Ülkelerin ulusal sınırlarını aşan mal, hizmet, sermaye, emek ve bilgi akımlarının bütünüdür. Örneğin, Türkiye'nin Ekvator'dan muz ithal etmesi bu kapsamda bir ilişkidir.
Üretim sürecinin farklı aşamalara bölünerek farklı kişi veya ülkeler tarafından yapılmasıdır. Örneğin, bir otomobilin parçalarının farklı ülkelerde üretilip birleştirilmesi işbölümüne örnektir.
İşgücünün veya bir ülkenin belirli bir alanda yoğunlaşarak verimliliğini artırmasıdır. Bir doktorun tıp alanında uzmanlaşması, berberlik veya tamircilik yapmaması buna örnektir.
Dış ticaret üzerindeki kısıtlamaların (gümrük vergileri, kotalar) kaldırıldığı bir ticaret politikasıdır. Bu anlayış, ülkelerin uzmanlaştıkları malları serbestçe takas etmelerini savunur.
Yerli üretimi yabancı rekabetten korumak için gümrük vergileri veya kotalar gibi engellerin kullanılmasıdır. Serbest ticaretin tam zıttı bir yaklaşımdır.
Ülkeler arasındaki ekonomik, mali ve ticari ilişkilerin analiz edildiği bilim dalıdır. Devletlerin ve uluslararası örgütlerin faaliyetlerini inceler.
Paranın kullanılmadığı, malların doğrudan diğer mallarla değiştirildiği ilkel ekonomik sistemdir. İşbölümünün gelişmesini kısıtlayan bir yöntemdir.
Uluslararası işlemlerde kullanılan farklı para birimlerinin değer değişimlerinden kaynaklanan finansal belirsizliktir. Örneğin, TL'nin Dolar karşısında değer kaybetmesi ithalat maliyetini artırır.
Bir ülkenin belirli bir dönemde diğer ülkelerle yaptığı tüm ekonomik işlemlerin istatistiksel kaydıdır. İhracat, ithalat ve sermaye transferlerini gösterir.
Dünya ekonomisinin bütünleşmesi, mal ve sermaye akışının hızlanması ve ulusal sınırların ekonomik öneminin azalmasıdır. İnternet ve lojistik gelişmeler bunu hızlandırmıştır.
Bir ülkenin ithalatı için ihtiyaç duyduğu döviz miktarının, ihracattan elde ettiği döviz gelirinden fazla olması durumudur. Kalkınmakta olan ülkelerin en büyük sorunlarından biridir.
David Ricardo'nun teorisi olup, bir ülkenin diğerine göre daha düşük maliyetle üretebildiği mallara odaklanması gerektiğini savunur. Bu, toplam dünya refahını artırır.
Gümrük vergisi dışındaki kısıtlamalardır (kota, teknik standartlar, lisanslar). Ticareti zorlaştıran idari veya yasal düzenlemelerdir.
Bir ülkedeki firmanın başka bir ülkede üretim tesisi kurması veya ortaklık yapmasıdır. Sermaye akışının somut bir biçimidir.
18. yüzyılda İngiltere'de başlayan, tarımsal üretimden makineleşmiş sanayi üretimine geçiş sürecidir. Uluslararası ticaretin hacmini devasa ölçüde artırmıştır.
Ülkeler arasında kredi, doğrudan yatırım veya kalkınma yardımı gibi yollarla gerçekleşen finansal hareketlerdir. Tasarruf açığını kapatmak için kullanılır.
Bir ülkenin üretim kapasitesini ve refah seviyesini artırma sürecidir. Uluslararası iktisadi ilişkilere entegrasyon, bu süreci hızlandıran bir faktördür.
Ülkeler arasında mal ve hizmetlerin alım satımını ifade eden ekonomik faaliyettir. Örneğin, Türkiye'nin fındık ihraç edip kahve ithal etmesi bir dış ticaret işlemidir.
Ticaretin nedenlerini, faydalarını ve fiyat oluşum mekanizmalarını inceleyen iktisat dalıdır. Ülkelerin neden ticaret yaptığına dair bilimsel açıklamalar sunar.
15-18. yüzyıllar arasında etkili olan, zenginliği altın ve gümüş birikimiyle ölçen ve dış ticaret fazlasını hedefleyen korumacı iktisadi anlayıştır.
Doğal düzeni ve serbest ticareti savunan, zenginliğin kaynağını tarımda gören 18. yüzyıl iktisadi ekolüdür.
Adam Smith tarafından ortaya atılan, bir ülkenin diğerine göre daha az maliyetle ürettiği malda uzmanlaşması gerektiğini savunan teoridir.
David Ricardo'nun, bir ülkenin mutlak üstünlüğü olmasa bile göreceli olarak daha verimli olduğu alanda uzmanlaşması gerektiğini belirten teorisidir.
Bir malın değerinin, o malın üretiminde kullanılan emek miktarı ile belirlendiğini savunan klasik iktisadi yaklaşımdır.
Merkantilistlerin dış ticarete bakışıdır; bir ülkenin kazancının diğerinin kaybına eşit olduğu, toplam refahın artmadığı bir durumu ifade eder.
Fizyokratların savunduğu 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' anlamına gelen, devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini belirten ilkedir.
Üretim miktarı arttıkça birim başına düşen maliyetin azalmasıdır. Dış ticaret, firmaların daha geniş pazarlara ulaşarak bu ekonomiden yararlanmasını sağlar.
Aynı sektördeki benzer ürünlerin ülkeler arasında karşılıklı olarak alınıp satılmasıdır. Örneğin, ABD'nin Almanya'dan BMW alıp Almanya'ya Ford satması.
Adam Smith'in, ihracatın ülke içindeki atıl kapasiteyi değerlendirmek için bir 'valf' görevi gördüğünü savunan görüşüdür.
Günümüzde dış ticaret fazlası vermeyi amaçlayan, döviz rezervlerini artırmaya çalışan korumacı modern ekonomi politikalarıdır.
François Quesnay tarafından hazırlanan, ekonomideki çevrisel akımı ve artı değerin tarımdan geldiğini gösteren ilk makroekonomik modeldir.
Adam Smith ve David Ricardo gibi isimlerin öncülük ettiği, serbest piyasayı ve işbölümünü savunan iktisadi düşünce okuludur.
İhraç edilen bir malın, ithal edilen bir mal cinsinden fiyatıdır. Uluslararası piyasalarda malların mübadele oranını belirler.
