Küreselleşme süreci ve dış ekonomik ilişkiler nedeniyle günümüzde tamamen dışa kapalı bir ekonomi bulunmamaktadır. Bu nedenle önceki bölümlerde incelenen mal ve para piyasası dengesi, dışa açık bir ekonomi modeli dikkate alınarak yeniden güncellenmelidir. Dışa açık ekonomi modelinde toplam planlanan harcama denklemi, tüketim (C), yatırım (I), kamu harcamaları (G) ve net ihracat (NX) büyüklüklerinin toplamından oluşur.
Dışa açık ekonomi modeli için türetilen IS eğrisi, dışa kapalı ekonomi modelinden yapısal olarak çok farklı değildir. Aralarındaki en temel fark, açık ekonomi modelindeki çarpan katsayısının marjinal ithalat eğilimini (m) içermesidir. Çarpan katsayısının büyüklüğü IS eğrisinin eğimini doğrudan belirler; marjinal ithalat eğiliminin küçük olması çarpanı büyütürken IS eğrisini daha yatık yapar, aksi durumda ise IS eğrisi daha dik bir konuma gelir.
IS eğrisinin matematiksel denkleminde, otonom harcama büyüklüğünün yatırımların faiz oranına duyarlılığına (b) oranı dikey eksendeki başlangıç mesafesini verirken, gelir büyüklüğünün önündeki katsayı ise eğrinin eğimi hakkında bilgi sunar. Faiz oranında meydana gelen bir düşüş, toplam planlanan harcamaları artırarak IS eğrisi boyunca aşağı ve sağa doğru bir hareketle reel milli gelirin artmasına yol açar.
Dışa açılmanın en önemli sonuçlarından biri olan net ihracat (NX), yurtiçi gelir (Y), yurtdışı gelir (YF) ve reel döviz kurunun (R) bir fonksiyonudur. Nominal döviz kurunda artış, reel döviz kurunu artırarak ihraç mallarına talebi artırır, ithal mallarına talebi ise azaltır. Cari işlemler hesabının dengede olduğu (CA = NX = 0) durumda net ihracat sıfıra eşitlenir ve bu denge koşulu ulusal gelir ile reel döviz kuru arasındaki ilişkiyi açıklar.
Ekonomik birimler reel servetlerini ulusal veya uluslararası varlıklarda tutarken faiz getirisini kıyaslarlar. Ulusal tahvillerin faiz oranı yabancı tahvillerin faiz oranından büyükse (iD > iF) yatırım hesabı fazla verir, aksi durumda açık verir. Sermaye hareketlerinin faiz farkına duyarlılığı (K) katsayısı ile ifade edilir ve yatırım hesabı bu farka bağlı olarak şekillenir.
Cari işlemler hesabında oluşan açık veya fazlanın, eşit miktarda sermaye giriş veya çıkışıyla dengelendiği noktaların geometrik yeri döviz piyasasını dengeye getiren pozitif eğimli BP eğrisini oluşturur. Ulusal reel milli gelirin artması ithalatı artırarak cari açığa yol açar; bu açığı kapatmak için ulusal faiz oranının yurtdışı faiz oranının üzerine çıkması gerekir ve bu durum BP eğrisinin pozitif eğimli olmasını açıklar.
Pozitif eğimli BP eğrisi daha dik (BP1) veya daha yatık (BP2) formlarda ortaya çıkabilir. BP eğrisinin eğim katsayısı m/K (marjinal ithalat eğiliminin sermaye hareketlerinin faiz duyarlılığına oranı) ile belirlenir. Marjinal ithalat eğilimi (m) ne kadar büyükse BP eğrisi o kadar dik olurken; sermaye hareketlerinin faiz farkına duyarlılığı (K) ne kadar fazlaysa BP eğrisi o kadar yatık bir yapı sergiler.
Nominal döviz kurunda veya reel kurda (R) meydana gelen değişmeler BP eğrisinde sağa (aşağı) veya sola (yukarı) doğru kaymalara neden olur. Reel döviz kurunun artması net ihracatı artırarak cari fazla yaratır; bu durum ülkedeki sermaye ihtiyacını azaltarak yurtiçi faiz oranlarının düşmesine ve dolayısıyla BP eğrisinin aşağı/sağa doğru kaymasına yol açar.
