Ana Sayfa » İstanbul Üniversitesi AUZEF » Yaşlı Bakımı Önlisans Programı » İnsan İlişkileri ve İletişim Yöntemleri
← Ünite 7

Ünite 7: 7.İletişimde Empati — Konu Anlatımı

17.1. EMPATİ KAVRAMI VE İNSANİ GEREKSİNİMLER

İnsanın en temel sosyal ve psikolojik gereksinimlerinin başında önemsenmek, fark edilmek ve ciddiye alınmak gelmektedir. Ancak bu gereksinimlerin sağlıklı bir şekilde karşılanabilmesi, bireyin öncelikle başkaları tarafından doğru anlaşılmasını ve aynı zamanda kendisini başkalarına doğru bir biçimde aktarabilmesini gerektirir. Modern dünya, insana geçmiş dönemlere kıyasla çok daha yüksek maddi olanaklar ve konfor sunmasına rağmen, bireyler arasında derin, doyurucu ve kalıcı iletişim bağları kurulamadığı için ciddi bir mutsuzluk ve yalnızlaşma tablosu ortaya çıkmaktadır. Bireyin bu iletişimsel çıkmazı aşabilmesinin en etkili yollarından biri empati kurma becerisidir.

Empati, en yalın tanımıyla, bir kişinin kendisini karşısındaki bireyin yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini doğru bir şekilde anlaması ve bu anlama durumunu karşısındaki kişiye sözel ya da sözel olmayan yollarla iletmesi sürecidir. Bu becerisi gelişmiş olan bireyler, girdikleri sosyal çevrelerde daha kolay sevilir, kabul görür ve onaylanırlar. Yapılan bilimsel araştırmalar da liderlik vasıflarına sahip yöneticilerin empati kurma becerilerinin son derece yüksek olduğunu göstermektedir. Liderlik; kendini iyi ifade edebilme, başkalarıyla uyumlu ilişkiler geliştirebilme ve yüksek toplumsal duyarlılık sergileme gibi özellikleri barındırır ki tüm bu özellikler doğrudan empati becerisiyle ilişkilidir.

Kendimizi bir başkasının yerine koyabilmek, dışarıdan kolay görünse de aslında ciddi bir zihinsel ve duygusal çaba gerektiren aktif bir süreçtir. İnsanların olayları algılama, yorumlama ve anlamlandırma kapasiteleri birbirinden farklıdır. Tam bir anlama düzeyine ulaşabilmek için bireyin belirli bir algılama olgunluğuna ve duygusal zekaya sahip olması şarttır. Duygusal zeka; kişinin kendi duygularını fark edip yönetebilmesini, başkalarının duygularına empatiyle yaklaşabilmesini ve bu sayede sosyal ilişkilerini zenginleştirebilmesini sağlayan kritik bir zeka türü olarak karşımıza çıkmaktadır.

27.2. İLETİŞİM SÜRECİNDE EMPATİNİN BOYUTLARI VE ÖN KOŞULLARI

Empati, kişilerarası ilişkilerde başarının en önemli belirleyicilerinden biridir. İnsanlar duygularını sadece kelimelerle değil, beden duruşu, yüz ifadesi, ses tonu ve jestler gibi dil ötesi (sözsüz) davranışlarla da dışa vururlar. Dolayısıyla empati kurabilmek, bu sözsüz ipuçlarını doğru çözümleyebilme becerisini de gerektirir. Gelişimsel açıdan bakıldığında empati, çocukluk döneminden itibaren başkasının rolünü alabilme yeteneğinin gelişmesiyle paralel bir seyir izler. Başkasının rolüne girerek empati kuran birey, bu süreçte kendi sınırlarını ve özelliklerini de daha iyi fark ederek öz-farkındalığını artırır.

