← Ünite 13

Ünite 13: KİŞİLİK YAPILARI VE YAŞLILIKTA DAVRANIŞ BİÇİMLERİ — Konu Anlatımı

1Giriş ve Toplumsal Değişimin Kişilik Üzerindeki Etkileri

Ülkemizde son yıllarda çok hızlı bir toplumsal değişim süreci yaşanmaktadır. Her hızlı toplumsal ve kültürel değişim, kaçınılmaz olarak bireyler üzerinde kimlik ve kişilik çatışmalarını beraberinde getirmektedir. Günümüz modern dünyasında kendine yabancılaşmış olan birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış, derin bunalımlar yaşayan bir insan profili çizmektedir.

Bireylerin gelişimsel süreçlerinde, kişilik yapılarında ve çevreye uyum sağlama mekanizmalarında ortaya çıkan aksaklıklar, sadece bireysel boyutta kalmayıp ciddi sosyal sorunların doğmasına zemin hazırlar. Bu sosyal sorunlar ise toplumsal ve kültürel çatışmaları tetikler, sosyal çözülmeye yol açar. Sonuç olarak, refah düzeyi son derece yüksek görünen modern toplumların içinde bile giderek artan sayıda problemli birey üretilmektedir.

Bu karmaşık süreçlerin neticesinde toplumsal yapımızda, kendi kendine doğal bir seyirde gelişmekte olan 'modern alt kültür kavramı' ciddi bir sosyal ve psikolojik sorun alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum özellikle yaşlılık gibi hassas yaşam dönemlerinde bireylerin uyum süreçlerini ve ruh sağlıklarını doğrudan etkileyen bir zemin oluşturmaktadır.

2Yaşlılığın Psikolojik Yönü ve Yaşlılık Döneminde Psikolojik Boyut

Yaşlılık dönemi, bireyin toplum içindeki rollerinde, sosyal statüsünde ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde köklü ve sarsıcı değişimlerin yaşandığı bir evredir. Bu dönemde ortaya çıkan fiziksel güç kayıpları ve zihinsel yeteneklerdeki gerilemeler, yaşlı bireyin kendisini olduğu gibi kabul etmesini zorlaştırır. Bu durum benlik saygısının hızla düşmesine yol açarak bireyde derin bir bağımlılık ve yetersizlik duygusu yaratır.

Psikolojik özellikler ve değişimler açısından ele alındığında, benlik saygısı ve kendini kabul kavramları yaşlılıkta da hayati önem taşımaktadır; ancak bu kavramlar dışsal ve içsel etkenlerle oldukça kolay sarsılabilen, değişken yapılardır. Benlik saygısı, bireyin toplumda üstlendiği etkin roller ve kurduğu nitelikli sosyal ilişkilerle doğrudan ve yakından ilişkilidir.

Yaşlılık dönemindeki psikolojik boyut, yaşın ilerlemesine bağlı olarak bireyin algılama, öğrenme, problem çözme ve bellek gücü gibi farklı bilişsel alanlarda çevreye uyum sağlama yeteneğindeki değişimleri kapsar. Bireyin fiziksel kayıplarının yanı sıra ortaya çıkan bu davranışsal uyum yeteneğindeki yaşa bağlı değişimlerin bütünü 'psikolojik yaşlanma' olarak tanımlanmaktadır.

Yaşlı bireylerde sıklıkla gözlemlenen huysuzluk, aşırı alınganlık, ara sıra kendi kendine konuşma, unutkanlık, sürekli geçmişe odaklanma, şimdiki nesli beğenmeme ve onları sert biçimde eleştirme, anlattığı hikayeleri veya olayları defalarca yineleme gibi davranışlar yaşlılığın psikolojik yönünü yansıtan dolaylı belirtilerdir. Bu yön bilişsel beceriler (zeka, dikkat, öğrenme, bellek, dil, görsel-uzamsal yetiler, akıl yürütme, bilişsel esneklik) ve ruhsal davranış değişimleri (duygu durum, güdülenimler, baş etme becerileri) olmak üzere iki ana alanda incelenir.

