Özet
← Ünite 1

Ünite 1: Zihin Felsefesi Nedir? — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Zihin Felsefesinin Kapsamı ve Metafizikle İlişkisi

Zihin felsefesi yalnızca zihinsel ve psikolojik kavramların felsefi çözümlenmesiyle sınırlı bir alan değildir; aynı zamanda geleneksel olarak metafiziğin konusu olan meselelerle de çok sıkı bir ilişki içerisindedir. Bütün felsefenin kökü sayılan metafizik, gerçekliğin temel yapısının sistematik bir incelemesidir ve bu alanın en önemli alt dallarından biri olan ontoloji, varlığın hangi genel kategoriler içinde var olduğunu ya da olabileceğini inceler. Zihin felsefesi, deneyimin öznelerinin ontolojik konumları ve daha geniş var olanlar skalasındaki yerleri hakkında kapsamlı yorumlarda bulunur.

Metafizikle zihin felsefesi özellikle zihin ve gerçekliğin doğası hususunda kesişir; zihnin nasıl oluştuğu ve zihin ile gerçeklik arasındaki ilişkinin doğası bu bağlamda ele alınır. Günümüzde sıklıkla psikoloji felsefesi adıyla da anılan zihin felsefesinin esas ilgisi, bilincin ve belli zihinsel olguların kavramlarının çözümlenmesidir. Buna karşın psikoloji, bu kavramların kendilerinin kavramsal incelenmesinden ziyade, bu kavramların ifade ettiği olguların deneysel olarak incelenmesiyle ilgilenir.

Örneğin bellek ele alındığında felsefe, birinin bir şeyi hatırladığını ya da unuttuğunu söylemenin ne anlama geldiğini, hatırlama ve unutma kavramlarının birbiriyle nasıl ilişkilendiğini sorgular. Psikoloji ise bellek olgusunu, hangi koşullarda bir şeyin en iyi hatırlandığını, yaşın, uygulamanın ve ödülün bellek üzerindeki etkilerini inceler. Ancak bu durum iki disiplinin bağımsız olduğu anlamına gelmez; kavramların anlaşılması belli deneysel bilgileri gerektirir ve birisi neyi incelediği hakkında en azından temel bir kavramsal bilgiye sahip olmadan bellek olgusu üzerine çalışamaz.

2Zihnin Temel Kavramları: Zihin, Düşünme ve Bilinç

Zihin denince akla ilk gelen onun fiziksel olmayan, daha doğrusu düşünme kapasitesine sahip olan bir şey olduğudur. Düşünme kapasitesine sahip olmak bir zihin sahibi olmak için hem gerekli hem de yeterli koşuldur. Geleneksel olarak zihnin üç temel kapasiteye sahip olduğu söylenmiştir: Biliş (bilme), duygulanım (duygular) ve istenç (isteme). Biliş içsel ve dışsal bilgi kaynaklarını, duygulanım bedensel duyumları ve duyguları, istenç ise arzuları, güdülere dayalı kararları ve eylemleri kapsar.

Ancak zihni bu şekilde basitçe üç temel kapasiteye ayırmanın kısıtlamaları vardır, çünkü bu sınıflandırma birbirinden çok farklı olguları aynı başlık altında toplar ya da inanma ve pişmanlık gibi iç içe geçmiş durumları tek bir kategoriye indirgemekte yetersiz kalır. Çağdaş zihin felsefesindeki genel eğilim herhangi bir katı sınıflandırma yapmaktan kaçınmaktır. Örneğin Gilbert Ryle 'acı'nın bedensel bir duyum olmasına rağmen 'haz'zın tipik olarak hiç de bir duyum olmadığını, haz duyduğumuzda bedenimizin neresinin haz duyduğunu sormanın mantıksız olduğunu ileri sürmüştür.

Düşünme tamamen zihinsel bir eylemdir ve düşünüp taşınma, umma, karar verme, imgeleme, hatırlama ve çıkarım yapma gibi geniş bir yelpazeyi kapsar. Düşünmenin büyük oranda dilde, günlük konuşma dilinde veya yapay mantıksal formüllerde gerçekleştiği bilinmektedir. Bilinç ise zihin felsefesinin tanımlanması en güç kavramlarından biridir; bir sayfaya bakmanın tüm fizyolojik detaylarını ve optik iletim süreçlerini açıklasak bile, kişinin o sayfanın 'farkında oluşunu' yani bilincini açıklayamayız. Bir şeyi görmek, koklamak ya da hissetmek saf bilinçlilik durumunu ifade eder.

