bant' olarak kullanılmıştır.
Çalışanın işinden duyduğu memnuniyet düzeyidir. Taylorist sistemde bu kavramın göz ardı edilmesi, işçilerin olumsuz tutumlar sergilemesine neden olmuştur.
Hawthorne deneyleri kapsamında, ara dinlenmeleri ve çalışma süreleri gibi 13 farklı faktörün verimliliğe etkisinin incelendiği süreçtir.
Hawthorne deneylerinin bir parçası olarak, grup içi sosyal baskının verimliliği nasıl sınırladığını gösteren çalışmadır. İşçilerin grup ortalamasını geçmemek için üretimlerini kısıtladıkları gözlemlenmiştir.
Girdi ile çıktı arasındaki orandır. Taylor'ın temel odak noktası, işçilerin gayretini artırarak bu oranı yükseltmektir.
Çalışanların karar alma süreçlerine dahil edilmesidir. Y Kuramı'nın desteklediği, ancak X Kuramı zihniyetiyle uygulandığında etkisiz kalan bir yöntemdir.
Charlie Chaplin'in, Fordist üretim tarzının ve yabancılaşmanın etkilerini hicveden ünlü filmidir.
Algılama sürecinin nihai çıktısı ve sonucudur. Bireyin dış dünyayı anlamlandırmış halidir; örneğin, bir sesi sadece duymak değil, onun bir 'kapı zili' olduğunu anlamak algıdır.
Duyu organlarından gelen verilerin beyin tarafından işlenmesi, düzenlenmesi ve yorumlanması sürecidir. Bu süreç, bireyin geçmiş yaşantısı ve beklentilerinden etkilenir.
Duyu organlarının çevredeki fiziksel enerjiyi (ışık, ses, basınç) alıp beyne iletmesi sürecidir. Örneğin, gözün ışığı alıp elektrik sinyaline dönüştürmesi bir duyumdur.
Algının parçaların toplamından ziyade, bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunan yaklaşımdır. 'Bütün, parçaların toplamından fazladır' ilkesine dayanır.
Algılamanın, duyu verileri ile geçmişte depolanmış bilginin birleşimiyle oluşan bir kurgu olduğunu savunan görüştür. Helmholtz bu yaklaşımın öncülerindendir.
Piaget tarafından geliştirilen, algılamanın çocukluktan itibaren 'şemalar' aracılığıyla nasıl geliştiğini açıklayan kuramdır. Bilginin nasıl yapılandırıldığına odaklanır.
Bir duyu organının bir uyaranı fark edebilmesi için gereken minimum enerji miktarıdır. Örneğin, 48 km ötedeki bir mum ışığının görülmesi mutlak eşik örneğidir.
İki uyaran arasındaki farkın ayırt edilebilmesi için gereken asgari enerji farkıdır. Deterjan reklamlarındaki beyazlık farkı buna bir örnektir.
Algıda bir nesnenin (şekil) çevresinden (zemin) ayırt edilmesidir. Gökyüzündeki kırmızı uçurtmaya bakarken uçurtmanın şekil, gökyüzünün zemin olması gibi.
Zihnin, eksik bırakılmış veya tamamlanmamış bir şekli bütün olarak algılama eğilimidir. Ünlü birinin yüzünün yarısını görsek bile onu tanımamız buna örnektir.
Piaget'in kuramında bilginin temel yapı taşıdır. Bireyin dünyayı anlamlandırmak için zihninde oluşturduğu kalıplardır; örneğin 'köpek' şeması dört bacaklı, havlayan bir canlıyı temsil eder.
Yeni bir bilgi mevcut şemaya uymadığında, şemanın yeni duruma göre değiştirilmesi sürecidir. Çocuğun balık şemasını yunus için 'memeli' olarak güncellemesi gibi.
Algılamanın kişinin beklentileri, bilgisi ve deneyimleri tarafından yönlendirilmesidir. Zihnin sahip olduğu kuramlarla veriyi yorumlamasıdır.
Algılamanın doğrudan dışsal uyaranların özelliklerine göre gerçekleşmesidir. Veri güdümlü bir süreçtir.
Kişinin geçmiş deneyimlerine dayanarak belirli bir yönde algılama yapma eğilimidir. Bireyin beklentileri algısını önceden hazırlar.
Kas, eklem ve kirişlerde bulunan, vücudun konumunu, duruşunu ve hareketini algılayan duyu organlarıdır.
Sosyo-psikolojik veya fiziksel kaynaklı nedenlerle, gerçekliğin yanlış yorumlanmasıdır. Önyargılar ve kalıpyargılar bu hataların temel kaynaklarındandır.
İnsanların karmaşık verileri en sade ve düzenli biçimde algılama eğilimidir. Gestalt yaklaşımının temel bir ilkesidir.
İnsanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği bilgi, inanç, sanat, hukuk ve alışkanlıkların karmaşık bütünüdür. Hofstede'e göre bu, 'insan zihninin yazılımı' olarak tanımlanır.
