Borcun sona ermesi, bir edimi yerine getirme mükellefiyetinin hukuken ortadan kalkmasını ifade eder. Borcun sona ermesi denildiğinde dar anlamda borçların sona ermesi anlaşılır; örneğin bir kira ilişkisinde kira bedeli ödendiğinde o aya ait borç sona erer ancak kira akdi ilişkisi devam eder.
Borcun sona erme sebeplerinden en olağan ve yaygın olanı ifadır. İfanın yanı sıra tecdit (yenileme), alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, ifa imkânsızlığı, takas ve zamanaşımı da borcu sona erdiren kanuni sebepler arasında yer alır.
Borcun sona ermesiyle birlikte, TBK m. 131/1 gereği borca bağlı olan feri (bağlı) haklar da kendiliğinden sona erer. Buna karşın gayrimenkul rehni, kıymetli evrak ve konkordatoya ilişkin hükümler saklı tutulmuştur; örneğin gayrimenkul rehninin verildiği borç sona erse bile, rehnin ortadan kalkması ancak tapu sicilindeki kaydın terkin edilmesiyle mümkündür.
Asıl borcun sona ermesiyle birlikte kural olarak yeni faiz işlemez ve işlemiş faizleri talep hakkı da düşer. Ancak alacaklı, faiz alacağını talep etme hakkını açıkça saklı tutmuşsa, işlemiş faiz alacağı varlığını sürdürmeye devam eder.
İbra, alacaklı ile borçlunun karşılıklı olarak anlaşarak mevcut bir borcu tamamen veya kısmen sona erdirmesidir. İbranın hukuken geçerli olabilmesi için mutlaka borçlunun bu hususu kabul etmesi şarttır.
Uygulamada bazen ibra iradesini gizlemek amacıyla alacak tahsil edilmediği halde makbuz verilmesi gibi muvazaalı yollara başvurulabilir. Muvazaa sebebiyle makbuz olarak hükümsüz olan bu tür belgeler, ibra iradesini barındırdıkları için ibra açısından geçerli kabul edilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesine göre, borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile, taraflar şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle borcu ortadan kaldırabilirler. Yani ibra sözleşmesi hiçbir şekil şartına tabi değildir.
İbra ile takip etmeme taahhüdü sıklıkla karıştırılır. Eğer taraflar borcu tamamen ortadan kaldırmak yerine sadece alacaklının borçludan ifa istemeyeceği hususunda anlaşmışlarsa, bu durum takip etmeme taahhüdüdür. İbrada borç ferileriyle birlikte tamamen biterken, takip etmeme taahhüdünde alacak hukuken mevcut kalır; bu yüzden asıl borçluya gidilemese de kefillere ve diğer teminatlara başvurulabilir.
Tecdit (yenileme), eski borcu sona erdirip onun yerine geçerli yeni bir borç meydana getirmektir. Borcun konusunun, tabi olduğu hükümlerin, sebebinin veya tarafların değiştirilmesi tecdit niteliği taşıyabilir.
Bir değişikliğin tecdit sayılabilmesi için tarafların 'tecdit niyeti' ile hareket etmesi, yani mevcut borcu ortadan kaldırıp yeni bir borç kurma iradesini taşıması zorunludur. Tecdit ile eski borç ve ona bağlı cezai şart, kefalet, rehin gibi feri haklar tamamen sona erer; dolayısıyla teminatların yeniden oluşturulması gerekir.
Tecdit ile kurulan yeni borç eski borçtan bağımsız olduğundan, eski borca ait def'iler yeni borç için ileri sürülemez. Ayrıca eski alacak hangi zamanaşımına tabi olursa olsun, yeni borç kural olarak TBK m. 146'daki 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olur.
Cari hesap, iki tarafın alacak ve borçlarını ayrı ayrı istemeyip bir hesaba kaydettikleri ve belirli devreler sonunda bakiye üzerinden takas yaparak tek bir alacak haline getirdikleri sözleşmedir. Hesap devresi sonunda bakiye kabul edilince eski alacaklar biter ve yeni bakiye doğar; ancak hesaba ait teminatlar aksi kararlaştırılmadıkça devam eder.
Bir borç ilişkisinde alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişinin şahsında toplanması borcu kendiliğinden sona erdirir. Bu durum en yaygın olarak miras yoluyla gerçekleşir; örneğin bir kişinin borçlusu, o kişinin tek mirasçısı olursa sıfatlar aynı kişide birleşir.
Mirasın yanı sıra iki şirketin birleşmesi veya bir kimsenin alacaklısı olduğu işletmeyi devralması durumlarında da alacaklı ve borçlu sıfatları birleşir. Bu birleşme gerçekleştiğinde ana borç sona erdiği için borca bağlı feri haklar da ortadan kalkar.
