← Ünite 8

Ünite 8: Siyasi Haklar — Konu Anlatımı

1Giriş ve Siyasi Hakların Genel Çerçevesi

Siyasi haklar, bireylerin siyasal bir toplumun üyesi olmalarını, devlet yönetimine katılmalarını ve kamu gücünün şekillenmesinde söz sahibi olmalarını sağlayan temel haklar kategorisidir. İnsan hakları hukukundaki klasik üçlü tasnifte (kişisel/koruyucu, siyasi/katılma ve sosyal-ekonomik/isteme hakları) ikinci kategoriyi oluşturan bu haklar, demokratik rejimlerin varlık zeminini teşkil eder. Siyasi hakların kullanılabilmesi, başta ifade ve örgütlenme özgürlükleri olmak üzere sivil hakların güvence altında bulunmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Güvenceli bir sivil haklar rejiminin bulunmadığı bir toplumda, gerçek anlamda demokratik siyasetten ve siyasi hakların etkin kullanımından söz edilemez.

Bu bölümde siyasi haklar kapsamında vatandaşlık hakkı, bilgi edinme hakkı, dilekçe hakkı, seçme ve seçilme hakları ile siyasi faaliyette bulunma hakları ele alınmaktadır. Bu haklar, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1966 yılında kabul edilen ve 1976 yılında yürürlüğe giren Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümleri çerçevesinde karşılaştırmalı olarak incelenmektedir.

Siyasi haklar, doğası gereği genellikle vatandaşlık bağına göre şekillenen ve yabancılara karşı sınırlandırılabilen haklardır. Ancak modern insan hakları hukuku geliştikçe, bu hakların bir kısmının (örneğin dilekçe ve bilgi edinme haklarının) belirli ölçülerde yabancılara da tanınması yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Siyasi hakların etkinliği, devletin şeffaf, hesap verebilir ve demokratik bir işleyişe sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir.

2Vatandaşlık Hakkı

Vatandaşlık (uyrukluk), belli bir devlet ile kişi arasındaki karşılıklı hak, görev ve yükümlülük ilişkilerini belirleyen hukuki ve siyasi bağı ifade etmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 15. maddesi, herkesin bir uyrukluğa hakkı olduğunu, kimsenin bu haktan keyfî olarak yoksun bırakılamayacağını ve kişinin uyrukluğunu değiştirme hakkının engellenemeyeceğini hüküm altına almıştır. Ayrıca, vatansızlığı önlemek amacıyla hazırlanan Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin BM Sözleşmesi 1975 yılında yürürlüğe girmiştir. Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi ise daha ileri giderek, başka bir devletin uyrukluğuna sahip olmaması halinde herkese, doğduğu ülkenin uyrukluğunu kazanma hakkını tanımıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) metninde vatandaşlık hakkına açıkça yer verilmemiştir. Ancak Sözleşme'ye Ek 4 Nolu Protokol'ün 3. maddesi vatandaşlara iki önemli güvence getirmiştir: Vatandaşlar kendi ülkelerinden sınır dışı edilemezler ve kendi ülkelerine girme hakkından yoksun bırakılamazlar. Vatandaşlık bağı, devletin kendi vatandaşlarına ülkede yerleşme hakkı vermesini gerektirir. Bunun anayasal bir sonucu da T.C. Anayasası'nın 38. maddesinde yer alan, vatandaşların suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemeyeceği (iade edilemeyeceği) kuralıdır.

T.C. Anayasası'nın 66. maddesi vatandaşlık esaslarını düzenlemiştir. Anayasa, vatandaşlığın kazanılmasında esas olarak soy (kan) esasını benimsemiştir; Türk ananın veya Türk babanın çocuğu Türk vatandaşıdır. Türkiye'de doğmuş olmak tek başına vatandaşlık kazandırmaz; ancak Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, Türkiye'de doğan ve yabancı bir vatandaşlık kazanamayan çocuklar ile Türkiye'de bulunmuş bebekler (aksi sabit olmadıkça) doğumdan itibaren Türk vatandaşı sayılırlar. Ayrıca kanunun öngördüğü şartların taşınması halinde doğum dışı yollarla da vatandaşlık kazanılabilir.

Vatandaşlığın kaybedilmesi hususu, keyfîliği önlemek adına anayasal güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın 66/4. maddesine göre, "vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça" kimse vatandaşlıktan çıkarılamaz. Birçok temel hak ve kamu hizmetinden yararlanmanın vatandaşlık şartına bağlı olduğu düşünüldüğünde, bu kavramın son derece dar yorumlanması gerekir. Ayrıca vatandaşlıktan çıkarma işlemlerine karşı yargı yolu kapatılamaz. Kişinin kendi isteğiyle vatandaşlıktan çıkıp başka bir devletin vatandaşlığına geçmesi ise Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 20. maddesinde izin sistemine tabi tutularak düzenlenmiştir.

3Bilgi Edinme ve Dilekçe Hakları

Bilgi edinme hakkı, bireylerin kamusal faaliyetler ve özellikle kendileriyle ilgili kamu işlemleri hakkında resmi makamlarca bilgilendirilmeyi talep edebilmesidir. Bu hak hem sivil hem de politik bir nitelik taşır. T.C. Anayasası'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası, devletin resmi işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesini zorunlu kılarak bilgi edinme hakkını destekler. Bilgi edinme hakkının etkinliği kamu idaresinin şeffaflığına bağlıdır; devlet sırrı, ticari sır, istihbarat ve ülkenin ekonomik çıkarları gibi gerekçelerle getirilen geniş gizlilik istisnaları bu hakkın sınırlarını daraltmaktadır. Türkiye'de bu hak 2003 tarihli Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile düzenlenmiştir.