Heckscher-Ohlin tarafından geliştirilen, ülkelerin bol bulunan üretim faktörlerini yoğun kullanan malları ihraç etmesi gerektiğini savunan teoridir.
Klasik iktisatta bireyin kendi çıkarını ve faydasını maksimize etmeye çalışan rasyonel varlık olarak tanımlanmasıdır.
Ülkenin iklim, coğrafya veya doğal kaynaklar gibi doğuştan gelen avantajları sayesinde belirli malları daha ucuza üretmesidir (Örn: Türkiye'de fındık).
Teknoloji, eğitim ve deneyimle elde edilen, ürün farklılaştırmasına dayalı rekabet avantajıdır (Örn: Japon çelik sanayii).
Bir malın yurt içinde satıldığı fiyattan daha ucuza, genellikle dış pazarlarda arz fazlasını eritmek için satılmasıdır.
Bir ülkenin dış ticarete kapalı, kendi kendine yeten ekonomik yapısıdır.
Bir ülkenin sahip olduğu üretim faktörlerinin (emek, sermaye, toprak) miktarsal dağılımıdır. Örneğin Türkiye'nin emek stokunun sermayeye oranla daha yüksek olması, onun emek-bol bir ülke olduğunu gösterir.
Faktör Donatımı Teorisi'nin matematiksel olarak formüle edilmiş halidir. Heckscher ve Ohlin'in teorik altyapısını, Paul Samuelson'un matematiksel modellemeyle kanıtlaması sonucu bu isimle anılır.
Bir malın üretimi için gereken faktörlerin oranıdır. Tekstil üretimi emek-yoğun bir süreçken, otomobil üretimi sermaye-yoğun bir süreçtir.
Serbest ticaretin, ülkeler arasındaki faktör fiyatlarını (ücret ve faiz) eşitleyeceğini savunan teoremdir. Malların serbest dolaşımı, faktörlerin serbest dolaşımıyla aynı sonucu verir.
Dış ticaretin gelir dağılımı üzerindeki etkisini inceleyen teoremdir. Bol faktörün reel gelirini artırırken, kıt faktörün reel gelirini düşürdüğünü iddia eder.
Tam istihdamdaki bir ekonomide bir faktörün arzı arttığında, o faktörü yoğun kullanan malın üretiminin artıp diğerinin azalacağını belirten teoremdir. Örneğin emek artışı, emek-yoğun malın üretimini artırır.
Wassily Leontief'in ABD verileriyle yaptığı test sonucunda, sermaye-bol ABD'nin emek-yoğun mallar ihraç ettiğini bulmasıdır. Teorinin öngörüsüyle çelişen bu durum paradoks olarak adlandırılır.
Faktör donatımının, üretim faktörlerinin stok miktarlarıyla (fiziki adet/miktar) belirlenmesidir. Sermaye stoku/emek stoku oranı buna örnektir.
Faktör donatımının, faktörlerin fiyatları (faiz/ücret) üzerinden belirlenmesidir. Bir faktörün fiyatı ne kadar düşükse, o ülkede o faktörün o kadar bol olduğu varsayılır.
Gümrük tarifesi uygulandığında, ithal malın ülke içi fiyatının düşmesi durumudur. Bu, Stolper-Samuelson teoreminin öngörüsünün tersidir.
Gelişmiş ülkelerin birbirleriyle aynı endüstriye ait malları (örneğin otomobil alıp otomobil satmak) ticaretidir. Faktör donatımı teorisi bu durumu açıklamakta yetersiz kalır.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (işgücü, sermaye) üretim sürecinde kullanıldığı durumdur. Rybczynski teoreminin temel varsayımlarından biridir.
Ticarette emek ve sermaye dışında etkili olan doğal kaynaklar, teknoloji ve nitelikli işgücü gibi unsurlardır. Leontief paradoksunu açıklamak için kullanılmıştır.
Bir malın dış ticaret öncesinde sermaye-yoğun iken, ticaret sonrası emek-yoğun yöntemlerle üretilmeye başlanmasıdır. Bu durum teorinin geçerliliğini bozar.
İşgücünün eğitim, beceri ve deneyim yoluyla kazandığı niteliklerdir. Leontief, ABD'nin ihracatını bu faktörle açıklamaya çalışmıştır.
Ölçek ekonomileri ve eksik rekabet varsayımlarını kullanarak, geleneksel teorilerin açıklayamadığı benzer ekonomiler arası ticareti ve endüstri içi ticareti inceleyen yaklaşımlar bütünüdür.
Uluslararası ticaretin ülkelerin sahip olduğu faktör donanımları (emek/sermaye) arasındaki farklılıklardan kaynaklandığını savunan geleneksel teoridir.
Devletlerin oligopolcü piyasalarda yerli firmaları sübvansiyon veya korumacı politikalarla destekleyerek, yabancı rakiplerin pazar payını ele geçirmesini hedefleyen yaklaşımdır.
Ülkelerin aynı endüstri koluna ait benzer ürünleri birbirlerine ihraç ve ithal etmeleridir; örneğin, Almanya'nın Fransa'ya otomobil satıp Fransa'dan otomobil alması.
Ticaretin temel nedenini işgücünün eğitim düzeyi ve beceri farklılıklarına dayandıran, beşeri sermayeyi ana açıklayıcı değişken olarak alan teoridir.
İşgücünün eğitim, deneyim ve yetenekleri yoluyla kazandığı, üretim verimliliğini artıran niteliksel değerdir; Keesing'e göre ticaretin belirleyicisidir.
Bir firmanın üretim ölçeğini artırmasıyla birim maliyetlerinin düşmesidir; genellikle monopolcü rekabet piyasalarında görülür.
Bir endüstrinin bir bölgede kümelenmesi sonucu, o endüstrideki tüm firmaların maliyet avantajı elde etmesidir; Silikon Vadisi buna örnektir.
Ürün farklılaştırmasının olduğu, çok sayıda firmanın faaliyet gösterdiği ancak her firmanın kendi ürünü üzerinde kısmi tekel gücüne sahip olduğu piyasa yapısıdır.
Ülkeler arasındaki ticaretin teknolojik yeniliklerin yayılmasındaki gecikmelerden kaynaklandığını savunan, Posner tarafından geliştirilen teoridir.
Yeni bir teknolojinin bir ülkeden diğerine yayılmasının zaman alması ve bu süreçte yenilikçi ülkenin tekelci avantajını koruması durumudur.
Bir ürünün icadından standartlaşmasına kadar geçen süreçte üretim yerinin ve ticaret akışının değiştiğini savunan Vernon'un teorisidir.
