← Ünite 7

Ünite 7: Sosyal Sorumluluk Davranışı — Konu Anlatımı

1Sosyal Sorumluluk Kavramı ve Önemi

Günümüz ekonomik ve toplumsal yaşamında işletmelerin vazgeçilmez bir kurum haline gelmesi, toplumun sosyal, siyasal, bilimsel ve teknolojik alanlarındaki etkileri nedeniyle birtakım sorumluluklar üstlenmelerini zorunlu kılmıştır. Artık işletmeler için sadece kalite ve düşük maliyet yeterli olmayıp, ahlaki ilkelere uygun faaliyet göstermek rekabetin temel koşullarından biri haline gelmiştir.

Sorumsuz bir şekilde üretim yapan, çevreyi tahrip eden, hava, su ve toprak kirliliğine yol açan, hammadde kaynaklarını israf eden ve yeşil alanları yok eden işletmeler küresel ısınma gibi sorunları tetiklemektedir. Bu durum toplumda büyük bir duyarlılık ve tepki oluşturarak işletmeleri çevre konusunda hassas davranmaya mecbur bırakmıştır.

Sosyal sorumluluk, belirlenen bir görevi yerine getirmek için o işi yapmakla mükellef olan kişinin uymak zorunda olduğu kurallar bütünü ve başkalarının değerlerine saygı gösterme bilincidir. İşletmeler, üretimde kullandıkları su, hava, petrol ve kömür gibi yenilenebilir veya yenilenemez kaynakları koruyarak gelecek nesillere aktarmakla yükümlüdür.

Çalışanlarına ve çevrelerine iyi davranmayan işletmeler, günümüzde tüketiciler tarafından ürün boykotlarıyla ve kalifiye eleman sıkıntısıyla cezalandırılmaktadır. Bu zihniyet değişimi, sosyal sorumluluğu sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda uzun vadeli kârlılığı artıran önemli bir rekabet ve imaj aracı haline getirmiştir.

2Sosyal Sorumluluğun Tanımı ve Ortak Unsurları

Sosyal sorumluluk ile ilgili literatürde tek bir genel kabul görmüş tanım bulunmamakla birlikte, temel olarak işletme sahip ve yöneticilerinin kendi menfaatlerinin yanı sıra toplum refahının korunması ve artırılmasına yönelik faaliyetlerde bulunma yükümlülüğü olarak tanımlanmaktadır.

Bu kavram yasaların yerine geçen bir olgu değil, aksine tamamen gönüllülük esasına dayanır. Örneğin, bir işletmenin yasal olarak ödemek zorunda olduğu zorunlu vergiler veya asgari ücret uygulamaları sosyal sorumluluk kapsamında değerlendirilmezken, çalışanlarına ek menfaatler sağlaması bu kapsama girer.

Yapılan tüm tanımların incelenmesi sonucunda dört temel ortak unsur ön plana çıkmaktadır: İşletmelerin kâr elde etmenin ötesinde sorumlulukları vardır, sosyal problemlerin çözümüne katkıda bulunmalıdırlar, sadece hissedarlara değil çevreye ve sosyal paydaşlara karşı sorumludurlar ve geniş anlamda insani değerlere hizmet etmelidirler.

Sosyal sorumluluklarını eksiksiz yerine getiren işletmeler ve toplumlar; motivasyonu yüksek bireyler, sınıflar arası farkların azaldığı insani bir yapı, çoğulcu yönetim anlayışı ve nihayetinde çok daha yüksek bir hayat seviyesine kavuşmaktadır.

3Sosyal Sorumluluk Kavramının Tarihsel Gelişimi ve Yaklaşımlar

Sosyal sorumluluk kavramı tarihsel süreçte 1800'lü yılların sonlarında sanayi liderlerinin (John D. Rockefeller, Cornelius Vanderbilt, Andrew Carnegie) sayısının artmasıyla ortaya çıkan anti-rekabet uygulamalar ve yasal reform ihtiyaçlarıyla şekillenmeye başlamıştır. 1929 yılındaki büyük ekonomik buhran (büyük çöküntü) işsizlik ve üretim kayıplarına yol açarak bu konudaki tartışmaları hızlandırmıştır.

