Dünyada sendikacılığın doğuşu, endüstri devriminin beraberinde getirdiği ağır ve olumsuz çalışma koşullarına karşı işçilerin örgütlü bir mücadele yürütme ihtiyacından kaynaklanmıştır. Türkiye'de ise sanayileşme sürecinin Batı ülkelerine kıyasla daha geç başlaması, sendikal hareketlerin ve buna bağlı yasal düzenlemelerin de gecikmeli olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ülkemizde sendikal örgütlenmenin ilk örneği olarak 1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti kabul edilmektedir. Ancak İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra artan grev dalgalarını bastırmak amacıyla yürürlüğe konulan 1909 tarihli Tatil-i Eşgal Kanunu, sendikal faaliyetleri ve örgütlenmeyi yasaklayarak bu süreci sekteye uğratmıştır.
Cumhuriyet döneminde sendikaları doğrudan ve özel olarak düzenleyen ilk müstakil yasal düzenleme, 1947 tarihli ve 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun'dur. Bu kanunla birlikte sendikal örgütlenme yasal bir zemine kavuşmuştur. Ardından gelen 1961 Anayasası, sendika özgürlüğünü, toplu iş sözleşmesini ve grev hakkını açıkça anayasal güvence altına alarak Türk sendikacılığında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu anayasal gelişmeye paralel olarak 1963 yılında 274 sayılı Sendikalar Kanunu yürürlüğe girmiştir.
1982 Anayasası ise sendikal hak ve özgürlüklere daha sınırlayıcı ve kontrolcü bir yaklaşım getirmiştir. Bu doğrultuda 1983 yılında 274 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak yerine 2821 sayılı Sendikalar Kanunu kabul edilmiştir. Zaman içerisinde 1982 Anayasası'nda yapılan demokratikleşme reformları (özellikle 2010 yılı değişiklikleri), Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) eleştirileri ve Avrupa Birliği uyum süreci gereğince yeni bir düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Bu doğrultuda 18 Ekim 2012 tarihinde kabul edilen ve 7 Kasım 2012'de yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, eski kanunların katı ve sınırlayıcı hükümlerine son vererek modern sendikal hakları güvence altına almıştır.
6356 sayılı Kanun'un 2. maddesinde sendika ve konfederasyonlar ortak bir çatı altında 'kuruluş' olarak tanımlanmıştır. Kanunun 2/1,ğ maddesine göre sendika; işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade eder. Öğretide ise sendikalar; bağımsız, demokratik esaslara sahip, cumhuriyetin niteliklerine uygun faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişileri olarak nitelendirilir.
Sendikaların varlık kazanabilmesi için belirli temel unsurların bir arada bulunması gerekir. Bu unsurlardan ilki 'ortak amaç'tır. Sendikaların tek kuruluş amacı üyelerinin çalışma ilişkilerinden doğan ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumaktır. Sendikalar tüzüklerinde belirtilen bu amaç dışında ticari faaliyette bulunamaz, kar dağıtamazlar. İkinci unsur 'serbest kuruluş' ilkesidir. Anayasa ve kanun uyarınca sendikalar önceden izin almaksızın kurulurlar. Üçüncü unsur olan 'bağımsızlık' ise sendikaların devlete, siyasi partilere, dini kurumlara ve en önemlisi birbirlerine karşı özerk olmasını gerektirir. İşçi ve işveren sendikalarının birbirlerinden bağımsız olmasını ifade eden 'sendikal saflık ilkesi' gereği, bir işçi işveren sendikasına, bir işveren de işçi sendikasına üye olamaz.
Diğer önemli unsurlar ise 'Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara uygunluk' ile 'özel hukuk tüzel kişiliği'dir. Sendikaların tüzükleri, yönetimleri ve işleyişleri Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine aykırı olamaz. Sendika içi demokrasiyi korumak adına kanunda üyeliğe kabulün keyfi reddedilmemesi, üyelikten çıkarma yetkisinin sınırlandırılması ve seçimlerin hakim güvencesinde yapılması gibi emredici hükümler yer alır. Sendikalar, kurucularının tüzük ve gerekli belgeleri valiliğe teslim etmesiyle birlikte özel hukuk tüzel kişiliği kazanırlar ve kendi adlarına hak ve borç edinebilirler.
Sendika özgürlüğü, uluslararası alanda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ILO'nun 87 ile 98 sayılı sözleşmeleri gibi birçok temel belgeyle korunan evrensel bir haktır. Türk anayasal sisteminde ise bu özgürlük, 1982 Anayasası'nın 'Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler' bölümünde düzenlenmiştir. Sendika özgürlüğü özü itibarıyla bireysel ve kolektif olmak üzere iki boyutta ele alınır.
Bireysel sendika özgürlüğü kendi içinde olumlu (pozitif) ve olumsuz (negatif) sendika özgürlüğü olarak ikiye ayrılır. Olumlu sendika özgürlüğü, bireylerin kendi iradeleriyle serbestçe sendika kurabilmelerini, kurulmuş sendikalardan dilediklerini seçerek üye olabilmelerini ve sendikal faaliyetlere katılabilmelerini ifade eder. Olumsuz sendika özgürlüğü ise hiç kimsenin bir sendikaya üye olmaya veya üye kalmaya zorlanamayacağını, bireyin sendikaya üye olmama ya da üyelikten dilediği an çekilebilme hakkını güvence altına alır. Kolektif sendika özgürlüğü ise kurulan sendikaların varlıklarını devlete ve diğer dış müdahalelere karşı koruma, tüzüklerini serbestçe hazırlama, idari kararla kapatılmama ve uluslararası üst kuruluşlara üye olabilme haklarını kapsar.
