Bakım kavramı günlük hayatta sıklıkla kullanılan ve Türk Dil Kurumu tarafından üç farklı şekilde tanımlanan bir terimdir. Bu tanımlar; bakma işi, bir şeyin iyi gelişmesi ve iyi bir durumda kalması için verilen emek ile birinin beslenme, giyinme gibi gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi olarak sıralanmaktadır. Sosyal Hizmet Bilimi ve Mesleği açısından bakım, insanı holistik yani bütüncül bir yaklaşımla ele alan, insanların iyiliğini, mutluluğunu, huzurunu ve sosyal işlevselliğini hedefleyen temel bir kavramdır. Bakım sadece başkalarına yönelik uygulamaları değil, bireyin kendi kişisel bakımını da kapsayan geniş bir anlama sahiptir.
Muhtaçlık kavramı ise Türk Dil Kurumu'na göre, bakmaya mecbur olduğu aile bireylerini veya kendisini geçindirmeye yetecek geliri, malı, kazancı olmayanların içinde bulunduğu durum olarak tanımlanmaktadır. Geleneksel olarak ekonomik boyutu ön planda tutulsa da günümüzde muhtaçlık; düşkünlük, hastalık, yaşlılık gibi nedenlerle insanların başkalarına bağımlı hale geldiği çok daha geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir.
Bakıma muhtaçlık, bireylerin günlük yaşamlarındaki tekrarlayan ihtiyaçlarını büyük ölçüde kendilerinin yerine getirememesi ve hayatlarını idame ettirirken bir başkasının yardımına ve bakımına ihtiyaç duyması durumudur. Bu süreçte sunulan bakım ve yardımın niteliği tıbbi, fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutlarda olabilir. Süresi yönünden geçici veya sürekli olabileceği gibi, müdahale biçimi açısından tek disiplinli ya da interdisipliner/multidisipliner yaklaşımları gerektirebilir. Sosyal Hizmet literatüründe bu gruptaki bireyler 'Dezavantajlı Kişiler ve Gruplar' olarak tanımlanmakta ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindeki özel birimler tarafından takip edilmektedir.
Engelliler Hakkında Kanun'a göre engelli; fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerindeki çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen bireydir. Engelliliğe yaklaşımda tarihsel süreçte üç temel model öne çıkmaktadır. Medikal (bireyci) model, engelliliği tedavi edilmesi gereken patolojik bir yetersizlik olarak görürken; sosyal model, bireyi engelleyenin kendi yetersizliği değil, toplumun kısıtlayıcı, damgalayıcı ve ayrımcı tutumları olduğunu savunur. İnsan Hakları modeli ise engellilere yönelik düzenlemelerin bir lütuf değil, doğuştan gelen bir hak olduğunu vurgular. Engellilik nedenleri çoğunlukla önlenebilir nitelikte olup genetik faktörler, akraba evlilikleri, doğum travmaları, kazalar ve afetler gibi nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Engelliler zihinsel, görme, işitme-konuşma, ortopedik ve süreğen engelliler olmak üzere beş grupta incelenir.
Yaşlılık dönemi, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal yönden gerileme ve değişimler yaşadığı, yaşam döngüsünün son evresidir. Dünya Sağlık Örgütü 65 yaş ve üstünü yaşlı, 85 yaş ve üstünü ise çok yaşlı olarak kabul eder. Yaşlanma süreci biyolojik (anatomik ve fizyolojik değişimler), psikolojik (algılama, öğrenme ve hatırlama yetilerindeki azalmalar), sosyolojik (toplumsal rollerin değişmesi ve emeklilik) ve toplumsal (toplumun bireye atfettiği yaşlılık rolleri) boyutlarda gerçekleşir. Yaşlı bireylerin kendi sosyal çevrelerinde, huzur ve mutluluk içinde desteklenerek bakımlarının yapılması esastır.
Çocukluk dönemi ise bir toplumun geleceğini inşa eden en kritik evredir. Çocuk Koruma Kanunu'na göre, daha erken yaşta ergin olsa bile 18 yaşını doldurmamış her birey çocuktur. Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru olan çocuklar 'korunma ihtiyacı olan çocuk' olarak tanımlanır ve bu durumdaki çocukların devlet koruması altında biyolojik, psikolojik ve sosyal yönden desteklenmesi yasal bir zorunluluktur.
