Emek talebi, belirli bir piyasada ve çeşitli ücret düzeylerinde firmaların istihdam etmek üzere talep ettikleri emek miktarıdır. Ekonominin toplam emek talebi ise bireysel firmaların emek taleplerinin toplamından oluşmaktadır. Emek talebinin en temel özelliği, doğrudan bir talep olmayıp bir 'türev talep' niteliği taşımasıdır. Yani firmaların emek talebi, ürettikleri mal ve hizmetlere yönelik piyasa talebine doğrudan bağlıdır. Mal talebi arttığında firmalar üretimlerini artırmaya karar verirler, bu da üretimi gerçekleştirebilmek için daha fazla işgücü, yani daha yüksek bir emek talebi ortaya çıkarır.
Ancak son dönemlerde gelişen yeni teknolojiler, üretim miktarı ile emek talebi arasındaki bu doğrudan bağı zayıflatmaktadır. Teknolojik gelişmeler sayesinde firmalar, emek talebinde büyük artışlar yapmadan da üretim miktarlarını artırabilmektedirler. Bu durum, teknoloji yoğun üretim süreçlerinin emeği ikame edebilme gücünden kaynaklanmaktadır.
Emek talebi, reel ücretin azalan bir fonksiyonudur. Bunun nedeni, firmaların emek talebini artırmasının üretim artışına bağlı olması ve üretimin kısa dönemde azalan verimler kanununa tabi olmasıdır. Üretim arttıkça istihdam edilen emeğin marjinal verimliliği düşer. Emeğin marjinal verimliliğinin düşmesi, emeğin marjinal ürün değerinin de azalmasına yol açar. Firmanın kâr maksimizasyonunu sürdürebilmesi için, marjinal ürün değerindeki bu azalmaya paralel olarak reel ücretlerin de düşmesi gerekmektedir. Bu durum veri teknolojik koşullar altında geçerlidir; eğer teknolojik yenilikler gerçekleşirse emeğin marjinal verimliliği artabilir ve aynı reel ücret düzeyinde dahi emek talebi artış gösterebilir.
Tam rekabet şartlarının geçerli olduğu emek piyasalarında ücret düzeyi, emek arzı ile emek talebi doğrularının kesiştiği noktada belirlenmektedir. Bu piyasa yapısında emek arz eden işçilerin sendikalaşma gibi örgütlü bir yapısı bulunmamaktadır. Aynı zamanda piyasada çok sayıda iş arayan işçi ve çok sayıda emek talep eden bağımsız firma yer almaktadır. Bu durum, hiçbir işçinin veya işverenin ücret düzeyini tek başına etkileyemeyeceği anlamına gelir.
Emek arz ve talep eğrilerinin kesiştiği denge noktasında oluşan reel ücret düzeyinde, çalışmak isteyen herkes iş bulabilme imkanına sahiptir. Yani tam rekabet koşullarında piyasa temizlenmekte ve teorik olarak işsizlik ortadan kalkmaktadır. Piyasa dengesi oluştuktan sonra, eğer emek talebinde bir artış meydana gelirse, bu durum piyasa denge ücret düzeyini yükseltir.
Ücretlerin yükselmesi, emek arzının artmasına ve piyasada emek arz fazlasının oluşmasına yol açar. Emek arzı emek talebini aştığında, iş bulmak isteyenler arasındaki rekabet nedeniyle ücretler tekrar azalarak başlangıçtaki denge düzeyine geri döner. Fiyat mekanizması, piyasayı sürekli olarak denge noktasına getirecek şekilde çalışır.
Emek piyasasında monopson durumu, piyasada çok sayıda örgütsüz işçinin bulunmasına karşılık, emek talep eden az sayıda işverenin örgütlenerek tek bir alıcı (firma) gibi hareket ettiği yapıyı ifade eder. Monopsoncu işveren, emek talebinde tek kaynak olduğu için piyasa gücüne sahiptir. Monopsoncu firma, ilave işçi çalıştırmak için daha yüksek ücret ödemek zorundadır; bu nedenle emeğin marjinal maliyeti, emeğin ortalama maliyetinden (ücretten) daha hızlı yükselir. Kârını maksimize etmek isteyen monopsoncu, emeğin marjinal maliyeti ile marjinal ürün gelirini eşitlediği noktada istihdam düzeyini belirler ve bu düzey için işçilere ödeyeceği ücreti emek arz eğrisinden bulur. Bu ücret, tam rekabet piyasasındaki denge ücretinin oldukça altındadır ve piyasada işsizliğe yol açar.
Bilateral monopol (iki yanlı tekel) ise, emek arzının tek bir sendika tarafından, emek talebinin ise tek bir monopsoncu firma tarafından kontrol edildiği piyasa yapısıdır. Bu durumda işçiler, monopsoncu işverenin sömürüsünü engellemek ve toplu pazarlık güçlerini kullanmak amacıyla sendikalaşırlar. Sendika, emek piyasasında fiyat belirleyici bir güç haline gelerek ücretleri ve istihdamı rekabetçi seviyelere yükseltmeye çalışır.
Sendikanın piyasaya girmesiyle, monopsoncu firmanın tek taraflı ücret belirleme gücü kırılır. Sendika, ücretleri rekabetçi denge düzeyine kadar yükselterek hem çalışanların gelirini artırabilir hem de istihdam miktarını yükseltebilir. Ancak sendika ücretleri rekabetçi düzeyin de üzerine çıkarmak için aşırı baskı yaparsa, bu durum firmaların emek talebini daraltacak ve piyasada yeniden işsizlik oluşmasına neden olacaktır.
