← Ünite 4

Ünite 4: Montesquıeu: Sosyolojinin Habercisi — Konu Anlatımı

1Montesquieu’nün Toplum Düşüncesi ve Holist Yaklaşım

Montesquieu, XVIII. yüzyılın en önemli Aydınlanma düşünürlerinden biri olarak, eserlerinde tarih, siyaset bilimi ve sosyoloji disiplinlerini bir araya getiren klasik felsefe eğitimi almış bir entelektüeldir. En meşhur eseri olan 'Kanunların Ruhu'nun önsözünde dile getirdiği 'Ben ilkelerimi, kendi önyargılarımdan değil şeylerin doğasından çıkardım' ifadesi, onun neden sosyolojinin habercileri arasında yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Düşünür, toplumu kaotik ve tesadüfi bir yığın olarak görmek yerine, yüzeyin altında davranış, kurumlar ve kanunlardan oluşan düzenli bir yapının var olduğunu savunur. Toplumsal olguları incelerken atomist (parçacı) değil, tam anlamıyla holist (bütüncül) bir yaklaşım benimser; yani toplumların birbirinden bağımsız birimlerden değil, birbirine sıkı sıkıya bağlı bütünleşmiş yapılardan oluştuğunu öne sürer.

Montesquieu'ye göre kanunlar insan aklının somutlaşmış halidir ve fizikî ortama ile toplumsal kurumlara uygun olmak zorundadır. Her özel kanun bir diğerine bağlıdır veya daha genel bir kanundan kaynaklanır. Bu bağlamda, toplumsal fenomenlerin özgül nedenlerini ampirik ve tarihsel bir analizle keşfetmek mümkündür.

Ancak Montesquieu'nün sisteminin önemli bir kısıtı bulunmaktadır; toplumsal değişim teorisi geliştirememiştir. Hükümet biçimleriyle ilgili tipolojisi eşzamanlıdır ve bir toplum tipinin bir başka tipe nasıl dönüştüğü sorusunu ihmal ederek dinamik bir toplum anlayışından yoksun kalmıştır.

2Toplumu Belirleyen Maddi Koşullar: İklim ve Coğrafya

Montesquieu, toplumu oluşturan unsurları analiz ederken iklim ve coğrafya gibi fizikî/maddi koşullara büyük bir önem atfeder. Bazen mübalağa ederek intihar, evlilik ve kölelik gibi temel toplumsal kurumların ortaya çıkışında ve gelişiminde bu fizikî faktörlerin etkili olduğunu savunmuştur.

Bununla birlikte, düşünür kesinlikle monist (tekçi) bir yaklaşım sergilemekten kaçınır; fizikî nedenlerin yanı sıra moral (manevi, ahlaki) nedenlerin de toplum üzerindeki etkisini vurgular. 'Kanunların Ruhu' adlı eserinde belirttiği üzere, insanlar iklim, din, kanunlar, hükümet buyrukları, geçmiş örnekler ve örf-adetler gibi pek çok şeyden etkilenir ve bunlardan genel bir ruh doğar.

Farklı toplumlarda bu nedenlerin ağırlık merkezleri değişebilir. Örneğin vahşiler üzerinde doğa ve iklim neredeyse tek başına hüküm sürerken, Çinlileri adetler, Japonları kanunlar yönetmektedir. Toplum, bu fizikî ve ahlaki unsurlar arasında ortaya çıkan hassas bir dengenin ürünüdür.

Kanun yapıcının temel rolü de bu fizikî ve ahlaki güçler arasında bir denge tutturmaktır. Bu karmaşık sistem içerisinde birey ise zımnen pasif bir unsur, adeta bir araç veya nesne konumuna indirgenmektedir.

3Sosyolog Montesquieu ve Tarihi Anlamlandırma Çabası

Sosyoloji, toplumsal olanı bilimsel olarak inceleme faaliyeti olarak tanımlandığında, Montesquieu bu unvanı fazlasıyla hak etmektedir. Onun 'Kanunların Ruhu' ve 'Romalıların Büyüklük ve Çöküş Nedenleri Üzerine Düşünceler' adlı eserleri, sonsuz çeşitlilik arz eden ve ilk bakışta birbiriyle uyumsuz görünen tarihsel verileri anlamlı bir düzene sokma çabasının ürünüdür.

