Ekonominin bütününü, milli gelir, işsizlik ve enflasyon gibi toplam büyüklükler üzerinden inceleyen iktisat dalıdır. Örneğin, bir ülkenin yıllık toplam üretim artışını analiz eder.
Ekonomide toplam üretim ve istihdam düzeylerinde zaman içinde görülen iniş ve çıkışlardır. Örneğin, bir ekonominin daralma döneminden canlanma dönemine geçiş sürecidir.
Ülke nüfusunun iktisadi faaliyete katılan, yani çalışmaya hazır ve istekli olan kısmıdır. Örneğin, iş arayan ve iş bulduğunda çalışacak olan bireylerin toplamıdır.
Fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen sürekli artışlardır. Örneğin, bir sepetteki mal ve hizmetlerin fiyatlarının her ay düzenli olarak yükselmesidir.
Devletin bir dönemdeki toplam harcamalarının, elde ettiği toplam gelirleri aşması durumudur. Örneğin, devletin vergi gelirlerinin kamu harcamalarına yetmemesi halidir.
Bir ülkenin diğer ülkelerle olan ekonomik ilişkilerinde döviz giderlerinin döviz gelirlerinden fazla olmasıdır. Örneğin, ithalatın ihracattan daha yüksek bir parasal değere ulaşmasıdır.
Ekonomik istikrarın temel belirleyicisinin para arzı olduğunu savunan, Milton Friedman öncülüğündeki görüştür. Örneğin, enflasyonu para miktarındaki aşırı artışın bir sonucu olarak görürler.
İktisadi birimlerin mevcut tüm bilgileri kullanarak geleceği tahmin etmesi ve buna göre tepki vermesidir. Örneğin, bir vergi artışı beklentisiyle tüketicilerin harcamalarını önceden kısmasıdır.
Ekonomik büyümeyi üretim kapasitesini artırarak sağlamayı hedefleyen, vergi indirimlerini savunan görüştür. Örneğin, yatırımları teşvik etmek için şirketler üzerindeki vergi yükünün azaltılmasıdır.
Toplam talebin ekonomiyi belirlediğini ve devletin müdahalesinin gerekli olduğunu savunan görüştür. Örneğin, durgunluk döneminde devletin kamu harcamalarını artırarak talebi canlandırmasıdır.
Piyasaların kendiliğinden dengeye gelmediğini savunan, maliye politikasına ağırlık veren Keynesyen devam niteliğindeki görüştür. Örneğin, ücretlerin aşağı doğru esnek olmadığını ve işsizliğin bu yüzden kalıcı olabileceğini savunurlar.
Ekonomiyi sosyal bir sistem olarak gören, belirsizlik ve gelir dağılımı çatışmalarına odaklanan görüştür. Örneğin, enflasyonu talep artışından ziyade sınıflar arası gelir paylaşımı kavgası olarak görürler.
Ekonomik dalgalanmaların teknolojik şoklar gibi reel faktörlerden kaynaklandığını savunan görüştür. Örneğin, ani bir teknolojik buluşun üretimde yarattığı büyük artışın ekonomiyi canlandırmasıdır.
Ekonomik büyümenin temelinde sermaye birikimi ve teknolojik gelişmenin olduğunu savunan neo-klasik modeldir. Örneğin, bir ülkenin zenginleşmesini teknolojik ilerlemeye bağlayan teorik çerçevedir.
Teknolojik gelişmenin sistemin içinden kaynaklandığını ve devletin büyüme için müdahale edebileceğini savunan görüştür. Örneğin, eğitime yapılan yatırımların teknolojik gelişmeyi tetikleyerek büyümeyi sürekli kılmasıdır.
Ekonomide durgunluk ile enflasyonun aynı anda yaşanması durumudur. Örneğin, üretimin düştüğü ve işsizliğin arttığı bir ortamda fiyatların hızla yükselmesidir.
Harcama gücü ile desteklenen, mal ve hizmet satın alma isteğidir. Örneğin, tüketicilerin ceplerindeki para ile piyasadan ürün talep etmeleridir.
Ekonominin tam istihdamda olduğu varsayılan, kaçınılmaz olan işsizlik seviyesidir. Örneğin, iş değiştirenlerin veya geçici olarak işsiz kalanların oluşturduğu işsizliktir.
Bir ülkede bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları üzerinden toplam değeridir. Üretim faktörlerinin milliyetine bakılmaksızın üretilen toplamı ifade eder.
Üretim sırasında kullanılan sermaye mallarının (makine, bina vb.) zamanla aşınması ve yıpranması sonucu oluşan değer kaybıdır. GSMH'dan düşüldüğünde safi milli hasıla bulunur.
GSMH'dan amortisman paylarının çıkarılmasıyla elde edilen, ülkenin net üretim gücünü gösteren büyüklüktür. Ekonomik gücün gerçek artışını ölçmek için kullanılır.
Üretim sürecinde başka bir malın yapımında kullanılmayan, doğrudan son kullanıcıya hitap eden maldır. Milli gelir hesaplamasında çift saymayı önlemek için sadece nihai mallar dahil edilir.
Bir malın üretiminin her aşamasında, o aşamada mala eklenen değerdir. Üretim yöntemiyle milli gelir hesaplanırken çift saymayı önlemek için kullanılır.
Devletin herhangi bir mal veya hizmet karşılığı olmaksızın hane halkına yaptığı ödemelerdir. Emekli maaşları veya sosyal yardımlar buna örnektir.