Bireyin dış dünyadan gelen uyaranları biyolojik özelliklerinin yanı sıra kültürel birikimiyle yorumlamasıdır. Örneğin, beyaz rengin bazı kültürlerde saflığı, bazılarında ise ölümü simgelemesi algılamanın kültürel farkıdır.
Bireyin yeni bir kültürü öğrenme ve ona uyum sağlama sürecidir. Örneğin, bir işe yeni başlayan çalışanın örgüt kültürünü benimsemesi bir kültürleşmedir.
Örgüte yeni katılan çalışanların işe ve örgüt yapısına alıştırılması sürecidir. Bu süreç, çalışanın sosyalleşmesini ve kültürleşmesini sağlar.
Toplumun, yeni katılan bireyleri kendi kuralları çerçevesinde zihinsel olarak hazırlaması ve kendi yapısına uygun bireyler yetiştirmesi sürecidir.
Kültürleşmenin bir türü olup, baskın bir kültürün diğer kültürleri yok ederek kendi içinde eritmesidir (A+B+C=A).
Farklı kültürlerin bir arada bulunduğu bir ortamda her kültürün kendi özgünlüğünü ve varlığını korumasıdır (A+B+C=A+B+C).
Kültürün üyelerine neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösteren, davranışları yönlendiren temel yargılardır. Örneğin, bir yöneticinin sahip olması gereken özellikler o toplumun değerleri tarafından belirlenir.
Dünyaya ilişkin paylaşılan fikirler ve dünya görüşüdür. Sadece dini değil, siyasal ideolojileri de kapsar.
Belirli durumları veya olayları temsil eden kodlardır. Türkiye'de yere düşen ekmeği öpüp başa koymak, saygıyı temsil eden bir semboldür.
İletişimin temel aracı olmasının yanı sıra dünyayı algılama biçimini belirleyen bir filtredir. Örneğin, bazı dillerde gelecek zaman kalıbının olmaması, o dili konuşanların zaman algısını etkiler.
Dilin yapısının düşünce biçimlerini etkilediğini ve farklı dilleri konuşan kişilerin gerçeklik algılarının farklılaştığını savunan hipotezdir.
Sosyal etkileşime yön veren yazılı olmayan davranış kodlarıdır. Selamlaşmak için el sıkışmak bir halk yordamı normudur.
Toplumsal anlamda hoşa gitmeyen ve genellikle kutsal kabul edilen değerlere dayanan yasaklardır. Ensest ilişki buna en bilinen örnektir.
Hofstede'in boyutlarından biri olup, bireyler arası ilişkilerde toplumsal statünün ve hiyerarşinin etki derecesidir.
Bireyin kendisini topluluktan ayrı mı yoksa bir parçası mı gördüğüne dair kültür boyutudur. Bireyci kültürde kişisel menfaatler ön plandadır.
Hofstede'in boyutlarından biri olup, girişimcilik ve maddeciliğin (erkek) veya insan ilişkileri ve şefkatin (dişi) ön planda olmasıdır.
Kişilerin belirsizliğe, risklere ve yeniliğe karşı gösterdikleri tepkilerin derecesidir.
Kültürlerin üyelerinin psikolojik süreçlerini nasıl yansıttığını ve biçimlendirdiğini inceleyen psikoloji alt dalıdır.
Genellikle dini kurallardan kaynaklanan, toplumda iyi ve doğru olarak kabul edilen davranış kalıplarıdır.
Anlam ve beklentiler üzerinden kültür ve etkileşimle oluşan sosyal bir kurgudur. Örneğin, bir kişinin 'doktor' olarak tanımlanması onun sosyal kimliğini oluşturur.
Bireyin toplum içindeki konumuna bağlı olarak sergilemesi beklenen davranış kalıplarıdır. Bir öğretmenin sınıfta 'öğretmen' gibi davranması bir rol gereğidir.
Parsons'a göre bireyin belirli araç ve amaçlara yönelik, normlarca belirlenen bilinçli davranışlarıdır. Bir işçinin görevini yerine getirmesi sosyal eylemdir.
Bireyin gün içinde birbirinden farklı sosyal çevrelerde (ev, iş, okul) farklı rolleri aynı anda üstlenmesidir. Bir kişinin hem anne hem de yönetici olması buna örnektir.
Bireyi diğerlerinden ayıran, tutarlı ve sürekli düşünce, duygu ve davranış örüntüleridir. Ahmet'in her durumda sakin kalması onun kişiliğinin bir parçasıdır.
Kişiliğin nasıl oluştuğunu ve işlediğini açıklayan bilimsel yaklaşımlardır. Freud'un yapısal modeli veya Beş Faktör modeli bu kuramlara örnektir.
