Herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık ekipleri gelinceye kadar olay yerinde tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut imkânlarla yapılan ilaçsız uygulamalardır. Örnek olarak, trafik kazasında yaralanan bir kişiye tıbbi malzeme olmaksızın solunum yolu açma müdahalesi yapılması ilkyardım kapsamındadır.
Sağlığı bozulan veya hayatı tehlikeye giren kişilere, tıbbi eğitim almış uzman personel tarafından olay yerinde veya sağlık kuruluşlarında tıbbi alet ve ilaçlarla yapılan girişimlerdir. Örneğin, ambulans ekibinin hastaya kalp masajı yaparken aynı zamanda ilaç uygulaması acil tedavidir.
İlkyardım tanımında belirtilen amaçlar doğrultusunda, tıbbi araç gereç aranmaksızın eldeki imkânlarla ilaçsız uygulama yapabilen temel eğitim almış kişidir. Olay yerinde ilk müdahaleyi yapan ve 112 ekipleri gelene kadar sorumluluk üstlenen bireydir.
İlkyardımın temel uygulamalarının ilki olup, ilkyardımcının önce kendini, sonra çevresini ve en son yaralıyı güvenli bir ortama almasıdır. Örnek olarak, trafik kazasında arkadan gelebilecek araçlara karşı 150-200 metre mesafeye uyarı işareti konulması koruma önlemidir.
Olay yerinde güvenliği sağladıktan sonra ilgili acil kurumlarına (112 vb.) hızlı ve doğru bilgi aktarımı yapılmasıdır. Örnek olarak, 112'yi arayarak kazanın yerini, yaralı sayısını ve yapılan işlemleri net bir şekilde bildirmek bildirme kuralıdır.
Güvenlik sağlandıktan ve bildirim yapıldıktan sonra yaralıların durumunun hızlıca değerlendirilerek yapılan müdahale işlemleridir. Örnek olarak, bilinci kapalı olan hastanın solunumunu kontrol edip uygun pozisyonda müdahale edilmesi kurtarma aşamasıdır.
Yaşamı tehlikeye sokan durumlarda kişilerin hayatta kalma şansını artıran dört aşamalı halkalar bütünüdür. 112'ye haber verilmesi, olay yerinde yaşam desteği, ambulansta ve hastane acil servisinde yapılan girişimlerden oluşur.
Bilinci kapalı kişilerde dil kökünün soluk borusunu kapatmasını önlemek için bir elin alna konulup başın geriye itilmesi ve diğer elin parmaklarıyla çenenin yukarı kaldırılması işlemidir. Bu sayede soluk borusu açıklığı sağlanır.
Kazazedede solunumun olup olmadığını anlamak için kullanılan, göğüs hareketlerinin izlenmesi, nefes sesinin dinlenmesi ve nefes sıcaklığının hissedilmesi adımlarından oluşan en az 10 süren yöntemdir.
Kalbin kanı atardamarlara her fırlatışında damar duvarında oluşturduğu basıncın parmaklar aracılığıyla hissedilmesidir. Yetişkinlerde boyun şah damarından, bebeklerde ise kol atardamarından ölçülür.
Kemikler, eklemler ve kaslardan oluşan, bedenin iskelet çatısını kuran ve yürüme, koşma gibi hareketleri sağlayan sistemdir. Bedendeki ısı üretiminin büyük kısmı kas faaliyetleriyle gerçekleşir.
Kalp, damarlar ve kandan oluşan, hücrelerin besin ve oksijen ihtiyacını karşılayan, atık maddeleri uzaklaştıran ve beden ısısını düzenleyen sistemdir. Kanın damar içindeki akışını kalp pompalar.
Burun, yutak, gırtlak, soluk borusu, bronşlar ve akciğerlerden oluşan, oksijen alımı ve karbondioksit atılımını sağlayan sistemdir. Alveollerde gaz alışverişi gerçekleştirilir.
Akciğer bronşçuklarının ucunda bulunan ve tek sıra epitel hücrelerinden oluşan hava kesecikleridir. Atmosferden gelen oksijen ile kandaki karbondioksitin difüzyonla yer değiştirdiği temel solunum birimidir.
Kafatası ve omurga tarafından korunan beyin ve omurilikten oluşan, bedenin yönetim ve bilgi işlem merkezidir. Dış ve iç ortamdan gelen uyarıları işleyerek uygun tepkileri üretir.