Kişisel gelirden doğrudan vergilerin çıkarılmasıyla elde edilen, bireyin tüketim veya tasarruf için serbestçe kullanabileceği gelirdir. Satın alma gücünün gerçek göstergesidir.
Üretilen mal ve hizmetlerin o yılın cari fiyatlarıyla hesaplanan değeridir. Fiyat artışlarından etkilendiği için gerçek büyüme hakkında yanıltıcı olabilir.
Üretilen mal ve hizmetlerin temel bir yılın fiyatları baz alınarak hesaplanan değeridir. Fiyat artışlarından arındırılmış olup gerçek ekonomik büyümeyi gösterir.
Gelir düzeyi sıfır olsa dahi, bireylerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı asgari tüketim harcamasıdır. Eski tasarruflar veya borçlanma ile finanse edilir.
Gelirde meydana gelen bir birimlik artışın ne kadarının tüketime ayrılacağını gösteren orandır. Tüketim fonksiyonunun eğimini temsil eder.
Toplam gelirin ne kadarının tüketime ayrıldığını gösteren orandır. Toplam tüketimin toplam gelire bölünmesiyle bulunur.
Gelirin tüketime ayrılmayan kısmıdır. İktisadi anlamda yatırımda kullanılmak üzere gelirin harcanmayıp elde tutulmasıdır.
Ekonominin makine, teçhizat, yol ve bina gibi sermaye mallarına yapılan ilavelerdir. Üretim kapasitesini doğrudan artırır.
Hisse senedi veya tahvil gibi alacak haklarının el değiştirmesidir. Üretim kapasitesinde bir artış yaratmaz, sadece mülkiyet el değiştirir.
Gelir ve talep değişimlerinden etkilenmeyen, devletin altyapı projeleri gibi zorunlu yatırımlardır.
Milli gelir düzeyindeki artışlara bağlı olarak, artan tüketim talebini karşılamak amacıyla yapılan yatırımlardır.
Milli gelir düzeyindeki değişimlerden etkilenmeyen, bağımsız yatırım harcamalarıdır. Örneğin, bir devletin milli gelir düşse dahi yapmaya devam ettiği altyapı yatırımları otonomdur.
Milli gelirdeki artışa bağlı olarak girişimcilerin kâr beklentisiyle gerçekleştirdiği yatırımlardır. Gelir arttıkça bu yatırımlar da artış gösterir.
Gelir düzeyindeki bir birimlik değişimin, uyarılmış yatırımlarda yarattığı değişim oranıdır. ΔI/ΔY formülü ile hesaplanır.
Toplam gelirin ne kadarının yatırıma ayrıldığını gösteren orandır. I/Y şeklinde ifade edilir.
Bir yatırım malından beklenen getiriyi, o malın maliyetine eşitleyen iskonto oranıdır. Yatırımın kârlılığını belirleyen temel kriterdir.
Gelecekteki gelirlerin bugünkü değerini hesaplamak için kullanılan faiz benzeri orandır. Sermayenin marjinal etkinliği analizinde 'r' ile gösterilir.
Bir ekonomide bir yıl içinde üreticilerin çeşitli fiyat düzeylerinde üretmeye hazır oldukları mal ve hizmetlerin toplam değeridir.
Ekonomideki tüm karar birimlerinin (tüketici, üretici, devlet, dış alem) belirli bir dönemde yapmaya hazır oldukları toplam harcama miktarıdır.
Keynes tarafından tanımlanan, toplam arzın toplam talebe eşit olduğu denge noktasındaki talep miktarıdır. Milli gelir düzeyini belirler.
Sermaye mallarının aşınma, eskime ve yıpranma payıdır. Yatırımların yenilenmesi için kullanılan önemli bir kurumsal tasarruf kaynağıdır.
Fiyatlar genel düzeyi düştüğünde bireylerin reel satın alma gücünün artması ve buna bağlı olarak tüketim harcamalarının artması durumudur.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (işgücü, sermaye vb.) mümkün olan en yüksek düzeyde kullanıldığı durumdur. Uzun dönem toplam arz eğrisi bu seviyede dikey bir doğrudur.
Milli gelirden bağımsız olan ve yatırım fonksiyonunda 'Io' ile gösterilen, gelir düzeyi ne olursa olsun değişmeyen yatırım düzeyidir.
Mevcut üretim kapasitesinin ne kadarının kullanıldığını gösteren orandır. Düşükse yeni yatırıma gerek duyulmaz, yüksekse yatırımı teşvik eder.
İhracat ile ithalat arasındaki farktır (X-M). Toplam talebin bir bileşenidir.
Bir sermaye malının satın alınması için ödenen ilk maliyettir. Sermayenin marjinal etkinliği formülünde 'C' ile gösterilir.
Toplam arzın toplam talebe veya yatırımların tasarruflara eşit olduğu, istikrarlı gelir düzeyidir.
Ekonominin tam istihdam koşullarında üretebileceği maksimum gelir düzeyidir. Uzun dönem toplam arz eğrisi bu noktada dikey bir konumdadır.
Ekonomideki tüm mal ve hizmetlere yönelik toplam harcama düzeyidir. Örneğin, kamu harcamalarındaki artış toplam talep eğrisini sağa kaydırarak milli geliri etkiler.
Toplam talebin tam istihdam milli gelir düzeyini aşması sonucu oluşan durumdur. Bu durumda üretim artırılamadığı için fiyatlar genel düzeyi yükselir.
