← Ünite 2

Ünite 2: Dünyada Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi — Konu Anlatımı

1Giriş ve Sosyal Hizmetin Doğuşunu Hazırlayan Tarihsel Koşullar

Sosyal hizmetin bir meslek ve bilimsel disiplin olarak ortaya çıkış süreci, insanlık tarihi boyunca var olan yardımlaşma pratiklerinin çok ötesinde, modernleşme ve endüstrileşme süreçleriyle doğrudan ilişkilidir. Tarihsel süreç incelendiğinde, sosyal hizmetin kurumsallaşması ve meslekleşmesinin arkasında özellikle Batı Avrupa'da 16. yüzyıldan itibaren yükselişe geçen kapitalizm olgusu yer almaktadır. Kapitalizm öncesi feodal dönemde, toplumsal koruma ve yardımlaşma mekanizmaları senyör-köylü ve tımar sahibi-reaya ilişkileri çerçevesinde, sistemin kendi doğal işleyişi içinde çözülmekteydi. Bu dönemde engellilik, yoksulluk ve yaşlılık gibi durumlar, feodal bağlar ve tarımsal üretim ilişkileri sayesinde geniş kitleleri sarsan akut birer sosyal sorun haline gelmeden absorbe edilebiliyordu.

Feodal sistemin çözülmesi, derebeyliklerin yerini merkezi ulus devletlere bırakması ve kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olmasıyla birlikte, geleneksel koruyucu ağlar da ortadan kalkmıştır. Tarımdan koparak kentlere göç eden ve emeğini satmaktan başka çaresi kalmayan yeni bir işçi sınıfı doğmuştur. Bu radikal sosyo-ekonomik dönüşüm; kitlesel yoksulluk, güvencesizlik, sağlıksız barınma koşulları, çocuk işçiliği ve kimsesizlik gibi yeni ve karmaşık sosyal sorunları beraberinde getirmiştir. Bu durum, sosyal güvenliği sağlama sorumluluğunun kişisel ya da yerel bir lütuf olmaktan çıkıp devletin asli bir görevi haline gelmesine zemin hazırlamıştır.

Sosyal hizmet, liberal ekonomik modelin yarattığı derin eşitsizlikler ve gereksinimlerle doğmuş, zamanla sosyal refah devletinin gelişimine paralel olarak kurumsal bir kimlik kazanmıştır. Mesleğin temel felsefesi, toplumdaki olanaklardan herkesin eşit şekilde yararlanması ve ulusal gelirden adil pay alması düşüncesine dayanır. Sanayileşmiş ülkelerde ilk olarak çalışma koşullarının düzeltilmesi mücadelesiyle başlayan bu süreç; sendikacılık, sosyal güvenlik ve sosyal hizmetlerin birbirini etkileyen bir bütün halinde gelişmesini sağlamıştır. Böylece sosyal hizmet, hem bireysel hem de toplumsal değişimi hedefleyen, sorun çözücü bilimsel bir disiplin olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

2Feodal Dönem Sonrası İlk Yasal Düzenlemeler ve İngiliz Yoksulluk Yasaları

Batı dünyasında yoksulluk ve muhtaçlık sorununa yönelik kurumsal ve yasal müdahalelerin öncüsü İngiltere olmuştur. 16. ve 17. yüzyıllarda kiliseye bağlı hayır kurumlarının yetersiz kalması üzerine, 1601 yılında meşhur 'Yoksullara Yardım Yasası' (Elizabethan Poor Law) çıkarılmıştır. Bu yasa, o güne kadar dağınık halde uygulanan tedbirleri tek bir çatı altında birleştirmiş ve yoksullara yardımı yerel cemaatlerin (bölgelerin) zorunlu bir görevi haline getirmiştir. Yasanın en belirgin özelliği, muhtaçları kategorize etmesi ve her gruba farklı müdahale yöntemleri öngörmesidir. Çalışamayacak durumdaki yaşlı, engelli ve hasta yoksullar düşkünler evinde barındırılırken; çalışabilecek güçte olan sağlıklı yoksullar ıslah evlerinde çalışmaya zorlanmış, çalışmayı reddedenler ise cezalandırılmıştır. Kimsesiz çocuklar ise çıraklık eğitimine yönlendirilmiştir.