Merkezi sinir sistemini çevreleyen, steril, renksiz ve az protein içeren sıvıdır. Sinir sistemini yerçekimine karşı koruma, şok emicilik ve kafa içi basıncını dengeleme görevleri vardır.
Böbrekler, üreterler, sidik torbası ve üretradan oluşan, kanı süzerek metabolizma atıklarını idrar yoluyla dışarı atan ve su-elektrolit dengesini düzenleyen sistemdir.
Böbrekler içinde yer alan ve kanın süzülerek yararlı maddelerin geri emilmesini, zararlı maddelerin ise idrara dönüştürülmesini sağlayan tüpsü temel süzme birimleridir.
Ağız, yemek borusu, mide, bağırsaklar ve yardımcı organlardan (karaciğer, pankreas) oluşan, besinlerin parçalanmasını, emilmesini ve artıkların atılmasını sağlayan sistemdir.
Erkek ve dişi üreme organlarından oluşan, türün devamlılığını sağlayan gametlerin (sperm ve yumurta) üretildiği ve gebelik süreçlerinin gerçekleştiği sistemdir.
Kişinin kendisinin ve çevresinden gelen uyartıların farkında olması durumudur. İlkyardımda hastanın sesli, sarsarak veya ağrılı uyaranlara verdiği tepkilere göre 4 aşamada değerlendirilir.
Atmosferdeki oksijenin vücuda alınması ve metabolizma sonucu üretilen karbondioksitin vücut dışına atılması sürecidir. Bu süreç solunum sistemi yapıları aracılığıyla gerçekleştirilir ve hücresel enerji üretimi için zorunludur.
Kalbin fırlattığı kanın kapalı bir damar sistemi içinde dolaşmasını sağlayan sistemdir. Temel yapıları kalp, damarlar ve kandır; hücrelere besin ve oksijen taşırken atıkları uzaklaştırır.
Besin maddelerinin oksijenle yakılması sonucunda hücrelerde üretilen ve bedenin çalışması için gerekli olan temel enerji molekülüdür. İnsan vücudu bir makineye benzetildiğinde gerekli olan yakıt enerjisidir.
Akciğerler içerisinde bronşçukların dallanıp küçülerek dönüştüğü, etrafı kılcal damar ağıyla sarılı yaklaşık 300 milyon adet minik keseciktir. Oksijen ve karbondioksit gaz alışverişinin gerçekleştiği temel solunum birimidir.
Akciğerlerin birbirine bakan orta yüzlerinde yer alan, bronşların, atardamarların, toplardamarların ve sinirlerin girip çıktığı kapı niteliğindeki bağlantı bölgesidir.
Göğüs kafesinin altında kubbemsi bir görünüme sahip olan ve solunum mekanizmasında aktif görev alan kas yapısıdır. Nefes alma sırasında kasılarak aşağı iner ve düzleşir.
Üst ana toplardamarın sağ kulakçığa bağlandığı yerde bulunan, kalbin kendi elektriğini üreterek atım sayısını başlatan özel kalp hücresi merkezidir. Dinlenim halinde dakikada ortalama 70-80 aksiyon potansiyeli üretir.
Kalbin kasılması sırasında atardamara fırlattığı kanın damar duvarında yaptığı basıncın vücudun çeşitli noktalarından parmaklarla hissedilmesidir. Yetişkinlerde şah damarından, bebeklerde dirsek üstünden ölçülür.
İlkyardımın ilk ve en temel basamağıdır; herhangi bir kaza ya da olay yerinde öncelikle ilkyardımcının kendi can güvenliği, ardından çevre güvenliği ve hasta/yaralının güvenliğinin sağlanmasını ifade eder.
Bilinci kapalı kişilerin sırtüstü yatarken dil kökünün soluk borusunu kapatmasını engellemek amacıyla bir el alna, diğer el çeneye konularak başın geri ve çenenin ileri itilmesiyle hava yolunu açma manevrasıdır.
Baş-çene pozisyonu verildikten sonra hastanın göğüs hareketlerine bakılarak, nefes sesi dinlenerek ve nefes sıcaklığı hissedilerek solunumun olup olmadığını en az 10 saniye boyunca değerlendirme yöntemidir.
