Kelime anlamı olarak bilgiyi sevmek ve bilginin peşinden koşmak demektir. Phileo ve sophia kelimelerinin birleşiminden oluşan felsefe, evreni ve varlığı bir bütün olarak ele alan insanoğlunun ortaya koyduğu ilk tümel bilgidir.
Bugünkü İzmir ve Aydın illeri ile karşılarındaki adalarda M.Ö. 6. yüzyılda yer alan, felsefenin doğduğu coğrafi bölgedir. Buradaki düşünürler doğayı mistik ve dini önkabullerden sıyrılarak özgürce araştırmışlardır.
M.Ö. 6. yüzyılda İyonya'da ortaya çıkan ve ilk ilgi alanı 'varlık' sorunsalı olan felsefecilerdir. Yapıtlarının tamamı doğa ve maddenin temel yapı taşları üzerinedir.
Socrates felsefesinde mutluluk anlamına gelen kavramdır. Socrates'e göre eudaimonia'yı sağlayan erdemlilik, erdemi sağlayan ise bilgidir.
Deneyden önce gelen, bilgilerin doğuştan olduğunu savunan epistemolojik kavramdır. Socrates'in köleye geometri problemi çözdürmesi bu duruma örnek gösterilir.
Eski Yunanca'da fizik ötesi ya da fizikten sonra gelen anlamına gelen ve felsefenin temel çalışma alanlarından birini oluşturan daldır.
Bilgi ve bilgi kuramları ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilginin kaynağını, doğruluğunu ve nasıl elde edildiğini sorgular.
Güzelliğin anlamı, görünümü ve sanatsal değerler ile ilgilenen felsefenin bir dalıdır.
Ahlak felsefesi anlamına gelir. Ahlaki değerlerin oluşumunu, doğru ile yanlışın ilkelerini ve ahlak olgusu üzerinde felsefi düşünme sürecini inceler.
İnsanın yaşam sürecinde hem toplumsal hem de kişisel vicdanıyla ilgili olan, toplumdan topluma değişiklik gösteren göreceli ve toplumsal bir olgudur.
İnsanın toplumsal bir varlık olarak yaşamasını ve yetişmesini sağlayan, duygu ve düşüncelerin öğrenme ve taklit yollarıyla kültürel bütünleşme sağladığı süreçtir.
Sosyal bir olgu olan ahlakın felsefe alanına uygulanması ve felsefenin temel çalışma alanlarından biri olarak ahlak felsefesi şeklinde adlandırılmasıdır. Her düşünürün kendi etik anlayışıyla olgunlaşmış ve antik çağlardan günümüze kadar süregelmiştir.
Aristoteles'e ait olan ve 'toplumsal varlık' anlamına gelen kavramdır. İnsanın toplumsal düzeyde yaşamasının en temel kurallarından birinin ahlak kuralları olduğunu ifade eder.
Mutluluk anlamına gelen ve Antik Yunan'da bireyci mutluluk anlayışını ifade eden kavramdır. Sokrates ve diğer antik düşünürlere göre erdemlilik yoluyla ulaşılabilen nihai durumu simgeler.
Kant'ın bilgi ve ahlak anlayışında yer alan, deneyden bağımsız olarak akılda önceden var olan bilgiyi ve ilkeleri ifade eden kavramdır. Kant bu yaklaşımla değişmeyen evrensel ahlaki doğruları temellendirmiştir.
18. yüzyılda Anglo-Sakson dünyasında ortaya çıkan, olayları sonuçları itibarıyla değerlendiren ve toplumcu bir mutluluk anlayışını savunan felsefi yaklaşımdır. Jeremy Bentham ve John Stuart Mill bu akımın önemli temsilcilerindendir.
Antik Yunan'da site devletlerinde gezici öğretmenler ve bilge kişiler olarak çalışan, göreceliğe inanarak ahlakın da topluma, mekâna ve zamana göre değişiklik göstereceğini savunan düşünürlerdir.
Kant'ın ahlak felsefesinde öne sürdüğü, eylemlerin temelinde yatan ve ödev duygusundan kaynaklanan saf ahlaki irade durumudur. Tümel bir doğrunun akıl bağlamında bulunmasını sağlar.
Ahlak kurallarına uyulmadığında veya toplumsal değer yargıları çiğnendiğinde bireyin iç dünyasında hissettiği manevi sorumluluk ve mahkûmiyet halidir. Ahlakın yaptırım gücünü toplumsal yaptırımla birlikte oluşturur.
Antik dönemde Protagoras'ın 'her şeyin ölçüsü insandır' şeklindeki bireyci ve insanı merkeze alan sofist anlayışın temellerini attığı, çok sonraları Rönesans ile somutlaşan felsefi ve kültürel akımdır.