Kişiliğin en ilkel, biyolojik dürtüleri (cinsellik, saldırganlık) içeren ve haz ilkesine göre çalışan kısmıdır. Çocuğun doğuştan sahip olduğu temel arzular id kaynaklıdır.
Gerçeklik ilkesine dayalı, id ve süperego arasında denge kuran rasyonel kişilik yapısıdır. Bir çalışanın öfkesini kontrol edip profesyonel davranması egonun işlevidir.
Toplumun ahlak kurallarını ve vicdanı temsil eden, bireyin içindeki 'ebeveyn sesi'dir. Yanlış bir davranışta hissedilen suçluluk duygusu süperegodan kaynaklanır.
Bireyin ait olduğu grubun özellikleriyle tanımlanmasıdır. Bir kişinin 'İtalyan' veya 'Genç' olarak tanımlanması sosyal kimliğidir.
Bireyin ait olduğu grubun davranış kalıplarına uygun hareket etmesidir. Bir doktorun tıbbi etik kurallarına göre hasta muayene etmesi rol kimliğidir.
Etkileşimdeki sosyal duruma uygun beklentilerle oluşan kimliktir. Sınıfta öğrencinin öğretmene karşı takındığı saygılı tavır durumsal kimliktir.
Bireye özgü anlamları ve tercihleri içeren kimliktir. Kişinin giyim tarzı veya hobileri kişisel kimliğinin bir parçasıdır.
Parsons'ın toplum yapısına göre sınıflandırdığı rol kalıplarıdır. Duygusallık veya başarı odaklılık gibi değişkenler örnek verilebilir.
Beş Faktör modelinde duygusal dengesizliği, endişeyi ve kırılganlığı ifade eden boyuttur. Yüksek nevrotizm, kişinin kolayca strese girmesine neden olabilir.
Beş Faktör modelinde sosyalliği, girişkenliği ve heyecan arayışını temsil eden boyuttur. Dışadönük bir çalışan ekip çalışmalarında daha aktif olabilir.
Beş Faktör modelinde güven, dürüstlük ve diğergamlık gibi özellikleri kapsayan boyuttur. Uyumlu bir birey iş ortamında çatışmadan kaçınır.
Beş Faktör modelinde özdisiplin, görev bilinci ve başarı arayışını ifade eden boyuttur. Sorumlu bir çalışan işlerini zamanında ve titizlikle bitirir.
Beş Faktör modelinde hayal gücü, estetik ilgi ve yeni fikirlere esnekliği ifade eden boyuttur. Açık bir birey yeniliklere kolay uyum sağlar.
Bireyin geçimini sağlamak veya üretken olmak amacıyla yaptığı, belirli görev ve sorumlulukları içeren temel çalışma faaliyetidir.
Bireyin eğitim veya özel hazırlık süreciyle edindiği, yaşamını sürdürmek için yaptığı sistematik iş alanıdır.
Bireyin doğuştan sahip olduğu, bir işi anlama veya yapabilme kapasitesidir; öğrenmeyi çerçeveleyen sınırdır.
Eğitim ve pratikle sonradan kazanılan, bir işi ustalıkla ve amaca uygun şekilde sonuçlandırma yetisidir.
Bireyin belirli bir etkinliğe veya mesleğe karşı duyduğu yakınlık, hoşlanma ve ona öncelik tanıma eğilimidir.
Bireyin çalışma yaşamındaki davranışlarını, tercihlerini ve çevresiyle etkileşimini belirleyen kalıcı özellikler bütünüdür.
Kişisel farkındalığı artırmak için kullanılan, kişinin kendisi ve başkaları tarafından bilinen/bilinmeyen özelliklerini gösteren 2x2'lik bir matristir.
Spearman tarafından ortaya atılan, zekânın sayısal değerlerle ifade edilebilen tek bir bilişsel kapasite olduğunu savunan görüştür.
Gardner tarafından geliştirilen, zekânın dilsel, mantıksal, bedensel gibi sekiz farklı bağımsız türden oluştuğunu belirten yaklaşımdır.
Goleman'ın popülerleştirdiği; duyguları tanımlama, kullanma, anlama ve yönetme becerilerini kapsayan, iş performansını artıran yetkinliktir.
Rekabetçi, sabırsız, mükemmeliyetçi ve başarı odaklı bireylerdir; kalp sağlığı sorunlarına yatkınlıkları daha yüksektir.
A tipinin aksine daha sakin, sabırlı, rekabet düzeyi düşük ve rahat bir çalışma temposunu tercih eden kişilik tipidir.
Bireyin başarı veya başarısızlığını kendi çabalarıyla ilişkilendirdiği, özgüveni yüksek bir kişilik özelliğidir.
Bireyin sonuçları şans, kader veya dışsal faktörlere bağladığı, kontrolün kendisinde olmadığını düşündüğü kişilik özelliğidir.
Holland'ın meslek tercihi kuramındaki altı kişilik tipinin (Gerçekçi, Araştırmacı, Sanatçı, Sosyal, Girişimci, Geleneksel) baş harflerinden oluşan kısaltmadır.
