Küresel medya olgusu, uluslararası bağlantılı yazılı, görsel ve işitsel kitle iletişim araçlarının bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu olgunun en belirgin özelliklerinden biri tamamen ticari bir yapıya sahip olmasıdır. Teknolojinin küreselleşmesiyle birlikte iletişim araçları sürekli yenilenmekte, bu durum da bilginin ve haberin uluslararası alanda dolaşımını son derece hızlandırmaktadır.
Tarihsel süreçte küresel medya ilk olarak uluslararası haber ajanslarıyla kendini göstermiş, önceleri daha çok haber toplama ve yayma işlevi üzerinde yoğunlaşmıştır. Zamanla haber ajanslarının yerini dev küresel medya kuruluşları almıştır. İnternet ve gelişen iletişim teknolojileri sayesinde fikirler ve görüntüler dünyanın bir ucundan diğerine anında aktarılabilir hale gelmiştir.
Marshall McLuhan, elektronik medyanın insanlığı yeniden birleştirdiğini belirterek dünyayı 'küresel köy' kavramıyla açıklamıştır. Massimo Baldini ise son 30 yıldaki teknolojik ilerlemeler sayesinde farklı dünyaların yaklaştığını ve 'enformasyon endüstrisi dünyası' adı verilen tek bir dünyanın ortaya çıktığını vurgulamaktadır.
Medya günümüzde ideolojilerin ve kültürlerin benimsetilmesinde kritik bir konuma sahiptir. Bu durum, güç sahibi olmak isteyen odakların medyayı bir kontrol aracı olarak kullanmasına yol açmıştır. Küreselleşmeyle birlikte iletişim teknolojilerindeki sahiplik ve kullanım artışı, zengin ve fakir ülkeler arasında küresel eşitsizliğe ve dijital uçurumlara neden olmaktadır.
Küresel medya kuruluşları kültürel ve toplumsal küreselleşme tartışmalarının merkezinde yer alır. İrfan Erdoğan, uluslararası iletişimde küreselleşmenin iki temel anlamına dikkat çekmektedir: Bir firmanın ülke sınırları ötesinde doğrudan yatırım yapması ve firmaların birleşme, satın alma veya ortak girişimlerle uluslararasılaşması.
Steger'in aktardığına göre, 2000 yılında AT&T, Sony, AOL/Time Warner, Bertelsmann, Liberty Media, Vivendi Universal, Viacom, General Electric, Disney ve News Corporation gibi sadece on medya devi, dünya iletişim sektörünün yıllık 250-275 milyar dolarlık gelirinin üçte ikisinden fazlasını elinde bulundurmaktadır. Bu devlerin yıllık ciroları birçok az gelişmiş ülkenin gayri safi yurt içi hasılatından fazladır.
Küresel medya piyasasında ABD'nin ezici bir üstünlüğü göze çarpmaktadır. Walt Disney Company, Viacom, CBS Corporation gibi devler ABD kökenliyken; Bertelsmann Almanya, Sony Japonya ve Hachette Fransa kökenli başlıca aktörlerdendir. Bu Batılı şirketler 'küresel düşün, yerel davran' sloganıyla hareket ederek sinema, televizyon, müzik ve yayıncılık piyasalarını domine etmektedir.
Küresel medya pazarında dört veya beş düzine ikincil düzeyde şirket de bulunmaktadır. Bu şirketlerin yarısı Kuzey Amerika, kalanı ise Batı Avrupa ve Japonya merkezlidir. Bu yapılar, finans-medya ikilisinin ortaklığıyla şekillenmekte, yerel medya sektörlerini Batılı medya devlerinin birer uzantısı haline getirmektedir.
Küreselleşme sürecinde kitle iletişim araçlarının günlük yaşam pratiklerini ve bireysel-toplumsal ilişkileri yeniden şekillendirdiği görülmektedir. Küresel medya kuruluşları stüdyo kurarak ürün üretmekte, dağıtımını yapmakta veya alt yapı sağlayarak küresel dolaşımı hızlandırmaktadır. Eğlence ve bilgi hizmetlerinin telekomünikasyonla birleşmesiyle 'multimedya kuruluşları' ortaya çıkmıştır.
Uluç'a göre küresel medyanın büyüme stratejileri dengesizlikleri yatıştırmaktan ziyade medya zenginleri ile fakirleri arasındaki uçurumu şiddetlendirmektedir. Medya yoluyla ABD ve Batılı ülkeler kendi yaşam tarzlarını diğer toplumlara empoze ederek kültürel bir hegemonya kurmaktadır. Bu tek yönlü enformasyon akımı kültürel yozlaşmaya ve dünyanın tek bir kültüre doğru homojenleşmesine yol açmaktadır.
Hollywood filmleri, televizyon dizileri ve best-seller'lar gibi unsurlar 'küresel popüler kültür' kavramını doğurmuştur. En az maliyetle en fazla karı amaçlayan bu yapılar, yerel kültürel dokuları baskı altında tutmakta ve gelişmekte olan ülkelerdeki genç kuşaklar üzerinde olumsuz toplumsallaşma etkileri yaratmaktadır.