Emekliliğe geçiş, kronik hastalıkların baş göstermesi, fiziksel gücün azalması ve yaşam standardının değişmesi karşısında her yaşlının aynı tutumu sergilemesi beklenemez. Yaşlılar, yaşam boyu edindikleri deneyimlere ve kendilerine özgü kişilik yapılarına göre farklı tutumlar geliştirirler. Ancak ne olursa olsun, bu dönemde karşılaşılan psikolojik sorunlar bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkileyerek ciddi uyum güçlüklerine yol açabilmektedir.

3Fiziksel Kayıplara Bağlı Yetersizlik Duygusu ve Zihinsel Değişiklikler

Yaşlı bireyde fiziksel kayıpların artmasıyla birlikte derin bir yetersizlik duygusu gelişir. Bu duygu, yaşlının çevresindekilere ve ailesine 'yük olma' endişesini ve artık hiçbir işe yaramadığı yönündeki tedirginliğini tetikler. Sağlığının her geçen gün daha da kötüye gittiği endişesini taşıyan yaşlı, kendisini üzeceğini düşündüğü ortamlardan ve sosyal ilişkilerden kaçınma eğilimi gösterir.

Gelecekte kendisini nelerin beklediği, bakıma muhtaç kalıp ortada kalacağı korkusu, yaşlı bireylerde aşırı tutumluluk ve hatta cimrilik davranışlarının ortaya çıkmasına neden olur. Algılamadaki düşüş, dikkat dağınıklığı ve düşünme hızındaki yavaşlama gibi zihinsel değişimler, kişilik özelliklerinde belirgin farklılaşmalar yaratır. Yeniliklerden ürkme ve değişen durumlara ayak uyduramama ruhsal çöküntüyü derinleştirir.

Zihinsel değişikliklere paralel olarak yaşlının yeni fikirleri kabul etme yeteneğinde ciddi bir azalma başlar. Yaşlı birey alışkanlıklarını terk etmekten korkar; ona göre dünyada büyük bir ahlaki çöküntü başlamıştır, gençler çalışmadığı için gelecekleri karanlıktır ve artık küçüğün büyüğe hürmeti kalmamıştır. Bu düşüncelerle çevreye olan ilgi azalır, sosyal ilişkilerde aşırı seçicilik başlar.

Bu dönemde beden sağlığına aşırı derecede odaklanma, sürekli hastalıklardan şikayet etme, ihtiyacı olmadığı halde mal ve paraya aşırı düşkünlük gösterme ile kişisel eşyalara patolojik düzeyde bağımlılık geliştirme sıkça rastlanan durumlardır. Yaşlılık, bireyin kendi geçmişini çok daha sık ve derinlemesine sorguladığı, yaşam muhasebesi yaptığı dinamik bir dönemdir.

4Reichard, Livson ve Peterson'ın Yaşlılık Kişilik Tipleri Sınıflandırması

Reichard, Livson ve Peterson, yaşları 55 ile 84 arasında değişen 87 erkeği kapsayan kapsamlı bir araştırma yürüterek yaşlılık dönemine özgü belirgin kişilik tiplerini ortaya koymuşlardır. Bu araştırmacılar, yaşlıların uyum düzeylerine göre beş farklı kategori belirlemişlerdir. İyi uyum sağlamış olanlar 'olgun', 'salıncaklı sandalyeli' ve 'zırhlı' kategorilerinde; daha az uyum sağlamış olanlar ise 'öfkeli' ve 'kendinden nefret eden' kategorilerinde sınıflandırılmıştır.

Olgun tip; yaşamdan son derece zevk alan, kendisini tüm eksileri ve artılarıyla kabul eden, sosyal ilişkilerinde ve aktivitelerinde doyum arayan kişilerden oluşur. Bu tipe dahil olan yaşlılar, geçmişte yaptıkları hatalara veya kaçırdıkları fırsatlara yazıklanmak yerine, içinde bulundukları mevcut koşullarda en iyisini yapmaya odaklanırlar.

