Eğitim, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımını sağlayan, bağımsız hareket edebilme becerilerini geliştiren ve ailelerine destek sunan en temel alanlardan biridir. Engelliler için eğitim, sadece akademik bilgi edinme süreci değil, aynı zamanda kendi aralarındaki iletişimi güçlendirme ve günlük yaşam faaliyetlerini asgari düzeyde de olsa tek başlarına yürütebilme becerisi kazanma sürecidir. Bu yönüyle engelli eğitimi, bireyin toplumda görünür olması ve dışlanmasının önüne geçilmesi için olmazsa olmaz bir nitelik taşır.
Engelli eğitiminin aksaması ya da yetersiz kalması, bireyin hayatında zincirleme sorunlara yol açar. Eğitim alamayan bir engelli birey, sosyalleşme süreçlerinden uzak kalır, ekonomik bağımsızlığını kazanamaz ve ailesine bağımlı bir yaşam sürmek zorunda kalır. Bu durum, literatürde 'olumsuz anlamda kartopu etkisi' olarak adlandırılan ve engellilik durumunun getirdiği dezavantajların katlanarak artmasına yol açan bir süreci tetikler.
Bu bölümde, engelli eğitiminin genel çerçevesi, Türkiye'deki yasal ve kurumsal altyapısı, eğitim uygulamalarında tercih edilen farklı modeller ve bu alanda karşılaşılan temel sorunlar ele alınmaktadır. Engelli eğitiminin çok boyutlu yapısı, konunun hem pedagojik hem de sosyolojik açıdan derinlemesine incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Özel eğitim, yetersizliğin engele dönüşmesini önlemeyi amaçlayan, engelli bireyleri kendilerine yeterli hâle getirerek bağımsız yaşam becerileriyle donatan sistematik bir eğitim sürecidir. Bu eğitim modeli, üstün yetenekli çocukların potansiyellerini en üst düzeye çıkarmayı kapsadığı gibi, zihinsel, fiziksel, duyusal veya sosyal gelişim yönünden akranlarından farklılık gösteren engelli çocukların gelişimsel ihtiyaçlarını karşılamayı da hedefler.
Özel eğitimde temel ilke, öğretimin öğrencinin bireysel performansına ve ihtiyacına göre planlanmasıdır. Genel eğitimden en temel farkı da burasıdır; süreç daha sistematik planlanır, uygulanır ve değerlendirilir. Zihinsel engelli bireyler için öncelikle öz bakım becerileri, otizmli çocuklar için sosyal iletişim becerileri, görme engelliler için Braille alfabesi ve kronik hastalığı olanlar için bakıma dayalı hizmetler ön plana çıkar.
Özel eğitim tek bir öğretmenin yürütebileceği bir süreç olmayıp, disiplinler arası bir ekip çalışmasını gerektirir. Bu ekipte özel eğitim ve sınıf öğretmenlerinin yanı sıra yardımcı öğretmenler, dil ve konuşma terapistleri, fizik tedavi uzmanları, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve sağlık personeli yer alır. Avrupa ülkelerinde özel eğitimin yapılandırılması farklılık gösterir; Portekiz, İsveç ve İtalya'da özel eğitim genel eğitimin bir parçasıyken, Finlandiya ve Danimarka'da karma bir model uygulanmakta, Almanya ve Hollanda'da ise tamamen ayrı ortamlarda eğitim verilmektedir.
Türkiye'de özel eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği çerçevesinde yürütülmektedir. Yönetmeliğe göre özel eğitim; dil ve konuşma güçlüğü, zihinsel, fiziksel, duyusal, sosyal, duygusal ve davranışsal problemlere sahip bireylerin engellilik durumlarının etkilerini en aza indirmek, yeteneklerini geliştirmek ve topluma uyumlarını sağlamak amacıyla sunulan çalışmaların bütünüdür. Türkiye'de özel eğitim ihtiyacı olan bireyler için zorunlu öğrenim çağı, okul öncesi dönemi de kapsayacak şekilde 3-14 yaş arası olarak belirlenmiştir.
Türkiye'de Cumhuriyet döneminde engelli eğitimi ilk kez 1950 yılında MEB tarafından açılan özel eğitim okullarıyla başlamıştır. Bu dönemde hizmetlerin yürütülmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'ndan MEB'e devredilmiş, böylece özel eğitimin bir sağlık sorunu değil, eğitim sorunu olduğu kabul edilmiştir. 1961 Anayasası'nın 50. maddesi ve 1982 Anayasası'nın 42. maddesi, özel eğitime ihtiyacı olanların haklarını devlet güvencesine almıştır. Ayrıca 5378 sayılı Kanun'un 15. maddesi, hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim almasının engellenemeyeceğini hükme bağlamıştır.