Bilateral monopol şartlarında ücretin hangi düzeyde belirleneceği tarafların pazarlık güçlerine bağlıdır. Ancak bu pazarlığın da sınırları vardır: Ücret düzeyi asgari geçim düzeyinin altına indirilemeyeceği gibi, emeğin marjinal verimliliğinin (ürün gelirinin) üzerine de çıkarılamaz. İşçi ve işveren grupları arasındaki bu pazarlık süreci 'toplu pazarlık' olarak adlandırılır. Görüşmelerde işçi sendikaları grev silahını, işverenler ise lokavt silahını koz olarak kullanırlar.
Hicks Analizi, bu toplu pazarlık sürecinde ücretin nasıl uzlaşı noktasına ulaştığını açıklar. Hicks'e göre denge ücreti, işçi sendikasının dayanma eğrisi ile işverenin fedakarlık eğrisinin kesiştiği noktada belirlenir. Pazarlığın başlangıcında işverenlerin teklif ettiği ücret çok düşük, sendikanın talep ettiği ücret ise çok yüksektir. İşverenin teklif ettiği sınırın üzerine çıkılması firmanın kapanma riskini doğururken, sendikanın istediği sınırın altına inilmesi grev kararına yol açar.
Zaman geçtikçe ve grev/lokavt süreci uzadıkça, tarafların dayanma gücü azalır ve fedakarlık eğilimleri artar. İşçi sendikası daha düşük bir ücrete razı olmaya başlarken (dayanma eğrisi aşağı kayar), işveren de daha yüksek ücret ödemeyi kabul eder (fedakarlık eğrisi yukarı kayar). Sonuçta iki eğrinin kesiştiği ortak bir uzlaşı noktasında anlaşma sağlanır ve toplu iş sözleşmesi imzalanarak anlaşmazlık son bulur.
Gerçek hayatta tüm işler ve çalışanlar için tek bir ücret düzeyi geçerli değildir. Ücret farklılıklarının temel nedeni, emek arz ve talebinin piyasalarda birbirine eşit olmamasıdır. Belirli bir iş kolunda emek arzı talepten fazla ise ücretler düşük, talep arzdan fazla ise ücretler yüksek olur. Bu durumun arkasında yatan iki ana etken işgücünün homojen olmaması ve emek piyasalarındaki mobilite düşüklüğüdür.
İşgücü homojen değildir, yani heterojendir. Çalışanların eğitim düzeyleri, becerileri, yetenekleri ve cinsiyetleri farklıdır. Ayrıca işlerin tehlikeli, riskli, prestijli, geçici veya daimi olması gibi nitelikleri de farklılık gösterir. Örneğin, yüksek riskli veya zor koşullara sahip işlerde çalışanlara cazibeyi artırmak için daha yüksek ücret ödenir. Benzer şekilde, özel yetenek gerektiren mesleklerde (sporcular, sanatçılar) emek arzı çok kısıtlı olduğundan ücretler çok yüksektir.
İşgücü mobilitesi (hareketliliği), işgücünün bölgeler (coğrafi mobilite) veya meslekler (mesleki mobilite) arasında yer değiştirebilmesidir. Eğer mobilite düşükse, aynı iş için farklı bölgelerde farklı ücretlerin ödenmesi devam eder. Emek piyasasında hareketliliğin az olmasının en büyük nedeni coğrafi mobilitenin düşük olmasıdır. İnsanlar aile çevrelerini, alıştıkları şehirleri terk etmek istemedikleri ve taşınma riskini göze alamadıkları için daha yüksek ücret sunan bölgelere gitmekten kaçınırlar, bu da bölgesel ücret farklılıklarını kalıcı hale getirir.
Asgari ücret, bir işçinin çalıştırılabileceği yasal olarak en düşük ücret sınırını belirleyen, hükümet düzenlemesi veya toplu sözleşmelerle yürürlüğe giren bir uygulamadır. Asgari ücretin saptanmasında temel ölçüt işçinin verimliliği, eğitimi veya cinsiyeti değil; asgari ölçüler içinde insanca yaşama ve çalışma olanaklarının sağlanmasıdır. Bu ücret; gıda, konut, giyim, sağlık ve ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçları karşılayacak düzeyde belirlenir.
Asgari ücret uygulamasının temel amaçları; çalışanların gelirinin belirli bir sınırın altına düşmesini engellemek, işverenler arasındaki haksız rekabeti ve ücretlerin aşırı düşürülmesini önlemek, ücret adaletini sağlamaktır. Ancak bu uygulamanın emek piyasasının yapısına göre farklı ekonomik sonuçları vardır.
Eğer emek piyasası tam rekabetçi bir yapıya sahipse, asgari ücret uygulaması piyasa denge ücretinin üzerinde belirlendiğinde firmaların emek talebini azaltır, emek arzını ise artırır. Bu durum piyasada emek arz fazlasına, yani işsizliğe yol açar. Öte yandan, piyasada monopson (tek alıcı) koşulları geçerliyse, asgari ücret işçileri işverenin sömürüsüne karşı korur ve rekabetçi düzeyde belirlendiğinde istihdam üzerinde olumlu bir etki yaratabilir.