Teknolojik alandaki gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki derin eşitsizlik, gelişmiş ülkelere olan bağımlılığı artırmaktadır. Bilgi ekonomisinin ön plana çıkması, neo-liberal politikaların yükselişi ve devlet tekellerinin zayıflaması bu küresel medya düzenini besleyen temel dinamiklerdir.
Uluslararası sermaye ve çok uluslu şirketler medya tekellerini biçimlendirmektedir. Medya holdinglerinin finans sektörü başta olmak üzere birçok alana yatırım yapması sektörel yoğunlaşmayı artırmaktadır. Küresel rekabet, şirketleri ortak girişimlere (joint-venture) ve birleşmelere yöneltmektedir. Joint-venture, iki veya daha fazla tüzel kişinin belirli bir yatırım için riskleri ve kazançları paylaşarak oluşturduğu ortak işletmedir.
Medya sahipliğindeki yoğunlaşma üç temel biçimde gerçekleşmektedir. Bunlardan ilki olan monomedya yoğunlaşması (yatay entegrasyon), radyo, televizyon veya basın gibi tek bir sektörde sahipliğin yoğunlaşmasıdır.
İkinci yoğunlaşma türü dikey entegrasyondur; bir medya ürününün arz zincirinin farklı evreleri boyunca (üretim, dağıtım, yayıncılık) ortak sahipliği ifade eder. Örneğin televizyon yayıncıları ile program üretici firmalar arasındaki sermaye birleşmesi bu kapsamdadır.
Üçüncü tür ise çapraz (çoklu) medya yoğunlaşmasıdır. Bu, televizyon, radyo yayıncıları ile basın ve internet yayıncıları gibi farklı medya unsurları arasındaki sahiplik ve sermaye entegrasyonudur. AOL/Time Warner birleşmesi bu devasa çapraz yoğunlaşmanın en somut örneklerinden biridir.
Alternatif medyanın kökenleri Adorno ve Frankfurt Okulu'nun eleştirel medya çalışmalarına dayanır. Glasgow University Media Group (GUMG) medya metinlerinin inşasını incelemiş ve BBC haberlerinde seçkin grupların temsilinde yanlılık olduğunu ortaya koymuştur.
Edward Herman ve Noam Chomsky tarafından geliştirilen Propaganda Modeli, Amerikan medyasında haber üretiminin ekonomi politiğini inceler. Bu modele göre kapitalist toplumlarda medya da diğer endüstri alanları gibi sermayenin ve karın yasalarına göre örgütlenmiştir. Medyanın en önemli işlevlerinden biri, halkın dikkatini gerçek sorunlardan başka yönlere çekerek egemen değerleri dayatmak olan propagandadır.
Chomsky, medya sistemini popüler medya (geniş kitleleri hedefleyen eğlence odaklı) ve elit medya (New York Times, CBS gibi gündemi kuran, ayrıcalıklı insanlara hitap eden) olarak ikiye ayırır. Büyük medya kuruluşları holdinglerle bağları olan birer tiranlık yapısındadır.
Propaganda Modeli'nin temel öğeleri şunlardır: Medyanın büyüklüğü ve kar amaçlı mülkiyeti, reklam verenlerin desteği ve eğlence tercihi, güvenilir haber kaynaklarının çıkar odaklı yapısı, tepki ve yaptırımcı kurumların baskısı, ve anti-komünizm propagandasıdır.
Alternatif medya, küçük azınlıkların görüşlerini yayan, ana akım medyanın karşısında yer alan, küçük ölçekli, hiyerarşik olmayan ve yurttaş katılımını esas alan medyadır. John Downing'e göre alternatif medya, politik bilincin uyandırılmasında ve statükoyla mücadelede 'başkaldırı iletişimi' işlevi görür.
Alternatif medya üç ana yaklaşım üzerinden değerlendirilir: Topluluklara hizmet etmesi, ana akım medyaya alternatif ve çoğulcu olması, ve sivil toplumu güçlendirerek demokrasinin geliştirilmesini sağlaması. Ana akım medya homojen ve hiyerarşikken; alternatif medya bağımsız, katılımcı ve karşı hegemonyacıdır.
Dünyadan alternatif medya kullanımının en belirgin üç örneği Indymedia (Bağımsız Medya Merkezleri), Le Monde Diplomatique'in çok lisanslı versiyonları ve Zapatista hareketinin iletişim stratejileridir. 1999 Seattle'daki Dünya Ticaret Örgütü protestoları sırasında kurulan Bağımsız Medya Merkezleri, tekel karşıtı canlı görüntü ve haber akışıyla küresel bir fenomene dönüşmüştür.
Le Monde Diplomatique ise başlangıçta Le Monde gazetesinin eki iken sonradan bağımsızlaşmış, dünya çapında aktivist okuyuculara ulaşan çok dilli küresel bir alternatif yayın haline gelmiştir.