Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Mondros’tan Lozan’a Türkiye — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Mondros Mütarekesi ve Siyasi Şahsiyetlerin Bakışı

Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti için bir çaresizlik ve teslimiyet belgesi niteliğindeydi. Anlaşmayı imzalayan Rauf Bey (Orbay), İngiliz Amiraline duyduğu aşırı güvenle teselli bulmaya çalışırken, Sadrazam İzzet Paşa mütareke sonrası memnuniyetini telgraflarla bildirmişti. Padişah Vahdettin ise şartların ağırlığını kabul ederek, İngilizlerin ileride göstereceği 'hoşgörüye' sığınmayı bir kurtuluş yolu olarak görüyordu.

Buna karşın, askeri kanatta durum çok daha gerçekçi ve sert bir şekilde analiz ediliyordu. Yıldırım Orduları Grup Komutanı Mustafa Kemal Paşa, mütarekeyi Osmanlı Devleti'nin kendisini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmesi olarak yorumlamıştı. 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelen İtilaf donanmasını gördüğünde 'Geldikleri gibi giderler' diyerek milli mücadelenin ilk işaretini vermişti.

Mütareke hükümlerine karşı sadece Mustafa Kemal değil, Ali İhsan Paşa (Sabis) ve Yakup Şevki Paşa gibi komutanlar da direnç göstermişti. Fevzi Paşa, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve İsmet Paşa gibi isimler, Şişli'deki evde gizli toplantılar yaparak vatanın kurtuluşu için çareler aramış, bu kadro milli mücadelenin çekirdeğini oluşturmuştur.

2Milli Teşkilatlanmalar ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri

Osmanlı Hükümeti'nin işgaller karşısındaki pasif tutumu, Türk halkını kendi kaderini tayin etmeye zorlamıştır. Bu süreçte 'Müdafaa-i Hukuk' (Hakların Savunulması) kavramı etrafında bölgesel direniş örgütleri kurulmuştur. Bu cemiyetler, vatanın Batı'da Yunanlılara, Doğu'da ise Ermenilere verilmesini öngören 'Şark Meselesi'ne karşı bir savunma kalkanı oluşturmuştur.

Önemli cemiyetler arasında Kars Milli İslam Şurası, Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye, Trakya Paşaeli ve İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye bulunmaktadır. Özellikle İzmir'in işgali, Anadolu'daki direniş ruhunu körüklemiş ve 'Redd-i İlhak' prensibini doğurmuştur. Trabzon'da Rum Pontus tehlikesine, Çukurova'da ise Fransız işgaline karşı yerel örgütlenmeler hız kazanmıştır.

Bu cemiyetlerin en büyük özelliği başlangıçta 'mahalli' yani bölgesel olmalarıdır. Sivas Kongresi ile tüm bu cemiyetler 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' adı altında birleştirilerek milli bir güç haline getirilmiştir. Ayrıca Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri de vatan savunmasında kadınların aktif rol almasını sağlamıştır.

3Amasya Genelgesi'nden Sivas Kongresi'ne Milli İrade

Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, bireysel direnişi organize bir harekete dönüştürmüştür. Havza Genelgesi ile halkı mitinglere davet eden Paşa, Amasya Genelgesi ile mücadelenin gerekçesini ve yöntemini belirlemiştir. 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır' maddesi, Türk demokrasi tarihinin ve milli egemenliğin ilk resmi ilanıdır.

Erzurum Kongresi, toplanış bakımından bölgesel olsa da aldığı kararlar itibarıyla milli bir nitelik taşır. 'Vatan bir bütündür, parçalanamaz' kararı burada alınmış ve ilk kez bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. Mustafa Kemal'in askerlikten istifa ederek sivil bir fert olarak mücadeleye devam etmesi, halkın ona olan güvenini pekiştirmiştir.

Sivas Kongresi ise tam bağımsızlık ve milli birliğin tescillendiği yerdir. Kongrede en çok tartışılan konu olan 'manda ve himaye' fikri kesin olarak reddedilmiştir. Tüm cemiyetlerin tek çatı altında toplanması ve 'İrade-i Milliye' gazetesinin çıkarılması, milli mücadelenin tek merkezden ve halkın desteğiyle yürütüleceğini kanıtlamıştır.

4Misak-ı Milli ve İstanbul'un Resmen İşgali

Sivas Kongresi sonrası artan baskılar Damat Ferit Hükümeti'ni düşürmüş, yerine kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti ile Amasya Protokolü imzalanmıştır. Bu protokol ile İstanbul Hükümeti, Temsil Heyeti'ni resmen tanımıştır. Yapılan seçimler sonucunda toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı, 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli kararlarını kabul ederek milli sınırları dünyaya ilan etmiştir.

Misak-ı Milli; sınırlar, Boğazlar, azınlık hakları ve kapitülasyonların kaldırılması gibi hayati konuları kapsayan bir ulusal yemindir. Bu kararlar İtilaf Devletleri'ni dehşete düşürmüş ve 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edilmiştir. Meclis basılmış, milletvekilleri Malta'ya sürülmüş ve Osmanlı'nın fiili varlığı sona ermiştir.

İstanbul'un işgali, Mustafa Kemal'in 'Meclis Ankara'da toplanmalıdır' tezini haklı çıkarmıştır. 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasıyla milli irade tam anlamıyla kurumsallaşmıştır. İstanbul Hükümeti'nin Şeyhülislam fetvalarıyla başlattığı isyanlar, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin karşı fetvası ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile bastırılmıştır.

5Askeri Safha: Kuva-yı Milliye'den Düzenli Orduya

Milli Mücadele'nin askeri safhası Doğu, Güney ve Batı cephelerinde yürütülmüştür. Doğu'da Kâzım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu, Ermenileri mağlup ederek Gümrü Antlaşması'nı imzalatmış ve TBMM'nin ilk askeri başarısını kazanmıştır. Güney'de ise düzenli ordu yerine halkın oluşturduğu Kuva-yı Milliye birlikleri (Sütçü İmam, Şahin Bey gibi kahramanlar) Fransızlara karşı destansı bir direniş sergilemiştir.

Batı Cephesi'nde Yunan ilerleyişine karşı başlangıçta Kuva-yı Milliye ile direnildiyse de, askeri disiplin ihtiyacı nedeniyle düzenli orduya geçilmiştir. İsmet Paşa komutasında I. ve II. İnönü zaferleri kazanılmış, ancak Kütahya-Eskişehir muharebelerinde ordu Sakarya'nın doğusuna çekilmek zorunda kalmıştır. Bu kritik süreçte Mustafa Kemal'e 'Başkomutanlık' yetkisi verilmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi, 'Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır' stratejisiyle kazanılan bir dönüm noktasıdır. Bu zafer sonrası Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanmış ve Güney Cephesi kapanmıştır. 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz ile Yunan ordusu imha edilmiş, 9 Eylül'de İzmir kurtarılmış ve Mudanya Mütarekesi ile silahlı mücadele sona ermiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250