Sağlıklı bir empati sürecinin işletilebilmesi için öncelikle karşımızdaki kişinin bizden farklı değer yargılarına, inançlara ve kişisel özelliklere sahip bağımsız bir varlık olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu kabul, etkileşimde bulunulan kişiyi iyi/kötü ya da haklı/haksız gibi kalıplarla yargılamadan, sadece onun içinde bulunduğu durumu anlamaya odaklanmayı sağlar. Rogers, empatiyi 'kendini kaybetmeksizin karşıdaki kişinin iç dünyasında olanları kendisi yaşıyormuş gibi hissederek anlamak' şeklinde tanımlayarak bu sürecin sınırlarını net bir şekilde çizmiştir.

Kişilerarası iletişimin sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için üç temel ön koşul bulunmaktadır. Bunlar; kişinin dürüst ve açık olmasını ifade eden 'doğallık', karşısındakini kendi özgü nitelikleriyle kabul etmesini içeren 'kabul etme/saygı' ve son olarak olayları diğerinin bakış açısıyla değerlendirebilmeyi sağlayan 'empati'dir. Empati kurma sürecinin ilk somut adımı ise etkin dinlemedir. Birey çoklu kanallardan dinlenmeli, tutum ve duygularına odaklanılmalıdır. Ancak empatiyi tamamlamak için, kısa bir süre onun rolünde kaldıktan sonra kendi kimliğimize geri dönmeli ve anladığımızı ona geri bildirim olarak iletmeliyiz.

37.3. EMPATİ TEORİSİ VE DANIŞANDAN HIZ ALAN YAKLAŞIM

Hümanist (insancıl) Psikoterapi, 1960'lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde psikanalitik ve davranışçı yaklaşımlara bir tepki olarak 'üçüncü güç' adıyla ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşım, insanın biricikliğini, irade özgürlüğünü, kendi kararlarını seçebilme ve uygulayabilme gücünü savunur. Hümanistik psikolojinin ilkeleri doğrultusunda Carl Rogers tarafından geliştirilen 'Danışandan Hız Alan Yaklaşım', terapide geçmişe odaklanmak yerine bugün danışan ile terapist arasında kurulan anlık ilişkiyi merkeze alır. Bu yaklaşımda bir terapistin danışana yardımcı olabilmesi için üç temel niteliğe sahip olması gerekir: empati, değer verme ve samimiyet.

Rogers'a göre empatik olabilmek, eğitim yoluyla geliştirilebilen bir sosyal duyarlılık ve kişilik özelliğidir. Danışandan hız alan yaklaşım, insanın özünde iyi olduğuna inanır; hoşgörülü, yargılamayan ve müdahaleci olmayan bir rehberlik ortamının kurulmasını şart koşar. Bu süreçte terapist akıl vermez, ikna etmeye çalışmaz, teşhis veya yorum yapmaz. Amaç, danışanın kendi potansiyelini en üst düzeyde ortaya koyarak problemlerini kendi başına çözebilecek baş etme becerilerini kazanmasıdır. Karşılıklı güven, kabul, şeffaflık ve saydamlık bu sürecin vazgeçilmez yapı taşlarıdır.

Terapist, danışanın kendisini rahat hissetmesini sağlayarak bastırılmış duygularını ve rolleri açıkça ortaya koyabileceği güvenli bir ortam sunar. Bu yakın ve izin verici ilişki sayesinde danışan, duygusal tutumlarına yönelik yeni ilişkiler keşfeder ve geçmişte olumsuz tepki verdiği durumlara karşı olumlu yaklaşımlar geliştirme fırsatı bulur. Empati, sadece klinik ortamlarda değil, günlük yaşamda ve iş hayatında da krizleri yönetmek, çatışmaları çözmek ve güvenli sosyal alanlar inşa etmek için anahtar bir rol oynamaktadır.