Salıncaklı sandalyeli tip; yaşlılık yıllarında uyum açısından başarılıdır ancak yaşama olgun gruptan çok daha edilgin (pasif) bir biçimde yaklaşır. Emekli olduğuna, iş hayatının getirdiği ağır sorumluluklardan ve yüklerden tamamen kurtulduğuna samimi bir şekilde sevinir, sakin bir yaşamı tercih eder.

Zırhlı tip; yaşlanmanın getirdiği fiziksel ve zihinsel sonuçlardan içten içe büyük bir korku duyar. Bu gerçekle yüzleşmekten ısrarla kaçınır ve duygularını sürekli sıkı bir denetim altında tutar. Dışarıya karşı mutlu ve güçlü göründüğü için yaşlanma sürecinde kısmen başarılı kabul edilir.

Kızgın (Öfkeli) tip; kendi kendisiyle bir türlü barışamamış, yaşlandığı gerçeğine sürekli kızan, gençliğini özleyen ve ölüm düşüncesinden dehşet derecesinde korkan uyumsuz tiptir. Kendinden nefret eden tip ise yaşlanmanın getirdiği fiziksel çöküşe aşırı bozulan, gündelik yaşamdaki en ufak sorunlarda bile doğrudan kendisini kınayan ve suçlayan, ölümü ise içinde bulunduğu sefillikten tek kurtuluş yolu olarak gören son derece uyumsuz bir profildir.

5Mizaç (Huy) ve Kişilik Kavramlarının Analizi

Mizaç ya da halk arasındaki adıyla huy; günlük yaşantı içinde kişiye özgü olan, oldukça sınırlı ve belirli duygusal tepkilerin nitelik ile nicelik bakımından sergilediği kararlı değişimlerdir. Örneğin bir insanın çabuk kızması, sıkılması, öfkelenmesi, neşelenmesi, aşırı hareketli ya da hareketsiz olması mizaç özellikleridir.

Kültürümüzde yer alan 'huy canın altındadır', 'huylu huyundan vazgeçmez' ve 'can çıkar huy çıkmaz' gibi köklü atasözleri, huyun bireyin kişiliğiyle ne kadar derin ve sarsılmaz bir bağa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İnsanın duygulanım ve coşkularının bütünü olarak tanımlanan mizaç, kişiliğin tamamını değil, ancak çok önemli bir yanını veya temel bir öğesini oluşturur.

Kişilik ise bir insanın duyuş, düşünüş ve davranış biçimlerini etkileyen tüm içsel ve dışsal etmenlerin kendine özgü, biricik görüntüsüdür. Kişilik durağan olmayıp bireyin doğuştan getirdiği genetik özellikler, büyüdüğü çevre, ekonomik koşullar ve eğitim düzeyi gibi pek çok değişkene bağlı olarak şekillenir ve zamanla değişebilir. Her insanın tek ve biricik olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

6Gerontologların Belirlediği Kişilik Tipleri ve Alt Boyutları

Yaşlı bireyleri inceleyen gerontologlar, yaşlılık dönemine özgü dört ana kişilik yapısı ve bunların alt tiplerini saptamışlardır. İlk grup olan 'Bütünleşmiş kişilikler'; egoları son derece yeterli, bilişsel yetenekleri tam, yaşam doyumları yüksek ve iç dünyaları karmaşık kişilerden oluşur. Bu grupta üç alt tip vardır: Sürekli etkinlik içinde olan ve eski rollerinin yerine yenilerini koyan 'Yeniden örgütleyiciler'; enerjilerini sadece bir veya iki role odaklayan 'Odaklanmış kişiler' ve düşük etkinlik düzeyiyle kendi dünyalarına çekilen 'Kopmuş kişiler'.

İkinci grup olan 'Savunmacı kişilikler'; başarı odaklı, çabacı ve genellikle sakınımlı duygulara sahip bireylerdir. İki alt tipi bulunur: Orta yaş yaşam biçimini ve aktivitelerini aynen korumaya çalışan yüksek doyumlu 'Sebatlı model' ile yaşlılık tehdidine karşı sosyal ilişkilerini bilinçli olarak daraltıp kendini koruyan 'Daralmış tip'.

