← Ünite 14

Ünite 14: Cumhuriyet Dönemi Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş — Konu Anlatımı

1Cumhuriyet Halk Partisi İçinde Muhalefetin Doğuşu: Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu

Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş süreci, bir dizi iç ve dış gelişmenin neticesinde şekillenmiştir. Bu sürecin en önemli tetikleyicilerinden biri, iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde baş gösteren görüş ayrılıkları ve parti içi muhalefettir. Hükümet, 1 Ocak 1945 tarihinde topraksız veya az toprağı olan köylüleri toprak sahibi yapmak, tarım aletleri sağlamak ve ekilebilir arazileri verimli hale getirmek amacıyla 'Toprak Reformu Yasa Tasarısı'nı TBMM'ye sunmuştur. Ancak bu tasarı, mecliste daha önce hiç görülmemiş sertlikte eleştirilere maruz kalmış ve adeta hedef tahtasına oturtulmuştur.

Tasarının temel amacı, Osmanlı'dan beri tartışılan toprak reformunu gerçekleştirerek köylünün önemli bir kesimini toprak sahibi yapmaktı. Tasarıya göre köylülere toprak tahsisi; kullanılmayan hazine arazilerinden, belediyelere ve devlete ait topraklardan, sahibi belli olmayan topraklardan ve özel kişilerin müsadere yoluyla elde edilen arazilerinden yapılacaktı. Bu çerçevede 500 dönümden fazla bütün arazilerin belli oranda ve bedeli ödenerek millîleştirilmesi öngörülüyordu. Tasarı ilk olarak 'Çiftçiye Toprak Dağıtılması ve Çiftçi Ocakları Kurulması' adıyla sunulmuş, başkanlığını Rahmi Köken'in, sözcülüğünü ise Aydın milletvekili Adnan Menderes'in yaptığı geçici komisyon tasarının adını 'Çiftçiyi Topraklandırma Kanun Tasarısı' olarak değiştirmiştir.

Komisyonun son toplantısına katılan Başbakan Şükrü Saraçoğlu tasarıda bazı değişiklikler yapılmasını istemiştir. Başbakanın istediği değişiklikler kabul edildikten sonra Adnan Menderes bu değişikliklere itiraz ederek komisyondan istifa etmiştir. Menderes'in ardından Emin Sazak, Nuri Göktepe, Turhan Cemal Beriker, Ahmet Sungur, Sabit Sağıroğlu ve Atıf İnan gibi milletvekilleri de değişikliklerin aleyhinde olduklarını ilan etmişlerdir. Meclis genel kurulunda tasarı aleyhine uzun konuşmalar yapan Adnan Menderes, tasarının tarım ve iktisadi açılardan ülkeye zarar verebileceğini savunmuş, ayrıca değişikliklerin görüşüldüğü oturumun içtüzüğe aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Mecliste Refik Koraltan tasarıyı 'Ali'nin malını alıp Veli'ye vermek' şeklinde eleştirirken, Emin Sazak ise varlık düşmanlığı yapıldığını ve ekonomik işlerin şakaya gelmeyeceğini belirterek hükümete güvenmeyeceğini ilan etmiştir. 1 Haziran 1945'de Cavit Oral ve Adnan Menderes tasarının aleyhinde konuşmalar yapmış, özellikle 17. maddenin anayasaya aykırı olduğunu ve milli egemenliğe zarar vereceğini iddia etmişlerdir. Tüm bu sert tartışmalara rağmen tasarı 11 Haziran 1945'te kabul edilmiş, ancak bu durum CHP içinde gerçek bir muhalefetin ve siyasal ayrışmanın doğmasına zemin hazırlamıştır.

2Dörtlü Takrir ve Cumhuriyet Halk Partisi İçindeki Muhalefet

CHP içindeki muhalefet, Mayıs 1945 bütçe görüşmelerinde açıkça kendini göstermiştir. Feridun Fikri Düşensel, Hikmet Bayur, Emin Sazak gibi isimler hükümetin mali politikalarını eleştirerek karaborsa ve pahalılıktan bahsetmişlerdir. Bütçe oylamasında 368 milletvekili kabul oyu verirken; Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Emin Sazak olmak üzere 5 CHP üyesi bütçeye ret oyu vermiştir. Bu durum bir güven bunalımı olarak değerlendirilmiş ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu güvenoyu talep etmiştir. Yapılan oylamada bu 5 kişinin yanı sıra Recep Peker ve Y. Hikmet Bayur da hükümete güvensizlik oyu vermiştir.

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu mecliste kabul edilmeden önce, 7 Haziran 1945 tarihinde Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü siyasi literatürde 'Dörtlü Takrir' olarak anılan önergeyi CHP meclis grubuna sunmuşlardır. Takrirde, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi yolunda ilerlediği vurgulanmakla birlikte, II. Dünya Savaşı ile birlikte 1924 Anayasası'nın demokratik ruhundan uzaklaşıldığı ifade edilmiştir. Türkiye'nin geçmişteki Serbest Cumhuriyet Fırkası tecrübelerine de değinilerek, tek parti sisteminin sakıncalarının giderilmesi amaçlanmıştır.

Dörtlü Takrir ile meclisin hükümeti anayasanın ruhuna uygun olarak denetlemesi (meclis murakabesi), vatandaşların siyasi hak ve hürriyetlerini anayasanın ilk günkü genişliğinde kullanabilmesi ve bütün parti çalışmalarının bu esaslara göre yeniden düzenlenmesi talep edilmiştir. Takriri verenlerin asıl düşüncesi yeni bir parti kurmak değil, CHP içinde eleştirel bir mekanizma oluşturarak hükümetin denetlenmesini sağlamaktı. Ancak CHP yönetimi bu talepleri reddetmiş ve İsmet İnönü'nün de katıldığı toplantılarda takrir sahiplerine sert eleştiriler yöneltilmiştir.