İstismar, birinin iyi niyetini kötüye kullanma ve bireyin sağlığına, biyolojik-psikolojik-sosyal bütünlüğüne zarar veren kabul edilemez davranışların tekrarlanmasıdır. İhmal ise gereken ilgiyi göstermeme, savsaklama ve temel gereksinimlerden mahrum bırakmadır. İstismar ve ihmal türleri arasında fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik, sosyal, hak istismarı ile aktif (bilerek yapılan) ve pasif (bilmeyerek yapılan) ihmal yer alır. İhmal ve istismar mağduru kadınlar, toplumsal kodlar ve bağımlılıklar nedeniyle yaşadıkları travmaları gizleme eğilimindedirler. Bu kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanıp kendi ayakları üzerinde durana kadar çok yönlü desteklenmeleri gerekir.
Yetimler (babası ölmüş çocuklar) ve öksüzler (annesi veya hem annesi hem babası ölmüş çocuklar), aile korumasından yoksun oldukları için özel koruma altındaki gruplardır. Göçmenler, sığınmacılar ve mülteciler ise isteğe bağlı veya zorunlu yer değiştirme süreçlerinde dil, kültür ve uyum sorunları yaşayan, biyolojik ve sosyo-ekonomik açıdan desteğe muhtaç bireylerdir. Benzer şekilde, doğal veya insan kaynaklı afetlere maruz kalan afetzedeler ile vatan savunmasında kayıp yaşayan gazi ve şehit yakınları da yaşadıkları maddi ve manevi yıkımlar nedeniyle rehabilitasyon ve sosyal destek hizmetlerine ihtiyaç duyarlar.
Çalışma gücünün en az %60'ını kaybeden malulen emekliler, cezaevinden çıktıktan sonra toplumsal dışlanma ve iş bulma zorluğu yaşayan eski hükümlüler, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı sarmalındaki madde bağımlıları, boşanma, iflas veya mobbing gibi ani krizlerle sarsılan geçici travma yaşayanlar ve evsizler ile dilenciler gibi sosyal dışlanmışlar da bakıma muhtaç gruplar arasında yer alır. Bu grupların her biri için sosyal devlet ilkesi gereğince özel politikalar, rehabilitasyon programları ve bütüncül sosyal hizmet müdahaleleri geliştirilmektedir.
İlk Yardım Yönetmeliğine göre ilk yardım; herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamalardır. İlk yardım ile acil yardım birbirinden farklıdır. Acil yardım, sağlık çalışanları tarafından donanımlı ekipmanlarla yapılan tıbbi müdahaleleri kapsarken; ilk yardım, eğitim almış herhangi bir kişi tarafından olay yerindeki imkanlarla gerçekleştirilir. İlk yardım eğitimi almamış kişilerin kulaktan dolma bilgilerle müdahalede bulunması hayati riskler doğurabilir.
İlk yardımın temel amaçları; hayati tehlikenin ortadan kaldırılması, yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesinin sağlanması, hasta veya yaralının durumunun kötüleşmesinin önlenmesi ve iyileşmenin kolaylaştırılmasıdır. İlk yardımın temel uygulamaları KBK (Koruma, Bildirme, Kurtarma) zincirinden oluşur. Koruma, olay yerinde güvenli bir çevre oluşturarak yeni kazaların önlenmesini; Bildirme, en hızlı şekilde 112 acil servisine sakin, net ve kısa bilgiler verilerek durumun aktarılmasını; Kurtarma (Müdahale) ise hasta ve yaralıya hızlı, sakin ve bilinçli bir şekilde müdahale edilmesini ifade eder.
Müdahale aşamasında ilk yardımın ABC'si uygulanır. 'A' (Airway) hava yolu açıklığının değerlendirilmesini, 'B' (Breathing) solunumun bak-dinle-hisset yöntemiyle kontrol edilmesini, 'C' (Circulation) ise şah damarından nabız kontrolü yapılarak dolaşımın değerlendirilmesini ve gerekirse kalp masajına başlanmasını ifade eder. İlk yardımcıların insan anatomisini ve hareket, dolaşım, sinir, solunum, boşaltım, sindirim gibi temel sistemlerin işleyişini bilmesi, müdahalenin başarısı ve hayat kurtarma zincirinin (sağlık kuruluşuna haber verme, temel yaşam desteği, ambulans müdahalesi, acil servis müdahalesi) etkin çalışması açısından kritik öneme sahiptir.