Sabah saatlerinde yüksek enerjiye sahip, erken kalkan ve özdisiplini yüksek olan 'sabah insanı' tipidir.
Akşam saatlerinde aktif olan, yaratıcı ancak geleneksel çalışma saatlerine uyumda zorlanan 'gece insanı' tipidir.
JoHari Pencereleri'nde hem kişinin hem de başkalarının bildiği, 'arena' olarak da adlandırılan açık alandır.
Kişinin farkında olmadığı ancak başkalarının o kişi hakkında bildiği 'kör nokta' olarak adlandırılan alandır.
Kişinin kendisi hakkında bildiği ancak başkalarıyla paylaşmadığı 'saklı alan' olarak adlandırılan alandır.
Bir sonuç elde etmek veya geçim sağlamak için güç harcayarak yapılan her türlü çalışma ve etkinliktir. Örneğin, bir arkeoloğun bankada gişe yetkilisi olarak çalışması onun yaptığı 'iştir'.
Belli bir eğitim süreciyle kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları belirlenmiş uzmanlık alanıdır. Örneğin, saç kesme becerisini eğitimle belgelendiren birinin mesleği berberliktir.
Bir meslekte zaman ve çalışma ile elde edilen aşama, başarı ve uzmanlık düzeyidir. Örneğin, bir bankacının yıllar içinde genel müdürlüğe yükselmesi kariyer sürecidir.
Bireyin toplum içerisindeki yerini, onurunu ve prestijini belirleyen bir simgedir. Örneğin, bir profesörün toplumsal itibarının yüksek olması statüsüyle ilgilidir.
Bireylerin özsaygılarını oluşturmak için kendilerini diğer bireylerle mukayese etme sürecidir. Örneğin, bir çalışanın aynı işi yapan arkadaşıyla maaşını kıyaslamasıdır.
Bireylerin cinsiyet, etnik köken veya meslek gibi özelliklerine göre gruplandırılmasıdır. Örneğin, toplumun insanları 'mavi yakalı' ve 'beyaz yakalı' olarak ayırmasıdır.
Belirli bir gruba ilişkin bilgi boşluklarını dolduran, önceden oluşturulmuş sabit imgelerdir. Örneğin, 'Almanlar ciddidir' düşüncesi bir kalıpyargıdır.
Bir kişiyi veya fikri, önceden bilgi sahibi olmaksızın sadece belirli bir gruba ait olduğu için yargılamaktır. Örneğin, kadın olduğu için birinin matematiksel işlerde başarısız olacağını varsaymak.
Bireyin kendi çabası ve çalışmasıyla kazandığı statüdür. Örneğin, üniversiteyi bitirip doktor unvanı almak aktif statüdür.
Bireyin doğuştan gelen özellikleri ile kazandığı statüdür. Örneğin, bir kişinin belirli bir aileye veya etnik gruba doğması pasif statüdür.
Bireyin toplumda daha yüksek bir konuma ulaşmak için eğitim gibi süreçlere yaptığı yatırımdır. Örneğin, yüksek lisans yaparak uzmanlaşmak bir statü yatırımıdır.
Toplumsal olarak ihtiyaç duyulan ancak insanların yapmaya pek istekli olmadığı, düşük itibarlı işlerdir. Örneğin, çöp toplama işi Hughes tarafından 'pis iş' olarak nitelendirilmiştir.
Statünün üretimden ziyade tüketim gücüyle belirlendiği toplum yapısıdır. Örneğin, bir Genel Müdür'ün markalı kıyafetler giymesinin beklenmesi tüketim toplumu göstergesidir.
Bireyin bir durumun nasıl sonuçlanacağına dair beklentisinin, o sonuca neden olacak davranışları tetiklemesidir. Örneğin, başarısız olacağına inanan öğrencinin çalışmayıp gerçekten başarısız olmasıdır.
Çalışma yaşamında dezavantajlı grupların kariyer basamaklarını tırmanırken karşılaştıkları görünmeyen engellerdir. Örneğin, kadınların üst düzey yönetici pozisyonlarına gelmesinin engellenmesi.
Bireyin kendini eşit gördüğü ve davranışlarını, başarılarını örnek aldığı gruptur. Örneğin, bir öğrencinin mezuniyet sonrası kendisiyle aynı okuldan mezun olanları örnek almasıdır.
Weber'e göre mülkiyet sahibi olmanın sağladığı toplumsal itibardır. Örneğin, zengin bir iş insanının toplumda saygın görülmesi.
Weber'e göre mülkiyetten yoksun olmanın getirdiği toplumsal konumdur. Örneğin, mülksüz birinin toplumda düşük bir itibar görmesi.
Bireyin ait olduğu gruplar üzerinden kendini tanımlama biçimidir. Örneğin, birinin kendini 'öğretmen' olarak tanımlayıp bu mesleğin gerektirdiği gibi davranmasıdır.