Yasa niteliğinde olmayan, yasalardan farklı olarak yaptırım gücünden yoksun bir rehberlik hizmeti sunan ve emretmekten ziyade öneriler içeren mesleki veya toplumsal kurallar bütünüdür.
Medya kuruluşlarının veya gazetecilerin dışarıdan gelen yasal zorlamalar olmaksızın, kendi mesleki ve etik ilkeleri doğrultusunda kendi faaliyetlerini denetlemesi sürecidir. Örneğin, Türkiye'deki Basın Konseyi veya TGC gibi mesleki kuruluşların kararları bu kapsamda değerlendirilir.
Bir meslek grubunun üyelerinin uyması gereken ahlaki kurallar, değerler ve mesleki gelenekler bütünüdür. Basında meslek etiği, gazetecinin topluma karşı dürüst, tarafsız ve güvenilir haber sunmasını güvence altına alır.
Yasama, yürütme ve yargı erklerinden sonra basının toplumsal denetim işlevini yerine getiren bağımsız bir güç odağı olarak nitelendirilmesidir. Basının bu sıfatı koruyabilmesi için baskılardan uzak ve özgür olması gerekmektedir.
Devlet eliyle veya yasal düzenlemelerle kurulan zorunlu meslek örgütleri vasıtasıyla basının denetlenmesi uygulamasıdır. Genellikle totaliter ve otoriter rejimlerde (örneğin Mussolini İtalyası) görülür ve basın özgürlüğünü kısıtlar.
Demokratik ülkelerde basının kendi rızasıyla kurduğu meslek örgütleri (Basın Konseyleri gibi) aracılığıyla denetlenmesidir. Yaptırım gücü hukuki değil mesleki ve ahlaki ağırlıklıdır.
Basın meslek ilkelerine aykırı hareket eden gazeteci veya yayın organları hakkında şikâyetleri inceleyerek kararlar alan etik denetim kurullarından biridir. Mesleki geleneklerin yaşatılmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Bireysel hak ve özgürlükleri, serbest piyasayı ve devlet müdahalesinin en aza indirilmesini savunan 18. yüzyıl düşünce akımıdır. Bu sistem basının özgürleşmesinde ve yasal metinlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
Tarihçi Eric J. Hobsbawm tarafından adlandırılan, İngiliz Sanayi Devrimi ile 1789 Fransız Devrimi'ni kapsayan ve dünyayı sosyal, ekonomik ve siyasi açıdan kökten değiştiren dönemdir.
1780'lerde insanlık tarihinde ilk defa üretici güçlerin prangalarından kurtarıldığı, mal ve hizmetlerin sürekli ve hızlı bir şekilde çoğaltılabilmesini sağlayan ekonomik ve toplumsal dönüşüm sürecidir.
Basın organlarının devlet baskısından, sansürden ve dış müdahalelerden uzak bir şekilde haber toplama, yayma ve eleştiri yapabilme hakkıdır. Demokratik toplumların vazgeçilmez temel taşlarından biridir.
Batı'da yaklaşık 300 yıllık süreçte gelişen, bireyi, insan aklını, ekonomik ve düşünsel özgürlüğü merkeze alan siyasal ve felsefi akımdır. Örneğin Adam Smith'in 'bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler' anlayışı bu akımın temel felsefesini yansıtır.
Piyasaya dışarıdan ve devlet eliyle müdahale edilmemesi gerektiğini, serbest piyasa koşullarının kendi kendini düzenleyerek en doğru ve adil sonuca ulaştıracağını savunan liberal ekonomik ilkedir.
Descartes'ın insan varlığının akıl ve düşünce yoluyla gerçekleştiğini ifade eden felsefi deyişidir. Bu anlayış Rönesans ile birlikte insan aklının değer kazanmasının temel dayanağı olmuştur.
John Milton tarafından ortaya atılan, dışarıdan müdahale olmaksızın tüm düşüncelerin serbestçe dolaşımı sonucunda pazar ortamından mutlaka doğru olanın galip çıkacağını savunan klasik liberal görüştür.
Feodalizmin yıkılmasından sonra Avrupa'da yükselen burjuva sınıfının kültürü ile paralel olarak gelişen, gazete okuma alışkanlığının ve özgürlük taleplerinin artış gösterdiği demokratik yaşam biçimidir.
Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin yanı sıra toplumu denetleme ve kamuoyu oluşturma işlevi gören basının demokratik sistemlerdeki konumunu ifade eden kavramdır.
Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve 1776'da kabul edilen, basının sahip olması gereken özgürlüğü yasal olarak tanımlayan ve müstebit hükümetler haricinde kısıdalanamayacağını belirten tarihsel belgedir.
15 Aralık 1791 tarihinde yürürlüğe giren ve Kongre'nin söz ve basın özgürlüğünü kısıtlayıcı hiçbir yasa yapamayacağını garanti altına alan ABD anayasa maddesidir.
