İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik, onun yüksek öğrenme yeteneğidir. İnsan dünyaya geldiğinde sadece emme ve ağlama gibi çok sınırlı sayıda refleksif davranışa sahiptir. Ancak çevresiyle girdiği etkileşimler sayesinde çok kısa bir süre içinde karmaşık ve zengin davranış modelleri sergilemeye başlar. Bu yeni davranışların ezici bir çoğunluğu öğrenme süreci sonucunda ortaya çıkar. Eğitim bilimciler öğrenmeyi genel olarak 'yaşantı ürünü ve nispeten kalıcı izli davranış değişikliği' şeklinde tanımlamaktadır. Öğrenme süreci başarıyla tamamlandığında bireyler yeni bilgiler, beceriler, tutumlar ve değerler kazanırlar.
Bir davranış değişikliğinin öğrenme olarak kabul edilebilmesi için üç temel biçimde ortaya çıkması mümkündür: Birincisi, bireyin daha önce hiç sergilemediği yepyeni bir davranışı göstermeye başlamasıdır (örneğin okuma yazma bilmeyen bir çocuğun harfleri öğrenip okumaya başlaması). İkincisi, bireyin halihazırda sahip olduğu bir davranışı daha nitelikli hale getirmesidir (örneğin okuma bilen bir çocuğun daha hızlı ve hatasız okuması). Üçüncüsü ise bireyin daha önce yanlış öğrendiği bir davranışı düzeltmesidir (örneğin yanlış yazılan bir kelimenin doğrusunun öğrenilmesi).
Öğrenmenin kalıcı izli olması, edinilen davranışın anlık veya geçici olmamasını, yaşam boyu veya uzun süre devam etmesini gerektirir. Örneğin, anaokulunda paylaşmayı öğrenen bir çocuğun bunu hayatın diğer alanlarında da sürdürmesi beklenir. Ayrıca bu değişiklik bireyin çevreyle etkileşimi sırasında bizzat geçirdiği yaşantılar sonucu oluşmalıdır. Her bireyin yaşantısı kendine has olduğundan, öğrenme özünde tamamen bireysel bir süreçtir.
Eğitim, en geniş anlamıyla bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşam yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçleri ifade eder. Kısaca 'istenilen davranışı geliştirme süreci' olarak tanımlanan eğitim, bireyin kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik yönde davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Eğitim kavramı tarihsel süreçte farklı felsefi akımlar tarafından farklı biçimlerde ele alınmıştır.
İdealizme göre eğitim, özgün ve bilinçli insanoğlunun tanrıya olan yükseltici uyum çabalarının bitimsiz bir sürecidir. Realist anlayışa göre eğitim, yeni kuşak bireylere kültürel mirası aktararak onları yetişkinler toplumuna uyuma hazırlama sürecidir. Pragmatist anlayış ise eğitimi, bireyin yaşantılarını yeniden inşa yoluyla yetiştirme süreci olarak görür. Marksizme göre eğitim, insanı çok yönlü eğiterek doğayı denetleyip değiştirecek ve üretimde bulunacak şekilde yetiştirmektir. Naturalizme göre ise eğitim, kişinin doğal olgunlaşmasını artırma ve onun bu özelliğini sergilemesini sağlama işidir.
Türkçede 'eğitim' kelimesi 1940'larda maarif, tedrisat, talim ve terbiye gibi sözcüklere karşılık olarak 'eğmek' kökünden türetilmiştir. Bu kök bükmek, öğretmek, yetiştirmek ve yönlendirmek gibi anlamlar taşır. Sosyolog Ziya Gökalp eğitimi 'bir toplumda yetişmiş neslin, henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi' olarak tanımlarken, Durkheim ise eğitimi sosyal açıdan ele alarak 'yetişkin nesiller tarafından, sosyal hayata henüz hazır olmayanlara tatbik edilen bir tesir' şeklinde tanımlamıştır.