Sanayi Devrimi ile birlikte kentlerdeki yoksul nüfusun kontrolsüz artışı, yasalarda yeni düzenlemeleri zorunlu kılmıştır. 1782 yılında yürürlüğe giren Gilbert Yasası, sakat olmayan yoksullara da para yardımı yapılmasını yasal hale getirerek düşkünler evine gitme zorunluluğunu esnetmiştir. Sosyal güvenlik tarihi açısından en radikal adımlardan biri ise 1795 tarihli Speenhamland Yasası ile atılmıştır. Bu yasa, ekmek fiyatlarına ve ailedeki çocuk sayısına göre belirlenen bir asgari geçim sınırını esas alarak, çalışan yoksulların ücretlerinin yerel vergilerle desteklenmesini öngörmüştür. Bu yönüyle Speenhamland, bugün çağdaş anlamda sosyal güvenliğin bir hak olarak toplumdaki herkesi kapsama mantığının ilk somut örneği kabul edilir.

Ancak liberal iktisatçıların ve düşünürlerin, bu yardımların insanları tembelliğe alıştırdığı, nüfus artışını körüklediği ve ücretleri düşürdüğü yönündeki sert eleştirileri üzerine 1834 yılında Yoksulluk Yasası'nda geriye doğru radikal bir değişiklik yapılmıştır. 1834 Yasası ile yardım alma koşulları son derece zorlaştırılmış, yardımlar en düşük işçi ücretinin altına çekilmiş ve çalışabilir durumdaki yoksullara doğrudan nakdi yardım yapılması yasaklanarak kötü koşullardaki ıslah evlerine gitmeleri zorunlu kılınmıştır. Bu yasa, 'hak eden' ve 'hak etmeyen' yoksul ayrımını keskinleştirerek yoksulluğu damgalayan, onur kırıcı bir yaklaşımı egemen kılmıştır.

3Sosyal Hizmetin Öncü Örgütlenmeleri: Yardım İşleri Düzenleme Derneği ve Yerleşim Evleri

19. yüzyılın sonlarına doğru, yoksullukla mücadelede kurumsal ve organize sivil girişimler ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu girişimlerin ilki, sosyal hizmet mesleğinin bireyle çalışma (sosyal kişisel çalışma) yönteminin temelini oluşturan Yardım İşlerini Düzenleme Derneği'dir (Charity Organization Society - COS). İlk olarak İngiltere'de ortaya çıkan ve 1877'de Amerika'da (Buffalo ve New York) hızla yayılan bu örgütlenme, kentlerdeki düzensiz ve mükerrer yardımları koordine etmeyi amaçlamıştır. Derneğin görevlendirdiği ve 'dost ziyaretçiler' olarak adlandırılan gönüllüler, yoksul aileleri evlerinde ziyaret ederek onlara bütçe yapmayı, tasarruf etmeyi ve iş aramayı aşılamaya çalışmış, yoksulluğun nedenini bireysel ahlaki yetersizliklerde aramıştır.

COS hareketine eş zamanlı olarak, çevre reformunu ve toplumsal değişimi savunan 'Yerleşim Evleri' (Settlement Houses) hareketi doğmuştur. Bu hareketin ilk örneği, 1884 yılında Londra'da kurulan Toynbee Hall'dur. Yerleşim evlerinde çalışanlar, dost ziyaretçilerin aksine yoksul mahallelerin içinde bizzat yaşayarak bölge halkıyla doğrudan bağ kurmuşlardır. Bu hareketin Amerika'daki en önemli temsilcisi ve sosyal hizmetin kurucu figürlerinden olan Jane Addams, Chicago'da kurduğu Hull House ile toplumsal eylem, grup çalışması ve topluluk örgütlenmesi tekniklerinin öncülüğünü yapmıştır. Yerleşim evleri, yoksulluğun nedenini bireyde değil, çevre ve sistemdeki adaletsizliklerde görmüş ve çevre reformuna odaklanmıştır.

Farklı yaklaşımlarına rağmen, her iki hareketin de ortak noktaları mevcuttur. Her iki hareket de benzer ahlaki ilkelere inanmış, eğitimin bireysel ve toplumsal kurtuluştaki önemini vurgulamış, sadece mali yardımın sorunları çözmede yetersiz olduğunu savunmuş ve toplumun ayrıcalıklı kesimlerinin dezavantajlı gruplara karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu kabul etmiştir. COS daha çok bireysel değişime ve vaka koordinasyonuna odaklanırken, Yerleşim Evleri bilimsel araştırmalara, yerel liderliğin geliştirilmesine ve çevresel düzenlemelere öncelik vermiştir.

4Meslekleşme, Eğitim ve Kuramsal Gelişim Dönemi (1900-1940)

20. yüzyılın başlarından itibaren sosyal hizmet, amatör hayırseverlik faaliyetlerinden sıyrılarak bilimsel ve kurumsal bir meslek olma yolunda hızla ilerlemiştir. Bu dönemde ilk eğitim programları ve kurslar açılmaya başlanmıştır. Mesleğin gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından biri, Richard Cabot'un 1905 yılında Massachusetts Genel Hastanesi'nde ilk 'Tıbbi Sosyal Hizmet' uygulamasını başlatmasıdır. Bu gelişmeyle birlikte sosyal hizmet uzmanları okullarda, mahkemelerde ve çocuk kliniklerinde profesyonel olarak görev almaya başlamışlardır. 1917 yılında Mary Richmond'ın kaleme aldığı 'Sosyal Teşhis' (Social Diagnosis) adlı eser, sosyal hizmetin ilk bilimsel metodolojisini ortaya koymuş; müracaatçıya müdahalede tanı, prognoz ve tedavi planlaması süreçlerini sistematize etmiştir.