Takririn geri çekilmesi talebi reddedilince önerge oylanarak reddedilmiştir. Bunun ardından takriri verenler meclis dışında da Tan ve Vatan gazetelerinde eleştirilerini sürdürmüşlerdir. CHP yönetimi, Adnan Menderes'i 6 Eylül 1945'te, Fuat Köprülü'yü 11 Eylül 1945'te parti tüzüğüne aykırı yazılarından dolayı uyarmış, 21 Eylül 1945'te ise her iki ismi partiden ihraç etmiştir. Bu ihraçlar üzerine Celal Bayar 26 Eylül 1945'te milletvekilliğinden istifa etmiş, Refik Koraltan ise 27 Kasım 1945'te partiden ihraç edilmiştir. Celal Bayar 3 Aralık 1945'te CHP'den resmen istifa etmiştir.

3Demokrat Parti’nin Kurulması

Celal Bayar'ın CHP'den istifasının ardından yeni bir partinin kurulacağı kesinleşmiş ve aralık 1945 sonuna doğru hazırlıklar tamamlanmıştır. Celal Bayar, istifasından bir gün sonra 4 Aralık 1945'te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmüştür. Bu görüşmede İnönü, dini ve dış politika gibi konularda yeni partinin görüşlerini sormuş ve Bayar'ın açıklamalarından sonra parti kurulmasına onay vermiştir. Ancak bu onay, ileride 'muvazaa' (danışıklı döğüş) tartışmalarına yol açmış ve partinin CHP'yi gerçekten eleştirmek için değil, onu denetlemek amacıyla kurulduğu iddialarına zemin hazırlamıştır.

7 Ocak 1946'da Refik Koraltan'ın İçişleri Bakanlığına dilekçe ve parti tüzüğünü vermesiyle Demokrat Parti (DP) resmen kurulmuş ve genel başkanlığa Celal Bayar getirilmiştir. Demokrat Parti, taşra teşkilatlarını çok hızlı bir şekilde kurmuş, halkın ve bölge ileri gelenlerinin yoğun katılımıyla üç ay gibi kısa bir sürede 26 il ve 75 ilçede örgütlenmiştir. İktidar partisinden istifa ederek DP'ye geçenlerin sayısı hızla artmış ve bu durum CHP'yi endişelendirmiştir.

CHP, DP'nin hızlı yükselişi karşısında bir dizi önlem almıştır. DP'nin iktidarın onayıyla kurulduğu propagandası yapılmış, parti bölge müfettişlikleri kurulmuş, öğrencilere ve işçilere örgütlenme hakkı tanınmıştır. 10 Mayıs 1946'daki 2. Olağanüstü Kurultay'da ise tüzükten İsmet İnönü'ye ait 'Değişmez Genel Başkan' sıfatı çıkarılmış, Müstakil Grup kaldırılmış ve tek dereceli seçim usulü benimsenmiştir. DP ise hazırlıksız olduğu gerekçesiyle 26 Mayıs 1946'daki belediye seçimlerine katılmamıştır.

5 Haziran 1946'da tek dereceli seçim sisteminin kabul edilmesinin ardından milletvekili genel seçimleri 21 Temmuz 1946'ya erkene alınmıştır. Seçimlere CHP, DP ve Milli Kalkınma Partisi katılmıştır. Sonuçta CHP 395, DP 66 milletvekili çıkarmış, 4 bağımsız meclise girmiştir. Kurulduktan sadece 7 ay sonra 66 milletvekili çıkaran DP önemli bir başarı elde etmesine rağmen, seçimlere hile karıştırıldığını ve baskı uygulandığını iddia ederek iktidar partisini suçlamıştır.

4Demokrat Parti’den Önce Kurulan Bir Parti: Milli Kalkınma Partisi

1945-1950 yılları arasında Çiftçi ve Köylü Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi, Sosyal Adalet Partisi, Liberal Demokrat Parti, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Serbest Demokrat Parti ve İslam Koruma Partisi gibi birçok siyasi parti kurulmuştur. Ancak bu partilerin birçoğu siyasi ağırlıkları açısından yetersiz ve küçük kalmış, geniş kitlelere ulaşamamıştır.

CHP içindeki muhalif kanattan beklenmesine rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı kurulan ilk muhalefet partisi 'Milli Kalkınma Partisi'dir (MKP). Demokrat Parti'den çok önce, 7 Temmuz 1945 tarihinde TBMM dışında Nuri Demirağ tarafından kurulan bu parti, II. Dünya Savaşı sonrası süreçte kurulan ilk muhalefet partisi olma özelliğine sahiptir. Partinin kurucuları arasında Cevat Rıfat Atilhan ve I. TBMM'deki II. Grup liderlerinden Hüseyin Avni Ulaş da yer almıştır.

Kurucusu bir sanayici olan Milli Kalkınma Partisi, liberal ekonomiyi benimsemiş ve devletçilik ilkesini sert bir şekilde eleştirerek reddetmiştir. Ekonomide serbest rekabet ilkelerinin hâkimiyetini savunmuş, halkın devlet organlarında daha fazla temsil edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda cumhurbaşkanının halk tarafından seçimle belirlenmesini ve tek dereceli seçim usulünün getirilmesini istemiştir.

Ancak Milli Kalkınma Partisi toplum tarafından yeterli ilgiyi görememiş ve teşkilatlanmada aynı başarıyı yakalayamamıştır. Nitekim 1945 yerel seçimlerinde ve 1946 genel seçimlerinde beklenen başarıyı sağlayamayarak siyasi hayatta istenilen etkiyi yaratamamıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250