Bilimsel araştırmalarda konu ve yöntem belirlendikten sonraki en kritik aşama veri toplama sürecidir. Kullanılacak verilerin niteliği büyük ölçüde araştırmanın seçilen yöntemine bağlıdır. Örneğin deney ve alan araştırmalarında veri elde etme süreci yöntemin doğal bir parçası iken, tanıtma ve istatistik yöntemlerini kullanan araştırmalarda ayrıca kapsamlı bir veri toplama faaliyeti yürütülmesi gerekir.
Veri, en genel tanımıyla 'bir sonuca varabilmek için gerekli olan ilk bilgi' veya 'anlam çıkartmada ya da sonuca varmakta kullanılan nicelikler, olaylar, kayıtlar veya sayı kümeleri' şeklinde ifade edilmektedir. Bir başka deyişle veri, henüz işlenmemiş kanıtlar bütünüdür. Bir nesnenin rengi, ağırlığı, yaşı ya da bir bireyin tutum ve davranışları birer veridir.
Epistemolojik açıdan veri, duyu organlarına dayalı olarak elde edilir; araya girebilecek araçlar bu temel gerçeği değiştirmez. Galtung'un tanımıyla veri, gözlenen ve kaydedilen 'şey'dir. Araştırma planlanırken bu kanıtların ne olacağı ve nerelerden sağlanacağı mutlaka önceden kararlaştırılmalıdır.
Araştırmalarda kullanılan veriler temel olarak iki ana gruba ayrılmaktadır: Olgusal veriler ve yargısal veriler. Olgusal nitelikteki veriler, kişisel yargılardan tamamen bağımsız olarak var olan, herkesin üzerinde anlaşabildiği gözlenebilir ölçütlere sahip 'gerçekler'dir. Bertrand Russell olguyu 'dünyada var olan her şey' olarak tanımlamış; güneşin varlığı, hissedilen bir diş ağrısı veya söylenmiş bir sözü örnek göstermiştir.
Cinsiyet, yaş, boy, ağırlık gibi herhangi bir kişisel yorumu veya varoluşu gerektirmeyen durumlar olgusal verilere örnektir. Nesnel sağlamlığı en yüksek kararlar olgusal verilere dayanılarak alınır; bu nedenle araştırmalarda olgusal veri elde etme amacı her zaman en üst düzeydedir. Ancak her konuda bu tür verilere ulaşmak mümkün olmadığından görüş ve tutumlara da başvurulur.
Olgusal nitelikte olmayan diğer tüm veriler ise yargısal verilerdir. Bu veriler öznel niteliktedir ve mutlaka yorum gerektirirler. Başarı, genel yetenek, kişilik, ilgi, görüş ve tutum gibi pek çok psikolojik ve sosyolojik özellik ancak yargısal veriler aracılığıyla belirlenebilir.
Görüş ve düşünceler kişisel niteliktedir ve kişilerin belirli konular hakkında ne düşündüklerini ifade eder. Görüş, 'olaylara, düşünülere veya şeylere biçilen değer'; düşünce ise 'bir iş için düşünülen çare' olarak tanımlanır. Görüşler çok yönlüdür; yasal, temel haklar, görenekler veya sağlık gibi farklı açılardan incelendiğinde değişik sonuçlar ortaya çıkabilir.
İnsanların olgusal verilere dayalı olmayan kararlar almasının temel sebebi bilgi eksikliğidir. Araştırmalarda görüşlere iki temel nedenden dolayı başvurulur: Birincisi, mevcut olgusal verilere uyulup uyulmadığını denetlemek ve yanlış görüşleri belirlemek; ikincisi ise olgusal verilerin bulunmadığı durumlarda çoğunluk görüşünü problem çözme yaklaşımı olarak benimsemektir.
Tutum ise bireylerin belirli uyarıcılar karşısında tepkide bulunma ve harekete hazır olma durumudur. Tutumun en büyük önemi davranışla olan güçlü ilişkisidir. Bireylerin gelecekte gösterebileceği davranışlar önceden ölçülen tutumlarla kestirilebilir. Görüşler gibi tutumlar da kişiseldir, yorum gerektirir ve doğruluğu/yanlışlığı aranmaz; önemli olan bilimsel olarak ölçülebilmesidir.