Ülkelerin ticaret avantajlarının zamanla, ürünün yaşam döngüsüne ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak değişmesi durumudur.
Ürünün ilk kez geliştirildiği ve sadece yenilikçi ülkede üretilip tüketildiği, dış ticaretin henüz olmadığı aşamadır.
Ürünün dış pazarlarda talep görmeye başladığı, ihracatın arttığı ve çokuluslu şirketlerin diğer ülkelerde yatırım yapmaya başladığı aşamadır.
Üretim teknolojisinin herkesçe öğrenildiği, maliyetin en önemli rekabet unsuru olduğu ve üretimin düşük ücretli ülkelere kaydığı son aşamadır.
Krugman'ın, gelişmiş (Kuzey) ve gelişmekte olan (Güney) ülkeler arasındaki teknoloji transferini ve refah etkilerini analiz eden modelidir.
Üretim süreçlerini farklı ülkelere yayarak ölçek ekonomilerinden ve düşük maliyetlerden yararlanan, küresel ölçekte faaliyet gösteren firmalardır.
Yeni ürün ve süreçlerin geliştirilmesi için yapılan harcamalardır; teknolojik üstünlüğün ve ihracat başarısının temel kaynağıdır.
Yerli üretimi korumak amacıyla ithalata engeller getirilmesi; çokuluslu şirketlerin yerel üretim yapmaya zorlanmasında bir etkendir.
Girdi artış oranından daha yüksek oranda çıktı artışı sağlanması; birim maliyetlerin üretim arttıkça düşmesi olgusudur.
Eğitim ve sağlık gibi alanlara yapılan, işgücünün niteliğini ve dolayısıyla ülkenin rekabet gücünü artıran harcamalardır.
Teknik bilginin ve üretim süreçlerinin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere çeşitli yollarla (lisans, doğrudan yatırım vb.) geçişidir.
Bir malın ihracat ürünü olabilmesi için önce iç piyasada talep görmesi ve üretilmesi gerekliliğidir. Örneğin, bir ülkenin sadece iç piyasada tükettiği bir sanayi malını, benzer tercihlere sahip dış pazarlara da satabilmesi.
Çok sayıda firmanın birbirinin yakın ikamesi olan ancak farklılaştırılmış mallar ürettiği piyasa yapısıdır. Örnek: ABD ve Japon klimalarının farklı marka ve özelliklerle birbirine rakip olması.
Bir ülkenin aynı endüstri grubundaki malları hem ihraç hem de ithal etmesidir. Örnek: Türkiye'nin otomobil ihraç edip aynı zamanda farklı marka otomobil ithal etmesi.
Malların kalite, model, marka veya reklam gibi unsurlarla homojenlikten uzaklaştırılmasıdır. Bu, firmalara bir miktar monopol gücü sağlar.
Üretim miktarı arttıkça birim maliyetlerin düşmesi durumudur. Firmalar dış ticaret sayesinde daha geniş pazarlara ulaşarak bu verim artışından faydalanırlar.
Dış ticaretin temel nedenini bir malın ülkede bulunup bulunmamasıyla açıklayan yaklaşımdır. Üretilemeyen mal ithal edilir, fazlası olan ihraç edilir.
Dış ticaretin, azgelişmiş ülkelerdeki atıl kaynakların üretime dahil edilmesi için bir kanal görevi görmesidir. Myint tarafından sömürge ekonomileri için geliştirilmiştir.
Ticaret hacminin ülkelerin büyüklüğüyle doğru, aralarındaki mesafe ile ters orantılı olduğunu savunan modeldir. Newton'un fizik yasasından türetilmiştir.
Bir ülkenin ithal ettiği malların, ihraç ettiği malların tam tersi özelliklere (sermaye/emek yoğunluk gibi) sahip olduğunu öne süren Hufbauer teorisidir.
Çok uluslu şirketlerin, teknolojilerinin çalınmasını önlemek için pazara doğrudan yatırım yapıp yerinde üretim yapmalarını açıklayan teoridir.
Yeni malların dış ticaretinde sermaye hareketlerinin ve yatırımcıların en karlı ülkelere yöneliminin belirleyici olduğunu savunan Aliber teorisidir.
Myrdal'ın, serbest ticaretin azgelişmiş ülkeleri daha da geri bıraktığını savunan ve ithal ikamesini öneren kuramıdır.
Serbest ticaretin, nitelikli işgücü ve sermayeyi azgelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere çekerek eşitsizliği derinleştirmesidir.
Doğal kaynaklar ile sermayenin üretimde birbirini tamamlayan faktörler olduğunu ve ticaretin bu ilişkiye göre şekillendiğini savunan Vanek modelidir.
Benzer kalitedeki farklılaştırılmış ürünlerin (renk, desen, model) ticaretidir. Örnek: Farklı desenlerdeki spor ayakkabı ticareti.
Kalite ve fiyat açısından farklılaşmış ürünlerin ticaretidir. Örnek: Lüks otomobil ile standart otomobil arasındaki ticaret.
Endüstri içi ticaretin yoğunluğunu ölçen 0-1 arası katsayıdır. 1'e yaklaştıkça endüstri içi ticaretin yüksek olduğu anlaşılır.
Ortak pazar gibi bütünleşmelerin endüstri içi uzmanlaşmaya etkisini ölçmek için geliştirilmiş bir yöntemdir.
Yerli sanayiyi korumak için dışarıdan alınan malların içeride üretilmesini teşvik eden kalkınma stratejisidir.
Tercihlerde Benzerlik Teorisi ile aynı anlamda kullanılır; iç piyasadaki talebin benzeri olan dış pazarlara ihracat yapılacağını savunur.
Myint'in azgelişmiş ülkelerin dış ticarete açılma sürecini açıklarken kullandığı, Smith'in klasik teorisine atıfta bulunan yaklaşımdır.
Eksik rekabet ve ölçeğe göre artan getirileri temel alarak, devletin dış ticarete müdahalesini meşrulaştıran teoriler bütünüdür. Örnek: Oligopolcü piyasalarda devletin yerli firmaları desteklemesi.
Az sayıda büyük firmanın piyasaya hakim olduğu ve birbirlerinin kararlarından etkilendiği piyasa yapısıdır. Örnek: Boeing ve Airbus'ın uçak piyasasındaki rekabeti.
Bir firmanın üretiminin diğer firmalara veya topluma sağladığı pozitif faydalardır. Örnek: Yüksek teknoloji sektöründe Ar-Ge faaliyetlerinin bilgi yayılımı sağlaması.
