Politika kelimesi günlük yaşamda sıkça karşılaşılan ancak üzerinde tam bir uzlaşı sağlanamamış karmaşık bir kavramdır. Genel bir tanımlama yapmak gerekirse politika; belirli bir grup politik aktörün çeşitli konulara yönelik amaçları belirlemesi ve bu amaçların hayata geçirilmesinde kullanılacak olan araçlar yönünde vermiş oldukları kararlar bütünüdür. Politikaların temel işlevi, yön gösterici olmaları ve geleceğe dair belirsizlikleri ortadan kaldırmada etkin rol oynamalarıdır. Bu süreçlerin esas olarak kamu otoritesi ve araçları eliyle yürütüldüğünü vurgulamak gerekir.
Politikalar genel olarak makro ve mikro düzeyde sınıflandırılabileceği gibi, daha detaylı yaklaşımlar çerçevesinde 'dağıtımcı', 'düzenleyici', 'kendi kendini düzenleyici' ve 'yeniden dağıtımcı' politikalar olarak dörde ayrılmaktadır. Dağıtımcı politikalar, toplumun genel yararına sunulan hizmetleri kapsarken, bu hizmetlerin başka grupların zararına olmamasını ve verimlilik esasını gözetir. Düzenleyici politikalar ise kısıtlayıcı niteliktedir; bireylerin veya grupların hareket alanlarını sınırlar. Örneğin, devlet memurlarının ticaret yapmasının yasaklanması bu kapsama girer. Kendi kendini düzenleyici politikalar, oda ve dernek gibi yapıların kendi üyelerinin çıkarlarını korumak için geliştirdiği kurallardır. Yeniden dağıtımcı politikalar ise devletin toplumda refah adaletini sağlamak amacıyla kaynakları yeniden paylaştırmasıdır; ancak bu durum bazen çalışan kesimlerin tepkisini çekerek toplumsal çatışmalara yol açabilir.
Politika belirleme süreçlerini açıklayan kuramlar arasında David Easton'ın geliştirdiği 'Sistem Yaklaşımı' oldukça önemli bir yere sahiptir. Easton, kendisinden önceki yapısal-işlevsel yaklaşımı yetersiz bularak eleştirmiş ve siyasal sistemi, çevresiyle sürekli etkileşim halinde olan dinamik bir yapı olarak tanımlamıştır. Easton'ın 'Siyasal Sistemin Akım Modeli'ne göre, toplumun farklı kesimlerinden gelen talepler ve bu taleplere verilen destekler sisteme girdi olarak dahil olur. Bu girdiler, politika üretici kurumların yer aldığı 'kapalı kutu' içerisinde işlenerek çıktılara, yani politikalara ve kararlara dönüşür. Sürecin iç dengeleri ve güç çatışmaları bu kapalı kutuda şekillenmektedir.
Sanayi Devrimi sonrasında şekillenen modern dünya ve ekonomi düzeni, öngörülebilirlik ile hesaplanabilirlik ilkelerini zorunlu kılmıştır. Bu doğrultuda planlama, geleceğin kontrollü bir biçimde inşa edilmesini ve sınırlı kaynakların en yüksek etkinlikte kullanılmasını sağlayan stratejik bir projeksiyon aracı olarak doğmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulusal kalkınma arayışlarının hız kazanmasıyla birlikte 'kalkınma' ve 'planlama' kavramları ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Bu dönemde planlı kalkınma modeli sosyalist blokta zirveye ulaşmış olsa da, Batı bloku ve diğer ülkeler için de temel bir ilgi odağı olmuştur. Türkiye'de de uzun yıllar boyunca Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kalkınma planları hazırlayarak ülke politikalarına yön vermiştir.
