Türkiye'de belediye sınırları içerisinde ortaya çıkan kentsel atıksuların toplanması, çevreye zarar vermeyecek şekilde uygun yöntemlerle arıtılması ve deşarj edilmesi yasal olarak belediyelerin sorumluluğuna verilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan 2014 yılı Belediye Atıksu Göstergeleri verilerine göre, Türkiye genelinde 30'u büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 1 396 belediye bulunmakta ve bu belediyelere hizmet veren 604 adet atıksu arıtma tesisi işletilmektedir. Atıksu arıtma tesisleri ile hizmet sunulan belediye nüfusunun Türkiye toplam nüfusuna oranı %64, toplam belediye nüfusuna oranı ise %68 olarak hesaplanmıştır.
Atıksu arıtma tesisine giriş yapan atıksu, ilk olarak kaba ve ince ızgara ünitelerinden geçer. Kaba ızgaralar 50 mm'den, ince ızgaralar ise 10 mm'den büyük maddeleri tutarak sonraki aşamalarda yer alan mekanik ekipmanların zarar görmesini ve boru hatlarında oluşabilecek tıkanıklıkları önler. Otomatik temizleme mekanizmasına sahip bu ızgaralarda biriken katı atıklar, bant konveyörler aracılığıyla konteynırlara taşınarak sistemden uzaklaştırılır.
Bu çalışma, atıksu arıtma tesislerinde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) risklerini sistematik bir şekilde tespit etmek, çalışanların maruz kaldığı kimyasal, fiziksel ve biyolojik risk faktörlerini değerlendirmek ve bu maruziyetlerin düzeylerini bilimsel ölçüm yöntemleriyle saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Atıksu arıtma tesisleri, doğası gereği bünyesinde birçok tehlikeli süreci barındıran ve çalışan sağlığını doğrudan tehdit edebilecek karmaşık endüstriyel alanlardır. Bu kapsamda, sektörde karşılaşılan kritik riskleri bertaraf edecek proaktif önlemlerin belirlenmesi hedeflenmiştir.
Atıksu arıtma tesislerinde yürütülen iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları kapsamında, tesisteki faaliyet alanları, proses aşamaları ve tehlike kaynakları detaylıca analiz edilmiştir. Bu doğrultuda; kaba ızgara, terfi merkezi, ince ızgara, havalandırmalı kum ve yağ tutucu havuzlar, ön çökeltim havuzları, biyofosfor havuzları, havalandırma havuzları, son çökeltim havuzları, blower binası, kapalı alan-primer çamur istasyonu, geri devir pompa istasyonu, çamur çürütme ünitesi, çamur susuzlaştırma ve kurutma, kojenerasyon (enerji üretim) ünitesi ve tesis geneli olmak üzere toplam 15 farklı bölümde risk değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Risk skorlarının derecelendirilmesinde '3T metodu' kullanılmıştır.
Atıksu arıtma tesislerinde yürütülen bu çalışma, çalışanların maruz kaldıkları kimyasal, fiziksel ve biyolojik riskleri belirlemek, maruziyet düzeylerini ölçmek ve bu doğrultuda alınabilecek iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın başlangıç aşamasında, tesislerde detaylı ön incelemeler yapılmış ve risk değerlendirmesi metodolojisi uygulanarak hangi proseslerden ve ünitelerden ölçüm alınacağı sistematik bir şekilde kararlaştırılmıştır. Arıtma tesislerindeki tehlike kaynakları incelendiğinde, kimyasal tehlikelerin başında özellikle kapalı alanlarda biriken metan, hidrojen sülfür, karbondioksit ve amonyak gazları gelmektedir.
Atıksu arıtma tesisleri, yapıları gereği genellikle yüksek kapasiteli, geniş alanlara yayılan ve çalışan sayısının oldukça az olduğu otomasyon ağırlıklı işletmelerdir. Bu tesislerde rutin operasyonlar büyük oranda bilgisayar kontrollü sistemler ve otomatik mekanizmalar üzerinden yürütülür. Bu nedenle, iş kazaları ve tehlikeli durumlar genellikle normal işletim sürecinde değil; tamir, arızanın giderilmesi, temizlik, bakım ve kontrol gibi insan müdahalesi gerektiren özel işlemler sırasında meydana gelmektedir.