Koruma ilkesiyle başlayan, bilinç kontrolü, ağız içi kontrolü, baş-çene pozisyonu verilmesi ve ABC (solunum ve dolaşım) varlığının tespit edilmesi basamaklarını içeren ilk ilkyardım muayenesidir.
Solunum ve dolaşımı olan hastanın neden ilkyardımlık duruma düştüğünü anlamak için yapılan, hastayla görüşerek konuşma ve baştan ayağa (baş, boyun, göğüs, karın, sırt, uzuvlar) muayene etme aşamasıdır.
Solunumu ve dolaşımı durmuş kişilere ilaçsız ve tıbbi malzemesiz olarak uygulanan; suni solunum ve dış kalp masajı yapılarak yaşamsal fonksiyonların yeniden canlandırılmasını amaçlayan ilkyardım uygulamasıdır.
Hava yolu tam tıkanan kişilerin karın bölgesine arkadan iki elle yapılan bastırma hareketiyle akciğerlerde basınç oluşturarak yabancı cismin dışarı fırlatılmasını sağlayan ilkyardım manevrasıdır.
Hava yolunun yabancı bir cisimle kısmen tıkandığı ancak az da olsa hava geçişinin olduğu durumdur. Kişi öksürebilir, konuşabilir; bu durumda hastaya fiziksel müdahale edilmeyip öksürmeye teşvik edilir.
Hava yolunun yabancı cisim nedeniyle tamamen kapandığı, kişinin nefes alamadığı, konuşamadığı ve öksüremediği acil durumdur. Ölüm korkusu gözlenir ve Heimlich manevrası gerektirir.
Nabzın hızlı ve derinden duyulduğu, solunumun hızlandığı, deri renginin soluk ve soğuk olduğu durumlarda hastaya uygulanan; sırtüstü yatırılarak ayakların yerden 30 cm yukarı kaldırıldığı pozisyondur.
Bilinci kapalı ancak solunum ve dolaşımı yerinde olan hastalara, şok veya yarı oturur pozisyon bulgusu yoksa dil kökünün tıkanmasını önlemek amacıyla verilen güvenli yan yatış pozisyonudur.
Kalp krizi geçiren, solunum sıkıntısı olan veya göğüs bölgesinden yaralanmış kişilere rahat nefes alabilmeleri amacıyla verilen oturma destekli ilkyardım pozisyonudur.
İçlerinde bulunan hemoglobin molekülü sebebiyle kırmızı renkli olan, ortası basık ve yanları şişkin, kanda en fazla sayıda bulunan hücrelerdir. Akciğerlerden dokulara yaşam için gerekli olan oksijeni taşımakla görevlidirler.
Vücudu tehdit eden bakteri, virüs ve çeşitli mikroorganizmalara karşı vücut savunmasında ve bağışıklık sisteminde rol alan kan hücreleridir. Enfeksiyon, inflamasyon ve ateşli durumlarda kolayca dolaşımdan dokulara geçerler.
Kemik iliğinde üretilen dev hücrelerin parçalanması ile oluşan, çekirdeksiz ve stoplazması granül içeren kan elemanlarıdır. Herhangi bir kanama veya damar zedelenmesinde pıhtılaşma mekanizmalarında aktif görev alırlar.
Kalbin sol tarafından yüksek basınçla fırlatılan temiz kanı (oksijence zengin) dokulara taşıyan damarlardır. Yüksek basınç altında olduklarından, bu damar yaralanmalarında kan fışkırır tarzda akar ve kısa sürede ölümcül kan kayıpları görülebilir.
Hücre ve dokuları saran kılcal damarlardaki kanı alıp kalbe geri götüren, düz kas ve elastik dokusu az olan damarlardır. İçlerinde vücut kanının büyük çoğunluğunu barındırdıkları için 'depo damarları' olarak adlandırılırlar.
Aortun dallanarak arteriyollere ve ardından küçülerek dönüştüğü, hücre ve dokulara en yakın olan ince damarlardır. Kan ile beden hücreleri arasındaki madde alışverişi bu damarlar aracılığıyla gerçekleşir.
Kalbin kasılmasıyla aort ana damarına gönderilen kanın damar duvarında oluşturduğu gerilme basıncıdır. Kalbin kasılması sırasındaki basınca büyük tansiyon, gevşeme sonucundakine ise küçük tansiyon adı verilir.