Üçüncü grup olan 'Edilgin-bağımlı kişilikler' de ikiye ayrılır: Yüksek düzeyde bağımlılık ihtiyacı duyan ve bağlanacak birini bulduğunda mutlu olan 'Başvurucu-arayıcı kişilik' ile oldukça edilgin, kayıtsız bir yaşam süren ve doyumu düşük olan 'Duygusuz kişilik'. Son grup olan 'Bütünleşmemiş kişilikler' ise zihinsel ve duygusal süreçlerde ağır gerilemeler yaşayan, psikolojik sorunları olan, hem etkinlikleri hem de yaşam doyumları en alt düzeyde bulunan çözülmüş gruptur.

7Gelişim Görevleri, Benlik Kavramı ve Savunma Mekanizmaları

Neugarten'a göre insanlar yaşlandıkça dış dünyadan ziyade içsel düşünce ve duygularına bağımlı hale gelirler. Bu durum, etkinlikten edilginliğe geçiş olarak tanımlanır. Yaşlılar dış dünyadan kendi iç dünyalarına çekilirler ve diğer insanlarla olan duygusal bağlarını azaltırlar. Ancak buna rağmen, kendilerini geçmişte nasıl görüyorlarsa öyle görmeye devam ederler. Atchley'e göre bu kararlılığın nedeni, yaşlıların iç ölçülerine bağlı olmaları ve kendilerini emeklilikten sonra bile eski meslekleriyle (öğretmen, avukat vb.) tanımlamalarıdır.

Erikson'ın psikososyal gelişim kuramına göre, ileri yetişkinlik döneminin en önemli olumlu kazanımı, umutsuzluğun karşıtı olan 'ego bütünlüğü'dür. Yaşlılık döneminin temel gelişim görevleri arasında başarılı alışkanlıkların sürdürülmesi, geçmiş yaşamla barışık bir şekilde bütünleşme, olgunluktan bilgeliğe geçiş, fiziksel ve zihinsel gerilemeleri kabul etme ve nihayetinde yaşamın sona ermesini (ölümü) onaylama yer alır.

Ancak bazı yaşlıların bu gelişim görevlerine direnç gösterdiği de görülür. Azalan fiziksel ve zihinsel yeteneklerine rağmen sınırlarını kabul etmek istemeyen yaşlılar, bu durumu yadsıyarak çeşitli savunma mekanizmalarına başvurabilirler. Bunun tam tersi bir tutumla, bazı yaşlılar ise yaşlanmaya bağlı kayıplara zamanından çok önce, abartılı bir şekilde teslim olarak kendilerini tamamen bırakma eğilimi gösterebilirler.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Davranışlarımızın Kaynağı: Güdüler, Dürtüler ve Dengeleşim (Homeostasis)

Kişilik yapısının oluşumunu ve davranışların kökenini anlamak için insan yaşamında güdülenmenin rolünü bilmek gerekir. Ruhbilimde tutum ve davranışı başlatan, açığa çıkaran, sürdüren ve yönlendiren bilinçli ya da bilinçsiz etkenlere 'güdü' adı verilir. Güdü kavramı; içgüdü, dürtü, istek, beklenti, eğilim, ilgi, tutku, umut ve amaç gibi kavramların tamamını kapsar.

Dengeleşim (Homeostasis), beden için en elverişli ve dengeli yaşam koşullarının organizma tarafından kendiliğinden sürdürülmesini sağlayan doğal bir düzenlemedir. Dengeleşim bozulduğunda canlıda içsel bir gerilim, kaygı ve sıkıntı baş gösterir. Dengenin yeniden kurulması için gereksinimlerin giderilmesi gerekir. İşte bu bedensel eksikliği gidermek amacıyla bireyi davranışa sürükleyen içsel güce 'dürtü' denir. Örneğin üşüyünce giyinmek veya havasız kalınca derin nefes almak dengeleşimi sağlamaya yönelik dürtüsel davranışlardır.