Toplam talebin tam istihdam milli gelir düzeyinin altında kalması durumudur. Bu açık, ekonomide işsizliğin artmasına ve fiyatların düşme eğilimine girmesine neden olur.
Ekonomide üreticilerin belirli bir fiyat düzeyinde üretmeye hazır oldukları toplam mal ve hizmet miktarıdır. Uzun dönemde bu eğri dikeydir.
Otonom harcamalardaki bir birimlik değişimin milli gelirde yarattığı katlamalı değişimdir. Formülü 1/(1-c) olup marjinal tüketim eğilimine bağlıdır.
Milli gelir düzeyinden bağımsız olarak yapılan yatırımlardır. Çarpan mekanizmasının temel tetikleyicisidir.
Milli gelir veya tüketimdeki artışa bağlı olarak ortaya çıkan yatırımlardır. Hızlandıran ilkesi bu yatırımları açıklar.
Tüketimdeki değişimin uyarılmış yatırım harcamalarını kaç kat etkilediğini gösteren katsayıdır. Tam kapasite kullanımında etkisi daha belirgindir.
Gelirdeki bir birimlik artışın ne kadarının tüketime ayrılacağını gösterir. Çarpan katsayısının büyüklüğünü doğrudan belirler.
Gelirdeki bir birimlik artışın tasarrufa ayrılan kısmıdır. Çarpan katsayısı ile ters orantılıdır (k=1/s).
Devletin karşılıksız yaptığı yardımların milli gelir üzerindeki etkisidir. Harcama çarpanından daha düşüktür.
Vergilerdeki değişimin milli gelir üzerindeki negatif etkisidir. Harcanabilir geliri azalttığı için milli geliri düşürür.
Toplam arzı artırarak milli geliri yükseltmeyi ve fiyatları düşürmeyi hedefleyen politikalar bütünüdür. Vergi yükünün azaltılması gibi uygulamaları içerir.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (emek, sermaye) tam kapasiteyle kullanıldığı denge noktasıdır.
Fiyat artışlarından etkilenen, cari fiyatlarla hesaplanan milli gelir düzeyidir. Enflasyonist açıkta artış gösterir.
Ekonomide kullanılmayan üretim faktörleri veya boş kapasitedir. Çarpan ve hızlandıranın işleyişi için kritik bir kavramdır.
Üretim sürecinde karşılaşılan emek, döviz veya hammadde yetersizliği gibi engellerdir. Çarpan mekanizmasının etkinliğini azaltır.
Bireylerin tasarruflarını artırmasının, tüketimi azaltarak toplam talebi ve sonuçta milli geliri düşürmesi durumudur. Örneğin, herkesin aynı anda tasarrufa yönelmesi üretimi daraltır.
Toplam talebin tam istihdam milli gelir düzeyini aşması sonucu oluşan fiyat artış baskısıdır. Reel üretim artmazken fiyatlar yükselir.
Ekonominin tam istihdam düzeyine ulaşamaması sonucu oluşan talep yetersizliğidir. Örneğin, 1929 krizinde görülen atıl kapasite durumu.
Otonom harcamalardaki bir birimlik artışın, milli gelirde birden fazla birimlik artışa yol açmasıdır. Harcamaların ekonomideki döngüsel etkisini açıklar.
Devletin bir mal veya hizmet karşılığı olmaksızın yaptığı ödemelerdir. İşsizlik primi, dul ve yetim maaşları buna örnektir.
Devletin işleyişini sürdürmek için yaptığı maaş ve ücret gibi düzenli ödemelerdir. Bütçe giderlerinin ana kalemlerinden biridir.
Milli gelirden bağımsız olarak yapılan yatırımlardır. Çarpan analizinde başlangıçtaki harcama artışını temsil eder.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (emek, sermaye) tam kapasiteyle kullanıldığı denge noktasıdır.
Mal piyasasında dengeyi sağlayan faiz oranı ve milli gelir bileşimlerini gösteren eğridir.
Para piyasasında dengeyi sağlayan faiz oranı ve milli gelir bileşimlerini gösteren eğridir.
Yurt içinde üretilen mal ve hizmetlerin dış ülkelere satılmasıdır. Toplam talebi ve milli geliri artırır.
Dış ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin satın alınmasıdır. Toplam talebi azaltarak milli geliri düşürür.
Devletin cari, yatırım ve transfer harcamalarının toplamından oluşan finansal yükümlülükleridir.
Devletin harcamalarını finanse etmek için topladığı vergiler ve yaptığı borçlanmalardır.
Altyapı gibi üretim kapasitesini artırmaya yönelik devlet veya özel sektör harcamalarıdır.
Devletin kamu harcamalarını karşılamak için halktan aldığı zorunlu ödemelerdir. Harcanabilir geliri azaltarak talebi düşürür.
Ekonomide üretilen toplam mal ve hizmet miktarının fiyatlarla ilişkisini gösteren eğridir; kısa dönemde esnektir.
Toplam talebin toplam arzı aşması sonucu fiyatlar genel düzeyinde görülen sürekli artış. Örnek: Ekonomideki para miktarının üretim artışından fazla olması enflasyonu tetikler.
Üretilen mal ve hizmetlerin toplam talebi karşılayamaması sonucu oluşan enflasyon. Örnek: Devletin karşılıksız para basarak piyasadaki nakit miktarını artırması.
Üretim maliyetlerindeki artışın fiyatlara yansımasıyla oluşan enflasyon. Örnek: İthal girdi fiyatlarının ülke parasının değer kaybetmesiyle yükselmesi.
