Ana Sayfa » İstanbul Üniversitesi AUZEF » Sosyoloji Lisans Programı » Kültür Sosyolojisi Ve Kültürel Çalışmalar
← Ünite 14

Ünite 14: Türkiye’de Kültür Sosyolojisi — Konu Anlatımı

1Türkiye’de Kültür Sosyolojisinin Oluşum Süreci ve Tartışma Alanları

Türkiye'de kültür sosyolojisi tartışmaları, tarihsel kökenleri itibarıyla kültür temelli araştırmaların geçmişine kadar geri götürülebilse de dar anlamda kültür sosyolojisi tartışmalarının daha yakın dönemlerde gerçeklik kazandığı söylenebilir. Türkiye, tarihsel geçmişi, zengin medeniyet ve kültür birikimi, toplumsal değişme süreçleri, farklı toplumlarla yoğun temasta bulunması ve durağan olmayan toplumsal tarihi nedeniyle kültür tartışmalarının en yoğun yaşandığı toplumlardan biridir. Türk kültür unsurlarının, öbeklerinin ve ilkelerinin yanı sıra kültürel dönüşümler, başkalaşımlar, bozulmalar ve yenilenmeler sürekli bir biçimde kültür eksenli tartışmaları beslemiştir.

Yaşam tarzları, düşünceler, tasavvurlar, algılar ve gündelik hayat sunumları, kültürün sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Aile, din, siyaset, iktisat, hukuk, sanat-edebiyat ve boş zamanlar gibi temel kurumlar, kültürel tartışmaların kesintisiz devam ettiği başat alanlardır. Bu kurumların genel özelliklerinin yanı sıra kılık-kıyafet, züppelik, modernlik, geleneksellik, dindarlık, laiklik, batılılaşma, kadın, zaman, mekân, kent, köy ve toplumsal tipler gibi mikro kurumsal meseleler de kültür sosyolojisinin inceleme alanına dâhil olmuştur.

Türkiye'de kültür sosyolojisi, kavramsal ve teorik yönelimler anlamında geç başlamış bir sahadır. Toplumsal yapı ve değişme çalışmalarında uzun yıllar iktisat, siyaset ve din ağırlıklı bir seyir izlenmiş; sanatın, edebiyatın ve kültürün sunduğu imkânlar ana akım sosyoloji tarafından ötelenmiştir. Katı pozitivist bilimsel çevreler, sanat ve edebiyat adamlarının katkılarını bilimsel dışı bularak reddetmiş ve bu durum sosyolojik izahların inanılmaz ölçüde dar bir alana hapsolmasına yol açmıştır.

Kurtuluş Kayalı gibi isimler, Türkiye'de kültür sosyolojisinin kurulmasındaki zorlukları tartışarak akademik ve entelektüel gelenekte kültürün genel bir inceleme konusu olmamasının eksikliğine dikkat çekmişlerdir. Sanat, edebiyat ve sinema sosyolojisi gibi alt alanların geç ve güç gündeme gelmesi önemli bir engel oluşturmuştur. Ancak tüm bu handikaplara rağmen, dünyadaki sosyolojik araştırmaların ivmesi ve Türkiye'deki sosyoloji yapma tarzındaki değişimler sayesinde kültür sosyolojisi çalışmalarında belirgin bir artış gözlenmektedir.

2Ziya Gökalp ve Türk Sosyolojisinde Kültür-Medeniyet Ayrılığı

Türk sosyolojisinin kurucu ismi olan Ziya Gökalp, kültür tartışmalarında merkezi bir konuma sahiptir. Sosyolojik yaklaşımı büyük oranda Emile Durkheim’ın pozitivist ve işlevselci çizgisinden etkilenmekle birlikte, Türkiye toplumunun somut gerçekliklerine uyarlanan özgün bir karakter de taşımaktadır. Gökalp, sosyolojiyi felsefe ve biyolojiden ayıran Durkheim'ı örnek alarak toplumsal gerçekliği incelemiş ve Türk toplumunun siyasal, toplumsal ile kültürel değişim süreçlerini mercek altına almıştır.

Gökalp'in sosyolojik analizlerinin temelini dikotomiler (ikili zıtlıklar) oluşturur. Hırs-medine, halk-havas ve birey-toplum gibi ikilikler onun eserlerinde geniş yer bulur. Bunlar arasında en ünlü ve tartışmalı olanı 'kültür (hars) ile medeniyet' ayrılığıdır. Gökalp'e göre kültür milli, medeniyet ise milletlerararasıdır. Kültür bir milletin dini, ahlaki, hukuki, akli, estetik, lisani, iktisadi ve fenni hayatlarının ahenkli bir bütünü olup duygulardan beslenir ve kendiliğinden (tabii) gelişir. Medeniyet ise usul vasıtasıyla ve ferdi iradelerle ortaya çıkan, bilgilerden oluşan ortak bir birikimdir.