Kalp karıncığı kasıldığında kanın aorta fırlatılması sonucunda her bir kalp atımında atardamarlarda oluşan basıncın parmaklarla hissedilmesidir. Bedende kan dolaşımının olup olmadığının ve kalbin çalışıp çalışmadığının en net göstergesidir.
Sağlam damar bütünlüğü bozulduğunda devreye giren bedenin kanamayı durdurma mekanizmasıdır. Damarın kasılması, trombosit tıkacının oluşması ve fibrinojenin fibrine dönüşerek pıhtılaşmayı sağlaması aşamalarından oluşur.
Kanamanın çoğu zaman gözle görülemediği, kanın damar dışına çıkarak beden içi boşluklara aktığı tehlikeli bir kanama türüdür. Şiddetli travma, trafik kazası veya yüksekten düşme gibi olaylar sonucu oluşur ve şoka yol açabilir.
Dokulara giden kan akımının azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan ani dolaşım yetmezliği durumudur. İç kanamalar, sıvı kayıpları, kalp fonksiyonunda azalma ve zehirlenmeler nedeniyle gelişebilir; ilk etkilenen organ beyindir.
Normal yöntemlerle (baskı, yukarı kaldırma, bası noktası) durdurulamayan şiddetli kanamalarda veya uzuv kopmalarında, damarı kemikle sıkıştırarak kan akımını tamamen durdurmak için uygulanan son çare ilkyardım yöntemidir.
Damar içinde oluşan pıhtının (trombüs) bulunduğu bölgeden koparak kan dolaşımında gezinmeye başlamasıdır. Bu serbest pıhtılar beyin veya kalp gibi hayati organların küçük damarlarını tıkatarak ölümcül hasarlara yol açabilir.
Çarpma, kesici alet, yüksekten düşme veya yanma gibi olaylar sonucunda deri veya mukoza tabakasının bütünlüğünün bozulmasıdır. Ağrı, şişlik, ödem ve fonksiyon kaybı gibi ortak karakteristik özellikler gösterir.
Gazların çok yoğun olduğu ortamdan daha düşük yoğunlukta olduğu ortama doğru kendiliğinden geçişi ve yayılmasıdır. Göğüs yaralanmalarında havanın vücut içine bu kanunla dolması solunumu olumsuz etkiler.
Bedenin dış yüzeyini ve iç organların yüzeylerini kaplayan, koruma görevi üstlenen ve dış ortamla iletişimi sağlayan doku türüdür. Örnek olarak cildin üst tabakası verilebilir.
Uzunluğu 1 metreyi bulabilen sinir hücrelerinden oluşan, beden ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan ve kaslarla birlikte hareketleri koordine eden dokudur.
Kasları kemiklere bağlayan, kasılma sonucu oluşan kuvveti kemiğe aktaran ve eklem hareketlerini sağlayan lifli bağ doku uzantısıdır.
Eklemleri birbirine bağlayan, hareket sırasında eklemin bütünlüğünü ve stabilitesini koruyan fibröz bağ dokusu yapısıdır.
Vücutta en çok bulunan esnek ve destekleyici kıkırdak çeşididir; uzun kemiklerin uçlarında, burun uç bölgesinde ve soluk borusunda bulunur.
Gelişmelerini tamamlamış olgun kemik hücreleridir; kalsiyum mineralinin miktarının düzenlenmesinde ve parathormon etkisiyle kalsiyumun kana salınmasında görev yapar.
Boyutları 20-100 mikron arasında değişen, çok çekirdekli ve kemiklerin yıkımından sorumlu dev hücrelerdir; kemik dokudaki istenmeyen parçaları eritirler.
Eklem yerleri hariç kemiklerin en dışını kaplayan, kemiğin beslenmesini, büyümesini ve onarılmasını sağlayan dayanıklı bağ doku örtüsüdür.
Çocuklarda ve gençlerde uzun kemiklerin epifiz ve diafiz bölgeleri arasında yer alan, kemiklerin uzayıp büyümesini sağlayan dar kıkırdak bölgedir.
Diz ve dirsek eklemlerinde kemik uçları arasında yer alan, eklem boşluğunu bölen ve şok emici minder görevi gören kıkırdak yapıdır.
Bir eklemin normal hareket sınırlarının ötesinde bükülmesi veya gerilmesi sonucunda etrafındaki bağların ve kapsülün zorlanmasıdır; en sık ayak bileğinde görülür.