Kıymetli evrak hukukunda ise bu kuralın istisnası bulunmaktadır. Kıymetli evrak borçluya ciro edildiğinde veya hamiline yazılı bir senet borçluya teslim edildiğinde, senede bağlı borç derhal sona ermez; alacak hakkı yeniden başkasına temlik edilebilir nitelikte kalır.
İfa imkânsızlığı, borcun doğumundan sonra edimin yerine getirilmesinin objektif olarak imkânsız hale gelmesidir. İmkânsızlık borcun doğumundan önce (başlangıçta) varsa sözleşme hiç hüküm ifade etmez; ancak başlangıçtaki imkânsızlık sadece borçlunun şahsına münhasır (subjektif) ise sözleşme geçerli kalır ve borçlu TBK m. 112 uyarınca tazminatla sorumlu olur.
İfa imkânsızlığı kusurlu olsun ya da olmasın borcu sona erdirir. Borçlunun kusurundan kaynaklanan imkânsızlıkta borç sona erse de borçlu tazminat ödemek zorunda kalır. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafın borcu imkânsızlık sebebiyle sona ererse, TBK m. 136 gereği karşı tarafın borcu da kendiliğinden sona erer.
İfa imkânsızlığının ötesinde, tarafların öngöremediği olağanüstü durumlar borcun ifasını aşırı derecede güçleştirebilir. Bu duruma aşırı ifa güçlüğü ya da işlem temelinin çökmesi (emprevizyon) denir. Hakim, TBK m. 138 gereği, koşulların varlığı halinde sözleşmeyi yeni koşullara uyarlamaya, bu mümkün olmazsa sözleşmeden dönmeye (sürekli sözleşmelerde feshe) karar verebilir.
Hakimin müdahale edebilmesi için üç temel şart aranır: 1) Edimler arasındaki denge borçludan katlanması istenemeyecek ölçüde bozulmuş olmalı, 2) Bu değişiklik öngörülemeyen bir sebepten kaynaklanmalı, 3) Edimler henüz ifa edilmemiş (veya sürekli edimlerde süre henüz tamamlanmamış) olmalıdır.
Takas, karşılıklı olarak aynı cins alacağa sahip olan kişilerden birinin tek taraflı irade beyanıyla, alacaklarını az olan miktar oranında sona erdirmesidir. Takas yenilik doğuran bir haktır ve karşı tarafa ulaştığı anda hüküm ifade eder.
Takasın gerçekleşebilmesi için dört temel şart gereklidir: Karşılıklılık (tarafların birbirinde hem alacaklı hem borçlu olması), alacakların aynı cinsten olması (para borçları veya aynı nevi borçlar), alacakların muaccel olması (takas beyanında bulunanın alacağının istenebilir olması) ve takas hakkından feragat edilmemiş olması.
İhtilaflı alacaklar için takas yapılması hukuken mümkündür. Ayrıca borçlunun iflası halinde alacaklı, alacağı henüz muaccel olmasa bile müflise karşı takas beyanında bulunabilir.
Geçerli bir takas beyanı yapıldığında, takas beyanın yapıldığı andan itibaren değil, karşılıklı alacakların takas edilebilir hale geldiği (şartların gerçekleştiği) andan itibaren hüküm ifade eder. Nafaka ve amme alacakları gibi bazı özel alacakların takası ise alacaklının açık rızasına bağlıdır.
Zamanaşımı, alacak haklarının belirli bir süre geçmesiyle talep edilebilme niteliğini yitirmesidir. Zamanaşımı borcu doğrudan sona erdirmez, borçluya borcu ifa etmekten kaçınma imkânı veren bir 'def'i hakkı' sağlar. Borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürmezse, hâkim bunu resen dikkate alamaz.
Genel zamanaşımı süresi 10 yıldır (TBK m. 146). Bunun yanında kira, fais, ücret gibi belirli alacak türleri için TBK m. 147'de 5 yıllık zamanaşımı öngörülmüştür. Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olduğu andan (vade tarihinden) itibaren işlemeye başlar.
Gayrimenkul rehni (ipotek) ile güvence altına alınmış alacaklar için zamanaşımı işlemez. Borçlu için aciz vesikası verilmişse yine zamanaşımı işlemez. Menkul rehinlerinde ise zamanaşımı işlese bile süre geçtikten sonra alacaklı rehini paraya çevirerek alacağını alabilir.
Zamanaşımının durması, belirli ilişkiler (velayet, vesayet, evlilik, hizmet ilişkisi vb.) devam ettiği sürece sürenin işlememesi ve engel kalkınca kaldığı yerden devam etmesidir. Zamanaşımının kesilmesi ise borcun ikrar edilmesi veya icra/mahkeme takibi yapılmasıyla bugüne kadar gelen sürenin yanması ve yeni bir sürenin baştan başlamasıdır.