1936 yılında Sears Şirketi ilk kez üst düzey yöneticilerin katıldığı sosyal sorumluluk toplantıları düzenlemiş; 1960'lı yıllarda ise sivil örgütler, kadın hakları ve çevrecilik hareketleri halkın sosyal sorumluluk algısını büyük ölçüde geliştirmiştir.

Tarihsel gelişim süreci üç temel perspektif ortaya çıkarmıştır: Milton Friedman ve Adam Smith'e dayanan 'Gizli el yaklaşımı' (kâr yap ve kanunlara uy), devletin yasal ve politik düzenlemelerle süreci denetlemesini savunan 'Devletçi yaklaşım' ve yöneticilere sosyal refahı artırma konusunda geniş yetki veren 'Yönetimci yaklaşım'.

Bu yaklaşımlar doğrultusunda akademik alanda iki zıt görüş belermiştir: İşletmelerin sadece kârı maksimize etmesi gerektiğini savunan 'Klasik görüş' ve işletmelerin sosyal refahın artırılmasından da sorumlu olduğunu savunan 'Sosyo-ekonomik görüş'.

4Carroll'ın Sosyal Sorumluluk Türleri

Archie Carroll (1991) sosyal sorumluluğu ekonomik, yasal, etik ve hayırseverlik olmak üzere dört ana türe ayırmıştır. İşletmelerin bu dört sorumluluk alanını belirli dengelerde yürütmesi beklenmekte olup, günümüzde etik ve hayırseverlik boyutlarının önemi giderek artmaktadır.

Ekonomik sorumluluk, işletmenin toplumun gereksinim duyduğu mal ve hizmetleri üretip kârlı bir biçimde satmasıdır. Diğer tüm sorumlulukların temelini oluşturur; çünkü ekonomik başarısı olmayan bir işletmenin hayırseverlik veya etik yatırımlar yapabilmesi imkansızdır.

Yasal sorumluluk, işletmenin faaliyetlerini ulusal kanunlar, kararnameler ve düzenleyici hükümler çerçevesinde yürütmesidir. Yasalara uyan, asgari gereklilikleri karşılayan ve dürüst bir kurumsal vatandaş olmak bu kategorinin temel unsurlarıdır.

Etik sorumluluklar yasalarla tam olarak düzenlenmemiş olsa bile toplumun beklediği hak, adalet ve sosyal değerlere uygun davranmaktır. Hayırseverlik sorumluluğu ise işletmenin sanat, eğitim, gönüllü toplumsal faaliyetler ve yaşam kalitesini artırma projelerine destek vermesini kapsar.

5İşletmelerde Sosyal Sorumluluk Alanları ve Muhatapları

İşletmeler sosyal sorumluluklarını yerine getirirken beş temel gruba karşı sorumlu olurlar: Hisse sahipleri (sermayedarlar), işgörenler, müşteriler, ulusal toplum ve uluslararası toplum. Her grubun işletmeden beklentileri ve işletmenin onlara karşı yükümlülükleri farklılık göstermektedir.

Hisse sahipleri sermayelerinin karşılığında mümkün olan en yüksek kârı beklerken, çağdaş anlayış sermayenin sadece bireyin değil toplumun malı olduğunu savunur; bu nedenle yöneticiler sermayeyi emanetçi sıfatıyla kullanmak zorundadır.

İşgörenlere karşı sorumluluklar; çocuk işçi çalıştırmama, adil ücret politikaları, cinsiyet veya ırk ayrımı yapmama, güvenli çalışma ortamları sunma ve iş ahlakı kurallarına tam uyum gösterme konularını kapsar. Müşteriler açısından ise sağlıklı, güvenli ürünler sunmak, kaliteyi artırmak, şikâyet büroları kurmak ve satış sonrası hizmet sağlamak hayati önemdedir.

Toplum düzeyinde bölgesel ve ulusal ihtiyaçlar (hava/su kirliliğinin önlenmesi, kültürel aktiviteler, şehir planlaması) gözetilirken; çokuluslu ve uluslararası işletmeler ise farklı yasal ve kültürel çevrelerde faaliyet gösterdikleri için uluslararası topluma karşı çok daha yüksek düzeyde duyarlılık göstermek zorundadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250