Aşırı zorlanma veya ters hareket sonucu eklemi oluşturan kemiklerin yerinden çıkarak kalıcı şekil bozukluğu oluşturmasıdır; omuz ve dirsekte sık görülür.
Normalde sağlam olan kemik bütünlüğünün travma veya baskı sonucu bozulmasıdır; derinin yırtılmasına göre açık ve kapalı olarak ikiye ayrılır.
Kırık, çıkık veya burkulmalarda bir alt ve bir üst eklemi içine alacak şekilde bölgeyi sabitlemek ve hareketini önlemek için kullanılan malzemelerdir.
Bilinci kapalı ancak solunumu ve dolaşımı yerinde olan hastalara verilen yarı yan yatar pozisyondur; kusmuğun soluk borusunu tıkamasını önler.
Dolaşım yetersizliği (şok) durumunda beyne kan akımını artırmak için sırtüstü yatan hastanın ayaklarının 30 cm yukarı kaldırıldığı pozisyondur.
Vücuttaki sıvı veya kan miktarının aşırı azalması (kanama, kusma, ishal, yanık) sonucunda gelişen dolaşım yetmezliği tablosudur.
Alerjen maddelere (ilaç, böcek sokması, gıda) karşı bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılık göstermesiyle damarların genişlediği ve solunumun durabildiği ölümcül şok türüdür.
Beyindeki nöronların sürekli ve aşırı elektriksel deşarjları sonucunda tekrarlayan nöbetlerle karakterize, bilinç kaybı ve istemsiz kasılmalara yol açan hastalıktır.
İnsülin hormonu yokluğu, eksikliği veya etkisizliği nedeniyle kan şekerinin düzenlenemediği, metabolik bozukluklarla karakterize şeker hastalığıdır.
Kalbi besleyen koroner damarların kolesterol plaklarıyla tıkanması sonucunda kalp kasının beslenememesi durumu olup kalp krizinin ana nedenidir.
Merkezi sinir sisteminde (beyin ve omurilik) anormal elektriksel boşalmalar sonucunda istemsiz kas kasılmalarıyla kendini gösteren durumdur; çocuklarda ateşle tetiklenebilir.
Üçgen sargının katlanarak simit şekline getirilmesiyle oluşturulan, baş bölgesine saplanan cisimlerin etrafına yerleştirilerek sabitlemeyi sağlayan sargı türüdür.
İnsan iskelet sistemini, kemiklerin yapısını, gelişimini, çeşitlerini ve hastalıklarını inceleyen bilim dalıdır.
Değişen iç ve dış koşullara rağmen canlı iç ortamının sabit tutulması olayıdır. Örneğin hava sıcaklığı eksi derecelere düşse bile insan beden ısısının 36,5-37 C° arasında tutulması homeostasis ile sağlanır.
Beynin özel bir bölümü olup insan vücudunun ana ısı ayar merkezidir. Kan damarları, ter bezleri ve iç organlar aracılığıyla vücut ısısını dengeler ve beslenme merkezini kontrol eder.
Yüksek sıcaklık ve nem içeren ortamda beden ısısını ayarlamak için aşırı sıvı ve elektrolit kaybedilmesiyle ortaya çıkan yaşamsal tehlike oluşturan durumdur. Uzun süre güneş altında kalmak veya aşırı egzersiz bu duruma yol açabilir.
Derinin en dıştaki tabakası olup keratinosit ve melanosit hücrelerinden oluşur. Damar içermediği için beslenmesini alttaki dermis tabakasından difüzyon yoluyla alır.
Deriye elastikliğini veren, lifli, damar ve sinirleri içeren asıl deri tabakasıdır. Beden ısısı ve basınç düzenlenmesinde aktif olarak görev yapar.
Kimyasal ya da fiziksel yakıcı etkenlerle deri, mukoza, kas, damar ve kemik yapıların yanmasına bağlı olarak doku bütünlüğünün bozulması durumudur. Ateş, sıcak su, elektrik veya kimyasallar neden olabilir.
İkinci derece yanıklarda veya donuklarda deride oluşan içi berrak sıvı dolu su kesecikleridir. Enfeksiyon riskini artırdığı için kesinlikle patlatılmamalıdır.
Beden ısısının normal seviyelerin altına, yani 35 C°'nin altına düşmesi durumudur. Sinir sistemi üzerinde baskılayıcı etki yaratarak bilinç gerilemesine ve titremeye neden olur.