Araştırmacıların başvurduğu veri kaynakları canlı objeler (insan, hayvan, bitki) ile cansız varlık ve kalıntılardan (rapor, belge, taş, su) oluşur. Genel olarak veri kaynakları üç gruba ayrılır: İnsanlar, belgeler, canlı ve cansız diğer varlık ve kalıntılar. Özellikle açımlayıcı çalışmalarda kaynak kişilere başvurmak, problemin anlaşılması ve hipotezlerin geliştirilmesi açısından son derece hayati önem taşır.
Bilgi birikiminin en emin yolu belgelerin kullanılmasıdır. Belgeler geçmişin aynasıdır ve yazılı/basılı kaynakların çoğu kamu veya özel kurumlara ait kitaplık ve belgeliklerde bulunur. Yazılı kaynaklar; kitaplar, dergiler, istatistiki kaynaklar, resmi raporlar, vak'a çalışmaları, kişisel belgeler ve dolaylı belgeler (ansiklopedi, sözlük, yıllık) şeklinde sınıflandırılır.
Günümüzde bilgisayar ağları sayesinde oluşturulan bilgi bankaları, araştırmacılara dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar anında bilgiye ulaşma imkanı tanımaktadır. Ayrıca fiziksel yakınlıklarına göre veri kaynakları birincil (orijinal) ve ikincil (orijinal olmayan) kaynaklar olarak ikiye ayrılır.
Araştırmacının ihtiyaç duyduğu özgün verileri bizzat kendisinin toplamasıyla oluşan verilere birincil veriler denir. Bu amaçla kullanılan başlıca üç yöntem gözlem, görüşme ve soru kağıdı-ankettir. Gözlem, doğal olay veya davranışların seçilmesi, kaydedilmesi ve kurallaştırılmasına yönelik sistematik bir faaliyettir. Bilimsel bir gözlem amacına hizmet etmeli, önceden planlanmalı, sistematik kaydedilmeli ve kanıtlanabilir olmalıdır.
Görüşme (mülakat), geniş bilgi edinilmek istenildiğinde başvurulan ve yüz yüze ilişkiye dayanan bir tekniktir. Görüşülen kişiye aynı soruların yöneltilmesi açıklık kazandırırken, konuyu derinleştirmek için ek sorular sorma esnekliği de sağlar. Ancak bireylerin inanç ve yargılarından kaynaklanan sapma olasılığına karşı önceden hazırlanmış bir soru kılavuzu ile yürütülmelidir.
Soru kağıdı-anket ise toplumu ilgilendiren konularda objektif bilgi toplamak için kullanılır. Posta yoluyla, anketçi yardımıyla veya toplu gruplara uygulanabilir. Anket soruları kısa, açık, kesin ve herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak nitelikte olmalıdır. Hazırlık aşamasında soruların hipotezle doğrudan ilişkili olması ve iç bütünlük taşıması iki temel ilkedir. Sorular yapısına göre kapalı-uçlu veya açık-uçlu olabilir.
İkincil veri kaynakları, birincil verilerden yararlanarak daha önceden başka amaçlarla derlenmiş veri setleridir. Merkez Bankası, TÜİK, DPT, IMF, UN gibi ulusal ve uluslararası kurumlar düzenli olarak ekonomik ve toplumsal veriler yayımlamaktadır. Bu veriler ham olabileceği gibi sınıflandırılmış ve işlenmiş de olabilir.
İkincil verilerin en büyük üstünlüğü daha az kaynak (zaman ve para) gerektirmesi, yeterince cevap alamama riskini ortadan kaldırması, periyodik çalışmalara (10-50 yıllık analizler) imkan tanıması ve birincil verilerle karşılaştırma/sağlama yapma olanağı sunmasıdır. Bireysel olarak derlenmesi imkansız olan enflasyon ve işsizlik gibi veri setlerine bu yolla erişilir.
Buna karşın ikincil verilerin zayıflıkları da mevcuttur: Araştırmanın özel hipotezlerini karşılamayacak nitelikte olabilirler, ticari amaçlı verilere ulaşmak pahalı olabilir ve araştırmacı teorik modelini kendi kurmak yerine eldeki ikincil verilerin sınırlarına göre çalışmasını tasarlamak zorunda kalabilir.