Ekonomide hem fiyatların yükseldiği hem de durgunluk ve işsizliğin olduğu durum. Örnek: Arz şoku sonrası üretimin düşüp fiyatların artması.
Ekonomik yapıdaki aksaklıklar ve eksik rekabet nedeniyle oluşan enflasyon. Örnek: Piyasada birkaç firmanın fiyatları kontrol etmesi.
Kamu harcamaları ve bütçe açıkları nedeniyle fiyatların sürekli artması. Örnek: Yatırım finansmanlarının sürekli emisyonla karşılanması.
Fiyatların tüketicilerin hissetmeyeceği kadar yavaş yükseldiği enflasyon türü. Örnek: Gelişmiş ülkelerde %4'ün altındaki yıllık fiyat artışları.
Paranın değerinin aşırı ve hızlı bir şekilde düştüğü, çok yüksek enflasyon. Örnek: İnsanların para yerine mal takasına (trampaya) yönelmesi.
Ekonomik birimlerin fiyat artışlarını önceden tahmin edip önlem alabildiği enflasyon. Örnek: Nominal faizlerin enflasyon oranında artırılması.
Fiyat artışlarının öngörülemediği ve ekonomik dengeleri bozan enflasyon. Örnek: Tüketicilerin fiyat etiketlerini takip edemeyip rasyonel karar verememesi.
Milli paranın dış değerinin düşürülmesi. Örnek: İhracatı artırmak veya ödemeler dengesi açığını kapatmak için yapılan müdahale.
Merkez Bankası'nın ticari bankalara uyguladığı faiz oranı. Örnek: Bu oranın yükseltilmesi piyasadaki nakit akışını yavaşlatır.
Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını Merkez Bankası'nda tutma zorunluluğu. Örnek: Bu oranın artırılması kredi hacmini daraltır.
Merkez Bankası'nın piyasadan menkul değer alıp satarak para arzını yönetmesi. Örnek: Enflasyonist ortamda tahvil satarak piyasadan para çekilmesi.
Yüksek enflasyonla mücadelede para/maliye politikasına ek olarak fiyat/ücret dondurma uygulaması. Örnek: Hükümetin fiyat artışlarını durdurmak için tavan fiyat belirlemesi.
Hiperenflasyonla mücadelede sadece sıkı para ve maliye politikalarının uygulanması. Örnek: Bütçe disiplini ve para arzının sert şekilde daraltılması.
Milli gelirin tam istihdam düzeyini aşması sonucu oluşan reel olmayan nominal artış. Örnek: Üretim artırılamadığı halde talebin artması sonucu fiyatların yükselmesi.
Üretim artışının durduğu, fiyatlar genel düzeyinin düştüğü ve toplam talebin arzdan düşük kaldığı iktisadi durumdur. Örnek: 1929 Dünya Krizi'nde görülen derin daralma.
Nominal faiz oranından enflasyon oranının çıkarılmasıyla bulunan, paranın satın alma gücündeki gerçek değişimi gösteren orandır. Örnek: %20 nominal faiz ve %10 enflasyon ortamında reel faiz %10'dur.
Çalışma gücü ve arzusunda olan kişilerin belirli bir ücret karşılığında üretim sürecinde kullanılmasıdır. Örnek: Bir fabrikada çalışan işçilerin üretim faaliyetine katılması.
Nüfusun üretici durumda olan, yani iktisadi faaliyete katılan kısmıdır; maaşlılar, işverenler ve işsizleri kapsar. Örnek: 15-64 yaş arası çalışmaya hazır olan nüfus.
Ekonomik yapının ve teknolojinin değişmesiyle işgücünün bu yeni duruma uyum sağlayamaması sonucu oluşan işsizliktir. Örnek: Teknolojik dönüşüm sonrası eski becerilere sahip işçilerin işsiz kalması.
Kişilerin cari ücret düzeyini veya çalışma şartlarını beğenmeyerek kendi istekleriyle çalışmamaları durumudur. Örnek: Yeterli serveti olan birinin düşük ücretli işi reddetmesi.
Çalışmaya razı olan kişilerin, piyasadaki talep yetersizliği nedeniyle iş bulamamasıdır. Örnek: Ekonomik durgunlukta işten çıkarılan ve iş arayan vasıflı işçi.
İş değiştiren kişilerin daha iyi koşullar ararken geçici olarak işsiz kalmasıdır. Örnek: Bir işçinin daha yüksek maaşlı bir iş bulmak için mevcut işinden ayrılması.
Ekonomik dalgalanmaların durgunluk aşamalarında toplam talebin azalmasıyla ortaya çıkan işsizliktir. Örnek: Kriz dönemlerinde fabrikaların üretimi kısması sonucu oluşan işsizlik.
Çalışır göründüğü halde üretime katkısı olmayan, marjinal verimliliği sıfır olan kişilerin oluşturduğu işsizliktir. Örnek: Tarımda bir kişinin yapabileceği işi üç kişinin yapması.
Enflasyon oranı ile işsizlik oranı arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu gösteren analizdir. Örnek: Enflasyonu düşürmek için işsizlik oranının artmasına katlanılması.
Enflasyon düzeltmesi yapılmamış, borç verenin talep ettiği çıplak faiz oranıdır. Örnek: Bankanın tabela üzerinde ilan ettiği %20'lik kredi faizi.
