← Ünite 5

Ünite 5: EtikOkuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

Kendi başına saygı görmeye layık ve başka hiçbir amaç olmaksızın iyi olan bir isteme kavramını geliştirebilmek için, iyi isteme kavramını içeren ödev kavramına bakalım. Gerçi ödev kavramı, iyi isteme kavramını bazı öznel kısıtlamalar ve engellerle birlikte içerir ama bunlar onu saklamaktan ve tanımaz hale getirmekten çok uzaktırlar; tersine, onu daha belirgin kılarlar ve daha da parıldayıp seçilmesini sağlarlar. Şu veya bu amaca yararlı olsalar bile, ödeve aykırı oldukları bilinen bütün eylemleri burada geçiyorum çünkü bunların ödevden dolayı yapılmış olmaları hiç söz konusu değildir; ödevle çatışırlar bile. Ayrıca, gerçekten ödeve uygun olan ama insanların onlara doğrudan doğruya hiçbir eğilim duymadıkları ama yine de başka bir eğilim tarafından itildikleri için yaptıkları eylemleri de bir kenara bırakıyorum. Çünkü burada, ödeve uygun eylemlerin ödevden dolayı mı, yoksa bencil bir amaçtan dolayı mı yapıldığı kolayca ayırt edilebilir. Eylemin ödeve uygun olduğu, öznenin de ayrıca buna doğrudan doğruya bir eğilim duyduğu eylemlerde bu ayrımı yapmaksa çok daha zordur. Örneğin bir bakkalın deneyimsiz müşterisini aldatmaması ödeve uygundur; çok alışverişin yapıldığı yerde, zeki tüccar da bunu yapmaz, herkes için değişmez bir fiyat koyar, öyle ki bir çocuk, başka herkes gibi, ondan alışveriş yapar. Dolayısıyla insanlara dürüstçe hizmet edilir ancak bu, tüccarın bunu ödevden dolayı ve dürüstlük ilkesinden dolayı böyle yaptığına inanmamız için pek yeterli değildir; çıkarı gerektiriyordu bunu ama ayrıca sevgiden dolayı, birini diğerine fiyat konusunda yeğlemesi için müşterilere doğrudan doğruya bir eğilimi olması gerektiği, burada düşünülemez. Demek ki eylem ödevden dolayı ya da doğrudan doğruya eğilimden dolayı değil, sırf bencil bir amaçla yapılmıştır. Buna karşılık yaşamını sürdürmek ödevdir, ayrıca da herkesin buna doğrudan doğruya bir eğilimi vardır. Ama bunun için de insanların çoğunun yaşamlarına gösterdikleri çok kez endişe dolu dikkatin, yine de hiçbir iç değeri, maksimlerinin de hiçbir ahlaksal içeriği yoktur. Yaşamlarını ödeve uygun olarak koruyorlar kuşkusuz ama ödevden dolayı değil. Buna karşılık, eğer talihin kötü cilveleri ve umutsuz acı, yaşamdan tat almayı büsbütün yok ettiyse eğer ruhu güçlü olan mutsuz kişi, cesareti kırılmış ya da yıkılmış olmaktan çok alın yazısına küserek ölmeyi dilerse ama yaşamını, onu sevmeden, eğilimden ya da korkudan değil, ödevden dolayı yine de sürdürüyorsa: İşte o zaman maksiminin ahlaksal içeriği vardır. Yapılabildiği yerde iyilik yapmak ödevdir; üstelik öylesine duygudaşlığa eğilimli ruhlar vardır ki onları harekete geçiren boş gurur ya da çıkar gibi başka bir neden olmaksızın da çevrelerine sevinç yaymaktan ve başkalarının kendi eserleri olan memnuniyetinden zevk alırlar. Ama sanırım ki böyle bir durumda bu tür bir eylem, nice ödeve uygun, nice sevimli olursa olsun, hiçbir hakiki ahlaksal değer taşımaz, başka eğilimlerle aynı düzeydedir. Söz gelimi gerçekten kamu yararına ve ödeve uygun, dolayısıyla onurlandırmaya değer olana mutlu bir raslantıyla denk düştüğü zaman övgüye ve yüreklendirmeye değer olan ama saygıya değer olmayan onura eğilim gibi çünkü maksim, böyle eylemleri eğilimden dolayı değil, ödevden dolayı yapmak anlamında ahlaksal içerikten yoksundur. (...) Kutsal Kitaptaki, komşumuzu (düşmanımızı bile) sevmeyi buyuran yerleri, kuşkusuz böyle anlamak gerekir. Çünkü eğilim olarak sevgi buyurulamaz ama ödevden dolayı iyilik yapmak, hem, buna bir eğilim itmediği, hatta doğal ve zaptedilemez bir nefret karşı çıktığı zaman iyilik yapmak, tutkusal bir sevgi değil, pratik sevgidir bir sevgi