Anayasa'nın 13. ve 51. maddeleri uyarınca sendika özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Sendika kurma ve üye olma hakkı; millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hakkın özüne dokunulmaksızın ancak kanunla sınırlandırılabilir. Yapılacak her türlü sınırlamanın Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması anayasal bir zorunluluktur.
6356 sayılı Kanun'a göre sendikaların kurulmasında ve işleyişinde geçerli olan üç temel ilke bulunmaktadır. Bunlar; işkoluna göre sendikalaşma ilkesi, serbest kuruluş ilkesi ve kuruluş çokluğu ilkesidir. Güçlü sendikacılığın tesisi amacıyla sendikalar ancak işkolu düzeyinde kurulabilirler. Bu doğrultuda meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulması yasaktır. Ancak kamu işveren sendikaları bu kuralın istisnasını oluşturur; kamu işveren sendikalarında aynı işkolunda faaliyette bulunma şartı aranmaz. Serbest kuruluş ilkesi gereği, kurucuların tüzüklerini valiliğe vermeleriyle sendika kendiliğinden tüzel kişilik kazanır. Kuruluş çokluğu ilkesi ise aynı işkolunda birden fazla sendikanın kurulabilmesine imkan tanır.
Sendika kurucusu olabilmek için kanunda öngörülen belirli niteliklere sahip olmak gerekir. İşçi sendikası kurabilmek için öncelikle işçi niteliğine sahip olmak şarttır. 6356 sayılı Kanun, işçi kavramını geniş tutarak sadece iş sözleşmesiyle çalışanları değil; taşıma, eser, vekalet gibi sözleşmelerle bağımsız olarak çalışan gerçek kişileri de kurucu olabilme bakımından işçi kabul etmiştir. İşveren sendikası kurucusu olmak için ise işveren veya işletmenin bütününü yöneten işveren vekili olmak gerekir. Kurucuların ayrıca sendikanın kurulacağı işkolunda fiilen çalışıyor olması, fiil ehliyetine sahip (reşit, ayırt etme gücü olan ve kısıtlı olmayan) olması ve kamu haklarından yasaklanmamış olması zorunludur.
Kurucu olabilmenin en kritik şartlarından biri de belirli yüz kızartıcı ve ağır suçlardan hüküm giymemiş olmaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesindeki hak mahrumiyeti süreleri geçmiş olsa dahi; zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve kaçakçılık suçlarından mahkum olanlar hiçbir şekilde sendika kurucusu olamazlar. Sendika kurabilmek için en az yedi kurucunun bir araya gelmesi gerekirken, konfederasyonlar için farklı işkollarından en az beş sendikanın bir araya gelmesi şarttır.
Sendika ve konfederasyonlar, özel hukuk tüzel kişileri olarak iradelerini organları vasıtasıyla açıklarlar. 6356 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre kuruluşların ve şubelerinin dört zorunlu organı bulunmaktadır: Genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu. Kuruluşlar tüzükleriyle başkanlar kurulu veya eğitim kurulu gibi ihtiyari (seçimlik) organlar oluşturabilirler ancak zorunlu organların kanundan doğan görev ve yetkilerini bu seçimlik organlara devretmeleri kesinlikle yasaktır.
Genel kurul, kuruluşun en üst karar, denetim ve seçim organıdır. Üye sayısı çok fazla olan sendikalarda genel kurullar delegelerden oluşur. Kanunda üç tip genel kurul toplantısı öngörülmüştür: Tüzel kişiliğin kazanılmasından itibaren altı ay içinde yapılması zorunlu olan 'ilk genel kurul', en geç dört yılda bir gerçekleştirilen 'olağan genel kurul' ve yönetim/denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya delege/üyelerin beşte birinin yazılı istemiyle toplanan 'olağanüstü genel kurul'. Genel kurula çağrı yönetim kurulu tarafından yapılır. Eğer yönetim kurulu bu görevi yerine getirmezse, mahkeme kararıyla yönetim kuruluna işten el çektirilerek kuruluşu genel kurula götürmek üzere kayyım tayin edilir.
Yönetim kurulu, kuruluşu temsil ve sevk eden icra organıdır. Üye sayısı sendikalarda 3-9, konfederasyonlarda 5-22 arasında tüzükle belirlenir. Denetleme kurulu, kuruluşun idari ve mali işlemlerinin kanuna, tüzüğe ve genel kurul kararlarına uygunluğunu denetleyen iç denetim organıdır. Disiplin kurulu ise tüzüğe aykırı davranan üyeler hakkında soruşturma yürüten ve uyarı, kınama, geçici uzaklaştırma gibi cezaları veren organdır. Ancak üyelikten kesin çıkarma cezası verme yetkisi sadece genel kurula aittir ve devredilemez. Zorunlu organlara seçilenlerin adları valiliğe bildirilir, mal bildiriminde bulunmaları zorunludur ve milletvekili veya belediye başkanı seçilmeleri halinde yöneticilik sıfatları kendiliğinden sona erer.