Dönem sonunda elde edilen faizin ana paraya eklenerek bir sonraki dönemde bu toplam üzerinden faiz hesaplanmasıdır. Örnek: Birikimli mevduat hesaplarında faizin faizinin işlemesi.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (emek, sermaye vb.) tam kapasite kullanılması durumudur. Örnek: Bir ülkede işsizliğin doğal oranda olduğu ve atıl kapasitenin bulunmadığı durum.
İnsanların gelecekteki enflasyonu mevcut tüm bilgileri kullanarak doğru tahmin edebileceğini savunan yaklaşımdır. Örnek: İşçilerin ve girişimcilerin enflasyon beklentilerine göre ücret ve fiyat belirlemesi.
Ekonominin tüm sektörlerinde gözlenen, genişleme ve daralma dönemlerinden oluşan makroekonomik hareketlerdir. Örneğin, bir ülkedeki işsizlik ve üretim verilerinin aynı anda düşüşe geçmesi bir daralma dalgalanmasıdır.
Yatırım artışının geliri, artan gelirin de yatırımları tekrar tetiklediği döngüsel süreçtir. Örneğin, yeni bir fabrika yatırımı istihdamı artırıp tüketimi canlandırırken, artan tüketim yeni yatırım talebi doğurur.
Konjonktürün temel kaynağının para arzındaki değişimler olduğunu savunan görüştür. Friedman'a göre merkez bankasının para arzını kısması ekonomik daralmanın ana nedenidir.
Yeni Klasik iktisatta, firmaların fiyat değişimlerinin kaynağını (talep şoku mu genel enflasyon mu) hemen anlayamaması sonucu hatalı üretim kararları almasıdır. Bu durum konjonktür dalgalanmalarını başlatır.
Bireylerin çalışma saatlerini ücretlerin yüksek olduğu dönemlere kaydırmasıdır. Reel konjonktür teorisinde, ücretler düştüğünde işçilerin çalışmamayı tercih etmesi dalgalanma yaratır.
Yeni Keynesyen teoride, ücret ve fiyatların piyasa koşullarına anında uyum sağlayamamasıdır. Bu durum, talep şoklarının ekonomide uzun süre dengesizlik yaratmasına neden olur.
Hükümetlerin seçim öncesi oylarını artırmak için uyguladıkları genişletici politikaların seçim sonrası ekonomik daralmaya yol açmasıdır. Örneğin, seçim öncesi kamu harcamalarının artırılması.
Mal piyasasında yatırım ve tasarrufun eşit olduğu gelir ve faiz oranı bileşimlerini gösteren negatif eğimli eğridir. Faiz düştükçe yatırım artar, gelir yükselir.
Para piyasasında para arzı ve talebinin eşit olduğu gelir ve faiz oranı bileşimlerini gösteren pozitif eğimli eğridir. Gelir arttıkça para talebi artar, faiz yükselir.
Gelir düzeyinden bağımsız olan tüketim, yatırım ve kamu harcamalarıdır. Bunlardaki değişim IS eğrisini sağa veya sola kaydırır.
Keynes'in para talebi teorisidir; bireylerin servetlerini para veya tahvil olarak tutma tercihlerini faiz oranlarına göre yapmalarıdır. Faiz arttıkça para tutmanın maliyeti artar, para talebi azalır.
Faiz oranlarının çok düşük olduğu bir noktada, para arzı artsa bile faizlerin daha fazla düşmediği durumdur. Bu durumda para arzı artışı atıl birikim olarak tutulur.
IS-LM modelinde, ekonomide üretilen tüm malların birbirinin aynısı olduğu varsayımıdır. Bu, modelin basitleştirilmesi için kullanılan bir varsayımdır.
İktisadi birimlerin günlük harcamalar veya spekülasyon amacıyla ellerinde tutmak istedikleri nakit miktarıdır. İşlem, ihtiyat ve spekülasyon güdüsüyle yapılır.
Sabit getirili bir finansal varlıktır. Faiz oranları ile tahvil fiyatları ters orantılıdır; faiz yükselirse tahvil fiyatı düşer.
Üretim maliyetlerini veya kapasitesini etkileyen dışsal şoklardır. Örneğin 1970'lerdeki petrol fiyat artışları bir arz şokudur.
Toplam harcama düzeyindeki beklenmedik değişimlerdir. Kamu harcamalarındaki ani bir kesinti negatif bir talep şoku yaratır.
Keynesyen modelde firmaların beklenmedik talep değişimlerine stoklarını kullanarak tepki vermesidir. Talep artarsa stoklar azalır, üretim artırılır.
Yeni Keynesyenlerin fiyat yapışkanlığını açıklamak için kullandığı piyasa türüdür. Tam rekabetten farklı olarak firmaların fiyat belirleme gücü vardır.
Modelin içinde belirlenmeyip dışarıdan verilen değişkendir. IS-LM modelinde para arzı merkez bankası tarafından dışsal olarak belirlenir.
İlerideki fiyat veya faiz değişimlerinden kar elde etmek amacıyla para tutma isteğidir. Faiz oranları değiştiğinde tahvil yerine para tutulması buna örnektir.
Beklenmedik harcamalara karşı nakit bulundurma isteğidir. Örneğin bir hastalık veya kaza durumunda kullanılmak üzere kenara para ayrılmasıdır.
Günlük alışverişleri gerçekleştirmek için gereken para miktarıdır. Gelir arttıkça muamele güdüsüyle para talebi artar.
Hem mal hem de para piyasasının aynı anda dengede olduğu noktadır. IS ve LM eğrilerinin kesiştiği faiz ve gelir düzeyidir.
Dış ticaretin olmadığı, sadece iç piyasanın dikkate alındığı ekonomi modelidir. IS-LM'in temel varsayımlarından biridir.