Aşırı soğuğa bağlı olarak kan akımının azalması ve dokularda kanın pıhtılaşması ile hasar oluşumudur. Uç noktalar olan el, ayak, burun ve kulaklarda nekroz ve kangrene yol açabilir.
Beğnin hipotalamusunda bulunan ve açlık merkezi ile tokluk merkezi olmak üzere iki ayrı alanı barındıran, beslenmeyi ve enerji depolarını ayarlayan merkezdir.
Vücuda girdikten sonra bölgesel veya genel hasar oluşturarak ölüme kadar varabilecek ciddi sağlık sorunlarına neden olan fiziksel, organik veya kimyasal maddelerdir. Örnek olarak karbonmonoksit gazı, tarım ilaçları ve zehirli mantarlar gösterilebilir.
Zehirleyici maddenin vücuda girmesiyle birlikte vücut fonksiyonlarının ve metabolizmanın bozulması olayına denir. Tahmin edilemeyen kazalar, intihar amaçlı girişimler veya yanlış besin tüketimi sonucunda ortaya çıkabilir.
Zehirleri, zehirli maddelerin kaynaklarını, kimyasal özelliklerini, canlı organizmalar üzerindeki etkilerini ve bunlara karşı tedavi yöntemlerini inceleyen bilim dalıdır. Zehirlenme vakalarının anlaşılmasında temel bir disiplindir.
Zehrin bedene girmesiyle birlikte bu maddeye karşı vücutta oluşan değişikliklerin ve bunların gözlenmesi sonucu ortaya çıkan bulgu ve semptomların toplamıdır. Hastanın klinik tablosunun sınıflandırılmasında kullanılır.
Evde soba, şofben veya kombilerin tam yakılamaması sonucunda ortaya çıkan; renksiz, kokusuz, havadan hafif ve tatsız olan zehirli bir gazdır. Kanda hemoglobine oksijenden 200-220 kat daha hızlı bağlanarak hücreleri hipoksiye (oksijensizliğe) sokar.
Bozuk besinlerin, uygunsuz şartlarda saklanan gıdaların veya içinde patojen mikroorganizmalar ile bunların toksinlerini barındıran yiyeceklerin tüketilmesinden sonra ortaya çıkan sindirim sistemi zehirlenmesidir. En sık bulantı, kusma ve ishal ile kendini gösterir.
Zehirlenmeler dahil tüm acil durumlarda izlenmesi gereken temel ilkyardım basamaklarıdır. Önce olay yeri güvenliği sağlanır (koruma), ardından 112 aranarak durum bildirilir (bildirme) ve hızlı ancak sakin müdahalelerle kurtarma gerçekleştirilir.
Bilinci kapalı ancak solunumu ve dolaşımı yerinde olan hastaların kusmuk veya dilin geriye kaçarak solunum yolunu tıkamasını önlemek amacıyla yan yatırılarak uygulanan hayat kurtarıcı pozisyondur.
Yeşillenmiş ve filizlenmiş patateslerde doğal olarak bulunan, gıdalarda biyolojik tehlikeler sınıfına giren ve sindirim yoluyla zehirlenmelere yol açabilen doğal bir zehirli kimyasal maddedir.
Asit veya bazik özellik taşıyan, temas ettiği dokularda ve sindirim kanalında yakıcı, tahrip edici ve derin yaralar oluşturan sıvı kimyasal maddelerdir. Bu tür zehirlenmelerde hasta kesinlikle kusturulmamalıdır.
Bazı hayvan zehirlerinin (örneğin yılan veya akrep zehirleri) doğrudan kalp ve damar sistemi üzerinde yıkıcı, ritim bozukluğu yaratıcı ve dolaşımı çökertecek nitelikte gösterdiği zehirli etkilerdir.
Özellikle arı sokmaları, bazı ilaçlar veya alerjen maddelerin bedene girmesiyle tüm sistemleri etkileyen, tansiyonun ani düşmesine ve solunumun durmasına yol açabilen ölümcül alerjik reaksiyon tablosudur.
Yılan veya akrep sokmalarında zehrin kana karışmasını geciktirmek amacıyla ısırılan yerin hemen üzerinden arteriyel akımı engellemeyecek, sadece yzeysel venöz ve lenfatik akımı kesecek sıkılıkta yapılan sargı işlemidir.