BP eğrisinin üzerinde yer alan her nokta döviz piyasasının dengede olduğunu (BP = 0) gösterir. Eğrinin solunda/üstünde kalan bölgelerde ödemeler dengesi fazla (BP > 0), sağında/altında kalan bölgelerde ise ödemeler dengesi açık (BP < 0) vermektedir; bu durum döviz piyasasındaki dengesizlikleri ifade eder.
Robert Mundell ve Marcus Fleming adıyla anılan bu model; mal piyasasını dengeleyen IS, para piyasasını dengeleyen LM ve döviz piyasasını dengeleyen BP eğrilerinin ortak kesişimiyle oluşan 'üçlü dengeyi' inceler. Bu analiz, farklı döviz kuru rejimleri ve sermaye hareketliliği varsayımları altında para ve maliye politikalarının etkinliğini değerlendirir.
Tam (sınırsız) sermaye hareketliliği altında (BP eğrisi yatay eksene paraleldir) esnek kur rejimi ve sabit kur rejiminin para ve maliye politikaları üzerindeki sonuçları tamamen değişir. Esnek kur rejiminde genişletici maliye politikası dışlama etkisi ve döviz kuru kanalıyla tamamen etkinsiz kalırken, sabit kur rejiminde dışlama etkisi ortadan kalktığı için maliye politikası oldukça etkindir.
Buna karşın esnek kur rejiminde genişletici para politikası reel döviz kurunu düşürerek net ihracatı artırır ve oldukça etkindir. Sabit kur rejiminde ise para politikası, merkez bankasının müdahaleleri nedeniyle para arzını başlangıç seviyesine geri döndürür ve tamamen etkinsizleşir.
Sermaye hareketlerinin sınırlı olduğu durumda BP eğrisi pozitif eğimlidir. Bu analizde para talebinin faize duyarlılığı (h) ile sermayenin faiz farkına duyarlılığı (K) karşılaştırılır. LM eğrisinin BP eğrisine göre daha dik (h > K) veya daha yatık (h < K) olduğu durumlara göre para ve maliye politikalarının etkinliği farklılık gösterir.
Kısmi sermaye hareketliliği ve esnek kur rejimi altında uygulanan genişletici maliye politikası geliri artırır ve etkindir; özellikle BP eğrisinin LM eğrisine göre daha dik olduğu durumlarda maliye politikasının etkinliği daha belirgindir. Sabit kur rejiminde ise maliye politikası yine gelir artırıcı etki gösterir ancak mekanizma merkez bankasının döviz müdahaleleri üzerinden çalışır.
Esnek kur rejiminde para politikası kısmen veya tamamen etkili olurken, sabit kur rejiminde kısmi sermaye hareketliliği altında da genişletici para politikası etkinsiz sonuç doğurur, çünkü ortaya çıkan cari açık merkez bankasını para arzını kısmaya zorlar.
Sermayenin tam hareketsiz olduğu (BP = 0, dikey BP eğrisi) durumda esnek kur rejimi altında hem maliye hem de para politikası tam etkin sonuç doğururken, sabit kur rejimi altında her iki politika da reel gelir üzerinde etkinsiz kalmaktadır. Bu durum, kur rejimlerinin makroekonomik istikrar politikaları üzerindeki kritik rolünü ortaya koyar.
Frankel tarafından ortaya atılan 'İmkânsız Üçleme (Trilemma)' hipotezine göre; bir ülke serbest sermaye hareketleri, sabit döviz kuru rejimi ve bağımsız para politikası unsurlarının ÜÇÜNÜ de aynı anda uygulayamaz. Merkez bankası ancak bu üçlünün ikisini seçebilir; üçüncü unsurden vazgeçmek zorundadır.
Örneğin, sermaye hareketlerinin tamamen serbest olduğu ve sabit kur rejiminin benimsendiği bir ülkede (Euro bölgesi veya geçmişteki sabit kur örnekleri gibi) ulusal merkez bankasının bağımsız para politikası izleme imkânı kalmaz. Türkiye örneğinde ise serbest sermaye hareketleri ve bağımsız para politikası seçildiği için dalgalı (müdahaleli esnek) kur rejimi uygulanmaktadır.