Hukuki İlişkiler ve Haklar. Hak kavramı, özel hukuk alanının en temel yapı taşlarından birini oluşturur. Hukuk öğretisinde objektif hukuk sadece 'hukuk' sözcüğü ile ifade edilirken, subjektif hukuk için 'hak' sözcüğü kullanılmaktadır. Hak, en genel tanımıyla hukuk düzeni tarafından kişilere tanınmış olan yetkileri ifade eder. Daha kapsamlı bir başka tanımla hak, hukuk tarafından tanınan, yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan ve korunmasını isteme hususunda bireyin yetkili sayıldığı menfaatlerdir. Her hak daima yazılı ya da yazısız bir hukuk kuralına dayanır. Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, tüzük, yönetmelik gibi yazılı kuralların yanı sıra örf ve âdet hukuku gibi yazılı olmayan kurallar da bir hakkın dayanağı olabilir. Hukuk kurallarının korumadığı bir hareket tarzının, bir menfaatin veya bahşetmediği bir yetkinin hak olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir. Hukukta hak sahibi olan varlıklara genel olarak 'kişi' (şahıs) denilmektedir. Hak kavramı, aynı zamanda hukuki ilişkinin özünü teşkil etmektedir. Hak niteliği itibarıyla bazen 'yetki' sözcüğü ile de ifade edilir. Öğretide hakkın niteliğini açıklamak üzere İrade Kuramı, Menfaat Kuramı ve Karma Kuram olmak üzere çeşitli kuramlar ileri sürülmüştür. Subjektif hukuk, objektif hukukun kişilere bahşettiği yetkileri ifade eden kısmı olup, doğrudan hak kavramıyla eş anlamlı kullanılmaktadır. Hukuk kurallarının düzenlediği ilişkilerin çeşitliliğine paralel olarak haklar da özleri itibarıyla farklı gruplara ayrılır. Haklar doğdukları hukuk kuralının niteliğine göre temel olarak 'kamu hakları' ve 'özel haklar' olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu hakları, kamu hukukundan doğan, vatandaşların Devlet'e karşı sahip olduğu haklardır. Kişiler ile Devlet arasındaki dikey ilişkileri düzenleyen bu haklardan yararlanabilmek için genellikle Türk vatandaşı olma zorunluluğu bulunmaktadır. Kamu hakları kendi içinde 'genel nitelikli kamu hakları' ve 'özel nitelikli kamu hakları' olarak ikiye ayrılır. Anayasa'nın ikinci kısmında 'Temel Haklar ve Ödevler' başlığı altında düzenlenen genel nitelikli kamu hakları üç kategoride toplanır: Kişisel kamu hakları (negatif statü hakları / koruyucu haklar), sosyal ve ekonomik kamu hakları (pozitif statü hakları / isteme hakları) ve siyasal kamu hakları (aktif statü hakları / katılma hakları). Kişisel kamu hakları, kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili olan, Devlet tarafından aşılamayacak ve dokunulamayacak özel alanının sınırlarını çizen haklardır; Devlet'e karışmama ödevi yükler. Sosyal ve ekonomik kamu hakları bireylere Devlet'ten olumlu bir davranış, hizmet veya yardım isteme imkânı tanırken, mali kaynakların yeterliliğine bağlıdır. Siyasal kamu hakları ise kişinin seçim yoluyla veya diğer biçimlerde Devlet yönetimine katılmasına imkân sağlar. Özel nitelikli kamu hakları ise memurun aylık hakkı gibi belli kişilerin kamu kuruluşlarıyla olan ilişkilerini düzenler. Özel haklar, özel hukukun kapsamında eşit durumda olan kişiler arasındaki yatay ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bahşettiği haklardır. Genellik ilkesi gereği, kamu haklarının aksine özel haklardan herkes (vatandaşlar ve yabancılar) eşit şekilde yararlanır. TMK m.8 hükmüne göre her insanın hak ehliyeti vardır. Her özel hakkın karşısında kural olarak bir hukuki yükümlülük (verme, yapma veya yapmama) yer alır. Özel haklar mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına, amaçlarına ve bağımsız olup olmamalarına göre sınıflandırılır. Mahiyetlerine göre asıl ayrım 'mutlak haklar' ve 'nisbi haklar'dır. Mutlak haklar, sahibine şahıslar ile maddi ve maddi olmayan bütün mallar üzerinde en geniş yetkileri veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Herkes mutlak haklara uymakla yükümlüdür. Nisbi haklar ise mutlak hakların aksine herkese karşı değil, yalnızca