Devletin özel eğitime yönelik maddi katkıları zamanla genişletilmiştir. 1997 yılında SSK'lı ve emekli çocuklarının eğitim masraflarının karşılanmasıyla başlayan süreç, daha sonra Bağ-Kur'luları ve güvencesiz tüm engellileri kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 2008 yılında yapılan düzenlemeyle, özel eğitim desteğinden yararlanmak için gereken asgari engellilik oranı %40'tan %20'ye düşürülmüş ve yaş sınırı kaldırılmıştır. Bu reformlar, Türkiye'de özel eğitimden yararlanan engelli sayısının hızla artmasını sağlamıştır.
Engelli eğitiminde uygulanan en yaygın model kaynaştırma eğitimidir. Kaynaştırma eğitimi, özel eğitime muhtaç çocukların normal gelişim gösteren akranlarıyla birlikte, aynı okul ve sınıflarda destek hizmetleri sağlanarak eğitim görmesidir. Bu model tam zamanlı veya yarı zamanlı olarak planlanabilir. Yarı zamanlı uygulamada öğrenci, müzik ve beden eğitimi gibi derslerde akranlarıyla bir aradayken, diğer zamanlarda okul bünyesindeki 'kaynak oda'da bireysel destek eğitimi alır.
Bir diğer eğitim modeli ise özel sınıflardır. Genel eğitim okulları bünyesinde ya da özel eğitim okullarında açılabilen bu sınıflar, normal müfredata uyum sağlamakta zorlanan eğitilebilir ve öğretilebilir düzeydeki engelli öğrenciler içindir. Özel sınıflarda mevcudun sınırlı tutulması esastır; otizmli çocuklar için sınıf mevcudu en fazla 4, diğer engel grupları için ise en fazla 10 öğrenci olarak belirlenmiştir. Bu sınıflarda eğitim, ilgili engel grubuna yönelik öğretmenlik programından mezun olmuş özel eğitim öğretmenleri tarafından verilir.
Müstakil özel eğitim okulları ise engellilik durumunun genel eğitim okullarından yararlanmaya izin vermediği durumlarda tercih edilen ayrı yatılı veya gündüzlü kurumlardır. Türkiye'de ilk olarak 1950-1951 yıllarında görme ve işitme engelliler için açılan bu okullar, günümüzde devletin yanı sıra özel sektör tarafından da işletilmektedir. Ayrıca, sağlık sorunları nedeniyle okula devam edemeyen öğrencilere 'gezici öğretmenler' aracılığıyla sunulan 'evde eğitim', mesleki beceriler kazandıran 'mesleki eğitim' ve RAM (Rehberlik ve Araştırma Merkezleri) tarafından yürütülen 'rehberlik ve teşhis' hizmetleri de diğer önemli uygulama modelleridir.
Engelli eğitiminde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri eğitim seviyelerindeki düşüklük ve okullaşma oranlarındaki yetersizliktir. Engelli çocukların okula başlama, sınıfa devam etme ve mezun olma oranları, engelli olmayan akranlarına göre oldukça düşüktür. Bu durum özellikle gelişmekte olan ülkelerde daha belirgindir. Ayrıca engel grupları arasında da eğitim seviyesi açısından eşitsizlikler bulunmakta; kronik hastalığı olanların yükseköğretim mezuniyet oranları, zihinsel veya görme engellilere kıyasla çok daha yüksek seyretmektedir.
Eğitim kurumlarında yaşanan sosyal dışlanma, ön yargılar ve ayrımcı uygulamalar engelli eğitiminin önündeki en büyük engellerdendir. Okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve diğer öğrencilerin olumsuz tutumları, engelli öğrencilerin sosyal kabulünü zorlaştırmaktadır. Hatta bazı yükseköğretim kurumlarının engelli öğrencilere yönelik hizmet sunamayacaklarını beyan ederek ayrımcı bir dil kullanmaları, engellilerin entelektüel gelişimini sekteye uğratmaktadır. Müstakil özel eğitim okullarının varlığı da engelli çocukları toplumdan izole ettiği ve akran etkileşimini sınırladığı gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Bu sorunların aşılması amacıyla, eğitim sisteminin tüm öğrencileri kapsayacak şekilde dönüştürülmesini öngören 'kapsayıcı eğitim' (inclusive education) yaklaşımı önem kazanmaktadır. Türkiye'de üniversite sınavlarında görme engellilere Braille alfabesiyle basılmış soru kitapçığı ve 30 dakika ek süre verilmesi, ortopedik engelliler için asansörlü binaların tahsis edilmesi ve ek puan uygulamaları kapsayıcı eğitime yönelik atılmış somut adımlar arasında yer almaktadır.