1789 Fransız Devrimi sonrasında kabul edilen, her yurttaşın özgürce konuşup yazabileceğini ve basım yapabileceğini belirten ancak yasada öngörülen hallerde kötüye kullanımdan sorumlu tutulacağını öngören belgedir.
Baskıcı, otoriter ve teokratik ya da mutlakiyetçi nitelikte olan, halkın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan yönetim biçimidir. Virginia Haklar Bildirisi'ne göre basın özgürlüğünü ancak bu tür hükümetler kısıtlayabilir.
Bireysel özgürlüklerin kısıtlandığı, iktidarın tek bir elde toplandığı ve toplumun her kesiminin baskı altında tutulduğu yönetim biçimidir. Metne göre İtalya'daki Mussolini yönetimi buna örnektir.
Bireylerin hak ve özgürlüklerinin tamamen yok sayıldığı, toplumun bir kitle olarak görülüp devletin amaçları doğrultusunda topyekûn kontrol edildiği rejimdir. Sovyetler Birliği bu modelin en tipik örneğidir.
Siyasi yetkilerin tek bir kişinin veya dar bir grubun elinde toplandığı, denge ve denetleme mekanizmalarının bulunmadığı baskıcı yönetim biçimidir. Sovyet proleterya diktatoryası buna bir örnektir.
Gerçekte var olmayan, ideal bir toplum ve devlet düzenini tasarlayan kurgusal düşünce eserleridir. Thomas More'un 'Utopia' adlı eseri bu kavramın en bilinen edebi örneklerindendir.
Thomas Hobbes'un kutsal kitapta geçen bir su canavarına benzeterek devleti tanımladığı ünlü eseridir. Devletin bireylerin bazı özgürlüklerini kısıtlarken en temel hak olan yaşam hakkını garanti altına aldığını savunur.
Thomas Hobbes'un insan doğasını açıklamakta kullandığı 'insan insanın kurdudur' anlamına gelen deyiştir. İnsanın doğal yaşamda karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve devlet zorunluluğunu ifade eder.
Otoriter rejimlerde gazetecilerin mesleki sicillerinin tutulduğu ve iktidarın basın üzerinde mutlak denetim kurmasını sağlayan resmi birliklerdir. Faşist İtalya'da bu odalara üye olmayanlar çalışamamıştır.
Nazi Almanyası'nda 4 Ekim 1933'te çıkarılan ve yazı işleri müdürlerinin devlet çıkarlarını korumasını ve nasyonal-sosyalist rejime destek vermesini emreden kanundur.
Niccolo Machiavelli'nin İtalyan birliğinin kurulması amacıyla yazdığı ve yöneticinin devleti tutmak için her türlü metodu denemesi gerektiğini savunduğu kitaptır.
Batı düşünce sisteminde bireysel hakları, özgürlükleri ve piyasa ekonomisini savunan, 20. yüzyılda otoriter ve totaliter akımlar tarafından yoğun eleştiriye uğrayan kuramdır.
Basının topluma karşı görevlerini yerine getirmesini, yarı kamusal bir alan olarak görülmesini ve tekelci eğilimlerden arınarak kamusal yararı gözetmesini savunan iletişim kuramıdır. Örneğin, basının sadece eğlence ve sansasyon sunmak yerine nesnel gerçekliği aydınlatma sorumluluğu vardır.
Devletin, piyasada serbest rekabetin kurallarına göre işlemesini sağlarken, toplumun üzerindeki ekonomik ve sosyal yükleri hafifletmek için sağlık ve eğitim gibi hizmetleri desteklediği devlet modelidir. Örneğin, 1961 Anayasası'nda Türkiye'nin sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır.
Robert Maynard Hutchins başkanlığında hazırlanan ve 1947'de yayımlanan 'Özgür ve Sorumlu Bir Basın' başlıklı rapordur. Bu rapor, basının toplumsal sorumluluklarını ve yerine getirmesi gereken temel görevleri detaylıca ortaya koymuştur.
1945 yılında Associated Press Genel Müdürü Kent Cooper tarafından ortaya atılan, basının kamu adına hareket ederek toplumun çıkarlarını korumasını ve hükümetlerin halktan saklayacağı bir şey olmaması gerektiğini savunan ilkedir.
Jeremy Bentham'ın temellerini attığı, John Stuart Mill'in geliştirdiği ve en üstün iyiyi 'en geniş kitleye en büyük mutluluğu götürmek' olarak tanımlayan felsefi akımdır. Bu felsefe Sosyal Sorumluluk Kuramı'nın düşünsel temellerinden biridir.
Liberal düşünce sisteminde yer alan, bireylerin veya kurumların sadece serbest bırakılmasını yeterli gören ve devlet müdahalesini reddeden pasif özgürlük anlayışıdır.