belirli bir kişiye veya kişilere karşı (örneğin borç ilişkilerinde alacaklının borçludan talepte bulunması) ileri sürülebilen haklardır. Mutlak haklar sınırlı sayıdadır ve kanunda öngörülenler dışında yaratılamaz; oysa sözleşme özgürlüğü çerçevesinde nisbi haklar çeşitlilik gösterebilir. Mutlak haklar konularına göre mallar üzerindeki mutlak haklar (hâkimiyet hakları) ve şahıslar üzerindeki mutlak haklar (kişilik hakları) olarak incelenir. Mallar üzerindeki mutlak haklar da kendi içinde maddi mallar üzerindeki mutlak haklar (aynî haklar) ve maddi olmayan mallar üzerindeki mutlak haklar olarak ayrılır. Maddi mallar üzerindeki aynî haklar sahibine tanıdığı yetkinin genişliğine göre 'mülkiyet hakkı' ve 'sınırlı aynî haklar' olmak üzere ikiye ayrılır. Mülkiyet hakkı, mâlike bir şeyi hukuk düzeni sınırları içinde dilendiği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren en geniş aynî haktır (TMK m.683). Sınırlı aynî haklar ise mülkiyetin yetkilerinin bir kısmını sağlayan haklar olup irtifak hakları, taşınmaz yükü ve rehin hakları olarak üçe ayrılır. İrtifak hakları (eşyaya bağlı, şahsi ve karma) başkasına ait bir eşyayı kullanma veya yararlanma yetkisi verir. Rehin hakları ise alacağın ödenmemesi halinde malın paraya çevrilmesini sağlayan güvence haklarıdır. Maddi olmayan mallar üzerindeki mutlak haklar, insan zeka ve iradesinin ürünü olan eserler (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu) ile marka, patent, tasarım gibi sınai mülkiyet haklarını kapsar. Şahıslar üzerindeki mutlak haklar ise kişinin kendi şahsiyeti üzerindeki hakları (kişilik hakları) ile velayet, vesayet ve ev başkanlığı gibi başkalarının kişiliği üzerindeki istisnai haklardan oluşur. Nisbî haklar, yalnız hukuki işleme veya ilişkiye taraf olan kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır. Nisbi hakların en yaygın türü alacak haklarıdır. Alacak hakları borçlar hukukundan, aile, miras veya eşya hukukundan doğabilir. Borç ilişkisinin başlıca üç kaynağı vardır: Hukuki işlemler (tek taraflı işlemler ve sözleşmeler), haksız fiiller ve sebepsiz zenginleşme. Hukuki işlem, hukuki bir sonuç yaratmak üzere irade açıklamasında bulunmaktır (örneğin sözleşmeler ve vasiyetname). Haksız fiiller hukuka aykırı zarar verici eylemlerdir; sebepsiz zenginleşme ise bir kimsenin malvarlığının haklı bir neden olmaksızın başkasının aleyhine çoğalmasıdır. Alacak hakları alelâde alacak hakları ve tapuya şerh verilerek üçüncü kişilere de ileri sürülebilen güçlendirilmiş (etkisi kuvvetlendirilmiş) alacak hakları olarak ikiye ayrılır. Nisbi haklar ayrıca aile hukukundan (eşlerin yükümlülükleri) ve miras hukukundan da doğabilir. Nisbi haklarda hak sahibinin karşısındaki kişi aktif bir edimi (verme, yapma veya yapmama) yerine getirmekle yükümlüdür. Özel haklar korudukları menfaatin niteliğine göre malvarlığı (mamelek) hakları ve kişilik hakları olarak ayrılır. Malvarlığı hakları para ile ölçülebilen, devredilebilen ve miras yoluyla intikal eden hak ve borçların bütünüdür. Kişilik hakları ise para ile ölçülemeyen, devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan sıkı sıkıya bağlı haklardır. Kullanılmalarına göre özel haklar devredilebilen ve devredilemeyen haklar olarak ikiye ayrılır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar (kişilik hakları, intifa ve oturma hakları gibi) başkalarına devredilemez ve miras yoluyla intikal etmez. Amaçlarına göre ise yenilik doğuran (inşai) haklar ve alelâde haklar olarak ayrılır. Yenilik doğuran haklar tek taraflı irade açıklamasıyla yeni bir hukuki durum kurar, değiştirir veya ortadan kaldırır; bunlar kurucu, değiştirici ve bozucu yenilik doğuran haklar olarak üçe ayrılır. Son olarak özel haklar bağımsız olup olmamalarına göre bağımsız haklar (mülkiyet ve alacak hakkı gibi) ve başka bir hakka bağlı olan bağımlı (fer'i) haklar (kefalet, ipotek gibi) şeklinde sınıflandırılmaktadır.