Belirli bir dönemde kişilerin ve bankaların elinde bulunan likit değerlerin toplamıdır. Örneğin, M1, M2 ve M3 tanımları ile ekonomideki toplam ödeme gücü ölçülür.
Dolaşımdaki para ile banka rezervlerinin toplamından oluşan, para arzının temelini oluşturan büyüklüktür. Merkez Bankası'nın doğrudan kontrol edebildiği para miktarıdır.
Parasal tabandaki bir birimlik artışın, bankacılık sistemi aracılığıyla toplam para arzını ne kadar artıracağını gösteren katsayıdır. Rezerv oranları düştükçe çarpan büyür.
MV=PT denklemi ile ifade edilen, para arzındaki değişimin fiyatlar genel düzeyini doğrudan ve aynı oranda etkilediğini savunan klasik görüştür.
M=kPT denklemi ile ifade edilen, paranın değerinin belirlenmesinde para arzı kadar para talebinin (k) de önemli olduğunu vurgulayan yaklaşımdır.
Merkez Bankasının piyasada hazine bonosu veya devlet tahvili alıp satarak para arzını ve faiz oranlarını etkileme yöntemidir. Enflasyonist dönemlerde satış yapılarak piyasa daraltılır.
Ticari bankaların ellerindeki senetleri Merkez Bankasına kırdırırken ödedikleri faiz oranıdır. Bu oran artırıldığında bankaların borçlanma maliyeti yükselir ve kredi hacmi daralır.
Bankaların topladıkları mevduatların belirli bir kısmını Merkez Bankasında rezerv olarak tutma zorunluluğudur. Oran artışı para arzını azaltıcı etki yapar.
Merkez Bankasının ticari bankaların verebileceği toplam kredi miktarına yasal bir sınır getirmesidir. Para arzını daraltmak için kullanılan en kesin yöntemlerden biridir.
Fiyatlar genel düzeyindeki dalgalanmaların minimize edilmesi ve enflasyonun kontrol altına alınmasıdır. Para politikasının en temel amaçlarından biridir.
Ekonomide işgücü arzının işgücü talebine eşit olduğu, işsizlik sorununun minimize edildiği durumdur. Para politikası bu hedefe ulaşmak için genişletici araçlar kullanabilir.
Friedman'ın modern miktar teorisinde, bireylerin geçmiş, bugünkü ve gelecekteki gelir beklentilerinin ortalaması olarak tanımlanan ve para talebini belirleyen kavramdır.
Kişinin zihinsel ve fiziksel yetenekleri doğrultusunda gelecekte elde edeceği gelir akımının bugünkü değeridir. Likiditesi düşüktür.
Ekonomideki tüm mal ve hizmetleri satın alabilecek, halkın elinde bulunan nakit miktarıdır. Parasal tabanın bir parçasıdır.
Bankaların mevduat yaratma süreciyle oluşturdukları, fiziksel nakit olmayan ancak ödemelerde kullanılan para miktarıdır. M1 ve M2 tanımları içinde yer alır.
Finansal kriz anlarında bankaların likidite sıkışıklığını gidermek için Merkez Bankasının onlara kredi açması durumudur. Paniklerin önlenmesini sağlar.
Merkez bankasının enflasyonu ve istikrarı sağlamak için para arzını sabit ve düşük bir oranda artırmayı taahhüt ettiği monetarist bir para politikası kuralıdır.
Merkez bankasının nominal GSYH'yı bir hedef olarak belirleyip, toplam talep ve arz dalgalanmalarını para arzını değiştirerek dengelemeye çalıştığı bir yöntemdir.
Fiyat istikrarını sağlamak amacıyla merkez bankasının belirli bir enflasyon oranı hedefi belirleyip, para politikası araçlarını bu hedefe ulaşmak için kullandığı sistemdir. Türkiye'de 2005'ten beri uygulanmaktadır.
Bir ülkenin dış ticaretini, ödemeler dengesini düzeltmek veya yerli sanayiyi korumak gibi hedefler doğrultusunda düzenlemek için aldığı önlemler bütünüdür.
İthal edilen malın değeri üzerinden belirli bir yüzde oranında alınan gümrük vergisidir. Örneğin, %20 gümrük vergisi olan bir bilgisayar bu kapsamdadır.
İthal edilen malın değerinden bağımsız olarak, fiziki birimi (adet, kg, metre) üzerinden alınan gümrük vergisidir.
Belirli bir malın ithalatına getirilen toplam miktar sınırlamasıdır; hangi ülkeden veya kim tarafından yapılacağına dair kısıtlama içermez.
Ülkeye giren ve çıkan döviz miktarının merkez bankası tarafından kontrol altına alınmasıdır; ödemeler dengesi açığını kapatmak için kullanılır.
1947'de imzalanan ve dünya ticaretinde gümrük tarifelerini indirmeyi, ticarette ayrımcılığı kaldırmayı amaçlayan uluslararası ticaret antlaşmasıdır.
Uruguay görüşmeleri sonucunda 1995'te kurulan, GATT'ı da kapsayan ve dünya ticaret kurallarının uygulanmasını denetleyen örgütsel yapıdır.
Üye ülkelerin birbirleri arasındaki ticarette gümrükleri kaldırdığı ve birlik dışındaki ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi uyguladığı ekonomik bütünleşme modelidir.
Gümrük birliğine ek olarak, emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin de üye ülkeler arasında serbestçe dolaşımına izin veren ekonomik bütünleşme aşamasıdır.