Kültür ile medeniyet arasında karşılıklı ilişkiler de mevcuttur; her kavmin önce yalnız milli kültürü bulunur, kültürü yükseldikçe medeniyete dâhil olur. Gökalp, milli kültürü kuvvetli fakat medeniyeti zayıf olan bir milletin, kültürü bozulmuş fakat medeniyeti yüksek olan bir milletten daha güçlü olduğunu savunur. Bu formülasyon, onun 'Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak' sentezinin ve yeni devletin Batılılaşma politikasını meşrulaştırma çabasının ideolojik arkaplanını oluşturur.

Gökalp'in kültür-medeniyet ayrımı, sosyolojik gerçeklere uymadığı ve 'hissi' bulunduğu gerekçesiyle Uriel Heyd ve H. Bayram Kaçmazoğlu gibi pek çok yazar ve sosyolog tarafından eleştirilmiştir. Buna rağmen Gökalp, otantik değerler, mitolojiler, halk hayatı, edebiyat ve sanat unsurlarını sosyolojiye taşıması bakımından Türkiye'de kültür sosyolojisinin öncüsü olmayı sürdürmektedir.

3Mümtaz Turhan ve Kültür Değişmeleri

Tecrübi psikoloji alanındaki kariyerinin yanı sıra Türkiye'de kültür sosyolojisinin inşasında kilit bir aktör olan Mümtaz Turhan, özellikle kültür değişmeleri konusunda çığır açmıştır. 'Kültür Değişmeleri' adlı eseri, Ziya Gökalp'ten sonra bu konuyu hem teorik hem de uygulamalı düzeyde ele alan en kapsamlı çalışmadır. Turhan, kitabında kültür kavramını ayrıntılı şekilde tahlil etmiş, köy topluluğu üzerine ampirik araştırmalar yürütmüş ve toplumsal değişmenin dinamiklerini incelemiştir.

Turhan'a göre kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerden oluşan, o toplumun bilgi, itiyat, kıymet ölçüleri, genel tutum, görüş, zihniyet ve davranış şekillerini içeren ayrışmayan bütünsel bir yapıdır. Bu bütün, o cemiyet mensuplarının çoğunluğunda ortak olan ve onları diğer toplumlardan ayıran özel bir hayat tarzı temin eder.

Kültür değişmelerini 'serbest' ve 'mecburi' kültür değişmeleri olarak sınıflandıran Turhan, toplumların dış etkiler veya iç dinamikler yoluyla geçirdiği dönüşümleri bilimsel bir süzgecden geçirmiştir. Köy topluluğunda uzun süre yürüttüğü saha çalışmaları, kültür değişmelerinin yönünü ve niteliğini somut olarak gözler önüne sermiştir. Anlama faktörünün kültür üzerindeki etkisini irdelemesi, onu Türkiye'de uygulamalı sosyolojinin ve kültür araştırmalarının öncüsü yapmıştır.

4Nihat Nirun ve Sosyal Dinamik Bünye Analizi

Nihat Nirun, kültür sosyolojisinde makro ve mikro yaklaşımları sentezlemeyi hedefleyen metodolojik yönelimiyle öne çıkar. Dilthey’ın geleneksel ayrımını benimseyerek 'tabii bilimler' ile 'kültür bilimleri (manevi bilimler)' arasında kesinti çizer. Kültür bilimlerinin gerçek sahasının insan olduğunu, insanın varlığı olmadan tarihi, ekonomik, hukuki ya da dini olayların var olamayacağını savunur.

Sistematik Sosyoloji Yönünden Sosyal Dinamik Bünye Analizi adlı eserinde sosyal yapı ile sosyal bünyeyi birbirinden ayırır. Sosyal yapı öğelerin bir arada bulunuş tarzını ve ilişki kalıplarını düzenleyen kontrol organizasyonudur; toplumun dinamik sosyal bünyesinin iskeletidir. Kültür çevresi ise sosyal yapıyı oluşturan temel alanlardan biridir ve normatif karakteriyle değerler alanını kapsar.

Nirun'a göre kültür, fertlerin katkılarıyla oluşsa da onların bireysel hayatlarının dışında bağımsız olarak büyüyen, biriken ve kuşaklar arası aktarılan bir 'sosyal veraset'tir. Kültür kalıpları (örfler, adetler, normlar) grup davranışlarını tayin eder. Kültür muhtevasını 'geneller', 'özeller' ve 'değişkenler' olarak üçe ayırır: Geneller her kişiyi (örn. dil) kapsarken, özeller meslekleri ve uzmanlıkları, değişkenler ise bireysel seçimleri ifade eder. Ayrıca tabii çevre ile kültür çevresinin etkileşimiyle oluşan 'sosyo-kültürel çevre' kavramını sosyoloji literatürüne kazandırmıştır.