Sosyal sorumluluk kuramında benimsenen, özgürlüğün kağıt üstünde kalmaması için devletin gerekli altyapıyı ve hukuki düzenlemeleri yapmasını zorunlu kılan aktif özgürlük anlayışıdır.
Devletin piyasada ve basın alanında kuralların doğru ve düzgün biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla denetleyici ve düzenleyici tedbirler alması işlevidir.
Theodore Peterson'ın makalesinin de yer aldığı, basının toplumsal ve siyasal sistemlerle ilişkisini inceleyen ve sosyal sorumluluk kuramının akademik zeminini oluşturan önemli bir kitaptır.
Theodore Peterson tarafından basına yöneltilen eleştiriler arasında yer alan, önemli ve nitelikli olaylar yerine yüzeysel, dikkat çekici ve magazinsel içeriklerin ön plana çıkarılması durumudur.
İbrahim Müteferrika tarafından 1729 yılında Osmanlı'da basılan ilk eserdir. Matbaanın Türk/İslam dünyasındaki ilk somut ve önemli ürünü olarak tarihe geçmiştir.
II. Mahmut’un emriyle 1831 yılında yayımlanmaya başlayan ve Osmanlı Devleti’nin resmi gazetesi niteliğini taşıyan en önemli yayın organıdır. Osmanlı basın tarihinin dönüm noktası kabul edilir.
Sultan Abdülmecid döneminde 1857 yılında yürürlüğe konulan bir tüzüktür. Matbaa sahipleri ile çalışan tüm personelin devlet tarafından kayıt altında tutulmasını zorunlu kılmıştır.
1853 tarihli Fransız Ceza Kanunu'ndan uyarlanarak 1858'de yürürlüğe konan kanundur. 138, 139 ve 213. maddeleriyle yalan ve genel ahlaka aykırı haberlere cezai yaptırım öngörerek basında etik ihlallere karşı cezayı ilk kez düzenlemiştir.
Osmanlı döneminde basını doğrudan ilgilendiren ilk yasal nitelikli düzenlemedir. Sultan Abdülaziz döneminde çıkarılmış olup, yalan haber ve hakaret içeren yazılara karşı cezai hükümler içermiştir.
Ali Paşa tarafından 27 Mart 1867’de çıkarılan kararnamedir. Matbuat Nizamnamesi sınırları dışında da hükümete gazete kapatma yetkisi vererek basın özgürlüğünü ciddi biçimde kısıtlamış ve 40 yılı aşkın süre yürürlükte kalmıştır.
I. Meşrutiyet'in ilanıyla 1876'da yürürlüğe giren Osmanlı'nın ilk anayasasıdır. Basın faaliyetlerini ilk kez anayasal koruma altına alması bakımından son derece önemlidir.
Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'dır. II. Abdülhamit, bu savaşı ve Kanunu Esasi'nin 113. maddesini bahane ederek Meclis-i Mebusan'ı kapatmış ve anayasayı askıya almıştır.
II. Meşrutiyet'in ilanı sonrasında Kanunu Esasi'nin 12. maddesinin yeniden düzenlenerek basın üzerindeki ön sansürün kaldırıldığı, Türk basın tarihinde müstesna bir yere sahip olan tarihtir.
1909 Matbuat Kanunu ile birlikte kabul edilen sistemdir. Matbaa açmayı zorlaştıran eski ruhsatname sisteminin terk edilerek yerine daha kolay bildirim esasına dayalı bir sistemin getirilmesini ifade eder.
Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk anayasası olup, 1876 yılında I. Meşrutiyet'in ilanıyla yürürlüğe girmiştir. Basın faaliyetlerini ilk kez anayasal koruma şemsiyesi altına alarak 'Matbuat kanun dairesinde serbesttir' ilkesini getirmiştir.
Basılı eserlerin yayımlanmadan ve halka dağıtılmadan önce devlet memurları tarafından denetlenmesi ve sansür edilmesi anlamına gelen ön denetim usulüdür. II. Meşrutiyet döneminde anayasal olarak yasaklanmıştır.
Gazete ve dergi gibi süreli yayınların çıkarılabilmesi için idareden önceden izin veya ruhsat alma zorunluluğunun kaldırılması, bunun yerine sadece yetkili makamlara beyanname verilmesinin yeterli sayılması sistemidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 1924 yılında kabul edilen ilk anayasasıdır. Bu kanunun 77. maddesi, matbuatın kanun dairesinde serbest olduğunu ve basılmadan önce ön teftişe tabi tutulamayacağını garanti altına almıştır.
1960 ihtilali sonrası dönemde basında etik ilkelerin uygulanmasını denetlemek ve meslek ahlakını korumak amacıyla kurulan öz denetim mekanizmasıdır.