Devletin, oligopolcü piyasalarda yerli firmaların karını artırmak için müdahalede bulunmasıdır. Örnek: İhracat sübvansiyonu ile yabancı rakibi piyasa dışına itmek.
Oligopolistik piyasalarda devletin ihracat sübvansiyonu ile yerli firmayı avantajlı konuma getirebileceğini savunan tezdir. Örnek: Airbus'a sağlanan sübvansiyonun Boeing karşısında üstünlük sağlaması.
Üretim ölçeği arttıkça birim maliyetlerin düşmesi durumudur. Örnek: Uçak üretiminde büyük ölçekli yatırımın maliyeti düşürmesi.
Üretim deneyimi arttıkça verimliliğin artması ve maliyetlerin düşmesidir. Örnek: Kümülatif üretimle firmanın öğrenme eğrisinin aşağı inmesi.
Yerli firmaların dış rekabetten korunarak ölçek ekonomisine ulaşmalarının sağlanmasıdır. Örnek: Japonya'nın otomobil sektöründe yabancı firmalara karşı yerli üreticiyi koruması.
Bir ülkenin refahını diğer ülkenin refahını azaltarak artırmasıdır. Örnek: İhracat sübvansiyonu ile yabancı firmanın pazar payını çalmak.
Bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybına eşit olduğu durumdur. Örnek: İki firmanın rekabetinde birinin karının diğerinin zararı olması.
Eksik rekabet ortamında elde edilen normalüstü karlardır. Örnek: Oligopolcü bir piyasada fiyatın ortalama maliyeti aşmasıyla oluşan kar.
Devletin firmaların maliyet ve talep yapıları hakkında tam bilgiye sahip olmamasıdır. Örnek: Sanayicilerin teşvik almak için devlete yanlış veri sunması.
Teşviklerin asıl amacı dışında, sadece rant peşinde koşmak için kullanılmasıdır. Örnek: Yerli firmaların verimliliği artırmak yerine sadece sübvansiyonla ayakta kalması.
Yerli firmalara rekabette üstünlük sağlamak için pazar erişimini kontrol etme yöntemidir. Örnek: Yabancı şirketlerin yerli pazara girişinin kısıtlanması.
Devletin yerli ihracatçı firmalara maliyetlerini düşürmek için verdiği destektir. Örnek: AB'nin Airbus'a 25 milyar dolar destek vermesi.
Zaman ve kümülatif üretimle elde edilen verimlilik artışıdır. Örnek: Zamanla öğrenme eğrisinin aşağı düşmesi.
Ülkelerin birbirlerinin ticaret politikalarına misilleme yapmasıdır. Örnek: ABD ile Çin arasındaki kur ve ticaret yaptırımları.
Uluslararası ticareti düzenleyen ve tarife dışı engelleri kısıtlayan kuruluşlardır. Örnek: Devlet yardımlarının stratejik amaçla kullanılmasını yasaklayan kurallar.
Stratejik ticaret politikalarının etkilerini ölçmek için kullanılan analiz tekniğidir. Örnek: Belirlenen sektörlerde politika sonuçlarının ampirik analizi.
İthal edilen malların yerli üretimle ikame edilmesini amaçlayan korumacı politikadır. Örnek: Gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme çabası.
Bir ülkenin halkının refahını artırırken, küresel piyasalarda mal ve hizmet üretebilme kapasitesidir. Örnek: Türkiye'nin otomotiv sektöründe dünya standartlarında üretim yaparak ihracatını artırması.
Michael Porter'ın ulusal rekabet avantajını belirleyen dört temel faktörü (faktör, talep, destekleyici endüstriler, strateji) içeren modeldir. Örnek: Japonya'nın yüksek kaliteli çelik üretimi için bu dört faktörü birleştirmesi.
Birbiriyle bağlantılı firmaların ve kurumların coğrafi olarak aynı bölgede yoğunlaşmasıdır. Örnek: Silikon Vadisi'ndeki teknoloji şirketlerinin üniversitelerle iç içe çalışması.
Üretim için gerekli olan işgücü, sermaye, altyapı ve doğal kaynaklardır. Örnek: Güney Kore'nin nitelikli işgücü sayesinde teknoloji sektöründe öne çıkması.
Yerel piyasadaki tüketicilerin beklentileri ve talep yapısıdır. Örnek: Japon tüketicilerin enerji tasarruflu klimalara olan talebinin Japon firmalarını küresel lider yapması.
Bir sektörün rekabet gücünü artıran yan sanayi ve tedarikçi ağlarıdır. Örnek: İtalya'da deri ayakkabı sektörünü destekleyen deri işleme makineleri endüstrisi.
Küçük ülkelerin rekabet gücünü, ticaret ortaklarının elmas modelleriyle birlikte ele alan yaklaşımdır. Örnek: Kanada'nın rekabet gücünün ABD ile olan entegrasyonu üzerinden ölçülmesi.
Cho tarafından geliştirilen, fiziksel ve beşeri faktörleri temel alan rekabet gücü modelidir. Örnek: Politikacıların ve bürokratların rekabet gücü üzerindeki etkisinin modele dahil edilmesi.
Birim üretimde elde edilen katma değer miktarıdır. Örnek: Bir firmanın aynı hammadde ile daha fazla ürün üretebilmesi.
Firmaların küresel stratejilerle yerel avantajları birleştirmesidir. Örnek: Bir şirketin küresel pazara hitap ederken yerel kültürel değerleri kullanması.
Savaş, teknolojik patlamalar gibi devletin kontrolü dışındaki olaylardır. Örnek: Beklenmedik bir teknolojik buluşun bir ülkeyi sektör lideri yapması.
İşgücünün niteliği, eğitim düzeyi ve iş ahlakıdır. Örnek: Japonya'nın mühendislik eğitimine verdiği önem.
Yeni fikirlerin ve teknolojilerin üretime aktarılmasıdır. Örnek: Bir otomobil fabrikasının üretim bandını tamamen robotize etmesi.
Dokuz Faktör Modeli'ndeki konu, çevre, kaynak ve mekanizma arasındaki ilişkidir. Örnek: Ulusal politikaların (Konu) mevcut kaynakları (Kaynak) nasıl yönlendirdiğinin analizi.
Dünya Ekonomi Forumu tarafından ülkelerin rekabetçiliğini ölçmek için kullanılan endekstir. Örnek: Türkiye'nin 2014-2015 raporunda 45. sırada yer alması.