Bir ülkenin belirli bir dönemde dış dünya ile yaptığı tüm ekonomik işlemlerin (mal, hizmet, sermaye) çift taraflı muhasebe sistemine göre kaydedildiği tablodur.
Mal ticareti, hizmet ticareti ve karşılıksız transferlerin kaydedildiği, ödemeler bilançosunun en önemli kalemidir.
Ülkeler arasındaki kısa ve uzun vadeli yatırım, kredi ve sermaye akışlarının kaydedildiği ödemeler bilançosu hesabıdır.
Ödemeler bilançosundaki dengesizlikleri gidermek amacıyla merkez bankasının kullandığı altın ve döviz rezervlerindeki değişimi gösteren hesaptır.
Sadece mal ihracatı ile mal ithalatı arasındaki farkı gösteren, cari işlemler hesabının bir alt kalemidir.
Uluslararası ekonomik işlemlerde kullanılan her türlü yabancı ödeme aracıdır. Örnek: Yabancı mevduat sertifikaları ve banka havaleleri döviz kapsamındadır.
Döviz piyasasında kullanılan nakit yabancı paralardır. Örnek: Bir turistin yanında taşıdığı fiziksel ABD doları banknotları efektif niteliğindedir.
Döviz satış kuru ile alış kuru arasındaki farktır. Örnek: Bir bankanın doları 2,10 TL'den alıp 2,15 TL'den satması durumunda 0,05 TL'lik fark kur marjıdır.
Ülkeye çeşitli yollarla giren ve ulusal paraya çevrilmek istenen yabancı paralardır. Örnek: Bir ihracatçının mal satışı sonrası kazandığı dövizi piyasaya sürmesi döviz arzıdır.
İthalat veya borç ödemesi gibi nedenlerle ihtiyaç duyulan yabancı para miktarıdır. Örnek: Bir ithalatçının yurt dışından makine almak için piyasadan döviz satın alması döviz talebidir.
Döviz kurları arasındaki farktan yararlanarak risksiz kâr elde etme işlemidir. Örnek: Doların A piyasasında ucuz, B piyasasında pahalı olması durumunda A'dan alıp B'de satmaktır.
Gelecekteki kur değişimlerini tahmin ederek kâr elde etme amacıyla yapılan işlemdir. Örnek: Doların yükseleceğini öngören bir kişinin bugünden döviz alıp bekletmesi spekülasyondur.
Devalüasyonun dış ticaret dengesini iyileştirebilmesi için ithalat ve ihracat talep esnekliklerinin toplamının 1'den büyük olması gerektiğini belirten kuraldır.
Piyasa koşullarıyla kendiliğinden oluşan, dış ticaret ve sermaye hareketlerini içeren işlemlerdir. Örnek: Bir şirketin yurt dışına yaptığı mal satışı otonom bir işlemdir.
Otonom işlemlerden kaynaklanan açıkları veya fazlaları kapatmak için yapılan işlemlerdir. Örnek: Merkez bankasının rezervlerini kullanarak ödemeler dengesini dengelemesi denkleştirici işlemdir.
İki ülke parası arasında doğrudan uygulanan değişim oranıdır. Örnek: 1 Dolar = 2,10 TL olması düz kurdur.
Üçüncü bir para birimi üzerinden iki ülke parası arasındaki değişim oranıdır. Örnek: Euro ve Dolar kurları üzerinden Euro/Dolar paritesinin hesaplanmasıdır.
Ülke parasının değerinin hükümet tarafından belirlendiği ve sınırlandırıldığı sistemdir. Örnek: Bretton Woods sistemi sabit kur sistemine bir örnektir.
Döviz kurunun piyasadaki arz ve talep koşullarına göre serbestçe belirlendiği sistemdir. Örnek: Günümüzde birçok gelişmiş ülkenin uyguladığı dalgalı kur sistemi.
Döviz işlemlerinin devlet tarafından kısıtlanması veya kontrol altına alınmasıdır. Örnek: Döviz alımının merkez bankası iznine bağlanması.
Sabit kur sisteminde milli paranın dış değerinin resmi bir kararla düşürülmesidir. Örnek: Hükümetin ihracatı artırmak için TL'nin dolar karşısındaki değerini düşürmesi.
Ekonomik faaliyetlerin genişleme dönemlerinde ithalat talebinin artması sonucu oluşan ödemeler dengesi bozukluklarıdır.
Doğal afet, savaş gibi beklenmedik dışsal olayların ödemeler dengesi üzerinde yarattığı etkilerdir. Örnek: Bir deprem sonrası üretimin düşmesi ve ithalatın artması.
Nominal döviz kurundaki değişmenin ithalat ve ihracat fiyatlarına yansımasıdır. Örneğin, devalüasyon sonrası ithalat fiyatlarının yerli para cinsinden artması beklenir.
Devalüasyonun dış ticaret dengesini kısa vadede bozup, uzun vadede iyileştirmesini ifade eden süreçtir. Sözleşmelerin katılığı nedeniyle denge başlangıçta bozulur.
Bir ülke parasının değerinin altına veya dövize karşı resmi olarak yükseltilmesidir. Genellikle ödemeler dengesi fazla veren ülkelerde enflasyonu önlemek için yapılır.
Bir ülke parasının diğer ülke paralarına veya altına serbestçe dönüştürülebilmesidir. Tam konvertibilitede hiçbir kısıtlama yoktur.