Devletin basına sadece müdahale etmemekle kalmayıp, aynı zamanda basın ve haber alma hürriyetinin gerçek anlamda kullanılabilmesi için gerekli hukuki ve fiili tedbirleri almasını öngören özgürlük anlayışıdır.
Vatandaşların sosyal ve ekonomik refahını, hak ve özgürlüklerini güvence altına almayı devletin temel bir görevi sayan devlet modelidir. 1961 ve 1982 Anayasaları'nda basını koruyucu hükümlerde bu anlayış açıkça görülmektedir.
Anayasa hukukunda süreli yayın gazete ve dergileri ifade ederken, süresiz yayın kitap gibi belirli periyotlarla çıkmayan eserleri tanımlamak için kullanılan hukuki kategorilerdir.
Bir ülkede basının faaliyet gösterdiği hukuki, siyasi, ekonomik ve idari kurallar bütününü; devletin basına yaklaşım tarzını ve kısıtlama veya özgürlük dengesini ifade eden kavramdır.
Suç aleti olduğu veya yasalara aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle devlet tarafından basımevi, matbaa araçları veya basılı eserlere el konulması işlemidir. 1982 Anayasası'nın 30. maddesiyle belirli şartlar dışında bu durum yasaklanmıştır.
Basının dışarıdan gelebilecek etki ve baskıları bertaraf etmek amacıyla, kendi mesleki ilkeleri ve etik kuralları çerçevesinde kendi kendini denetlemesi mekanizmasıdır. Örneğin, gazetelerin kendi bünyelerinde okur temsilcisi bulundurması veya konsey kararlarına uyması birer özdenetim örneğidir.
Yasama, yürütme ve yargı erklerinin dışında yer alan basının, toplum adına bu erkleri denetleyen ve bağımsız kalması gereken konumunu ifade eder. Basın bu sıfatla kamu yararını gözetir ve etki altında kalmadan görev yapar.
25 Mayıs 1935'te Matbuat Umum Müdürlüğü teşkilat kanunu gereğince toplanan, tek parti döneminin gölgesinde gerçekleştirilen ve zorunlu bir meslek örgütü kurulması kararlarının alındığı ilk kurultaydır.
I. Türk Basın Kurultayı kararları doğrultusunda 1938 yılında kurulan, Ankara milletvekili Falih Rıfkı Atay'ın başkanlık ettiği zorunlu bir basın meslek örgütüdür. Zorunlu yapısı nedeniyle daha sonra çok tartışılmış ve kapatılmıştır.
10 Haziran 1946'da İstanbul'da kurulan ve 1993 sonrasında adını alan, Türkiye basınındaki en eski ve en önemli meslek örgütüdür. Gazetecilik mesleğini, ahlak ilkelerini korumak ve düşünce özgürlüğünü savunmak amacıyla faaliyet gösterir.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 18 Kasım 1998'de kabul edilen, gazeteciler açısından etik ilkeler ile mesleki sorumlulukları bir arada barındıran dikkat çekici bir özdenetim metnidir.
24 Temmuz 1960 tarihinde Basın Ahlak Yasası'nın imzalanmasıyla kurulan ancak yalnızca cezalandırma odaklı çalıştığı ve gazetecilerin özlük haklarıyla ilgilenmediği için 1967'de işlevini yitirerek kapanan isteğe bağlı özdenetim kurumudur.
1986'daki hazırlık çalışmalarının ardından Şubat 1988'de kurulan, basında isteğe bağlı özdenetimi sağlamak amacıyla günümüzde de faaliyetlerini sürdüren mesleki konsey organizasyonudur.
Kökeni İsveç dilinde 'vatandaş koruyucusu' anlamına gelen İskandinav ülkelerine ait, medya kurumlarında okur şikayetlerini dinleyerek etik denetim sağlayan ve kurum içi özdenetimi gerçekleştiren görevlidir.
Basın kuruluşlarının veya çalışanlarının dışsal bir yasal zorlama olmaksızın, mesleki onur, etik kurallar ve toplumsal sorumluluk bilinciyle kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri denetim biçimidir.
Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından 25 Mayıs 1935 tarihinde toplanan, gazetecileri bir araya getirmeyi ve basının tek elden yönetilmesini amaçlayan kurultaydır. Bu kurultay sonucunda basını tek çatı altında toplayacak zorunlu bir birliğin kurulması kararlaştırılmıştır.
27 Haziran 1938 tarihli ve 3511 sayılı kanunla kurulan, gazetecilerin üye olmasının zorunlu olduğu ve Mussolini İtalya'sındaki Basın Odaları örnek alınarak oluşturulan mesleki örgüttür. Birlik, 1938-1946 yılları arasında faaliyet göstermiştir.
