Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Hizmet yerinden yönetim kuruluşları, teknik bilgi, uzmanlık ve özel yöntemler gerektiren belirli bir kamu hizmetinin, devlet tüzel kişiliği ve merkezi idare teşkilatı sınırları dışına çıkarılarak örgütlenmesi ve bağımsız birer kamu tüzel kişiliğine kavuşturulmasıyla ortaya çıkan yapılardır. Bu kuruluşların doğuşunda ve zamanla yaygınlaşmasında, merkezi yönetimin üzerindeki aşırı hizmet yükünün hafifletilmesi, teknik ve iktisadi nitelikteki bazı hizmetlerin bürokratik engellerden uzak, verimli, etkin ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi amacı ile demokratikleşme düşüncesi etkili olmuştur.
Avrupa'da kökleri 19. yüzyıla kadar uzanan bu yapılar, özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Türk kamu yönetimi sistemine ise daha çok 1930'lu yıllardan itibaren girmeye başlamış, sayısal ve niteliksel olarak asıl büyük gelişimini 1950 sonrasında yaşamıştır. Günümüzde idari, iktisadi, sosyal, bilimsel, teknik ve kültürel alanlarda çok çeşitli isimler altında faaliyet gösteren yüzlerce hizmet yerinden yönetim kuruluşu mevcuttur.
Bu kuruluşların en temel ortak özelliği, kanunla ya da kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanan bir idari işlemle kurulmuş olmaları ve kendilerine ait bağımsız birer kamu tüzel kişiliğine sahip bulunmalarıdır. Genellikle bir malvarlığının belirli bir amaca tahsis edilmesiyle oluşan 'mal topluluğu' niteliğindedirler; ancak üniversiteler gibi şahıs topluluğu özelliği gösteren istisnaları da vardır. Kendi iradeleriyle hareket edebilme (özerklik) imkanına sahip olmakla birlikte, idarenin bütünlüğü ilkesi gereğince merkezi idarenin idari vesayet denetimine tabidirler ve kendilerine özgü bağımsız bütçe ve malvarlıkları bulunur.
Türkiye'deki hizmet yerinden yönetim kuruluşları, yürüttükleri faaliyetlerin niteliğine göre beş temel grupta toplanmaktadır. Bunlardan ilki olan 'İdari Kamu Kurumları' (klasik kamu kurumları), devletin öteden beri yürüttüğü bazı klasik kamu hizmetlerinin merkezi yönetim dışına çıkarılmasıyla kurulmuştur; Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri (DSİ) ve Orman Genel Müdürlüğü bu gruba örnektir. İkinci grup olan 'İktisadi Kamu Kurumları' (Kamu İktisadi Teşebbüsleri - KİT), devletin girişimci olarak ekonomik hayata katılmasıyla oluşmuş, ticari esaslara göre çalışan, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan ve Sayıştay denetimine tabi olan yapılardır.
Üçüncü grupta yer alan 'Sosyal Kamu Kurumları', bireylerin çalışma, emeklilik, sağlık ve sosyal güvenlik gibi temel sosyal haklarını güvence altına almak üzere kurulmuş olup Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) gibi devasa yapıları barındırır. Dördüncü grup olan 'Bilimsel, Teknik ve Kültürel Kamu Kurumları' ise uzmanlık, bilim ve sanat alanlarında faaliyet gösteren üniversiteler, TÜBİTAK ve Devlet Tiyatroları gibi kurumları kapsar.
Beşinci ve son grup ise 'Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları'dır. Belli bir mesleğe mensup olanların ortak ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak ve meslek disiplini ile ahlakını korumak amacıyla kanunla kurulan bu yapılar (Barolar, Tabip Odaları, Ticaret Odaları vb.), organlarını yargı gözetimi altında kendi üyeleri arasından seçen, zorunlu üyelik esasına dayalı özerk kamu tüzel kişileridir.
Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, Türk kamu yönetimi literatürüne ve yapısına yakın dönemde girmiş, geleneksel hiyerarşik yapıların dışında konumlandırılmış yeni nesil kamu tüzel kişileridir. İlk örnekleri ABD'de ortaya çıkan bu kurumlar, özellikle ekonomik ve sosyal hayatın hassas, teknik ve karmaşık alanlarında (sermaye piyasası, bankacılık, enerji, telekomünikasyon vb.) piyasa aktörlerini düzenlemek, denetlemek ve gerektiğinde idari yaptırımlar uygulamak amacıyla kurulmuşlardır.
Bu kurumların en belirgin özelliği, siyasi iktidarların günlük politika ve müdahalelerinden uzak, tarafsız ve bağımsız karar alabilme yetenekleridir. Üyeleri belirli bir süre için atanır ve bu süre dolmadan (kanunda belirtilen çok istisnai haller dışında) görevden alınamazlar. Kararları kesin ve icrai nitelikte olup, bu kararlara karşı yargı yolu (genellikle ilk derece mahkemesi olarak Danıştay) açıktır. Kendilerine ait bağımsız bütçeleri ve gelir kaynakları bulunur.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Kamu İhale Kurumu (KİK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) gibi yapılar bu gruba dahildir. Her ne kadar idari ve mali özerklikleri kanunla güvence altına alınmış olsa da, yapılan yasal değişikliklerle bakanların bu kuruluşların her türlü işlem ve faaliyetlerini denetleme yetkisinin genişletilmesi, bağımsızlık tartışmalarını beraberinde getirmiştir.