Güdüler doğal ve toplumsal olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal güdüler (açlık, susuzluk, uyku vb.) tüm canlılarda ortaktır ve biyolojik yaşamın sürdürülmesi için zorunludur. Toplumsal güdüler ise yaş ilerledikçe, çocukluktan olgunluğa geçildikçe güçlenir ve kişilik üzerinde daha etkili hale gelir. Toplumsal güdüler arasında; üstünlük duygusuyla birleşen 'saygınlık', engellenmeye karşı direnç oluşturan 'özgürlük ve özerklik' ile bireyin varlığını koruması için gerekli olan 'saldırganlık' yer alır.

9Kaygı, Çatışma, Öfke ve Saldırganlık İlişkisi

Kaygı, kişiliğin yapılanmasında ve gelişiminde rol oynayan en temel güçlerden biridir. Kaygıya kalp atışının hızlanması, kan basıncının yükselmesi, ağız kuruluğu, terleme ve kas gerginliği gibi belirgin fizyolojik belirtiler eşlik eder. Bireyin bu fizyolojik değişimleri algılaması kaygıyı daha da artırır. İnsan yaşamı boyunca içten ve dıştan gelen birden fazla güdüyle karşılaşır ve bunlar arasında seçim yapmak zorunda kaldığında 'çatışma' yaşar.

Kişilik sağlığı için önemli olan kaygının varlığı değil, ona karşı kullanılan savunma mekanizmalarının niteliğidir. Savunma düzenleri, olumlu çözümler bulunana kadar benliği korur ve kaygıyı geçici olarak azaltır. Öfke ise engellenme ve korku karşısında ortaya çıkan doğal bir duygusal tepkidir. Aşırı öfke (köpürme), bilinç bulanıklığına ve davranış bozukluklarına yol açabilir.

Ancak belirli bir sınır içindeki öfke, bireyin karşılaştığı engelleri aşması, kendi varlığını koruması, kendini tanıtması ve çevreye kabul ettirmesi için son derece yararlı ve gereklidir. Benzer şekilde saldırganlık da engellenmiş bir davranışı sonlandırmak veya dış tehditlere karşı kendini savunmak amacıyla bir uyum düzeni olarak kullanılabilir. Kişilik sınırları belirsiz olan insanlar, en ufak engellemeyi tehdit algılayarak hızla saldırganlığa yönelebilirler.

10Kişilik Bozuklukları: Narsist ve Çekingen Kişilik Bozuklukları

Narsist Kişilik Bozukluğu olan bireyler kendilerinin olağanüstü, eşsiz ve ayrıksı olduğu duygusunu taşırlar. Kendi başarı ve yeteneklerini aşırı derecede abartırlar ve her şeyin en iyisini kendilerinin hak ettiğine inanırlar. Sınırsız güç, zeka, başarı ve kusursuz sevgi üzerine kafa yorarlar. Sürekli beğenilmek ve ilgi görmek isterler; dış görünüşlerine aşırı düşkündürler. Empati yetenekleri gelişmemiştir, amaçlarına ulaşmak için başkalarını acımasızca kullanırlar. Bekledikleri ayrıcalıklar sunulmadığında hızla öfkelenirler.

Narsist bireylerle iletişim kurarken; içten davrandıkları anlarda onları takdir etmek, başkalarının tepkilerini onlara net bir şekilde açıklamak, nezaket kurallarına titizlikle uymak, sadece zorunlu durumlarda şahsını değil sadece davranışını eleştirmek ve kendimizi kullandırmamak adına almadan veren konumuna düşmemek kritik önem taşır.

Çekingen Kişilik Bozukluğu'nun temel özelliği ise derin toplumsal çekingenliktir. Bu kişiler kendilerini toplumda istenmeyen, önemsiz, beceriksiz ve yetersiz biri olarak görürler. Bu durum basit bir utangaçlıktan farklıdır; bireyin tüm hayatını felç edecek düzeydedir. Sürekli eleştirilme, reddedilme ve utanma korkusu yaşarlar. Başkalarının kendileri hakkındaki olumsuz düşünceleriyle aşırı meşgul olduklarından, yeni insanlarla tanışmaktan ve sosyal aktivitelere katılmaktan kaçınırlar.