5Şerif Mardin ve Kültürel Çözümleme: Merkez-Çevre ve Bihruz Bey Sendromu

Şerif Mardin, Türk sosyolojisine kimlik, ideoloji, din, edebiyat ve modernleşme ekseninde özgün katkılar sunmuş üretken bir simadır. Kültürün toplumsal sorunlar ve siyasetle sıkı bir irtibat içinde olduğunu savunur. 'Din ve İdeoloji' ile 'Türk Modernleşmesi' gibi eserlerinde Osmanlı'dan modern Türkiye'ye uzanan süreçte kültürel yapıyı çözümler.

Mardin'e göre kültür, sadece sanat ve edebiyatla sınırlı olmayıp eğitim, teknoloji, siyaset, hukuk, iktisat ve dini içeren sosyal yaşamın bütün yönleridir; başka bir deyişle sosyal yapı demektir. Osmanlı toplum yapısını analiz ederken 'büyük kültür' (saray kültürü / divan kültürü) ile 'küçük kültür' (taşra kültürü / halk kültürü) olmak üzere iki ayrıksı kültür biçiminden bahseder. Bu iki kültür arasındaki yapısal ayrılık ve uçurum, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemindeki reformlara rağmen kapanmamıştır.

Türk modernleşmesinin kültürel evrenini edebiyat eserleri ve romanlar üzerinden inceleyen Mardin, Batılılaşmanın yeni bir yaşam tarzı ve zihniyet yarattığına dikkat çeker. Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası romanındaki Bihruz Bey karakterini modelleştirerek 'Bihruz Bey sendromu' kavramını geliştirir. Bihruz Bey, Batı'nın maddi yönlerine hayranlık duyup halk kültürüyle bağını koparan, kimlik ve köken bunalımı yaşayan tipik bir uygarlık hastalığının temsilcisidir. Mardin'in yaklaşımı, yorumsama ve sosyo-kültürel bakışı önceleyen zengin bir 'kültürel çözümleme' örneğidir.

6Erol Güngör ve Tarihsel Sosyolojik Perspektifte Kültür

Mümtaz Turhan’ın asistanı olan Erol Güngör, felsefe, psikoloji, hukuk, sosyoloji ve tarih disiplinlerini harmanlayarak Türk toplumunun kültür meselelerini soğukkanlılıkla incelemiştir. Pozitivist paradigmanın dışında kalarak manevi kültüre (din, sanat, ahlak) odaklanmış; milliyetçilik, İslamcılık ve kimlik gibi konuları kültürel bir çerçevede değerlendirmiştir.

Güngör, kültür ve medeniyet arasında keskin bir ayrım yapmaz; antropolog E. Sapir’in görüşüne dayanarak milli kültürlerin bir medeniyetin çeşitli manzaralarından ibaret olduğunu belirtir. Medeniyet unsurları milletler arasında alışveriş konusu olurken, her millet onları kendi şartları içinde kendine mahsus bir hüviyete kavuşturur. Kültür, medeniyetin cemiyetlere intikal ediş tarzıdır.

Kültür değişmeleri konusunda Güngör, değiştirilmesi gerekenin medeniyet değil kültür olduğunu, saf kültürün bulunmadığını ve kültür değişmesinin normal bir süreç olduğunu savunur. Toplumların gelişmesi için kültür değişmelerine açık olması gerekir; önemli olan dışarıdan alınan unsurların kendi değerler süzgecinden geçirilerek özgün bir senteze ulaştırılmasıdır.

7Mustafa Aydın ve Güncel Kültürde Temel Kavramlar

Konya Sosyoloji Ekolü'nün önemli temsilcilerinden Mustafa Aydın, kognitif (bilişsel) alanlar, kültürel unsurlar, bilgi sosyolojisi ve din sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Güncel Kültürde Temel Kavramlar adlı eserinde kültür, kimlik, kişilik, sembol, bilgi, çokkültürlülük, değer, dil, gelenek, medeniyet ve popüler kültür gibi konuları tahlil etmiştir.

Aydın’a göre kültür, insan eliyle üretilmiş, insanın tabiata eklediği soyut-sembolik bir ifadedir. Günlük hayatta incelik, bilgili olmak veya sanat anlamlarında kullanılsa da sosyal bilimlerde davranış örüntülerini, etkileşim süreçlerini ve kurumları içeren çok boyutlu bir yapıdır. Davranış örüntüleri (töre, gelenek, görenek) sürekli tekrarlanarak kurumları meydana getirir.

Kurumlar (aile, eğitim, ekonomi, din, siyaset), kültürün yapı taşları ve en üst çatısı olan medeniyetin örgütsel birer parçasıdır. Aydın, moderniteye dışarıdan bakış, bilgi sosyolojisi ve din sosyolojisi alanındaki eserleriyle kültürel okuma modellerini en işlevsel şekilde kullanan çağdaş isimlerden biridir.