Özellikle ev yapımı uygunsuz konservelerde üreyen bakterilerin oluşturduğu toksinler nedeniyle gelişen, sinir sistemini felç edici özellikleri bulunan ağır bir gıda zehirlenmesi türüdür.
Zehirlenme vakalarında ilkyardımcılara ve sağlık personeline 7/24 rehberlik eden, zehirli maddeler ve müdahale yöntemleri hakkında bilgi sağlayan '114' nolu acil danışma hattıdır.
Nefes alma ve verme işleminin herhangi bir nedenle sona ermesiyle bedene oksijen alımının ve karbondioksit verilmesinin durmasıdır. Oksijen yetersizliği nedeniyle en hassas organ olan beyinde 3-5 dakika içinde geri dönüşümsüz beyin ölümü süreci başlar.
Herhangi bir sıvının hava yollarından geçerek alveollerin oksijen ve karbondioksit alışverişini bozması durumudur. Örnek vermek gerekirse, denizde yüzerken kramp girerek suya batan bir kişinin soluk borusuna su kaçması sonucu birincil solunum yetersizliği gelişmesidir.
Suya batma anında ağız ve larinkse sıvı girmesiyle birlikte ses tellerinin refleks olarak solunum yolu girişini kapatmasıdır. Bu evrede kişi istense de nefes alamaz ve bolca su yutar.
Vücut dokularına ve hücrelerine yeterli miktarda oksijen gidememesi durumudur. Örneğin, suda boğulma veya hava yolu tıkanıklığı yaşayan bireylerde oksijen depolarının tükenmesiyle ortaya çıkan hücresel oksijensizliktir.
Metabolizma sonucu oluşan karbondioksitin vücuttan atılamaması nedeniyle kanda ve dokularda birikmesidir. Suda boğulma fizyolojisinde laringospazm nedeniyle CO2 atılamaz ve solunum merkezini uyarır.
Dokuların oksijen kullanamaması ve karbondioksitin aşırı birikmesi sonucunda vücut sıvılarının asit baz dengesinin bozularak asidik hale gelmesidir. Vücut hücreleri için öldürücü bir tablodur.
Kalp atım hızının normal değerlerin altına düşerek yavaşlamasıdır. Suda boğulma sürecinde derin hipoksi ve asidozun etkisiyle kalp ritmi yavaşlar ve nihayetinde kalp durması gerçekleşir.
Oksijensizlik veya boğulma anlamına gelen, dokulara yeterli oksijen gitmemesi durumunun düzeltilememesi neticesinde ölümle sonuçlanan genel tablodur.
Fransızca ayırt etmek ve sınıflandırmak anlamına gelen, çok sayıda yaralının olduğu olay yerlerinde hangi hastaya veya yaralıya öncelikli müdahale edileceğini ya da kimin önce nakledileceğini belirleme sistemidir.
Trafik kazası geçirmiş ve araç içinde sıkışan bir yaralıyı, omuriliğine ve baş-boyun eksenine zarar vermeden güvenli bir şekilde araçtan dışarı çıkarma tekniğidir. Örnek olarak, patlama riski taşıyan bir araçtan bilinci kapalı sürücünün bu teknikle çıkarılması gösterilebilir.
Bilinci açık ve ilkyardımcıya yardım edebilecek durumda olan hafif yaralıların iki, üç veya dört ilkyardımcının ellerini birbirinin bileklerinden kavraması suretiyle oluşturdukları oturarak taşıma yöntemidir.
Omurga zedelenmesi şüphesi olan bir yaralıya sadece tek bir taraftan ulaşılabildiği durumlarda, üç ilkyardımcının kepçe benzeri bir hareketle yaralıyı sarsmadan kaldırıp taşımasını sağlayan yöntemdir.
Dört ilkyardımcının yaralının her iki yanından bacaklarını açarak hafif çömelmiş pozisyonda durması ve baş, boyun, omurga eksenini bozmadan yaralıyı aynı anda kaldırıp altına sedye sürülmesini sağlayan taşıma tekniğidir.
Bilinci kapalı yaralıları taşımak için kullanılan, ilkyardımcının yaralının gövdesini omzuna yaslayarak taşıdığı ve bu sırada bir elinin boşta kalması sayesinde kapı açma avantajı sağlayan güçlü bir taşıma yöntemidir.