Basın Birliği bünyesinde kurulan ve üyeler arası anlaşmazlıkları ile meslek haysiyetine aykırı durumları inceleyerek meslekten uzaklaştırma veya ihraç gibi cezalar verebilen disiplin organıdır.
Basın Birliği'nin yerel birimlerinde kurulan ve üyeler hakkında bir aya kadar meslekten uzaklaştırma cezası verme yetkisine sahip olan alt disiplin kuruludur.
Basın Birliği'nin en üst disiplin organı olup, üyelerine üç aya kadar meslekten uzaklaştırma veya birlikten tamamen çıkarma cezası verebilen yetkili kuruldur.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında basın hayatını ve yayın faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemekle görevli devlet kurumudur. 1935 yılında I. Türk Basın Kurultayı bu müdürlük tarafından toplanmıştır.
Atatürk'ün ölümünden sonra 1938-1946 yılları arasında siyasal otoritenin basın üzerindeki baskılarının doruğa çıktığı, resmi açıklamalar dışındaki siyasi haberlerin yasaklandığı ve Milli Şef ile ilgili haberlerin büyük puntolarla verilmesinin zorunlu olduğu dönemdir.
Türkiye'de Basın Birliği kurulurken örnek alınan, basını tamamen devlet kontrolü altında tutmayı ve zorunlu üyelik şartı koşmayı amaçlayan İtalyan faşist rejimi basın örgütlenme modelidir.
Şubat 1945'te Türkiye'ye gelerek hükümet yetkilileri ve basın çevreleriyle görüşmeler yapan, basın özgürlüğünün önemini vurgulayan ve Türkiye'de demokratikleşme tartışmalarını tetikleyen uluslararası heyettir.
Basın mensuplarının sansüre meydan vermemek ve ağır sorumluluk bilinciyle hareket etmek amacıyla kendi içlerinde uyguladıkları denetim mekanizmasıdır.
1946 yılında İstanbul'da Sedat Simavi ve arkadaşları tarafından kurulan, basın alanındaki Türkiye'nin en eski ve isteğe bağlı ilk meslek örgütüdür. Basın çalışanlarının haklarını korumak, sosyal yardımlarda bulunmak ve meslek ilkelerini gözetmek amacıyla kurulmuştur.
Türkiye'de gazetecilik alanında denetim görevi üstlenmiş ancak daha sonra ani bir hükümet girişimiyle yasal olarak ortadan kaldırılmış/lağvedilmiş resmi mesleki yapıdır. Bu birliğin kapanması gazetecilerin kendi özgür girişimleriyle TGC'yi kurmasına yol açmıştır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin tüzüğünde belirtilen 5 temel çalışma organından biridir ve cemiyete üyelik işlemlerinin yürütülmesinde ve denetlenmesinde görev alır.
TGC çalışma organları arasında yer alan, meslek ahlak kurallarına aykırı hareket eden üyeler hakkında disiplin ve etik değerlendirmeleri yapan kuruludur.
Basın, yayın ve internet haber sitelerinde 212 ve 5953 sayılı yasalara bağlı olarak en az iki yıldır sürekli çalışan ya da basın kartı taşıyan kişilerin TGC'deki temel üyelik statüsüdür.
Basın mesleğine, bilime veya sanata seçkin hizmetler sunmuş kişiler ile gazetecilik fakültesi öğretim üyelerine verilen ve toplam sayısı asıl üyelerin yüzde üçünü aşamayan özel üyelik türüdür.
TGC bünyesinde meslek ilkelerinin korunması ve medyadaki yozlaşmanın önlenmesi amacıyla 1997 tüzük değişikliğiyle oluşturulan danışma ve karar organıdır.
TGC bünyesinde kurulan ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi taslağını hazırlamakla görevli olan yardımcı komitedir.
Medyada yaşanan yozlaşma ve ilkelerdeki aşınmayı önlemek amacıyla ulusal/uluslararası metinler incelenerek 1998 yılında TGC tarafından kabul edilen kapsamlı meslek etiği kitapçığıdır.
Geçmişte Türk basınının kalp atışlarının attığı, gazete ve yayınevlerinin yoğun olarak bulunduğu İstanbul'daki tarihi bölgedir; TGC faaliyetlerini bu merkezde sürdürmüştür.
Gazeteci kimliğinin yasal olarak tanımlanmasında referans kabul edilen, basın kartı almaya hak kazanan meslek mensuplarının özelliklerini belirleyen yönetmeliktir.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra basının kendi özdenetimini sağlamak amacıyla kurulan, isteğe bağlı denetleme organıdır. Örnek alınan İsveç Basın Konseyi modeliyle kurulmuş ancak yaptırım gücünün zayıflığı ve sadece cezalandırıcı olması nedeniyle 1967'de işlevini yitirmiştir.
