1836 yılında Quetelet, 'toplum suçu hazırlar, suçlu ise ancak bir araçtır' diyerek suçun arkasındaki sosyolojik dinamiklerin, bireysel psikolojiden daha önemli olduğunu vurgulamıştır.
Merton, toplumdaki hedefler ve araçlar arasındaki gerilime karşı beş tepki tanımlar: Uyum, Yenilikçilik, Törencilik, Geri çekilme ve Başkaldırı. Bu tepkiler, bireyin toplumsal yapıdaki eşitsizliğe verdiği yanıtları gösterir.
Cohen, işçi sınıfından gelen gençlerin orta sınıf değerlerine ulaşamadıkları için çeteler gibi suçlu altkültürlerine katıldıklarını savunur. Bu, toplumsal statüye yönelik bir protestodur.
Etiketleme kuramının öncüsü Becker'e göre, sapkınlık davranışın kendisi değil, toplumun o davranışa 'sapkın' etiketi yapıştırmasıdır. Bu süreç, toplumdaki güç ve iktidar yapısını yansıtır.
2010 yılında Amerika'da bir profesör olan Amy Bishop, haksızlığa uğradığını düşünerek bölüm toplantısında silahlı saldırı düzenlemiştir. Bu olay, göreli yoksunluk duygusunun zengin kesimleri de suça itebileceğine dair bir örnektir.
Bonger, kapitalist sistemin bireyleri açgözlü ve bencil olmaya ittiğini savunur. Ona göre adalet sistemi fakirleri suçlu hale getirirken, zenginlerin bencil isteklerine yasal olanaklar sunar.
Young ve arkadaşları, suçla mücadelede asker-polis teknikleri yerine topluma duyarlı 'minimal polislik' ve ekonomik iyileştirmeler gibi pragmatik çözümler önermişlerdir.
Wilson ve Van den Haag tarafından geliştirilen bu yaklaşım, suçun bireysel tercih olduğunu savunur. Suçla mücadelede 'sıfır hoşgörü' politikası, sert cezalar ve polisin yetkilerinin artırılmasını destekler.
Murray, sosyal devletin sağladığı yardımların bireyleri tembelleştirdiğini ve 'bağımlılık kültürü' yarattığını iddia eder. Bu durumun, geleneksel ahlaki değerleri aşındırarak suç oranlarını artırdığını savunur.