Sosyoloji, insanların sosyal yaşamlarının, sosyal davranışlarının ve sosyal değişmenin nedenlerinin ve sonuçlarının bilimsel açıdan araştırılması olarak tanımlanmaktadır. Sosyolojinin konusu oldukça geniştir; aile yapısından gangster çetelerine, futbol holiganlığından eğitime, toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünden boş zaman aktivitelerine kadar insan hayatının tüm alanlarını kapsar. Sosyoloji, grupların, örgütlerin ve toplumların yapılarını araştırarak bireylerin bu yapılar içindeki karşılıklı etkileşimlerini inceler.
Sosyoloji terimi, Latince 'birliktelik' anlamına gelen 'socius' ile Yunanca 'bilim' anlamına gelen 'logy' kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir ve tam anlamıyla toplum bilgisi demektir. Bir akademik disiplin olarak 19. yüzyılın ilk çeyreğinde gelişmiş diğer bilim dallarına kıyasla daha genç bir sosyal bilimdir. Sosyoloji, toplumu incelerken değer yargılarına dayanmaz; olması gerekeni değil, olanı inceler. Bu nedenle normatif (kural koyucu) değil, pozitif (müspet) bilimler arasında yer alır.
Sosyolojinin biçimsel nesnesi 'toplumsal davranışlar'dır. Toplumsal davranışlar bireysel olmayıp, başkalarıyla etkileşim içinde gerçekleştirilen sosyal eylemlerdir. Sosyolojinin en önemli temel kavramı toplumdur. Toplum, bireylerin basit bir toplamı değil; belirli bir kültürü ve toplumsal kurumları paylaşan insanlar arasındaki ilişkilerden meydana gelen bir yapıdır. Toplumsal yapı ise toplumun üyeleri arasındaki düzenli, kalıcı ve kalıplaşmış ilişkileri ifade eder.
Sosyal olay ve sosyal olgu kavramları sosyolojide sıklıkla karıştırılır. Sosyal olay, toplumsal yaşayış içinde tek tek oluşan, başlangıç ve bitiş süresi ile yeri belli olan somut ve özel değişmelerdir (Örn: Ali ile Neşe'nin evlenmesi veya 1999 Marmara Depremi). Sosyal olgu ise aynı türden birçok oluşum ve değişmenin genel ve soyut ortak adıdır, başlangıç ve bitiş süresi kesin olarak belirlenemez (Örn: Göç, kentleşme, evlilik, boşanma).
Sosyolojik düşünme (hayal gücü), insanlara günlük bakışın ötesine geçiş imkânı sunar, toplumsal ve kültürel ilişkilerle ilgili farkındalığı artırır ve bireylerin kolayca manipüle edilmesini engeller. Sosyolojik perspektif, korku ve zıtlaşma yerine hoşgörüyü teşvik eder, empati yeteneğini güçlendirir ve özgürlüğe katkıda bulunur. August Comte'un 'Tahmin etmek için bilmek, kontrol etmek için tahmin etmek' sözü, sosyolojinin toplumsal sorunlara çözüm arama ve sosyal değişimi teşvik etme işlevini özetler.
C. Wright Mills tarafından geliştirilen 'sosyolojik imgelem' (sosyolojik tahayyül), bireysel deneyimleri toplumsal kurumlarla ve toplumların tarihteki yeriyle ilişkilendirmeyi ifade eder. Sosyolojik imgelem, görünen pek çok olayın gerçekte daha geniş toplumsal sorunları yansıttığını görebilmemizi sağlar ve bizi gündelik yaşamın sıradanlığından uzaklaştırır.
Sosyolojinin temel amaçları arasında toplumun yapısını keşfetmek, grupları bir arada tutan ya da ayıran güçleri ortaya koymak, toplumsal yaşamı değiştiren koşulları belirlemek ve sosyal davranışı toplumsal bağlam içerisinde açıklamak yer alır. Sosyal gerçeklik, fiziksel bir gerçeklik gibi doğrudan deneyimlenmez; insan arasi ilişki ve etkileşimleri, kültürü ve sosyal kurumları kapsayan, davranışlarımızı şekillendiren sosyal bir güçtür.