Basın Şeref Divanı'nın üyelerinden uymasını istediği, gazetecilik meslek ilkelerini içeren 10 maddelik etik metindir. Örneğin, amme menfaatini ilgilendirmeyen konularda fertlerin özel hayatlarının küçük düşürücü şekilde teşhir edilmesini yasaklar.
Basın kuruluşları ve gazetecilerin, Basın Ahlak Yasası'na ve Basın Şeref Divanı'nın kararlarına uymayı kabul ettiklerini beyan ederek imzaladıkları yazılı belgedir. 1960 yılında 132 basın ve mesleki kuruluş tarafından imzalanmıştır.
Basın organlarının ve gazetecilerin dışarıdan bir devlet müdahalesi olmaksızın, kendi meslek örgütleri aracılığıyla etik kurallara uyup uymadıklarını denetlemesi sistemidir. Basın Şeref Divanı Türkiye'de bu sistemin ilk resmi denemelerinden biridir.
Basın Şeref Divanı tarafından Basın Ahlak Yasası'nı ihlal eden gazetelere ve gazetecilere verilen kınama cezasıdır. Örneğin, 148 olaydan 27'si takbih cezasıyla sonuçlanmıştır.
Herhangi bir şikayet veya başvuru olmaksızın, Basın Şeref Divanı'nın kendi inisiyatifiyle ve doğrudan doğruya ahlaka aykırı yayınları tespit edip soruşturma başlatması durumudur.
Basın organlarının yayımladıkları yanlış bilgilere karşı mağdur olan kişilerin gönderdiği, yazının etkisini tamamen giderecek nitelikteki düzeltme ve cevap metnidir. Basın Ahlak Yasası'nın 10. maddesinde düzenlenmiştir.
Resmi ilan ve reklamların gazetelere dağıtılmasını düzenleyen ve 49. maddesi aracılığıyla ahlak esaslarına uymayan mevkutelere ağır müeyyideler (ilan kesme) öngören kurumdur. 1962'de Divan cezalarını güçlendirmek için bu kanuna başvurulmuştur.
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün İsveçli Başkanı olup, Türkiye'de Basın Şeref Divanı'nın kurulması sürecinde İsveç modelinin örnek alınmasını öneren yabancı uzmandır.
Amme menfaati mutlak bir lüzum göstermedikçe yayınlanmaması gereken, gizlilik dereceli bilgilerdir. Basın Ahlak Yasası'nın 6. maddesine göre bu tür kayıtla verilen malumatlar yayınlanamaz.
Basın Şeref Divanı'nın elinde yeterli yasal ve maddi yaptırım gücü bulunmadığı dönemde, ahlaka aykırı yayın yapan gazeteleri kamuoyu önünde afişe ederek uyarmaya çalıştığı zayıf yaptırım yöntemidir.
Türkiye'de basında özdenetim sağlamak amacıyla kurulan ancak başarısızlıkla sonuçlanan ilk önemli deneme ve organizasyon girişimidir. Bu yapının başarısızlığı, sonraki dönemde Basın Konseyi gibi daha kapsayıcı özdenetim arayışlarını tetiklemiştir.
19-21 Aralık 1975 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen, basın ve akademik çevreden isimlerin katıldığı geniş katılımlı bir toplantıdır. Bu kurultayda basının sorunları, etik ilkelerin uygulanması ve mesleğe giriş koşulları detaylıca tartışılmıştır.
Halkın gerçekleri öğrenme hakkını savunmak ve özgür, sorumlu bir basın yaratmak amacıyla 6 Şubat 1988'de kurulan gönüllü bir özdenetim kuruluşudur. Konsey, Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yayınları denetler ve etik ihlallere karşı kararlar alır.
Gazetecilik mesleğini icra edenlerin uyması gereken, doğruluk, tarafsızlık, özel hayata saygı ve kamu yararı gibi prensipleri içeren yazılı mesleki metindir. Türkiye'de IPI tarafından onaylanan metin 14 Şubat 1972'de Gazeteciler Cemiyeti Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir.
Medya kuruluşları ve gazetecilerin, dışsal yasal baskılara gerek kalmaksızın, kendi mesleki kuralları ve etik ilkeleri doğrultusunda kendi kendilerini denetleme mekanizmasıdır. Basın Konseyi bu sistemin en somut örneğidir.
Basın Meslek İlkeleri ve Basın Konseyi Sözleşmesi'ni imzalayan gazeteciler, medya kuruluşu sahipleri, sendika ve dernek temsilcileri ile baro başkanı, dekanlar ve okuyucu temsilcilerinden oluşan konsey organıdır.
Basın Konseyi'nin yürütmekle yükümlü olduğu görev ve yetkileri elinde bulunduran, şikayetleri karara bağlayan ve uyarma/kınama cezaları verebilen en üst karar organıdır.
