Sağlık hizmetleri, bireylerin sağlığının korunması, hastalıkların teşhisi, tedavisi ve bakımı amacıyla sunulan, hem kişisel hem de kurumsal düzeyde gerçekleştirilen faaliyetler bütünüdür. 1961 tarihli 224 sayılı kanuna göre bu hizmetler, sağlığa zarar veren faktörlerin yok edilmesi, toplumun korunması ve bedeni/ruhi melekeleri azalmış bireylerin topluma alıştırılmasını kapsayan tıbbi faaliyetlerdir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise sağlık hizmetlerini, toplumun gereksinimlerine göre şekillenen, koruyucu ve tedavi edici etkinlikleri içeren, ülke çapında örgütlenmiş kalıcı bir sistem olarak tanımlar.
Politika kavramı, Türk Dil Kurumu tarafından devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme esasları bütünü olarak tanımlanır. İngilizcedeki 'politics' ve 'policy' kelimelerinin her ikisi de Türkçeye politika olarak çevrilse de aralarında temel farklar vardır. 'Policy' (karar planları), belirli bir amaca ulaşmak için belirlenen kurallar, yasalar ve eylem programlarını ifade ederken; 'politics' (siyaset), bu kuralları uygulamaya koymak veya engellemek için kullanılan güç, kaynak ve etki yönetimi ile ilgilidir.
Sistem, belirli amaçlara ulaşmak için birbiriyle etkileşim içinde olan, birbirine bağımlı parçalardan oluşan düzenli bir bütündür. Modern yönetim teorileri, organizasyonları dış çevreyle sürekli etkileşim halinde olan 'açık sistemler' olarak tanımlar. Klasik yaklaşımlar sadece yapıya, neoklasik yaklaşımlar ise sadece insana odaklanırken, sistem yaklaşımı örgütü bir bütün olarak ele alıp parçaların birbirleriyle ve dış çevreyle olan etkileşimini inceler.
Sağlık hizmetlerinde finansman, bir sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak, günlük operasyonel faaliyetleri yürütmek ve geleceğe yönelik yatırımları gerçekleştirmek için gerekli ekonomik kaynakların temin edilmesi sürecidir. Sağlık sektörü, ihtiyaçların sonsuz ancak kaynakların sınırlı olduğu bir alandır; bu nedenle 'akılcı kaynak kullanımı' sistemin başarısı için kritik bir öneme sahiptir. Sağlık hizmetleri, dışsallık özelliği taşıyan ve 'erdemli mal' olarak nitelendirilen özel bir hizmet türüdür.
Uluslararası sağlık kuruluşlarının temelleri, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi'nin getirdiği hızlı kentleşme ve ulaşım imkanlarının yarattığı sağlık krizlerine dayanır. Buharlı gemiler ve demiryolları, ticaretin gelişmesini sağlarken aynı zamanda kolera ve veba gibi salgın hastalıkların ülkeler arası yayılımını hızlandırmıştır. Bu durum, devletleri ortak bir sağlık politikası geliştirmeye zorlamıştır.
Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından sadece hastalık veya sakatlığın yokluğu olarak değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, bireyin toplumsal çevresiyle uyum içinde, vücut ve zihin fonksiyonlarının normal kabul edilen sınırlar içerisinde işlemesini ifade eder. Sağlık, bireylerin günlük faaliyetlerini sürdürebilmeleri ve topluma katkı sağlayabilmeleri için temel bir gerekliliktir.
Sistem kavramı, birbirini etkileyen, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya gelen ve sınırları olan parçaların oluşturduğu bir bütündür. Ackoff'a göre sistem, aralarında ilişki bulunan ve etkileşim halindeki elemanlar grubudur. Bir sağlık sisteminden bahsedebilmek için birbirine bağımlılık, en az iki unsur, belirli bir sınır, ayırt edici özellikler ve örgütlenmiş bir yapı gereklidir.