3Öznellik, Bireysellik ve Kendilik Kavramları

Öznellik, gerçek ya da olanaklı bütün zihinsel şeylerin deneyimlenmesini içeren bir terim olarak özne kavramıyla yakından ilgilidir. Özne olmak, deneyim yaşayabilme kapasitesine sahip olmak demektir. Öznellik kısmen bedenimizin yalnızca kısmi bir algısına sahip olmamızdan, örneğin kendi başımızı ve bedenimizin arkasını doğrudan göremememizden kaynaklanır. Kendimizi kısmen özne, kısmen nesne olarak algılarız; diğerleri bizim için nesneken biz de onlar için nesne olarak var oluruz.

Bireysellik en genel anlamda 'bir birey olmak'tır ve kişinin kendi varoluşu sorunudur. Bireysellik sorunu, dünyada yaşamış milyarlarca insan arasında nasıl olup da spesifik bir birey olduğumuzun ve olunan kişi olmanın ne anlama geldiğinin açıklanmasıdır. Kişinin kendi varoluşunun biyolojik bir açıklamasını yapmak mantıksal olarak mümkün değildir; her şeyin kendi kendisiyle özdeş olması ontolojik bir zorunluluktur.

Kendilik kavramı ise kendi kendisinin bilincinde olan bir bireyin durumunu ifade eder. Bir kendilik olmak için bir birey olduğunun bilincinde olmak gerekir. Deneyselciler bu noktada kendiliğin beyinden başka bir şey olmadığını, gözlerimizden sayfaya bakanın beyin olduğunu savunur; ancak 'ben neyim?' sorusuna verilen bu deneysel cevap 'ben kimim?' sorusunu tam olarak karşılamaz.

4Zihinsel Olanın İşaretleri: Epistemolojik ve Uzamsal Olmama Ölçütleri

Felsefeciler zihinsel olguları zihinsel olmayandan ayıracak çeşitli ölçütler ortaya atmıştır. Bunlardan ilki olan epistemolojik ölçüte göre diş ağrısı gibi zihinsel bir olgunun bilgisi doğrudan ve dolaysızdır, birtakım kanıtlara veya çıkarımlara dayanmaz. Ayrıca zihinsel durumlar birinci şahıs önceliğine sahiptir; dişinizin ağrıdığını bilen öncelikli kişi sizsinizdir ve bu alanda kişi yanılmazdır, psychosomatik ağrılarda bile kişi ağrısı olduğuna inanıyorsa o inanç doğrudur.

İkinci ölçüt, René Descartes’ın 17. yüzyılda öne sürdüğü uzamsal olmama durumudur. Descartes zihinsel olanı özsel olarak düşünürken maddesel olanı özsel olarak uzamsal bir şey olarak ayırmıştır. Buna göre zihinsellik kavramı, ona sahip olan her şeyin zorunlu olarak maddesel ve uzamsal olmasını gerektirmez; örneğin bir sayının çift sayı olduğuna inanmak uzamsal bir nesneye sahip olmayı gerektirmez.

Ancak bu epistemolojik ve uzamsal ölçütler bütün zihinsel olguları kapsamaz; bilinçdışı inançlar, hissettiğimiz duygunun tam olarak ne olduğunu kestiremediğimiz durumlar veya karmaşık duyumsal ayrımlar bu katı kurallara her zaman uymaz. Zihinsellik kavramı homojen olmayıp acı, ağrı gibi duyumsal nitelikler ile inanç ve arzular gibi yönelimsel durumlardan oluşan farklı yapıları barındırır.

5Yönelimsellik ve Antik Yunan'da Zihnin Başlangıçları

Zihinsel olanı fiziksel olandan ayıran üçüncü önemli ölçüt yönelimselliktir. Franz Brentano’ya göre her zihinsel olgu bir nesneye yönelmiştir ve bu nesnenin fiziksel olarak var olması gerekmez; Troya'yı veya gençlik çeşmesini aramak gibi var olmayan nesnelere de yönelebiliriz. Yönelimsellik, düşüncelerimizin 'bir şey hakkında olması' anlamındaki temsil edici yönelimsellik ve zihinsel durumların önermelerle ifade edilmesi anlamındaki içeriksel yönelimsellik olarak ikiye ayrılır.

Antik Yunan felsefesine bakıldığında, Homeros’un İlyada destanında bugün anladığımız anlamda özerk bir zihin veya bilinç tasarımının henüz tam olarak bulunmadığı, insan eylemlerinin tanrılar ve thumos, phren gibi kavramlarla açıklandığı görülür. Buna karşın Odysseia destanında Odysseus’un 'metis' yani anlama, kavrama ve çözüm bulma gücüyle donatılmış bilinçli zihin tasarımı ön plana çıkmıştır.

Doğa filozofları varlık sorunuyla ilgilenip arkhe arayışına girerken, Platon ile birlikte Antik bilişsel psikoloji olgunlaşmış; akıl (nous), duyum ve ruh kavramları felsefi sistemin merkezine yerleşmiştir. Prometheus tragedyasında ise aklın kişileştirilmesiyle birlikte insanın özerk aklıyla doğayı dönüştürme gücü simgelenmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250