IMD tarafından yayınlanan, ülkelerin rekabet ortamını analiz eden kapsamlı rapordur. Örnek: 327 kriter üzerinden ülkelerin derecelendirilmesi.
Mülkiyet hakları, ticaret politikası gibi kriterlerle iş ortamını ölçen endekstir. Örnek: Türkiye'nin 2015'te 32. sırada yer alması.
Kamu sektöründeki yolsuzluk derecesini ölçen göstergedir. Örnek: Danimarka'nın en az yolsuzluk algılanan ülkelerden biri olması.
Eğitim, yaşam süresi ve gelir düzeyini ölçen endekstir. Örnek: Norveç'in insani gelişimde dünyada ilk sırada yer alması.
Dünya Bankası'nın ülkelerin yatırım ortamını kıyasladığı endekstir. Örnek: Singapur'un iş yapma kolaylığında zirvede olması.
Bir firmanın veya ülkenin rakiplerine göre daha iyi performans göstermesidir. Örnek: Bir firmanın rakiplerinden daha düşük maliyetle daha kaliteli ürün satması.
Üretim sürecinde ürüne eklenen değerdir. Örnek: Ham demirin işlenerek otomobil parçasına dönüştürülmesi.
Enflasyon, faiz ve döviz kuru gibi değişkenlerin dengede olmasıdır. Örnek: Düşük enflasyon ortamının yatırımları teşvik etmesi.
Üretim zincirindeki tedarikçiler ve müşteriler arasındaki ilişkidir. Örnek: Bir otomobil üreticisinin lastik tedarikçisiyle ortak Ar-Ge yapması.
Aynı sektördeki firmaların bilgi paylaşımıdır. Örnek: Rakip firmaların ortak bir standart belirlemek için bir araya gelmesi.
Ülkelerin dış ticareti kendi çıkarları doğrultusunda sınırlandırmak, teşvik etmek veya düzenlemek için aldıkları önlemler bütünüdür. Örneğin, cari açığı düşürmek için ithalata kota konulması bir dış ticaret politikası uygulamasıdır.
Bir ülkenin dış dünya ile ekonomik bağlarını kopararak kendi kendine yeterli olmaya çalışmasıdır. Kuzey Kore, bu politikayı izleyen nadir örneklerden biridir.
Yeni kurulan yerli sanayilerin, gelişmiş yabancı rakiplerle rekabet edebilecek olgunluğa erişene kadar korunması gerektiğini savunan görüştür. Hamilton ve List tarafından geliştirilmiştir.
Bir malın dış piyasalarda, iç piyasadaki fiyatından veya maliyetinden daha düşük bir fiyata satılmasıdır. Bu, haksız rekabet yarattığı için anti-damping vergileriyle engellenmeye çalışılır.
İthal edilen malın fatura değeri üzerinden belirli bir yüzde oranında alınan gümrük vergisidir. Örneğin, cep telefonunun değerinin %10'u kadar vergi alınması.
Malın değeri yerine ağırlık, adet veya metre gibi fiziki miktarı üzerinden alınan sabit vergidir. Her bir otomobil için 1000 dolar vergi alınması buna örnektir.
Hem advalorem hem de spesifik tarifelerin birlikte uygulandığı sistemdir. Genellikle hammaddesi vergilendirilmiş mamul mallar için tercih edilir.
Devletin egemenlik haklarına dayanarak tek taraflı bir kanunla belirlediği ve değiştirebildiği gümrük tarifesidir.
Uluslararası anlaşmalar veya gümrük birliği gibi yapılar çerçevesinde belirlenen ve tek taraflı değiştirilemeyen tarifedir. Türkiye-AB gümrük birliği buna örnektir.
Gümrük vergilerinin hesaplanmasında kullanılan; malın maliyeti, sigorta ve navlun masraflarını içeren toplam değerdir.
İhracat fiyat endeksinin ithalat fiyat endeksine oranıdır. Bu oranın 1'den büyük olması, ülkenin dış ticaretten kazançlı çıktığını gösterir.
Büyük ülkelerin, dış ticaret hadlerini kendi lehine çevirmek için ithalatını sınırlandırarak uyguladığı özel tarife oranıdır.
Yabancı devletlerin sübvanse ettiği (desteklediği) ürünlerin yarattığı haksız rekabeti önlemek için ithalatçı ülkenin uyguladığı vergidir.
Daha önce ithal edilen malların yurt içinde üretilerek dışa bağımlılığın azaltılması stratejisidir. Türkiye'de 1980 öncesi uygulanmıştır.
Gelecekte yüksek büyüme potansiyeli olan kilit sektörlerin devlet tarafından gümrük ve desteklerle korunmasıdır.
Gümrük tarifeleri dışında kalan; teknik standartlar, sağlık sertifikaları veya bürokratik işlemler gibi ithalatı zorlaştıran uygulamalardır.
Yabancı bir devletin ihracatçısına verdiği teşviklerin, yerli üreticiyi mağdur etmesini engellemek için alınan önlemlerdir.
DTÖ üyesi olmayan ülkeler, DTÖ üyesi ülkeler ve gümrük birliği ortakları için üç farklı vergi oranının uygulandığı sistemdir.
Gümrük vergisi dışında kalan, dış ticareti kısıtlayan tüm yasal ve idari uygulamalardır. Örn: Bir ülkenin ithalata kota koyması.
Belirli bir malın ithalatına miktar veya değer bazında getirilen yıllık sınırlamadır. Örn: Yıllık 10.000 ton buğday ithalatı sınırı.
Kota nedeniyle ithal malın fiyatının yükselmesi sonucu ithalatçıların elde ettiği ek kârdır. Örn: Düşük maliyetle ithal edilen malın yurt içinde yüksek fiyata satılması.
Devletin döviz piyasasına müdahale ederek döviz alım-satımını izne bağlamasıdır. Örn: Merkez Bankası'nın döviz kurlarını sabitlemesi.
İhracatçı ülkenin, ithalatçı ülkenin baskısıyla ihracatına kendi isteğiyle kota koymasıdır. Örn: Türkiye'nin ABD'ye tekstil ihracatını sınırlandırması.
Bir malın dış pazarda iç pazardan daha düşük fiyata satılmasıdır. Örn: Bir firmanın stoklarını eritmek için dışarıda zararına satış yapması.
Dampingli ithalatın yarattığı haksız rekabeti dengelemek için alınan ek vergidir. Örn: Çin'den gelen ucuz çeliğe uygulanan ek gümrük vergisi.