Montesquieu, dünyayı hükmeden gücün tesadüf olmadığını, her monarşide onu yükselten, sürdüren ya da çökerten hem ahlaki hem de fizikî genel nedenlerin bulunduğunu savunur. Tüm tesadüfler aslında bu derin nedenlere bağlıdır; özel bir nedenle (örneğin bir savaşla) yıkılan devletin bile aslında o yıkımı hak edecek genel nedenleri vardır.

Düşünürün sosyolojik metodolojisinin özü, ilk bakışta tesadüfi gibi görünen olaylar dizisinin arkasındaki derin nedensellik ilişkisini yakalamaktır. Sonsuz sayıdaki örf, adet ve kurumu belirli az sayıda başlık altında organize ederek 'ideal tip'ler altında kategorize eder.

Olayların genel akışını belirleyen nedenler kavrandığı ölçüde toplumsal değişim anlaşılabilir kılınabilir. Çeşitliliğin kavramsallaştırılması ve tipler altında düzenlenmesi, sosyolojik yöntemin inşasında devrim niteliğinde bir adımdır.

4Siyaset Sosyolojisine Doğru: Hükümet Tipleri ve Ölçütleri

Montesquieu, tarihte ortaya çıkmış çok sayıdaki yönetim biçiminden hareketle bir tipoloji oluşturmuş ve bunları üç ana tipe indirgeyerek siyaset sosyolojisinin temellerini atmıştır. Hükümet biçimlerini sınıflandırırken Aristo'nun evrensel ve zaman-dışı 'öz' anlayışından kopmuş, insanlığın somut tarihsel tecrübesine dayanan analitik kurgular yani 'ideal tip'ler geliştirmiştir.

Düşünür, yönetim biçimlerini belirlerken iki temel kritere başvurur: Bunlar hükümetlerin 'tabiatı' ve 'ilkesi'dir. Hükümetin tabiatı, egemenliği elinde bulunduranların sayısını ifade ederken (bir kişi veya birden fazla kişi); ilkesi ise o yönetim altında yaşayan insanları motive eden, harekete geçiren hissi veya psikolojik/siyasi gücü belirtir.

Ayrıca Montesquieu, siyasal rejimlerle toplumların büyüklükleri (morfolojileri) arasında doğrudan bir bağ kurar. Küçük toplumlar, orta büyüklükteki devletler ve büyük imparatorluklar farklı yönetim biçimlerini zorunlu kılmaktadır.

Geliştirdiği bu üçlü tipoloji; cumhuriyet, monarşi ve despotizm olmak üzere şekillenir. Bu rejimlerden ilk ikisi 'ılımlı' (insani) yönetimler olarak kabul edilirken, sonuncusu insanlık dışı (barbar) bir yönetim olarak nitelendirilmiştir.

5Cumhuriyet, Monarşi ve Despotizm Sınıflaması

Cumhuriyet, halkın bir kısmının veya tamamının egemen olduğu, insanların vatandaş olarak eşit olduğu hükümet biçimidir. Morfolojik olarak Antik Yunan siteleri gibi küçük toplumlara uygundur. Bu rejimin ilkesi 'erdem'dir; buradaki erdem ahlaki veya dini değil, kanunlara riayet etmeyi ve bireyin kendini kolektif yapıya adamasını ifade eden siyasi bir vatan aşkıdır.

Monarşi, egemenliğin tek bir kişiye ait olduğu ancak yönetimin kanunlar çerçevesinde yürüttüğü hükümet şeklidir. Dönemin Avrupa monarşileri gibi orta büyüklükteki toplumlara özgüdür. Eşitsizlik ve farklılık üzerine kurulu bu rejimin ilkesi 'şeref'tir; bireylerin toplumsal ve siyasal itibarlarını artırma çabası rejim için hayati bir tutku ve düzenin sürdürülebilmesi için gerekliliktir.

Despotizm ise egemenliğin tek kişide olduğu ve yönetimin hükümdarın arzu ve kaprislerine göre yürütüldüğü, Asya imparatorlukları gibi büyük toplumlara ait rejimdir. Mutlak eşitlik (değersizlikte eşitlik) hakimdir ve despotu frenleyebilecek tek güç dindir.

Despotizmin ilkesi 'korku'dur. Korku topluma nüfuz eder ancak insanları siyasi yok oluşa ve insanlıklarını kaybetmeye götürdüğü için, despotik hükümetlerin uzun ömürlü olması Montesquieu'ye göre mümkün değildir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250