Bireyler arasında bilgi, duygu ve düşünce alışverişini sağlayan, toplumsal yapının temelini oluşturan karmaşık bir süreçtir. Örn: Bir yöneticinin astına iş tarifi yapması bir iletişimdir.
İletişim sürecini olumsuz etkileyen, mesajın doğru anlaşılmasını engelleyen fiziksel, sosyal veya psikolojik her türlü engeldir. Örn: Bir yöneticinin ofiste kağıtla oynarken konuşması, çalışanın dikkatini dağıtan bir gürültüdür.
Mesajın gönderici tarafından yanlış kodlanması veya alıcı tarafından yanlış yorumlanması sonucu oluşan hatalardır. Örn: 'Peynir' denildiğinde beyaz peynir yerine kaşar peyniri gelmesi.
Konuşma ve yazı dili kullanılarak gerçekleştirilen iletişim türüdür. Örn: Bir toplantıda yapılan sunum veya yazılı bir rapor.
Sözcükler dışındaki jest, mimik, beden duruşu ve ses tonu gibi unsurlarla kurulan iletişimdir. Örn: Gülümseyen bir yüz ifadesiyle onay vermek.
Bireylerin dünyayı algılama biçimlerini (temsil sistemlerini) analiz ederek iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Örn: Müşterinin görsel odaklı olduğunu anlayıp ona göre betimlemeler yapmak.
Alıcının mesajı alıp anlamlandırdıktan sonra göndericiye verdiği yanıttır. Örn: Bir talimatı alan çalışanın 'Anladım, hemen yapıyorum' demesi.
Mesajın bir kişiden diğerine aktarılırken içeriğinin değiştirilmesi veya bazı kısımların atılmasıdır. Örn: Bir yöneticinin kötü haberi yumuşatarak alt birime iletmesi.
Belirli meslek gruplarının kendi aralarında kullandığı özel terimler ve deyimlerdir. Örn: Mühendislerin teknik terimlerle konuşması.
İfadelerin birden fazla anlama gelebilecek şekilde kullanılmasıdır. Örn: 'Bu işi biraz daha hızlandırabilir misin?' ifadesindeki 'biraz'ın belirsizliği.
Dinleyicinin mesajı doğru anlama ve yorumlama çabasıyla aktif katılım gösterdiği dinleme biçimidir. Örn: Konuşmacıyı onaylayarak ve sorular sorarak dinlemek.
Dinleyicinin fazla çaba göstermeden sadece verilen bilgiyi aldığı dinleme türüdür. Örn: Rutin bir bilgilendirme toplantısını dinlemek.
Dinleyicinin mantık ve yorum çerçevesinde bilgiyi değerlendirdiği dinleme türüdür. Örn: Gelecek dönem satış projeksiyonlarını analiz ederek dinlemek.
Dinleyicinin kendisini konuşmacının yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalıştığı dinleme türüdür. Örn: Bir çalışanın yaşadığı sorunu anlamak için onu dikkatle dinlemek.
Dünyayı görüntüler üzerinden algılayan ve düşünen kişilerin sahip olduğu temsil sistemidir. Örn: 'Resim çizer gibi' konuşan bir birey.
Dünyayı sesler ve ritimler üzerinden algılayan, konuşma tonuna duyarlı kişilerin temsil sistemidir. Örn: Ses tonundaki değişimleri hemen fark eden biri.
Dünyayı duygular ve fiziksel hisler üzerinden algılayan kişilerin temsil sistemidir. Örn: El sıkışma gibi fiziksel teması önemseyen biri.
NLP'de karşı tarafla aynı frekansı yakalayarak iletişimi kolaylaştırma sürecidir. Örn: Müşterinin temsil sistemine uygun kelimeler seçmek.
Çevreyi ve karşıdaki kişiyi gözlemleme becerisini artırma sürecidir. Örn: Bir kişinin göz hareketlerinden ne düşündüğünü anlamaya çalışmak.
Bireyi bilinçli bir davranışa sevk eden, enerji ve yön veren içsel itici güçtür. Örneğin; bir çalışanın terfi etmek için daha fazla mesai yapması motivasyonun bir sonucudur.
Güdülenmenin özünü oluşturan, gereksinimleri karşılamak için bireyi eyleme iten temel nedendir. Örneğin; açlık hissi yemek yeme davranışını tetikleyen biyolojik bir güdüdür.
Kişiyi harekete geçmeye zorlayan mekanizmadır. Örneğin; bir satış temsilcisi için prim sistemi, satış yapmaya zorlayan bir motivatördür.
Herzberg'e göre işin içeriğiyle değil, örgütsel durumla ilgili olan unsurlardır. Ücret ve çalışma koşulları gibi faktörler eksik olduğunda tatminsizlik yaratır.