Kazazedenin solunum yapıp yapmadığını anlamak amacıyla ilkyardımcının kulağını hastanın ağzına yaklaştırarak nefesini hissetmesi, göğüs hareketlerini gözlemesi ve soluk sesini dinlemesi suretiyle en az 10 saniye uyguladığı değerlendirme yöntemidir.
Bilinç kapalı hastalarda dil kökünün soluk borusunu tıkamasını önlemek amacıyla bir elin alna konulup başın geriye itilmesi, diğer elin iki parmağının çene kemiğinin altına yerleştirilerek çenenin yukarı ve öne doğru kaldırılması işlemidir.
Vücut sıcaklığının normal değerlerin altına düşerek tehlikeli seviyelere gerilemesidir. Özellikle suda boğulan kişilerin sudan çıkarıldıktan sonra vücut ısılarının düşmesini engellemek için üzerleri örtülmeli ve ıslak giysileri çıkarılmalıdır.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından insanların sadece hastalık veya bedensel engelinin olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli olarak tanımlanan durumdur. Örneğin, günlük hayatta karşılaşılan stres durumlarına hem beden hem de ruh olarak uyum sağlayabilen birey sağlıklı kalmaya devam eder.
Kişinin çevresinde bulunan bütün canlıların ve bu canlılara ait ürünlerin oluşturduğu ortamdır. Bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar, mantarlar ve asalaklar biyolojik etkenleri oluşturur; örneğin bağırsakta yaşayan bakteriler veya insanı ısıran kuduzlu bir köpek bu çevrenin parçasıdır.
Bir enfeksiyon etkeninin bedene girişinden, hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen süredir. Örneğin suçiçeği hastalığında döküntüler genellikle virüsle temastan 14-16 gün sonra ortaya çıkmaktadır.
Hastalık yapma özelliği bulunan mikropların cansız nesneler ve ortamlar üzerinden uzaklaştırılması ve tamamen ortadan kaldırılması işlemidir. Bu sayede çevredeki patojen mikroorganizma yükü güvenli seviyeye düşürülür.
Bir maddenin üzerinde veya içinde bulunan tüm mikroorganizmaların (patojen ve non-patojen tüm formlar) her türlü canlı formundan arındırılma işlemidir. Sterilizasyon uygulandıktan sonra ortamdaki tüm mikroorganizmalar öldürülür.
Bir çevresel ortamdaki hastalık etmenlerini ve zararlı unsurları halk sağlığı açısından kabul edilebilir düzeylere indirme veya tamamen ortadan kaldırma çalışmalarının bütünüdür. Toplum sağlığının korunmasında hijyenik tedbirlerin uygulanmasını kapsar.
Belirli bir zaman dilimi içinde (belirtilmemişse bir yıl kabul edilir) yeni hasta olanların popülasyona oranıdır. Toplumdaki hastalık riskinin yayılım hızını ve dinamiklerini takip etmek için kullanılan istatistiksel bir ölçüttür.
Belirli bir anda toplumda hasta olan tüm bireylerin (eski ve yeni vakalar dahil) nüfusa oranıdır. O anki coğrafi popülasyonda hastalığın olağan varlığını ve yaygınlık derecesini gösterir.
Çok sayıda insanı etkileyen, kıtalara veya tüm dünyaya yayılmış geniş ölçekli epidemileri ifade eder. Nüfusun önemli bir bölümünü etkileyen bu duruma örnek olarak COVID-19, SARS ve MERS gösterilebilir.
Ya hep ya hiç mantığıyla, bir hastalık etkeninin dünyadaki tüm rezervuarlarıyla birlikte yeryüzünden tamamen yok edilmesidir. Örneğin çocuk felci (poliomyelitis) hastalık etkeninin sadece insanlarda görülmesi ve etkili aşısının olması nedeniyle eradikasyonu hedeflenen hastalıklardandır.
Aşılanma yüzdesi belirli bir kritik seviyeye ulaşan bir toplumda, aşılanmamış bireylerin aşılanmış bireyler sayesinde enfeksiyonla karşılaşma olasılıklarının azalması durumudur. Bu sayede toplumun zayıf kesimleri de dolaylı olarak koruma altına alınır.
Kazazedenin solunum ve dolaşımı saptandıktan sonra bilinçli ise olay öyküsünün (alerji, geçmiş hastalıklar vb.) alınması ve baştan ayağa nazikçe muayene edilerek kanama, kırık veya yara gibi olumsuzlukların tespit edilmesidir.