Devletin yerli üreticiye veya ihracatçıya sağladığı mali desteklerdir. Örn: İhracatçıya verilen vergi iadesi veya ucuz kredi.
Sübvanse edilmiş ithal mallara karşı uygulanan dengeleyici vergidir. Örn: Devlet yardımı alan yabancı bir ürünün ithalatına konan ek vergi.
İç destekleme fiyatı ile düşük ithalat fiyatı arasındaki farkı kapatmak için alınan vergidir. Örn: AB'nin tarım ürünlerinde uyguladığı koruyucu vergi.
Bir malın yerli sayılması için içinde bulunması gereken asgari yerli girdi oranıdır. Örn: Bir otomobilin %50'sinin yerli parçadan oluşması zorunluluğu.
Sağlık, güvenlik veya çevre gerekçesiyle uygulanan teknik standartlardır. Örn: Bir gıda ürününe getirilen sıkı hijyen standartları.
Ödemenin nakit yerine mal veya hizmetle yapıldığı ticaret sistemidir. Örn: Petrol karşılığında makine satışı.
Ülkelerin karşılıklı alacaklarını merkez bankaları aracılığıyla denkleştirdiği sistemdir. Örn: İki ülkenin ticaret dengesini sağlamak için hesapları eşitlemesi.
İki ülke arasındaki ticaretin uyuşmaması durumunda üçüncü bir ülkenin araya girmesidir. Örn: Üçlü ticaret yoluyla ödeme dengesinin sağlanması.
Fabrika kuran firmanın bedelini o fabrikada üretilen malla tahsil etmesidir. Örn: Bir ülkeye kurulan fabrikanın ürünlerinin ödeme olarak alınması.
Büyük projelerde satıcının alıcı ülkeye yatırım veya pazarlama kolaylığı sağlamasıdır. Örn: Uçak satışı karşılığında ülkede tesis kurulması.
Ulaştırma maliyetlerini düşürmek için aynı malın farklı coğrafyalarda takas edilmesidir. Örn: Rusya ve Venezuela'nın petrol sevkiyatlarını coğrafi yakınlığa göre değiştirmesi.
Ülkelerin iktisadi, sosyal ve politik amaçlarını hayata geçirmek için aralarındaki engelleri kaldırarak yakınlaşmalarıdır. Örneğin, AB ülkelerinin ticaret engellerini kaldırması.
Ulusal ekonomilerin dünya piyasalarıyla bütünleşmesi ve ekonomik kararların küresel sermaye parametrelerine göre verilmesidir. Örnek: Sermaye hareketlerinin sınırları aşması.
Dünyanın belirli bir bölgesinde iki veya daha fazla ülkenin ticaret engellerini kaldırmasıdır. Örnek: MERCOSUR.
Mal, hizmet ve faktör piyasalarının birleştirilerek tek bir ortak piyasa oluşturulmasıdır. Örnek: Gümrük Birliği uygulamaları.
Belirli mallarda gümrük tarifelerinin indirilmesini içeren en dar kapsamlı entegrasyondur. Örnek: 1932 British Commonwealth Preference Scheme.
Üye ülkeler arasında mal ticaretindeki tüm engellerin kaldırıldığı ancak üçüncü ülkelere karşı bağımsız tarifelerin korunduğu yapıdır. Örnek: NAFTA.
Üye ülkelerin birbirine karşı engelleri kaldırdığı ve üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uyguladığı yapıdır. Örnek: Türkiye-AB Gümrük Birliği.
Gümrük birliğine ek olarak işgücü ve sermayenin serbest dolaşımının sağlandığı entegrasyon aşamasıdır. Örnek: 1993 Avrupa Ortak Pazarı.
Temel iktisat politikalarının uyumlaştırıldığı ve ortak para biriminin kullanılabildiği gelişmiş entegrasyon aşamasıdır. Örnek: Euro Bölgesi.
Dış politika, güvenlik ve göç gibi alanların ortak hale getirildiği, uluslar üstü kurumların kurulduğu nihai aşamadır. Örnek: ABD'nin federal yapısı.
Tam entegrasyon durumunda piyasalarda malların aynı fiyata satılmasıdır. Örnek: Piyasa Entegrasyonu Hipotezi.
Dünya ekonomisinin ulusal sınırlarla küçük birimlere bölünmesi ve engellenmesidir. Örnek: Korumacı gümrük duvarları.
Entegrasyon bölgesinde düşük sosyal standartların rekabet avantajı sağlamasıdır. Örnek: Ücretlerin yapay olarak düşük tutulması.
Yeni kurulan ve rekabet gücü henüz oluşmamış yerli sanayilerdir. Örnek: Gelişmekte olan ülkelerin sanayi kolları.
Döviz kurlarının ve finansal politikaların bütünleştirilmesidir. Örnek: Ortak para birimine geçiş.
Tam ekonomik entegrasyonun bir biçimi olup, kararların uluslar üstü organlara devredilmesidir. Örnek: Almanya'daki eyaletler arası mali yapı.
AB'de maliye politikalarını dolaylı koordine eden kısıtlamalar bütünüdür. Örnek: Bütçe açığı sınırları.
Ulusal sınırları aşan, uluslar üstü nitelik kazanan süreçlerdir. Örnek: Küresel sermaye akışları.
Devletin ekonomik alandaki müdahaleci düzenlemelerini azaltmasıdır. Örnek: Piyasa serbestleşmesi.
Faktörlerin serbest dolaşımıyla ücret ve faizlerin yakınsamasıdır. Örnek: Ortak pazarda emeğin serbest dolaşımı.
Koordinasyonun sadece üçüncü ülkelere karşı ortak tarifeyle sınırlı kalmasıdır.
Üye ülkelerin para ve döviz piyasalarının bütünleşmesi, ortak para politikalarının uygulanması ve ulusal sınırların parasal işlemler açısından önemini yitirmesi sürecidir.
Parasal entegrasyonun en gevşek aşamasıdır; sabit döviz kurları kararlaştırılır ancak belirli bir dalgalanma bandına izin verilir. 1980'li yılların Avrupa Para Sistemi buna bir örnektir.
Üye ülke paralarının varlığını sürdürdüğü ancak döviz kurlarının geri dönüşü olmayacak şekilde kesin olarak sabitlendiği, işlem maliyetlerinin düştüğü aşamadır.
Ulusal paraların birbirinin tam ikamesi olarak görüldüğü, ortak para politikasının uygulandığı ve işlem maliyetlerinin sıfıra yaklaştığı bir entegrasyon aşamasıdır.