Kavramsal olarak plan; ulaşılması hedeflenen amaçlar ile bu amaçlara ulaşmak için kullanılacak araç ve düzenlemelerin eylem öncesinde belirlenmesidir. Planlar kapsamlarına göre 'genel' ve 'kısmi' planlar olarak ikiye ayrılır. Örneğin, bir ülkenin tüm iktisadi yapısını kapsayan planlar genel planları oluştururken; sadece üretim veya pazarlama gibi belirli bir alanla sınırlı olanlar kısmi planları ifade eder. Planlama, insanları olayların sürüklediği birer mahkum olmaktan kurtarıp, olaylara yön veren ve hükmeden bir konuma yükseltmektedir. Bu yönüyle planlama, politikaların hayata geçirilmesi için gerekli olan rasyonel zemini hazırlar.
Planlama faaliyetleri yöneticilere ve organizasyonlara çok yönlü faydalar sağlar. İlk olarak, zaman tasarrufu sağlayarak ve emeğin boşa harcanmasını önleyerek yöneticilerin doğrudan amaca odaklanmasına imkan tanır. İkinci olarak, ortak bir çaba kültürünün oluşmasını destekler ve yetki devrini kolaylaştırır. Üçüncü olarak, mevcut kaynakların hedeflere uygunluğunu denetler, kuralların rasyonelliğini artırır ve denetim standartlarını belirler. Günümüzde planlama anlayışı, katı ve aşırı detaylı yapılardan uzaklaşarak, öncelikleri netleştirilmiş ve esnekliği yüksek olan 'stratejik planlama' yaklaşımına doğru evrilmiştir.
Strateji kavramı köken olarak askeri alandan doğmuş ve zamanla yönetim biliminin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Askeri terminolojide zafer hedefine ulaşmak için hazırlanan 'harp planı' ve savaş yönetimi anlamına gelen strateji, yönetim biliminde ise organizasyonun belirlenen amaçlara ulaşmak için takip ettiği yolları ifade eder. Henry Mintzberg stratejiyi beş farklı bakış açısıyla ele almıştır: bilinçli bir plan, rakiplere karşı bir manevra, tutarlı bir davranış kalıbı, organizasyonun dış çevredeki konumu ve tüm üyelerce paylaşılan ortak bir perspektif.
Stratejik planlamanın teorik temellerinin atılmasında Peter Drucker'ın 1954 tarihli 'Yönetim Pratikleri' (The Practice of Management) kitabında ortaya koyduğu 'Amaçlarla Yönetim' (Management By Objectives) yaklaşımı dönüm noktası olmuştur. Drucker, yöneticilerin sadece günlük rutin işlerle boğulmasını kuruluşun temel amacından sapması olarak görmüştür. 1960'lı yıllarda Igor Ansoff'un uzun vadeli planlamaya getirdiği analitik yaklaşım sayesinde organizasyonlar geleceği daha rasyonel tasarlamaya başlamıştır. 1980'li yıllara gelindiğinde ise stratejik planlama dış çevre analizlerine, rekabete ve pazar koşullarına odaklanmıştır. Kamu ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda ise bu süreç, hitap edilen kitlenin gereksinimlerini belirleme ve bunları en iyi şekilde karşılama odağıyla gelişmiştir.
Stratejik planlama; sonuç odaklı, değişimi öngören ve yönlendiren, katılımcı ve gerçekçi bir kaliteli yönetim aracıdır. Genellikle beş yıllık dönemleri kapsayacak şekilde hazırlanan stratejik planlar, organizasyonların gelecekteki yönünü netleştirerek bugünün kararlarının tutarlı bir temelde verilmesini sağlar. Stratejik planlama süreci temelde dört soruya yanıt arar: 'Neredeyiz?' (Durum analizi), 'Nereye gitmek istiyoruz?' (Misyon, vizyon ve temel değerler), 'Gitmek istediğimiz yere nasıl ulaşabiliriz?' (Stratejiler ve yöntemler) ve 'Başarımızı nasıl takip eder ve değerlendiririz?' (İzleme ve değerlendirme).