Dilekçe hakkı, Anayasa'nın 74. maddesinde düzenlenen ve vatandaşlar ile karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılara tanınan bir hak arama yoludur. Kişiler kendileriyle veya kamuyla ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili idari makamlara ve TBMM'ye yazılı olarak başvurabilirler. Ayrıca insan hakları ihlalleri iddiaları için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na başvurulması mümkündür. Dilekçe hakkı toplu olarak kullanılamaz; bireysel başvuru esastır.

Dilekçe hakkının en kritik unsuru, muhatap makamların cevap verme zorunluluğudur. Anayasa'nın 74. maddesinin ikinci fıkrasına göre, yetkili makamlar kendilerine yapılan başvuruları yazılı olarak cevaplandırmak zorundadır. Başvurulan makam kendisini yetkisiz görse veya talebi hukuka aykırı bulsa dahi, bu durumu gerekçelendirerek başvuru sahibine yazılı cevap vermekle yükümlüdür. Bu yönüyle dilekçe hakkı, idarenin denetlenmesi ve demokratik katılım açısından işlevsel bir araçtır.

4Seçme ve Seçilme Hakları

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin orijinal metninde yer almayan serbest seçim hakkı, Ek 1 Nolu Protokol'ün 3. maddesiyle güvenceye kavuşturulmuştur. Bu protokol, seçme hakkını doğrudan bireysel bir hak olarak tanımlamaktan ziyade, devletlere yasama organının halkın kanaatini serbestçe yansıtacak şekilde oluşmasını sağlama ödevi yükler. Bu ödev; gizli oy, serbest oy, düzenli aralıklarla yapılan hür seçimler ve eşit oy ilkelerini içerir. Seçimlerin dürüstlüğü, rekabetçi çok partili bir ortamın ve politik ifade/örgütlenme özgürlüğünün varlığına bağlıdır. Devletler yaş, ikamet ve kısıtlılık gibi makul sebeplerle seçme ve seçilme hakkına sınırlamalar getirebilir ancak bu kısıtlamalar hakkın özünü zedelememelidir.

T.C. Anayasası'nın 67. maddesi seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma haklarını vatandaşlara özgülemiştir. Seçimler ve halk oylamaları; serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının yönetim ve denetimi altında gerçekleştirilir. Türkiye'de seçme yaşı 18'dir. Ancak anayasal düzenleme gereği; silah altında bulunan er ve erbaşlar, askeri öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Hükümlülere oy hakkı tanınmaması, demokratik katılım ilkeleri açısından öğretide eleştirilen bir hak mahrumiyetidir.

Türkiye'de seçilme hakkı, seçme hakkına kıyasla daha ağır şartlara ve sınırlamalara tabidir. Milletvekili seçilebilmek için 30 yaşını doldurmuş olmak gerekir ki bu sınır Avrupa standartlarına göre oldukça yüksektir. Seçilme şartları arasında ayrıca; Türk vatandaşı olmak, en az ilkokul mezunu olmak, kısıtlı olmamak, erkek adaylar için askerlik hizmetini yapmış olmak, kamu hizmetinden yasaklı olmamak, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymemiş olmak ve anayasada özel olarak belirtilen ağır/yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak yer almaktadır.

5Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkı ve Siyasi Partiler

Siyasi faaliyette bulunma hakkı, vatandaşların ülke yönetiminde söz sahibi olabilmelerinin en organize yoludur. Anayasa'nın 68. maddesi uyarınca, 18 yaşını dolduran her vatandaş siyasi parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır ve temsili demokrasilerde toplumsal taleplerin siyasal kararlara dönüşmesini sağlayan temel araçlardır. Türkiye gibi hukuk devletinin ve özgürlüklerin tam olarak yerleşmediği ülkelerde siyasi partiler, vatandaşlar için aynı zamanda birer sığınak işlevi de görebilmektedir.

Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilerin amaç, örgütlenme ve faaliyetlerine yönelik çok sayıda yasak içermektedir. Anayasa'nın 68/4. maddesine göre; siyasi partilerin tüzük, program ve eylemleri devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz. Ayrıca sınıf veya zümre diktatörlüğünü ya da herhangi bir diktatörlüğü savunamaz, suç işlenmesini teşvik edemez. Bu yasaklara aykırılık durumunda Anayasa'nın 69. maddesi uyarınca partilerin kapatılması gündeme gelir.

Siyasi partilerin kapatılması davası Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından karara bağlanır. Bir partinin kapatılabilmesi için tüzük ve programının yasaklara aykırı olması, bu yasaklara aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi veya yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, gerçek ve tüzel kişilerden mali yardım alması gerekir. AYM'nin kapatma kararı verebilmesi için beşte üç (3/5) oy çokluğu aranır. Mahkeme, kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı da verebilir. Kapatılan bir parti başka adla kurulamaz, kapatmaya sebep olan kurucular ve üyeler 5 yıl süreyle parti kurucusu veya yöneticisi olamaz, milletvekili iseler milletvekillikleri sona erer ve partinin malları Hazine'ye geçer. AİHM, Türkiye'deki parti kapatma uygulamalarının çoğunu örgütlenme özgürlüğünün (m. 11) ihlali olarak değerlendirmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250