Ulusal paraların tamamen tedavülden kalktığı ve tek bir ortak paranın kullanıldığı, parasal entegrasyonun nihai aşamasıdır.
Ticari entegrasyondan bağımsız olarak, finansal piyasaların istikrarını sağlamak amacıyla bölgesel likidite fonları gibi araçların kullanıldığı bir işbirliği modelidir.
Sınır ötesi finansal işlemlerde kısıtlamaların olmadığı, sermayenin coğrafi sınır tanımadan en verimli alana aktığı piyasa bütünleşmesidir.
Reel ekonomik entegrasyon ile parasal entegrasyonun birleştiği, ortak pazar ve ortak para kullanımını içeren en üst düzey ekonomik bütünleşme biçimidir.
Parasal bölgeselleşmenin ilk aşamasıdır; üye ülkelerin finansal kriz anında birbirlerine kredi ve likidite desteği sağlamak için kurdukları ortak havuzdur.
AB üyesi ülkelerin Euro bölgesine katılabilmek için yerine getirmeleri gereken enflasyon, kamu maliyesi ve faiz oranları gibi makroekonomik şartlardır.
AB üyesi ülkelerin bir kısmının kullandığı, tam para birliği aşamasının bir sonucu olarak 1999'da kaydi, 2002'de fiziki olarak tedavüle giren ortak paradır.
Parasal entegrasyonun tek bir ortak merkez bankası ve tek bir para birimi ile sağlanması gerektiğini savunan yöntemdir.
Para piyasalarına giriş engellerinin kaldırılması ve rekabetin artırılması yoluyla para birliğine ulaşılmasını öngören yaklaşımdır.
Ülke paralarının hem cari işlemler hem de sermaye hareketleri için döviz kontrolleri olmaksızın birbirine dönüştürülebilme yeteneğidir.
Tam finansal entegrasyonun ölçütüdür; aynı nakit akışına sahip finansal varlıkların, farklı piyasalarda aynı fiyattan işlem görmesi durumudur.
Parasal birliğin ekonomik açıdan en verimli olduğu, üretim faktörlerinin hareketli olduğu ve şoklara karşı esnekliğin bulunduğu coğrafi bölgedir.
1970 yılında AB bünyesinde sunulan, tam konvertibilite ve sabit kurları hedefleyen ex-ante para birliği örneğidir.
Sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşabilme kapasitesidir; yüksek mobilitenin olduğu durumlarda sabit döviz kurlarını korumak zorlaşır.
2009 krizi sonrası Yunanistan'ın Euro bölgesinden çıkma olasılığı için kullanılan, parasal birliğin kırılganlığını gösteren bir terimdir.
Bankacılık gözetim ve denetim sistemlerinin oluşturulmasında temel alınan 25 ana prensibi belirleyen uluslararası kuruluştur.
Farklı piyasalardaki fiyat farklılıklarından yararlanarak risksiz kazanç elde etme faaliyetidir; entegre piyasalarda arbitraj imkanları ortadan kalkar.
Bir ülkede yerleşiklerin yabancılarla yaptığı tüm ekonomik işlemlerin sistematik kaydıdır. Örneğin, Türkiye'nin bir yılda yaptığı tüm ihracat ve ithalat işlemleri bu tabloda yer alır.
Mal, hizmet, gelir ve cari transferlerin kaydedildiği hesaptır. Örnek: Bir Türk vatandaşının yurt dışındaki bir şirketten aldığı kâr payı bu hesapta yer alır.
Ülkenin mal ihracatı ile ithalatı arasındaki farktır. İhracatın ithalattan fazla olması dış ticaret fazlasını, az olması ise dış ticaret açığını gösterir.
Uluslararası hizmet ticaretinden doğan akımlardır. Turizm gelirleri ve navlun ödemeleri bu kalemin en somut örnekleridir.
Üretim faktörlerinin (emek, sermaye) gelirlerini kapsar. Yurt dışına ödenen dış borç faizleri bu hesaba kaydedilir.
Karşılıksız transferleri içeren hesaptır. Örneğin, yurt dışındaki işçilerin Türkiye'ye gönderdiği dövizler bu hesapta görünür.
Sermaye serbestisi, sabit kur ve bağımsız para politikasının üçünün birden uygulanamayacağı hipotezidir. Örneğin ABD, sabit kurdan vazgeçerek diğer ikisini seçmiştir.
Sermaye hareketlerinin kaydedildiği hesaptır. Doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları bu hesabın ana bileşenleridir.
Yönetim kontrolü sağlayan uzun vadeli yatırımlardır. Bir yabancı şirketin Türkiye'de %10'dan fazla hisse alarak fabrika kurması buna örnektir.
Yönetim hakkı vermeyen menkul kıymet yatırımlarıdır. Bir yabancının Borsa İstanbul'dan hisse senedi alması portföy yatırımıdır.
TCMB'nin elindeki altın ve dövizlerdir. Ödemeler dengesindeki açıkların kapatılmasında kullanılan likit varlıklardır.
Bilanço denkliğini sağlayan kalıntıdır. Ölçüm hataları veya kayıt dışı işlemlerden kaynaklanır.
İhracat fiyatlarının ithalat fiyatlarına oranıdır. İyileşmesi, aynı ihracatla daha fazla ithalat yapılabileceği anlamına gelir.
Rezervlerin dış borç ve cari açık gibi yükümlülükleri karşılama kapasitesidir. IMF, gelişmekte olan ülkeler için %100-%150 arası bir oran önermektedir.
İhracatta kullanılan, sigorta ve navlun hariç mal bedelidir. Güvertede teslim anlamına gelir.
İthalatta kullanılan, sigorta ve navlun dahil mal bedelidir.
Piyasanın kendi akışında, müdahalesiz gerçekleşen işlemlerdir. Cari işlemler hesabı otonom işlemlerdir.
Dengesizliği gidermek için yapılan müdahalelerdir. Rezerv varlıklar hesabı bu işlemleri içerir.
TCMB'nin kasasındaki toplam döviz ve altın varlığıdır.
Brüt rezervlerden döviz yükümlülüklerinin düşülmesiyle kalan tutardır.
Yabancı ödeme araçlarının tümüdür. Nakit (efektif) veya kaydi (çek, senet) formda olabilir.
Bir ulusal paranın serbestçe diğer paralara dönüştürülebilme özelliğidir. Türkiye'de 1991'de tescillenmiştir.
Yabancı ülke banknotları, bozuk paraları ile altın ve gümüşü ifade eden nakit döviz türüdür.