Öğrenme sürecini doğru analiz edebilmek için bazı temel kavramların bilinmesi gerekir. Davranış, organizmanın gözlenebilen ya da gözlenemeyen açık ya da örtük etkinliklerinin tümüdür. Davranışlar doğuştan gelen (refleksler), geçici (alkol, hastalık, ilaç etkisiyle oluşan) ve sonradan kazanılan (öğrenilmiş) davranışlar olarak üçe ayrılır. İçgüdü, doğuştan getirilen türe özgü, kalıtsal ve otomatik davranış örüntüleridir. Refleks ise belli bir uyarıcıya karşı organizmanın gösterdiği istem dışı, basit ve ani tepkilerdir. Performans ise öğrenilen zihinsel süreçlerin gözlenebilir ve ölçülebilir hale dönüşmesidir.
Öğrenmenin gerçekleşmesi doğrudan gözlenemez, ancak bireyin ortaya koyduğu performans üzerinden test edilebilir. Davranışta öğrenme sonucu meydana gelen değişiklikleri, organizmanın potansiyel güçlerinin kendiliğinden göreve hazır hale gelmesi süreci olan 'olgunlaşma'dan ve geçici fizyolojik değişimlerden ayırt etmek gerekir. Örneğin, bir bebeğin kaslarının kalemi tutacak düzeye gelmesi olgunlaşmadır, kalemi tutup yazı yazması ise öğrenmedir.
İnsanın yaşamını sürdürmesi ve öğrenmesi için en önemli bütünleştirici sistem sinir sistemidir. Sinir sisteminin temel yapısal birimlerine nöron adı verilir. Öğrenme, beyinde meydana gelen kimyasal, elektriksel değişiklikler ve yeni sinaptik bağların kurulması ile açıklanır. Sinir sistemi, Merkezi Sinir Sistemi (Beyin ve Omurilik) ve Çevresel Sinir Sistemi (Somatik ve Otonom) olmak üzere iki ana grupta incelenir. Sinir sistemi vücut organlarının uyumlu çalışmasını sağlar ve dış ortamla ilişkileri düzenleyerek bizi zararlı etkilerden korur.
Öğrenmeyi etkileyen faktörler üç ana grupta toplanır: Öğrenenle ilgili, öğrenme yöntemiyle ilgili ve öğrenme malzemesiyle ilgili etkenler. Öğrenenle ilgili etkenlerin başında 'türe özgü hazır oluş' gelir. Bu, organizmanın istenen davranışı öğrenebilmesi için gerekli biyolojik donanıma sahip olmasıdır (örneğin papağana konuşma öğretilebilirken kanaryaya öğretilemez). Diğer bir etken olan 'olgunlaşma', kalıtımın etkisiyle vücut organlarının kendisinden beklenen görevi yapabilecek düzeye gelmesidir. Ayrıca genel uyarılmışlık hali ve kaygının orta düzeyde olması öğrenmeyi kolaylaştırırken, aşırı uyanıklık (panik) veya aşırı gevşeklik (uyku hali) öğrenmeyi engeller.
Öğrenenle ilgili diğer etkenler zekâ, yaş, güdülenme, dikkat ve aktarımdır (transfer). Aktarım, önceki öğrenmelerin sonrakileri etkilemesidir. Olumlu aktarımda önceki öğrenme sonrakini kolaylaştırır (örneğin fotoğraf makinesi kullanan birinin kamerayı kolay öğrenmesi). Olumsuz aktarımda ise öğrenmeler birbirini zorlaştırır. Bu durum ket vurma olarak adlandırılır. İleriye ket vurmada önceki bilgi yeni bilgiyi karıştırırken (eski şarkı sözünün yenisini unutturması), geriye ket vurmada yeni öğrenilen bilgi eski bilgiyi unutturur (yeni öğrenilen yabancı dil kelimelerinin eski dildekileri unutturması).
Öğrenme yöntemiyle ilgili etkenler arasında öğrenmeye ayrılan zaman (aralıklı veya toplu çalışma), konunun yapısı (bütün veya parçalara bölerek çalışma), öğrencinin aktif katılımı (dinlemeden anlatmaya doğru gittikçe öğrenme artar) ve geri bildirim (sınav sonucunun hemen öğrenilmesi gibi) yer alır. Öğrenme malzemesiyle ilgili etkenler ise algısal ayırt edilebilirlik (malzemenin zıt renk veya hareketle öne çıkması), anlamsal çağrışım (kelimelerin zihindeki diğer kavramlarla ilişkili olması) ve kavramsal gruplandırmadır (benzer kavramların gruplanarak öğrenilmesi).