Herzberg'e göre doğrudan işin içeriğiyle ilgili olan, başarı ve sorumluluk gibi tatmin düzeyini yükselten faktörlerdir.
Vroom'a göre bireyin gösterdiği çabanın belirli bir performansa dönüşeceğine dair inancıdır. Örneğin; 'Çalışırsam bu projeyi bitirebilirim' düşüncesi bir beklentidir.
Bireyin performansının bir ödüle dönüşeceğine dair algısıdır. Örneğin; 'İyi performans gösterirsem ödül alırım' inancı araçsallıktır.
Bireyin elde edeceği ödülün kendisi için taşıdığı değer veya tercihidir. Örneğin; bir çalışan için teşekkür belgesi değersizse, bu ödülün birleşme değeri düşüktür.
Çalışanların kendi çaba/ödül oranlarını başkalarıyla kıyaslayarak adalet arayışına girmesidir. Örneğin; aynı işi yapan iki kişiden biri daha az maaş aldığını hissederse motivasyonu düşer.
Belirli ve zorlu hedeflerin, belirsiz hedeflere göre daha yüksek performans sağladığını savunan kuramdır. Örneğin; 'Satışları %10 artır' hedefi, 'elinden geleni yap' demekten daha etkilidir.
Maslow'un hiyerarşisinde en üst basamak olup, bireyin potansiyelini tam olarak kullanmasıdır. Örneğin; bir sanatçının en iyi eserini ortaya koyma çabasıdır.
Ortak tutum ve davranış biçimlerine sahip, belirli yaş aralıklarını ifade eden gruplardır. X ve Y kuşağı çalışma yaşamında farklı beklentilere sahiptir.
McClelland tarafından başarı ihtiyacını ölçmek için kullanılan, meslek tercihlerinde etkili olan bir testtir.
Alderfer'in ihtiyaçları Var Olma, Ait Olma ve Gelişme olarak sınıfladığı, Maslow'un daha esnek bir versiyonu olan kuramdır.
Bireyin öğrenme, merak ve anlama gibi zihinsel süreçlerine yönelik ihtiyaçlarıdır.
Başarı gibi ödül-ceza mekanizmalarıyla veya sosyal çevreyle biçimlenen güdülerdir.
Çalışanın işinden duyduğu hoşnutluk düzeyidir; Herzberg'e göre hijyen ve motive edici faktörlerin dengesiyle belirlenir.
İş performansını etkileyen, bireyin kontrolü dışındaki fırsatlar ve araç-gereç gibi unsurlardır.
Bireyin kapasitesi, yetenekleri ve istekli olma durumu gibi içsel özellikleridir.
Amaç belirleme kuramında, hedefe ulaşma sürecinde performansın değerlendirilmesi için kritik olan bilgidir.
Bireylerin çalışma yaşamı boyunca işin kendisine veya iş ortamına karşı geliştirdikleri duygusal ve bilişsel tepkilerdir. Örneğin, bir çalışanın işini 'anlamlı' bulması bu tutumun bir parçasıdır.
Çalışanın yaptığı işten hoşnut olması, işle ilgili olumlu duygular taşıması ve işini memnuniyet verici bir durum olarak algılamasıdır. Örneğin, işinden genel olarak memnun olan bir çalışanın 'bu işten fazlasıyla tatmin oluyorum' demesi.
İş niteliklerinin çalışan sağlığı üzerindeki etkisini vitamin analojisiyle açıklayan modeldir. Örneğin, ücretin belirli bir noktaya kadar tatmini artırması ancak fazlasının ek fayda sağlamaması (CE özelliği).
Sürekli çalışmak için duyulan kontrol edilemeyen, saplantılı bir ihtiyaçtır. Örneğin, bir çalışanın işi delege etmekten kaçınıp tüm işleri kendi üzerine alması.
Eksikliği zarar veren ancak fazlası belirli bir noktadan sonra ek tatmin sağlamayan iş nitelikleridir. Örneğin, ücret düzeyi belirli bir seviyeden sonra tatmini daha fazla artırmaz.
Hem eksikliği hem de aşırı fazlalığı çalışan sağlığına zarar veren iş nitelikleridir. Örneğin, vasıf kullanma fırsatının aşırı olması çalışanı yorarak tatmini düşürebilir.
Bireyin fiziksel, bilişsel ve duygusal olarak kendini işine vermesi ve işiyle bütünleşmesidir. Örneğin, sabah işe gitmek için istekli olma ve işi yaparken enerji dolu hissetme.
İşe bağlılığı ölçmek için kullanılan; gayret, adanma ve özümseme boyutlarını içeren bir ölçüm aracıdır. Örneğin, çalışırken zamanın nasıl geçtiğini unutmak 'özümseme' boyutuna örnektir.
İşe bağlılığın bir boyutu olup, çalışanın işine karşı gösterdiği enerji, direnç ve azimdir. Örneğin, zor bir iş durumunda bile pes etmeden çalışmaya devam etmek.