Sağlık hizmetlerinde kalite, günümüzün rekabetçi ortamında hayati bir öneme sahiptir. Artan maliyetler ve hasta beklentileri, sağlık kuruluşlarını daha kaliteli, daha ucuz ve daha etkin hizmet sunmaya zorlamaktadır. Amerika Tıp Enstitüsü kaliteyi, profesyonel bilgiyle uyumlu ve sağlık sonuçlarını iyileştirme olasılığını artıran bir süreç olarak tanımlar.
Cumhuriyetin ilk yılları, savaşın yarattığı yıkım ve bulaşıcı hastalıkların (verem, sıtma, trahom) ağır baskısı altında geçmiştir. 2 Mayıs 1920'de Sağlık Bakanlığı'nın kurulmasıyla sağlık hizmetleri merkezi bir yapıya kavuşturulmaya başlanmıştır. İlk Sağlık Bakanı Dr. Adnan Adıvar, ardından uzun yıllar görev yapan Dr. Refik Saydam, sistemin mimarları olmuşlardır.
Değişim, bir organizasyonda mevcut durumun planlı veya plansız olarak başka bir yapıya evrilmesidir. Bu süreç, sadece bir şekil değişikliği değil; öğrenme, fikir birliği ve işletme kültürünün yeniden inşasını içeren derinlikli bir süreçtir. Pozitif değişim, yöntem ve ilkelerin etkinleşmesini sağlarken; negatif değişim, kontrolsüzlük sonucu dağılmaya ve verimlilik kaybına yol açar.
Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), 2003 yılından itibaren Türkiye'de sağlık sistemini kökten değiştiren bir reform sürecidir. Bu programın temelinde, küreselleşmenin getirdiği rekabet ortamı, sağlık hizmetlerine yönelik artan toplumsal beklentiler ve özel sektörün sağlık alanındaki yatırımlarının artması yatmaktadır. 1990'lı yıllarda denenen döner sermaye ve hasta hakları gibi kısmi iyileştirmeler, sistemin sürdürülebilirliğini sağlamada yetersiz kalmıştır.
Türk sağlık sistemi, politika belirleyen, idari kararlar alan, hizmet sunan ve finansman sağlayan çok sayıda paydaştan oluşan karmaşık bir yapıya sahiptir. Sistemin temel hizmet sunucusu Sağlık Bakanlığı olmakla birlikte; Milli Savunma Bakanlığı, üniversiteler, belediyeler, kamu iktisadi kuruluşları, vakıflar ve kar amaçlı özel sektör kuruluşları da sağlık hizmeti sunumunda yer almaktadır. Finansman tarafında en temel kuruluş Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) iken, Maliye Bakanlığı, özel sigortalar ve vatandaşların cepten yaptığı harcamalar da sistemin finansal kaynaklarını oluşturur.
Sağlık sistemi, sağlığı geliştirmek ve sürdürmek amacıyla yürütülen tüm aktiviteleri, bu faaliyetlerin düzenlenmesini, finansmanını ve sektörler arası iş birliğini kapsayan bütüncül bir yapıdır. Bu sistemlerin tanımlanması, ülkelerin sağlık politikalarının karşılaştırılabilir hale getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Milton Roemer, 1993 yılındaki çalışmasıyla 165 ülkeyi kapsayan genel kabul görmüş bir sınıflandırma geliştirmiştir.
Almanya sağlık sisteminin temelleri, 19. yüzyılın ikinci yarısında sanayileşmenin getirdiği işçi sorunlarına dayanır. İşçilerin kendi aralarında kurdukları yardım sandıklarının yetersiz kalması ve sosyalist hareketlerin yükselişi, Şansölye Otto von Bismarck'ı harekete geçirmiştir. Bismarck, işçilerin lehine olan ve işverenlerin de finansmana katıldığı zorunlu bir sigorta sistemi kurarak modern sosyal sigortacılığın temellerini atmıştır.