Eğitim süreçleri formal ve informal olmak üzere iki ana başlıkta incelenir. Formal eğitim, amaç ve kuralları önceden belirlenmiş, planlı, programlı ve profesyonel kişilerce yürütülen kurumsal eğitimdir. Kendi içinde Örgün Eğitim (okul öncesinden yükseköğretime kadar kademeli, yaş sınırının olduğu sistem) ve Yaygın Eğitim (halk eğitim, kurslar, hizmet içi eğitim gibi yaş sınırının ve kademenin olmadığı sistem) olarak ikiye ayrılır. İnformal eğitim ise bir plana bağlı olmadan, yaşamın içinde kendiliğinden, aile, arkadaş çevresi ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla gerçekleşen plansız eğitimdir.
Kültür, insanoğlunun oluşturduğu maddi ve manevi her türlü yaşam biçimidir. Eğitim ile doğrudan ilişkili olan 'kültürleme' kavramı, bireyin doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte toplumun değerlerini, bilgi ve becerilerini kazanması sürecidir. Kültürleme üç şekilde gerçekleşir: Zoraki kültürleme (değerlerin bireye zorla kabul ettirilmesi), gelişigüzel kültürleme (bireyin kendi isteğiyle veya plansız yollarla yeni alışkanlıklar edinmesi) ve kasıtlı kültürleme (okullardaki planlı eğitim-öğretim faaliyetleri gibi değerlerin sistemli aktarılması).
Eğitim, özünde insanı kültürlendirme etkinliğidir. Birey, içinde yaşadığı toplumun kültürünü eğitim yoluyla öğrenir, onu içselleştirir ve kendi deneyimleriyle geliştirerek gelecek nesillere aktarır. Bu yönüyle kültür ve eğitim birbirini sürekli besleyen, dönüştüren ve geliştiren iki dinamik yapı olarak toplumun devamlılığını sağlar.
Gelişim, organizmanın kalıtım, çevre ve zamanın ortak etkileşimiyle sürekli ilerlemesi sürecidir. Gelişimin temel ilkeleri arasında; gelişimde bireysel farklılıkların olması, gelişimin sürekli, birikimli ve dönemsel olması, gelişimin bir bütün olarak ilerlemesi (bir alandaki aksamanın diğerini etkilemesi) ve gelişimin baştan ayağa, içten dışa ve genelden özele doğru yönelimler göstermesi yer alır. Ayrıca gelişim sürecinde bazı becerilerin kazanılması için kritik dönemler mevcuttur.
Her gelişim döneminde bireyin gerçekleştirmesi beklenen belirli görevler vardır. Bu kavrama ilk kez Robert Havighurst dikkat çekmiştir. Havighurst'e göre gelişim görevlerini (ödevlerini) başarıyla tamamlayan bireyler mutlu olur, kendilerine güvenleri artar ve bir sonraki dönemin görevlerini daha kolay başarırlar. Başarısızlık durumunda ise özgüven kaybı, mutsuzluk ve sonraki dönemlerde uyum zorlukları yaşanır.
Gelişim dönemleri bebeklik (0-2 yaş: emme, katı gıdaya geçiş, tuvalet eğitimi), ilk çocukluk (2-6 yaş: yürüme, öz bakım becerileri, cinsiyet farklılıkları), ikinci çocukluk (6-12 yaş: okuma-yazma, akran ilişkileri, vicdan gelişimi), ergenlik (12-18 yaş: duygusal bağımsızlık, meslek seçimine hazırlık), genç yetişkinlik (20-30 yaş: işe girme, eş seçimi, aile kurma), orta yetişkinlik (30-60 yaş: ekonomik standardı koruma, gençlere rehberlik etme) ve ileri yetişkinlik (60-70 yaş: azalan güce ve sağlığa uyum, emeklilik, eşin kaybına uyum) olarak ayrılır. Her dönemin kendine has ödevleri bireyin eğitsel ihtiyaçlarını şekillendirir.