Basın organlarının yanlış yayınlarından ve gerçeğe aykırı haberlerinden ötürü mağdur olan kişilerin, cevaplarını aynı yayın organında duyurmasını sağlayan yasal ve etik bir haktır. Basın Meslek İlkeleri'nde de bu hakka kesin bir saygı duyulması gerektiği vurgulanmıştır.
Gazetecinin kamu yararını gözeterek bilgi aldığı haber kaynağının kimliğini ifşa etmeme mesleki yükümlülüğüdür. Basın Meslek İlkeleri'ne göre, kaynağın kamuoyunu yanıltmayı amaçladığı haller bu kuralın istisnasını oluşturur.
Küresel düzeyde basın özgürlüğünü ve gazetecilik standartlarını savunan, Türkiye'deki 'Gazetecilerin Basın Ahlak Kuralları' metninin de onaylayıcısı olan uluslararası mesleki kuruluş.
Basın Konseyi'nin ilk dönem örgütlenme yapısında yer alan ancak 15-17 Mart 1997 tarihindeki 10. Genel Kurul'da sözleşme değişiklikleriyle feshedilmiş olan eski bir konsey kuruludur.
Basın Konseyi tarafından deklare edilen; ırk, cinsiyet veya din nedeniyle kınama yapılmamasını, şiddetin özendirilmemesini ve haberlerin soruşturularak yayınlanmasını emreden 16 maddelik etik kurallar bütünüdür.
Basın Konseyi'ne üye olunmasının veya Basın Meslek İlkeleri'ne uyulmasının devlet zoruyla değil, tamamen gazetecilerin ve medya kuruluşlarının kendi özgür iradeleriyle kabul etmesine dayanan temel esastır.
İsveççe kökenli olup 'vatandaş koruyucusu' anlamına gelen, kamu yönetiminde veya medyada idare ile bireyler arasındaki anlaşmazlıkları çözen bağımsız denetçi ve hakemdir. Örneğin İsveç'te anayasal bir kurum olarak idari işlemleri denetler.
Basın kuruluşlarında okurlar ile gazete yönetimi arasında köprü kurarak şikayetleri dinleyen, araştıran ve hataların düzeltilmesini sağlayan basın ombudsmanının diğer adı ve karşılığıdır. Milliyet gazetesinde 1999'da başlatılan sayfa buna örnektir.
Basın kuruluşlarının dış müdahalelere gerek kalmaksızın, kendi bünyelerinde atadıkları temsilciler aracılığıyla etik kurallara uyup uymadıklarını denetleme mekanizmasıdır. ABD modelinde gazeteler kendi içlerinde bu görevi yürütür.
Ombudsmanın tüm basın kuruluşlarını kurum dışından bağımsız bir şekilde denetlediği, ücretinin gazeteciler derneğince ödendiği modeldir. İsveç ve Finlandiya bu modelin uygulandığı ülkelere örnek gösterilebilir.
Her gazetenin kendi isteğiyle kendi okur temsilcisini seçip finansal sorumluluğunu üstlendiği iç özdenetim modelidir. Türkiye'de de bu model uygulanmaktadır.
Osmanlı idari sistematiğinde fıkıh hükümlerine göre devlet işlerinin yürütülmesini denetleyen, görevlilerin suistimal ve adaletsizlik yapmasını önleyerek tebaayı koruyan makamdır.
Medya ombudsmanlığının gazete patronları açısından gördüğü işlevi ifade eder; patronun müşterilerin (okurların) şikayetlerinden haberdar olmasını sağlar.
Basın kuruluşlarının devlet baskısından uzak, kendi özdenetim kuralları ve yüksek ahlaki standartlarıyla var olabilme ve haber yayma hakkıdır.
Vatandaşların her türlü bilgiye ve resmi belgeye kolayca ulaşabildiği, kamusal denetimin açık olduğu demokratik toplum yapısıdır.
Bir basın kuruluşunda haberlerin içeriğini, yayın politikasını ve sayfa düzenini belirleyen, okur temsilcisi tarafından etik sınırlar içinde kalması yönünde yönlendirilen yönetim birimidir.
Gazetecilik mesleğini icra ederken uyulması gereken ahlaki kurallar, ilkeler ve dürüstlük standartları bütünüdür.
Yürütme organlarından ve kamu bürokrasisinden tamamen ayrı olarak hızlı hareket edebilen ombudsmanlık çalışma birimidir.
ABD'de Washington Post gazetesinin ombudsmanına iş güvencesi sağlamak ve özgürce eleştiri yapabilmesini temin etmek amacıyla yaptığı uzun süreli sözleşmedir.
ABD'de 1967 yılında ombudsmanlık uygulamasını başlatan ilk günlük gazetelerden biridir.
İsveç'te ombudsmanlık görevini yürütmüş ve ülkesindeki basın özgürlüğü ile özdenetim anlayışını açıklamış önemli bir figürdür.