← Ünite 14

Ünite 14: Bölüm: Polisiye — Konu Anlatımı

1Polisiyeye Giriş ve Türün Doğuşu

Polisiye, sinema ve edebiyat dünyasının en dinamik, gizem ve merak unsurlarını barındıran temel türlerinden biridir. Suç ve suçlularla ilgili anlatıları kapsayan bu tür, izleyiciyi ve okuyucuyu sürekli bir bulmaca çözme sürecine dâhil ederek yüksek düzeyde bir duygusal doyum sağlar. Macera ve aksiyon çizgisiyle harmanlanan polisiye, kurgusal dünyada adaletin aranması ve bilinmeyenin aydınlatılması sürecini merkezine alır.

Türün tarihsel kökenlerine bakıldığında, edebiyat dünyasında ilk polisiye eserin hangisi olduğu konusunda eleştirmenler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Kimi araştırmacılara göre Edgar Allan Poe tarafından kaleme alınan 'Morg Sokağı Cinayeti' ilk polisiye eser kabul edilirken, diğer bir kesim ise Gaston Leroux imzalı 'Sarı Odanın Esrarı' adlı eseri bu unvanın sahibi olarak görür. İlk polisiye roman olarak ise 1862-1863 yıllarında 'Charles Felix' takma adıyla yayımlanan 'The Notting Hill Mystery' kabul edilmektedir.

Polisiyenin geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve popüler bir kimlik kazanması ise Sir Arthur Conan Doyle'un gazetelerde tefrika halinde yayımlanan ünlü karakteri 'Sherlock Holmes' sayesinde gerçekleşmiştir. Endüstriyel devrim ve modernizmin en yoğun yaşandığı İngiltere bu türün doğuşuna beşiklik etmiş olsa da, zamanla Kıta Avrupası ve Amerika'dan gelen yeni yaklaşımlarla polisiye çok sayıda alt türe ayrılarak zenginleşmiştir.

2Van Dine'ın Klasik Polisiye Kuralları

Polisiye edebiyatının sınırlarını ve mantıksal çerçevesini belirlemek amacıyla S. S. Van Dine tarafından 20 maddelik katı kurallar silsilesi oluşturulmuştur. Bu kuralların temel amacı, okuyucu ile detektif arasında adil bir oyun alanı yaratmaktır. İlk kurala göre okur, gizemi çözme sürecinde detektifle tamamen eşit şartlara sahip olmalı, tüm ipuçları açıkça sergilenmelidir. Yazar, suçlunun şaşırtmacaları dışında okuru doğrudan yanıltmaya çalışmamalı ve hikâyenin merkezine aşk ilişkilerini koymaktan kaçınmalıdır.

Kurallara göre detektif veya resmi görevliler asla suçlu çıkmamalı, suç tamamen mantıksal ve rasyonel yöntemlerle çözülmelidir. Şans eseri bulgular, kendiliğinden gelen itiraflar ya da ruh çağırma, düşünce okuma gibi gerçeküstü ve metafizik yöntemler kesinlikle yasaktır. Hikâyede mutlaka 'ölü bir ceset' bulunmalı ve bu suç kişisel nedenlere dayanmalıdır; zira uluslararası casusluklar veya mafya örgütleri gibi kolektif yapılar tekil bir cinayetin estetik ve rasyonel yapısını bozmaktadır.

Van Dine ayrıca katilin profesyonel bir suçlu ya da uşak olmaması gerektiğini savunur. Katil, hikâyenin başından beri okuyucunun tanıdığı ve şüphelenmeyeceği saygın bir karakter (örneğin bir rahip veya hayırsever) olmalıdır. Yazarın kolaya kaçarak düzmece parmak izleri, ikiz kardeş formülü, havlamayan köpek detayı veya kilitli oda klişelerini kullanması ise orijinallikten uzak bir yetersizlik göstergesi olarak kabul edilir.

3Polisiye Sinema ve Başol'un Saptamaları

Polisiye filmler, Hollywood sinemasının etkisiyle büyüyen izleyici kitlesine şiddet, aksiyon, dram, gerilim ve heyecan dolu zengin bir içerik sunar. Tam anlamıyla birer eğlence ('entertainment') ürünü olan bu filmler, izleyiciyi adeta bir bulmaca gibi peşinden sürükler. Öktem Başol'a göre polisiye, sadece suçlunun peşindeki polisleri anlatmaktan öte, yasal olan ile yasa dışı olanın karşı karşıya gelmesini ve toplumsal normların sorgulanmasını konu edinir.

Başol, polisiye filmler üzerine beş önemli saptama yapmıştır. İlk olarak, polisiyenin gangster filmleri, film noir, cinayet, gerilim (thriller), araştırma ve dedektif filmleri gibi çeşitli alt türlerde incelenebileceğini belirtir. İkinci olarak, polis karakterinin devlet yasalarını ve toplumsal normları temsil ettiğini, bu yüzden ahlaki normlara uymayan aykırı polis tiplemelerinin izleyicide hızlı bir özdeşleşme yarattığını vurgular. Üçüncü saptama ise cinayeti çözen ve işleyen tarafların üst düzey zekaya sahip olması gerektiğidir.

Dördüncü saptamada fokalizasyonun (odak noktasının) önemi üzerinde durulur; kurgu 'Kim yaptı?' (Who dun'it?) veya 'Arabada kim var?' (Who is in the car?) sorularına göre şekillenir. Son olarak Başol, klasik polisiye şemasının evrensel olmakla birlikte kültürel farklılıkları en çok yansıtan tür olduğunu belirtir. Bir ülkenin polisi o ülkenin vitrinidir; Kore, Özbekistan veya Venezuela polisinin cinayet çözme tarzı, o toplumun kültürel yapısını doğrudan yansıtır.

4Türk Edebiyatı ve Sinemasında Polisiye

Türk edebiyatında polisiye türünün geçmişi 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanmaktadır. Türkçeye çevrilen ilk polisiye roman, Fransız yazar Ponson de Terrail tarafından kaleme alınan 'Paris Faciaları' adlı eserdir. Edebiyatımızdaki ilk telif (yerli) polisiye roman ise Ahmet Mithat Efendi'nin yazdığı 'Esrâr-ı Cinayât' adlı eser olarak tarihe geçmiştir.

Türk polisiyesi denildiğinde akla gelen en ikonik karakter ise Peyami Safa'nın 'Server Bedi' takma adıyla yazdığı 'Cingöz Recai'dir. Serüvenleri 1924 yılında başlayan Cingöz Recai, kibar bir hırsız ve macera kahramanı olarak Sherlock Holmes kadar büyük bir ilgi görmüştür. Okuyucunun yoğun talebi üzerine yazar, karakteri geri döndürmüş ve bu serüvenler Türk edebiyatının en hacimli polisiye eserlerinden birini oluşturmuştur.

Türk sinema tarihinde çekilen ilk polisiye film ise 1940 yılında Faruk Kenç yönetmenliğinde izleyiciyle buluşan 'Yılmaz Ali'dir. Tiyatro dışından gelen ilk sinemacı yönetmen unvanına sahip olan Faruk Kenç, bu filmde bir kaçakçı şebekesinin peşine düşen polis hafiyesi ile gazeteci bir kızın maceralarını beyaz perdeye taşımıştır. Bu öncü eserin ardından Türk sinemasında Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın'ın başrollerini paylaştığı çok sayıda polisiye film üretilmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250