Para birimlerinin değerinin altın miktarına endekslendiği sistemdir. Ödemeler dengesi otomatik mekanizmalarla dengeye gelir.
Doların altına, diğer paraların dolara bağlandığı ayarlanabilir sabit kur sistemidir. 1944'te kurulmuş, 1971'de çökmüştür.
Üretim kapasitesinin ve kişi başına düşen milli gelirin sayısal olarak sürekli artışıdır. Üretim olanakları eğrisinin sağa kaymasıyla temsil edilir.
Büyümeyi de kapsayan, ekonominin sosyo-kültürel ve kurumsal yapısının iyileşmesidir. Okur-yazar oranı ve kentleşme gibi verilerle ölçülür.
Gelişmekte olan ülkelerin gelişmişlik düzeyine ulaşma sürecidir. Büyüme ve yapısal dönüşümü bir arada ifade eder.
IMF tarafından yaratılan, karşılığı olmayan bir likidite kaynağıdır. Ülkelerin likidite ihtiyacını karşılamak için kullanılır.
Döviz kurunun piyasada belirlendiği ancak merkez bankasının aşırı dalgalanmaları önlemek için müdahale ettiği sistemdir.
Emeğin eğitim, sağlık ve teknoloji ile donatılarak birim zamanda daha fazla üretim yapabilmesidir. Büyümenin temel kaynağıdır.
Üretim sürecinde kullanılan makine, fabrika ve teçhizatın toplamıdır. İşçi başına düşen sermaye miktarı arttıkça üretim artar.
Girdiler (emek, sermaye, teknoloji) ile elde edilen maksimum çıktı arasındaki teknik ilişkidir. Q = T f(K, L, N, E) formülüyle gösterilir.
Para otoritesinin piyasa güçlerini kısıtlayarak kuru belirli bir düzeyde tutmaya çalışmasıdır. Müdahaleli esnek kur sisteminin bir türüdür.
Döviz kurunun tamamen piyasa arz ve talebine bırakıldığı, otoritenin sadece istikrarı korumak için müdahale ettiği durumdur.
Avrupa Para Sistemi içinde oluşturulan, üye ülkelerin paralarından oluşan bir para sepetidir. Euro'ya geçişin öncüsüdür.
Bir ülke parasının değerinin resmi olarak düşürülmesidir. İhracatı artırmak ve dış ticaret açığını kapatmak için başvurulur.
Kişi Başına Düşen Milli Gelir. Az gelişmişlik düzeyini belirlemede kullanılan temel ölçüttür; metne göre 400 doların altı az gelişmişlik sınırı olarak kabul edilir.
Üretim sürecinde verimliliği artıracak makine, teçhizat ve altyapı eksikliğidir. Örneğin, az gelişmiş ülkelerde tarımda modern aletlerin kullanılmaması sermaye yetersizliğinin bir sonucudur.
Tarım sektöründe, marjinal verimliliği sıfır olan veya çok düşük olan fazla işgücünün varlığıdır. Bir tarlada 5 kişi yerine 2 kişi aynı üretimi yapabiliyorsa, diğer 3 kişi gizli işsizdir.
Nüfusun yapısı ile ilgili özelliklerdir. Az gelişmiş ülkelerde yüksek doğum oranı ve hızlı nüfus artışı temel demografik özelliklerdendir.
Tasarrufların yatırıma dönüşmesini sağlayan banka ve sermaye piyasalarının gelişmemiş olmasıdır. Tasarrufların banka yerine altın olarak saklanması buna örnektir.
Bireylerin gelirlerinin tüketilmeyen kısmını biriktirme eğilimidir. Gelir düzeyi düşük ülkelerde bu meyil oldukça sınırlıdır.
Aynı miktar kaynakla daha fazla üretim yapabilme yeteneğidir. Yeni üretim teknikleri ve buluşlar verimliliği artırır.
Toplumun sahip olduğu örf, adet, yönetim kalitesi ve bürokratik yapının bütünüdür. Sosyal sermayesi zayıf ülkelerde büyüme hızı düşüktür.
Bireylerin eğitim, yetenek ve sağlık düzeylerini ifade eder. Eğitim politikalarıyla geliştirilir ve verimliliği artırır.
Gelişmiş ülkelerden veya uluslararası kuruluşlardan sağlanan fonlardır. Tasarruf açığını kapatmak için kullanılır.
Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artıştır. Az gelişmiş ülkelerde dış ödeme sorunları ile birlikte sıkça görülür.
Ulusal paranın dış değerinin düşürülmesidir. Dış ödeme dengesizliği yaşayan ülkelerin başvurduğu bir yöntemdir.
Gelir arttıkça talebi azalan mallardır. Büyüme sürecinde basit el emeği ürünlerinin yerini kaliteli ürünlerin alması buna örnektir.
Emeğe göre sermayenin daha fazla kullanıldığı üretim biçimidir. Büyüme için az gelişmiş ülkelerin geçmesi gereken aşamadır.
Sermaye yerine emeğin yoğun kullanıldığı üretim biçimidir. Az gelişmiş ülkelerde sermaye azlığı nedeniyle tercih edilir.
Bir malın fiyatındaki değişime üretimin verdiği tepkidir. Doğal kaynakların (toprak gibi) arz esnekliği sıfırdır.
Sadece gelir artışı değil, aynı zamanda sosyo-kültürel yapının da geliştiği süreçtir.
Üretim faktörlerinin tam olarak kullanılmaması durumudur. Büyümeyi hızlandırmak için bu kapasitenin harekete geçirilmesi gerekir.