İşe bağlılığın bir boyutu olup, işe karşı duyulan ilham, gurur ve hevesi ifade eder. Örneğin, yaptığı işi çok anlamlı ve amaca hizmet eder bulmak.
İşe bağlılığın bir boyutu olup, çalışanın işine kendini kaptırması ve çalışırken çevresini unutmasıdır. Örneğin, çalışırken zamanın uçup gitmesi.
İş tatminini 20 farklı ölçüt üzerinden (beceri kullanma, sosyal statü, çalışma koşulları vb.) değerlendiren detaylı bir ölçüm yöntemidir.
İş tatmini ölçümünde kullanılan, farklı yüz ifadeleri (mutlu, nötr, mutsuz) aracılığıyla duyguları ifade eden görsel bir ölçekleme yöntemidir.
İşe bağlılıkları ve çalışma dürtüleri yüksek olmasına rağmen iş tatminleri düşük olan işkolik tipidir. Örneğin, çok çalışmasına rağmen yaptığı işten hiçbir haz almayan kişi.
İşe bağlılık, dürtü ve iş tatmini unsurlarının hepsinin yüksek olduğu işkolik tipidir.
Çalışma dürtüsü düşük ancak işin sonuçlarından keyif aldıkları için çok çalışan, 'makbul işkolik' olarak da adlandırılan gruptur.
İşin sadece ekonomik bir zorunluluk olup olmadığını anlamak için kullanılan, 'çalışmak zorunda olmasanız bile çalışır mıydınız?' sorusudur.
İşe ilişkin 72 sıfatın kullanıldığı ve çalışanın bu sıfatların işini tanımlayıp tanımlamadığına karar verdiği bir ölçüm yöntemidir.
İşkoliklik ve işe bağlılığın zıttı olan, çalışanın fiziksel ve duygusal olarak tükendiği olumsuz bir durumdur.
Çalışma yaşamında bir veya birkaç kişinin, bir kurbanı hedef alarak sistematik, düşmanca ve gayri ahlaki davranışlarla yıldırmasıdır. Örn: Bir çalışanın sürekli olarak sosyal ortamlardan dışlanması.
Aşağıdan yukarıya doğru uygulanan mobbingdir; astların bir yöneticiye karşı birleşerek onu mobbinge maruz bırakmasıdır.
Yukarıdan aşağıya doğru uygulanan mobbingdir; yöneticinin gücünü kullanarak astlarına baskı yapmasıdır.
Aynı statüdeki çalışanların birbirlerine uyguladıkları mobbing türüdür.
Belirli bir kuşağın algılarını, tüketim alışkanlıklarını ve dünya görüşünü etkileyen kültürel veya tarihsel olgudur.
Jean Twenge tarafından tanımlanan, 1982-1999 arası doğan, narsizm eğilimi yüksek, kendinden emin ve iddialı kuşaktır.
Çocuklarının hata yapmasına izin vermeyen, sürekli onları koruyan ve hatalarını düzelten aşırı korumacı aile modelidir.
İş stresi sonucu gelişen, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı duygusunda azalma ile seyreden kronik bir süreçtir.
Çalışanın iş gereklilikleri nedeniyle duygusal kaynaklarının tükendiğini ve artık işine karşı enerji bulamadığını hissetmesidir.
Tükenmişlik yaşayan bireyin, hizmet verdiği kişilere karşı alaycı, şüpheci ve soğuk bir tutum sergilemeye başlamasıdır.
Bireyi harekete geçiren, yaratıcı gerilimi ve performansı artıran, motivasyon sağlayan stres türüdür.
Bireyin potansiyelini düşüren, kaçma davranışına yol açan ve uzun vadede tükenmişliğe neden olan stres türüdür.
Tükenmişliğin ileri aşamalarında görülen, psikolojik baskının vücutta uyku bozukluğu, sindirim sorunları gibi fiziksel hastalıklara dönüşmesidir.
Strauss ve Howe'nin kuşakları tanımlarken kullandığı, belirli özelliklere sahip döngüsel kuşak modelleridir.
1946-1964 yılları arasında doğan, işkoliklik değerlerine sahip kuşaktır.
Kaynağı fiziksel olan, tükenmişlikten farklı olarak psikolojik değil biyolojik temelli bir bitkinlik halidir.
Güler yüzlü görünüp hedefteki kişiyi strese sokmak için gizli yollar arayan mobbing uygulayıcısıdır.
Mobbingci ile kurban arasında uzlaşma arayan ancak kendisi de hedef olma riski taşıyan izleyicidir.
Leymann'ın mobbing ile eş anlamlı kullandığı, işyerindeki düşmanca davranışları tanımlayan terimdir.
Çalışanın iş rolleri ile özel yaşam rolleri arasında, zaman, enerji ve tatmin açısından sorunsuz bir uyum sağlama çabasıdır. Örneğin, bir çalışanın mesai saatleri dışında işle ilgili e-postalara bakmaması bu dengenin bir parçasıdır.
