Belgesel sinema, yaşayan ve sürekli değişim gösteren dinamik bir yapıya sahiptir. Günümüzde bilgi ağırlıklı içerikler ile kurmaca formlar arasındaki keskin sınırlar büyük ölçüde ortadan kalkmış, bu da türlerin kesin tanımlarını yapmayı zorlaştırmıştır.
Dijital teknolojinin gelişimi; görüntülerin çekiminden kurgulanmasına, yayınlanmasından alımlanmasına kadar her aşamada köklü değişiklikler yaratmıştır. Sınırsız görüntü manipülasyonu ve yaratımı olanakları, dış gerçekliğin sunumunu sorunlu hale getirmiştir.
Geleneksel medya ile yeni medya arasındaki bağlar, saf türlerin yerini melez formların almasına yol açmıştır. Nicholas Abercrombie'ye göre türler arasındaki sınırlar daha geçirgen hale gelmiş ve izleyici ile yayıncı arasındaki geleneksel sözleşme değişen toplumsal şartlara göre yeniden şekillenmiştir.
Yeni medya kavramı, geleneksel medyadaki dolaylı geri bildirimin yerini sürekli etkileşimin aldığı bir süreç sunar. İnternet televizyonu, dijital uydu yayıncılığı ve mobil teknolojiler (3G, 4G) bu dönüşümün temel taşıyıcılarıdır.
Eş-zamansızlık kavramı, televizyon yayınlarının herkes için aynı anda ve aynı içerikle izlenme zorunluluğunu ortadan kaldıran kaydedilebilir cihazlar, izle-öde sistemleri ve internet yayıncılığını ifade eder.
Everett Rogers'ın belirttiği kitlesizleştirme, teknolojinin ucuzlaması ve tematik yayınların çoğalmasıyla iletilerin bireysel kullanımını artırmış, kitleleri bireysel izleme alışkanlıklarına yönlendirerek zaman ve mekân sınırlılıklarını ortadan kaldırmıştır.
Dolaysız sinema ve sinema vérité'nin özelliklerini birleştiren 'Fly-on-the-wall' (duvardaki sinek) formatı, kurumların (hastane, cezaevi, polis merkezi) veya sıradan insanların gündelik yaşamlarını minimum yönetmen müdahalesiyle konu alır.
Bu yapımlarda olaylar doğal akışında çekilir ve kurgu yoluyla anlam kazanır. İzleyicinin rontgenci (voyöristik) merak duygusuna hitap eden bu tarz, izleyicinin diğer insanların mahremiyetine uzaktan tanıklık etmesini sağlar.
Dizi belgeseller (docu-soaps) olarak adlandırılan ve aktörlerin rol aldığı formlar; Biri Bizi Gözetliyor, Ünlüler Çiftliği ve Akademi Türkiye gibi yapımlarla popülerleşmiştir. Her ne kadar realite yarışmaları olarak bilinseler de melez belgesel türleri içinde yer alırlar.
Refleksif belgeseller, dolaysız sinemanın aksine izleyiciye filmin bir konstrüksiyon (inşa) olduğunu açıkça hissettirir. Arşiv görüntüleri, yeniden canlandırmalar ve abartılı görsellik sıkça kullanılır.
Bu tür, 'gerçeklik' kavramını sorgular ve kamera arkasındakilerin değer yargılarını ön plana çıkarır. Bertolt Brecht'in yabancılaştırma tekniğine benzer şekilde parodi, ironi ve satir gibi araçlarla izleyicinin farkındalığını artırmayı hedefler.
Michael Moore'un yönettiği 'Bowling for Columbine' (Benim Cici Silahım) gibi yapımlar refleksif tarzın en bilinen sinemasal örneklerindendir; ancak sunulan bilgilerin güdülenmiş olması eleştirilere de zemin hazırlamaktadır.
Video güncesi (video diary) veya kişisel belgesel olarak bilinen tür, bireylerin kendi düşüncelerini sesli ve görüntülü olarak kaydetme isteğinden doğmuştur. İç monologların ve yüksek öznelliğin hâkim olduğu bu türde, sarsak ve hareketli kamera kullanımı yaygındır.
Realite şovlar ise kısa, aksiyon yüklü sekanslar, kurtarma ekiplerinin takip edilmesi ve mağdurların duygusal tepkileriyle şekillenir. Toplumsal ahlak ve düzeni yeniden üreten bu popülist programlar, postmodern estetiğin heterojen yapısının bir parçasıdır.
1990'lardan itibaren ticari kaygılar, kamusal yayıncılık ilkelerini zedelemiş; izleyici kitlesini maksimize etme çabası belgeseli tabloid televizyona doğru sürükleyerek yüzeysel formların artmasına yol açmıştır.