Sosyal bilimlerde açıklama modelleri olay, durum ve şartlar üzerine kuruludur. David Hume ile başlayan ve 'bilardo topu' modeli olarak bilinen nedensel açıklama, bir olayın diğer bir olayı tetiklemesi mantığına dayanır. Bunun yanı sıra sosyal bilimlerde durum-olay, olay-durum ve durum-durum açıklaması gibi farklı modeller de sıklıkla kullanılmaktadır.
İnsanın sosyal bir varlık oluşu toplumun hem bir nedeni hem de sonucudur. İnsanların yapısı bir arada yaşamayı gerektirmiş, toplum hayatı da insanları tarihsel süreçte şekillendirmiştir. Sosyolojinin odak noktası birey değil, gruplardır. Birey, bir sosyal çerçeve içinde olmasının haricinde sosyolojinin konusu değildir. Toplum içinde birey, tek başınayken hissedeceğinden ve davranacağından farklı olarak kolektif bir ruh kazanır.
Sosyal davranış, toplumsal bir bağlamı içeren, diğer insanların davranışlarını içeren ve/veya çağıran örgütlü insan eylemleridir. Max Weber'e göre toplumsal davranış türleri dörde ayrılır: Amaçla ilişkili rasyonel davranış, değerle ilişkili rasyonel davranış, duygusal davranış ve geleneksel davranış. Bireyin toplum içindeki inançları, yargıları ve değerleri onun sosyal tutum ve davranışlarını doğrudan şekillendirir.
Toplum kavramı; belirli bir toprak parçasında yaşayan, ortak bir politik otorite sistemine tabi olan ve çevrelerindeki gruplardan ayrı bir kimliğe sahip olan insan grubunu ifade eder. Toplumun çözümlenmesinde kültür ve kurumlar merkezi bir yere sahiptir. Kültür, Zygmunt Bauman'a göre 'yapay düzen kurma işi', Fichter'e göre ise 'insan ürünü' olarak değerlendirilir. Kültür bir toplumun inanç, ahlak, sanat, hukuk, dil ve geleneklerinden oluşan karmaşık bir bütündür.
Sosyal kurumlar, düzenlenmiş ve yapılaşmış davranış örüntüleri olup bireyler arasındaki sosyal ilişkileri düzenler. İnsanlar beslenme, barınma, güvenlik ve sevgi gibi temel gereksinimlerini tek başlarına karşılayamadıkları için sosyal ilişki ve etkileşim içine girerler. Bu etkileşimler grup yaşamını ve nihayetinde tüm sosyal yapıları ortaya çıkarır.
Sosyoloji, toplumu ve toplumsal ilişkileri incelerken diğer sosyal bilim dallarından yoğun bir şekilde yararlanır. Sosyoloji ile psikoloji arasındaki temel fark, psikolojinin bireyi tek başına ele alıp zeka, kişilik ve bellek gibi süreçleri incelemesi, sosyolojinin ise bireyi toplum ve sosyal gruplar içinde ele almasıdır. Bu iki disiplinin kesişim kümesinde ise bireyin toplumsal çevre içindeki davranışlarını inceleyen 'sosyal psikoloji' yer alır.
Antropoloji, insanın kökenini, biyolojik evrimini ve ilkel toplulukları inceleyen bilimdir. Fiziksel ve sosyal (kültürel) antropoloji olarak ikiye ayrılır. Sosyoloji, özellikle sosyal antropolojinin verilerinden yararlanarak ilkel toplumlar ile günümüz toplumlarını karşılaştırır ve kültürel değişmeleri inceler. Hukuk ise bireyler arası ilişkileri düzenleyen kural koyucu bir bilimdir; hukuk sosyolojisi alanı, hukukun toplumsal yapıyla ilişkisini ve değişen toplumsal gerçeklikle olan mesafesini inceler.
İktisat bilimi, insanın temel ihtiyaçlarını nasıl elde ettiğini, bölüştüğünü ve tükettiğini inceler. Sosyoloji, üretim biçimlerinin tarihsel süreçte nasıl değiştiğini ve üretim sürecindeki bireylerin ilişkilerini incelediği için ekonomi ile sıkı bir bağ kurmuş ve 'ekonomi sosyolojisi' alanı doğmuştur. Siyaset bilimi gücün dağılımını ve hükümet yapılarını incelerken, siyaset sosyolojisi gücün toplumsal neden ve sonuçlarını ele alır.