1920'li yıllarda Sigmund Freud'un psikanalitik kuramının tüm dünyada popülerlik kazanması, sosyal hizmet uygulamalarını da derinden etkilemiştir. Sosyal hizmet uzmanlarının odağı, makro düzeydeki sosyal reformlardan mikro düzeydeki 'iç ruhsal' (intra-psişik) süreçlere ve terapiye kaymıştır. Bu durum, müracaatçıların sosyal çevrelerine müdahale etmek yerine, kendi mevcut koşullarına psikolojik olarak uyum sağlamalarını hedefleyen klinik bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. I. Dünya Savaşı'nın yarattığı travmalar ve savaş nevrozu vakaları da psikiyatri alanında eğitilmiş sosyal hizmet uzmanlarına olan talebi artırmış, mesleğin klinik yönünü güçlendirmiştir.

1929 Büyük Buhranı ve ardından gelen ekonomik çöküş, bireysel terapi odaklı yaklaşımın tek başına yetersiz olduğunu kanıtlamıştır. Kitlesel işsizlik ve yoksulluk karşısında devletler müdahaleci politikalara yönelmiş ve ABD'de 1935 yılında yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Yasası (Social Security Act) ile modern refah devletinin temelleri atılmıştır. Bu yasa, sosyal hizmet uzmanları için devasa bir kamusal istihdam alanı yaratmıştır. Dönemin teorik gelişimindeki en önemli aşamalardan biri de 1939 Lane Raporu'dur. Bu rapor, 'Toplum Örgütlenmesi'ni sosyal hizmetin resmi ve bilimsel bir yöntemi olarak tanımlayarak literatüre kazandırmıştır.

5Refah Devletinin Altın Çağı ve Küreselleşme Sürecinde Sosyal Hizmet (1940-1980 Sonrası)

II. Dünya Savaşı sonrasındaki dönem (1940-1970), sosyal refah devletinin altın çağı olarak kabul edilir. Bu dönemde sosyal hizmet mesleği kurumsal örgütlenmesini tamamlamıştır. 1952'de Sosyal Hizmet Eğitimi Konseyi (CSWE) ve 1955'te Ulusal Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (NASW) kurularak mesleki standartlar, etik ilkeler ve akademik yayınlar güvenceye alınmıştır. 1950'ler ve 1960'larda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabulü ve sivil haklar hareketleri, sosyal hizmete 'sosyal adalet' boyutunu kazandırmıştır. Sosyal hizmet uzmanları, müracaatçı ile sadece bir 'bakım' ilişkisi kurmakla kalmayıp, sorunların kökenindeki yapısal eşitsizlikleri sorgulamaya başlamışlardır.

1970'lerin ortalarından itibaren yaşanan küresel ekonomik krizler, yüksek enflasyon ve işsizlik oranları, sosyal refah devletinin gerilemesine ve neo-liberal politikaların yükselişine yol açmıştır. IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşların dayattığı politikalar neticesinde sosyal harcamalar kısıtlanmış, sosyal hizmetler özelleştirilmeye ve ticarileştirilmeye başlanmıştır. Bu dönüşüm, orta sınıfın erimesine, eşitsizliklerin artmasına ve evsizlik, madde bağımlılığı, HIV/AIDS gibi yeni sosyal krizlerin doğmasına neden olmuştur. Bu dönemde sosyal hizmet, bireyi çevresiyle birlikte değerlendiren 'Sistem Yaklaşımı'nı ve feminist yaklaşımları benimseyerek çok boyutlu bir nitelik kazanmıştır.

Batı dünyasında tarihsel mücadelelerle şekillenen sosyal hizmet mesleği; Asya, Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelerde ise daha farklı bir seyir izlemiştir. Bu ülkelerde sosyal hizmet, bağımsız bir mesleki kimlik kazanmaktan ziyade, ulusal kalkınma planlarının ve ekonomik büyüme hedeflerinin bir alt unsuru olarak konumlandırılmıştır. Bu durum, azgelişmiş ülkelerde sosyal hizmetin özgün kuramsal ve mesleki gelişimini sınırlayan, onu Batı modellerine bağımlı kılan önemli bir engel teşkil etmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250