Enflasyon etkilerinden arındırılmamış, piyasada anlık olarak oluşan cari döviz fiyatıdır.
Enflasyon oranlarına göre düzeltilmiş, ülkenin uluslararası rekabet gücünü gösteren orandır.
Belirli bir zaman diliminde piyasada satılmak istenen yabancı para miktarıdır.
Belirli bir dönemde piyasadan satın alınmak istenen yabancı para miktarıdır.
Bankaların döviz alış ve satış kurları arasındaki farktır. İşlem maliyetlerini ve karı içerir.
Ticaret ortaklarının paralarından oluşan sepete göre ulusal paranın ağırlıklı ortalama değeridir.
Nominal efektif kurun göreli fiyat/maliyet farklarıyla düzeltilmiş, rekabet gücü göstergesidir.
Farklı ülkelerdeki benzer mal sepetlerinin fiyatlarını eşitleyen teorik döviz kurudur.
Arbitraj sonucu, ticarete konu malların dünya genelinde aynı fiyata sahip olması gerektiğini savunan kuraldır.
Döviz alım satımının anında veya en geç iki iş günü içinde teslimle gerçekleştiği piyasadır.
Gelecekteki bir tarihte teslim edilecek döviz için kurun bugünden belirlendiği piyasadır.
Fiyat farklılıklarından risksiz kar elde etmek için farklı piyasalarda eşanlı alım-satım yapmaktır.
Kurun gelecekteki yönüne dair tahmine dayalı, risk içeren kar amaçlı alım-satım faaliyetidir.
Bir birim yabancı paranın kaç birim yerli paraya eşit olduğunu gösteren yöntemdir (Örn: 1$=2.6TL).
Bir birim yerli paranın kaç birim yabancı para ettiğini gösteren yöntemdir (Örn: 1TL=0.38$).
Dolar gibi ortak bir payda üzerinden farklı iki yabancı para arasındaki kurun hesaplanmasıdır.
Yabancı paralar ve bunlarla ödemeyi sağlayan belge/araçların tümüdür; döviz ile eş anlamlıdır.
Vadeli döviz işlemlerinin bir türü olup, gelecekteki teslimat için bugünden kurun sabitlenmesidir.
Döviz kurlarının nasıl belirleneceği, kurlarda ne ölçüde değişim olabileceği ve merkez bankasının müdahale kurallarını içeren düzenlemeler bütünüdür. Örneğin; sabit kur sisteminde kur otoritelerce belirlenirken, esnek sistemde piyasa belirler.
Döviz kurunun yetkili otoritelerce saptandığı ve belirli bir süre değiştirilmediği sistemdir. Merkez bankası, belirlenen pariteyi korumak için piyasaya sürekli müdahale eder.
Para arzının altın stokuna bağlı olduğu, ulusal paraların altın cinsinden tanımlandığı en eski sabit kur sistemidir. 1870-1933 yılları arasında uygulanmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan, ulusal paraların dolara, doların ise altına bağlandığı ayarlanabilir sabit kur sistemidir. 1973 yılında yıkılmıştır.
Döviz kurlarının arz ve talep koşullarına göre serbestçe belirlendiği sistemdir. Devlet müdahalesi yoktur veya çok sınırlıdır.
Sabit ve esnek kur sistemlerinin özelliklerini taşıyan, müdahaleye konu olan veya esneklik kazandırılmış sistemlerdir. Günümüzde en yaygın kullanılan sistem türüdür.
Devletlerin dış ödeme dengesini yönlendirmek için döviz kuru üzerinde aldıkları önlemlerdir. Devalüasyon ve revalüasyon bu politikaların araçlarıdır.
Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin resmi bir kararla düşürülmesidir. İhracatı artırmak ve ithalatı azaltmak amacıyla yapılır.
Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin resmi bir kararla artırılmasıdır. Genellikle dış fazla veren ülkelerde uygulanır.
Devalüasyonun dış ticaret dengesini iyileştirebilmesi için ihracat ve ithalatın talep esneklikleri toplamının 1'den büyük olması gerektiğini belirten teorik koşuldur.
Devalüasyon sonrası dış ticaret dengesinin başlangıçta kötüleşip, zamanla (1,5-2 yıl sonra) iyileşme göstermesini ifade eden dinamik süreçtir.
Ulusal paranın yabancı bir paraya sabit kurla bağlandığı ve para ihracının doğrudan rezerv karşılığı yapıldığı katı bir sabit kur sistemidir.
Döviz kurlarının serbestçe dalgalanmaya bırakıldığı, merkez bankasının müdahalesinin sadece aşırı düzensizlikleri gidermekle sınırlı olduğu sistemdir.
Merkez bankasının ülkenin rekabet gücünü korumak veya dış dengeyi sağlamak amacıyla döviz piyasasına aktif müdahale ettiği esnek kur sistemidir.
Sabit kur sisteminde resmi otoritelerce belirlenen ve piyasa kurunun etrafında dalgalandığı temel döviz fiyatıdır.
Sabit kurlara esneklik kazandırmak amacıyla küçük oranlı ve sık aralıklarla yapılan devalüasyonlardır.
Yılda %30'u aşan oranlarda, çok sık aralıklarla yapılan kur ayarlamalarıdır. Genelde hiperenflasyon yaşayan ülkelerde görülür.
Önceden ilan edilen oranlarda ve düzenli aralıklarla yapılan küçük devalüasyonlardır; spekülasyonu önlemeyi amaçlar.
Bretton Woods sisteminde olduğu gibi, parite etrafında %1 gibi çok dar bir marj içinde dalgalanmaya izin verilen sistemdir.
Döviz kurunun parite etrafında daha geniş marjlar içinde piyasa koşullarına göre dalgalanmasına izin verilen sistemdir.
Döviz kuru yükselirken döviz satarak kurun dengeye yaklaşmasına yardımcı olan spekülatif faaliyetlerdir.
Döviz kuru yükselirken döviz alarak kurun dengeden daha da uzaklaşmasına neden olan faaliyetlerdir.
Rezerv para konumundaki ülkelerin (örneğin ABD), maliyeti düşük olan paralarını dünyaya yayarak sağladıkları ekonomik kazançtır.
Bir ülkede ortaya çıkan ekonomik krizin, küreselleşme ve bağımlılık nedeniyle kısa sürede diğer ülkelere yayılmasıdır.
Kurların sabit tutulmasının esas olduğu ancak köklü dengesizliklerde paritenin değiştirilebildiği sistemdir.