İnsanların zayıf yönleri ve hastalıkları yerine güçlü yönlerine, erdemlerine ve potansiyellerine odaklanan psikoloji hareketidir. Seligman tarafından başlatılmış olup, bireyin daha üretken ve tatmin edici bir yaşam sürmesini amaçlar.
Çalışanların özyeterlilik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık gibi pozitif özelliklerinin örgüt performansına katkısıdır. Bu sermaye, 'Kimsiniz?' sorusuna yanıt arayan, geliştirilebilir bir örgüt varlığıdır.
Ücret karşılığında çalışanın duygularını, işin gerektirdiği yüz ve beden ifadelerini oluşturacak şekilde yönetmesidir. Örneğin, bir satış elemanının sinirli bir müşteriye karşı sürekli gülümsemesi duygusal emektir.
Bir role ayrılan zamanın, diğer rolün gereklerini yerine getirmeyi zorlaştırmasıdır. Vardiyalı çalışma yapan bir ebeveynin çocuğunun okul etkinliğine katılamaması buna örnektir.
Bir rolden kaynaklanan stres veya gerginliğin, diğer roldeki performansı olumsuz etkilemesidir. İş yerindeki bir tartışmanın eve taşınarak aile içi huzuru bozması bu durumdur.
Bir rolde beklenen davranışın, diğer roldeki beklentilerle çelişmesidir. Bir yöneticinin iş yerinde otoriter olması gerekip evde şefkatli bir ebeveyn olmaya çalışması buna örnektir.
Çalışanın gerçek hislerinden bağımsız olarak, sadece dışa yansıtılan yapmacık duygu ve ifadeleri yönetmesidir. Müşteriye karşı içinden gelmediği halde gülümsemek yüzeysel roldür.
Çalışanın sergilemesi gereken duyguyu gerçekten hissetmeye çalışarak iç dünyasını yönetmesidir. Bir garsonun müşterinin neden sinirli olduğunu anlamaya çalışarak empati kurması buna örnektir.
Bireyin belirli bir görevi başarmak için gerekli olan bilişsel ve davranışsal kaynakları harekete geçirebileceğine dair inancıdır. Pozitif psikolojik sermayenin temel bir bileşenidir.
Bireyin hedeflerine ulaşmak için gerekli iradeye ve izlenecek yollara sahip olma durumudur. Pozitif psikolojik sermayenin geleceğe yönelik bir parçasıdır.
Olumlu durumları içten gelen, kalıcı ve kapsayıcı nedenlerle ilişkilendirme eğilimidir. Zorluklar karşısında bireyin olumlu bir bakış açısını korumasını sağlar.
Aksilikler, başarısızlıklar veya olumsuz değişimler karşısında bireyin kendini toparlayabilme ve eski haline dönebilme kapasitesidir.
Hochschild'ın çocukluk gözlemlerinden yola çıkarak tanımladığı, hizmet sunanların karşı tarafa karşı takındığı kontrollü ve profesyonel gülümseme maskesidir.
Hizmet alanın (müşteri) nezaket kurallarına uymak zorunda hissetmemesine rağmen, hizmet sunanın (çalışan) bu kurallara uymasının zorunlu tutulmasıdır.
Çalışanın iş gereği değil, kendi içinden gelen bir istekle veya doğal bir süreçle duygularını ifade etmesidir. Doktorun hastasının iyileşmesine içtenlikle sevinmesi buna örnektir.
İş yerindeki diğer çalışanlarla olan sosyal etkileşim ve ilişkilerden kaynaklanan duygusal süreçlerdir.
İş dışındaki yaşamdan kaynaklanan (örneğin bir yakınını kaybetme) duygu durumunun işe yansımasıdır.
Çalışanın yaptığı işin kendisine veya işin niteliğine yönelik deneyimlediği duygusal tepkilerdir.
İş-özel yaşam dengesi kavramı yerine kullanılan, bireyin iş dışındaki yaşamına ve aile rollerine vurgu yapan alternatif bir kavramdır.
Pozitif psikolojinin mikro düzeyde, yani çalışanların iş yerindeki durumları ve performansları üzerinden ele alınmasıdır.
Pozitif psikolojinin makro düzeyde, yani örgütün bütünü ve yapısı üzerinden ele alınmasıdır.
Hochschild'a göre, çalışanın duygularını bir meta gibi satması sonucu kendi zihinsel ve duygusal süreçlerine olan yabancılaşmasıdır.
Çalışanların sahip olduğu deneyim, eğitim, beceri ve bilgi birikimini ifade eden ve firmanın değerini belirleyen unsurdur.
Bireylerin sahip olduğu ilişkiler, bağlantılar ve iletişim ağlarının ekonomik amaçlarla kullanılmasıdır.