11Kişilik Bozuklukları: Bağımlı ve Antisosyal Kişilik Bozuklukları

Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan bireyler, sürekli olarak başkaları tarafından desteklenme, onaylanma ve rahatlatılma ihtiyacı duyarlar. Güvendikleri kişilerin onayı olmadan en basit kararları bile alamazlar. Hayatlarıyla ilgili önemli kararları tamamen başkalarına devrederler. Tek başlarına iş yapmaktan ve yalnız kalmaktan nefret ederler. İlişkilerinin bozulacağı korkusuyla kimseye hayır diyemezler. Sorumluluk almaktan kaçınır ve sürekli arka planda kalmayı tercih ederler.

Bağımlı bireylere yaklaşırken; başarılarından ziyade gösterdikleri girişimleri desteklemek, karar vermeden önce kendi fikirlerini sormak, onları bağımsız aktiviteler yapmaya teşvik etmek, darda kaldıkları her an hemen yardımlarına koşmayarak kendi başlarına sorun çözmelerine izin vermek ve hediyelerle veya aşırı itaatle bizi kendi bağımlılık ağlarına çekmelerine izin vermemek gerekir.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu olan kişilerin en belirgin özelliği, başkalarının haklarına ve hissettiklerine karşı katı bir aldırmazlık içinde olmalarıdır. Toplumsal kurallara, yasalara ve ahlaki değerlere karşı inatçı bir karşıtlık ve sorumsuzluk sergilerler. Kolayca ilişki kurabilirler ancak bu ilişkileri uzun süre sürdüremezler. Engellenme eşikleri çok düşüktür ve şiddete eğilimlidirler. Asla suçluluk ve vicdan azabı duymazlar, deneyimlerinden ders çıkarmazlar. Sürekli yalan söylerler, dürtüseldirler ve belirtileri genellikle küçük yaşlarda evden kaçma, hırsızlık, hayvanlara işkence etme gibi ağır davranış bozukluklarıyla başlar.

12Beş Faktör Kişilik Özellikleri Alt Boyutları

Erciş ve Deniz (2008) tarafından açıklanan Beş Faktör Kişilik Modeli, insan kişiliğini beş temel boyutta ele almaktadır. İlk boyut olan 'Dışadönüklük Boyutu'; dış dünyaya açık, insanlarla bir arada olmaktan keyif alan, enerjik, konuşkan, girişken ve iyimser bireyleri tanımlar. Bu boyutun tam tersi olan 'İçedönük' bireyler ise daha sessiz, enerjileri düşük ve sosyal dünyaya karşı ilgisizdirler.

İkinci boyut 'Uyumluluk Boyutu'dur. Bu boyuta sahip bireyler saygılı, arkadaş canlısı, son derece yardımsever, cömert, merhametli ve çatışmadan kaçınan geçimli insanlardır. Tersine, saldırgan ve uyumsuz bireyler ise kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, insanlara karşı şüpheci ve iş birliğine tamamen kapalı kişilerdir.

Üçüncü boyut 'Sorumluluk Boyutu'dur. Sorumluluk sahibi kişiler yüksek sabır düzeyine sahip, planlı, düzenli, kararlı, tedbirli ve çevreleri tarafından son derece güvenilir olarak kabul edilen bireylerdir. Bu boyutun düşük olduğu kişiler ise amaçsız, isteksiz ve güvenilmez olarak nitelendirilirler.

Dördüncü boyut 'Duygusal Denge - Nevrotizm Boyutu'dur. Duygusal dengesi yüksek olan kişiler sakin, engellerle başa çıkmada başarılı, telaşsız ve kendine güvenlidirler. Nevrotik (nevrotizm düzeyi yüksek) bireyler ise sürekli endişe, öfke, kaygı ve depresif ruh hali yaşamaya eğilimlidirler. Beşinci ve son boyut olan 'Yeniliklere Açık Olma Boyutu' ise entelektüel, sanatsever, öğrenmeye ve gelişime açık, yaratıcı zekaya sahip analitik düşünen bireyleri kapsar. Bu boyutun düşüklüğü ise değişime direnen tutucu ve dar ilgi alanlarına sahip kişileri tanımlar.