47.4. TARİHSEL SÜREÇTE EMPATİ KAVRAMININ GELİŞİMİ VE ÖĞELERİ

Empati terimi, tarihsel süreç içerisinde farklı dönemlerde farklı boyutlarıyla ele alınmıştır. 1950'li yıllarda Dymond ve diğer araştırmacılar empatiyi daha çok bilişsel bir süreç olarak tanımlamışlardır. Bu dönemde empati, bir insanı tanımak, kendini onun yerine koyarak onun özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak şeklinde açıklanmıştır. 1960'lı yıllara gelindiğinde ise kavramın duygusal yönü ön plana çıkmış ve empati, karşısındaki insanın hissettiği duyguların aynısını hissetmek olarak tanımlanmaya başlanmıştır.

1970'li yıllarda empati kuran kişinin odağı tamamen karşısındaki bireye kaymış, kendi düşüncelerinden ziyade diğerinin ne hissettiği önem kazanmıştır. 1980'lerde ise Ivey, bireyin içinde yaşadığı kültürel bağlamın önemine dikkat çekerek, empati kurarken karşı tarafın kültürel arka planının da hesaba katılması gerektiğini savunmuştur. Günümüzde ise empati, hem bilişsel (anlamak) hem de duygusal (hissetmek) boyutları bir arada barındıran, doğru algılama ve anlama çabası olarak kabul edilmektedir.

Empatik iletişimin yapısını açıklayan modellerden biri Barrett-Lennard'ın üç basamaklı dairesel modelidir. Bu modele göre süreç; ilk olarak empati kuracak kişinin zihninde gerçekleşen 'empatik anlama' ile başlar, ardından bu değerlendirmenin karşı tarafa iletilmesiyle devam eder ve son olarak kendisiyle empati kurulan kişinin bu mesajı algılayıp geri bildirim vermesiyle tamamlanır. Rogers'ın modelinde de benzer şekilde; kendini karşısındakinin yerine koyma, bilişsel ve duygusal olarak hissetme ve son olarak bu durumu karşı tarafa ifade etme basamakları yer alır.

57.5. İŞ YERİNDE EMPATİK YÖNETİM VE GÖREV ESNASINDAKİ İŞLEVLERİ

İş dünyasındaki tüm kurumsal yapılar ve işletim sistemleri insan unsuru üzerine kuruludur. Çalışanların motive, huzurlu ve kendilerini değerli hissettikleri bir ortamda yüksek verimlilikle çalıştırılması kurumsal başarı için zorunludur. İş yerinde empatik anlayışın farkında olan, değişimi sezgi, zeka ve bilgiye dayalı kararlarla yöneten kişilere etkin yönetici denir. Etkin yöneticiler, çevrelerindeki insanları dinler, onları anlamak için özel çaba sarf eder ve sürekli öğrenmeyi destekleyen olumlu bir çalışma ortamı yaratırlar.

Empatik bir lider, sahip olduğu güçlü sosyal değerler ve tutarlı davranışlar sayesinde çalışanları için güçlü bir rol modeli (karizma) oluşturur. Çalışanlar, yöneticilerinden empati ve saygı gördüklerinde, bu değeri kaybetmemek adına daha yüksek performans gösterme ve kendilerini kanıtlama gayreti içerisine girerler. Liderin olumlu takdirini kazanmak çalışanlarda derin bir manevi tatmin yaratır. Yöneticinin temel duruşu, sevgi beklentisinden ziyade karşılıklı saygı üreten profesyonel bir ilişki modeli olmalıdır.

Görev esnasında empatiyle yaklaşmanın iş ortamına çok sayıda somut faydası bulunmaktadır. Empati, insanları birbirine yaklaştırır, kurumsal iletişimi kolaylaştırır ve çalışanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Empatik becerileri yüksek olan çalışanlar ve yöneticiler, iş ortamında daha çok sevilir ve saygı görürler. Bu durum mesleki işbirliğini, dayanışmayı ve sosyal uyumu artırırken; iş ortamında kendini açma, toplumsallaşma ve sosyal duyarlılık gibi olumlu davranışların gelişmesine de zemin hazırlar.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250