Sesli Özet
Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » İşletme Lisans Programı » Çağdaş Lojistik Uygulamaları
← Ünite 1

Ünite 1: Tedarik Zinciri ve Lojistikte Temel Kavramlar — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Tedarik Zinciri ve Lojistikte Temel Kavramlar. 1980’li yıllarda üretim teknolojilerinde yaşanan büyük atılımlar, üretim maliyetlerini ciddi oranda düşürmüştür. Bunun yanı sıra taşımacılık altyapısındaki gelişmeler, daha önce nakliyesi imkansız ya da aşırı maliyetli görülen uzak pazarlara erişimi mümkün kılmıştır. Ülkeler arasındaki gümrük anlaşmaları, ekonomik işbirlikleri ve ticaret kısıtlarının kaldırılması gibi küreselleşme adımları, üreticilerin yeni pazarlara açılmasını tetiklemiştir. Bu süreçte, tedarik zinciri içindeki malzeme hareketini ve depolamayı yöneten lojistik faaliyetleri, rekabet avantajı sağlamanın ve pazar payını korumanın en kritik unsurlarından biri haline gelmiştir. Küreselleşmenin hız kazanmasıyla birlikte firmalar, yerel pazarlardan küresel pazarlara geçiş yapmış ve burada çok daha yoğun bir rekabetle karşılaşmışlardır. Bu küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmek için maliyetlerin optimize edilmesi zorunlu hale gelmiştir. Firmalar, malzeme maliyetlerinde hammadde fiyatlarının benzer olması nedeniyle bir avantaj yakalayamayacaklarını anlayınca, üretim tesislerini işgücünün ucuz olduğu, hammaddeye veya hedef pazarlara yakın coğrafi bölgelere taşımışlardır. Bu durum, tedarik zinciri bileşenleri, üretim tesisleri, depolar ve pazarlar arasındaki mesafelerin muazzam ölçüde artmasına yol açmıştır. Mesafelerin artması, tedarik zincirlerinin lojistik süreçlere olan bağımlılığını en üst düzeye çıkarmıştır. Tedarik zincirlerinin yapısı 1980'lerin başındaki tek merkezli ve yerel modelden, çok merkezli ve küresel bir modele evrilmiştir. Bu değişimin son halkası ise tedarikçilerin küreselleşmesi olmuştur. Firmalar artık hammadde ve malzemeleri tüm dünyadaki alternatif tedarikçiler arasından fiyat, kalite ve teknik uygunluk kriterlerine göre en iyisini sunanlardan tedarik etmektedir. Bu karmaşık yapıda tedarik zinciri yönetimi bir yapbozun parçalarını bir araya getirmek olarak görülürken, lojistik ise tüm bu parçaları birbirine bağlayan birleştirici güç konumundadır. Küresel rekabetin getirdiği baskılar, şirketlerin verimsiz süreçlere olan tahammülünü sıfıra indirmiştir. Geleneksel olarak üretim odaklı olan firmalar, öncelikle kendi iç süreçlerindeki verimsizlikleri gidermeye çalışmış ancak pazarların çeşitlenmesi ve müşteri beklentilerinin artması nedeniyle tek bir firmanın tüm süreçlerde (pazarlama, üretim, lojistik vb.) uzmanlaşmasının imkansız olduğunu fark etmişlerdir. Bu durum, firmaları sadece en iyi yaptıkları ana faaliyetlerine (core business) odaklanmaya ve uzmanlıkları dışındaki süreçleri dış kaynak kullanımı (outsourcing) yoluyla profesyonel hizmet sağlayıcılara devretmeye yöneltmiştir. Dış kaynak kullanımı, bir firmanın belirli bir sürecini, ilgili insan kaynağı ve altyapısı ile birlikte uzun vadeli bir sözleşme kapsamında uzman bir dış firmaya aktarmasıdır. Geçmişte çok başarılı olan ancak bu dönüşümü gerçekleştiremeyen, hangi süreci kendi bünyesinde tutup hangisini dışarıdan alacağına doğru karar veremeyen pek çok firma ticari hayatını sürdürememiştir. Günümüzde tedarik zincirleri üretim odaklı olmaktan çıkıp hizmet odaklı hale gelmiştir. Gerçek başarı, süreçleri bizzat gerçekleştirmek değil, onları doğru şekilde kurgulayıp entegre bir biçimde yönetebilmekle ölçülmektedir. Dış kaynak kullanımının ilk dönemlerdeki temel amaçları maliyetleri düşürmek, maliyetleri kontrol altında tutmak, süreçlerin risklerini dış firmayla paylaşmak ve yönetsel yükü azaltmak iken; günümüzde bu yaklaşım stratejik bir yönetim aracı haline gelmiştir. Firmalar dış kaynak kullanarak esneklik kazanmakta, teknolojik gelişmelere yatırım yapmadan erişebilmekte ve kendi öz yeteneklerine odaklanarak pazardaki rekabetçi güçlerini artırmaktadırlar. Lojistik sektörü küresel ölçekte devasa bir büyüklüğe ulaşmıştır. Sektörel büyüklük 2009 yılı verilerine göre 6 trilyon USD seviyesinde gerçekleşmiş olup, 2015 yılında 10 trilyon USD düzeyine ulaşacağı öngörülmüştür. Bu durum, yıllık ortalama %10 gibi oldukça yüksek bir büyüme oranına işaret etmektedir. Üretim sektöründe yapılan her 1 USD'lik üretimin yaklaşık %15 ile %25'i lojistik faaliyetlere harcanmaktadır. Lojistik maliyetleri içinde en büyük payı %40 ile taşımacılık alırken, ikinci sırada %25 ile depolama faaliyetleri gelmektedir. Dünya lojistik pazarının coğrafi dağılımında Amerika, Avrupa ve Asya-Pasifik olmak üzere üç ana bölge öne çıkmaktadır. Son yıllarda küresel tedarik zincirlerinin üretim süreçlerini bu bölgeye kaydırması nedeniyle Asya-Pasifik pazarının payı hızla büyürken, Amerika ve Avrupa pazarlarının payı oransal olarak daralmaktadır. Ülkelerin lojistik performanslarını ölçmek amacıyla Dünya Bankası tarafından Lojistik Performans İndeksi (LPI) geliştirilmiştir. Gümrükleme, altyapı, uluslararası taşımacılık, lojistik hizmet kalitesi, takip edilebilirlik ve zamanında teslimat olmak üzere 6 kriter üzerinden yapılan değerlendirmede Almanya ve Singapur gibi ülkeler zirvede yer almaktadır. Türkiye'de ise lojistik sektörü dış ticaret hacmindeki artışa paralel olarak hızla büyümektedir. Türkiye'nin 2000 yılında 80 milyar USD olan dış ticaret hacmi, 2008'de 300 milyar USD seviyesine ulaşmıştır. Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu'nun kesişim noktasındaki stratejik coğrafi konumu sayesinde küresel ticaret koridorlarında transit bir lojistik merkez olma potansiyeline sahiptir. LPI 2010 değerlendirmesinde Türkiye 3.22 puanla 39. sırada yer almıştır. En güçlü yönü zamanında teslimat (3.94 puan) iken, geliştirilmesi gereken en kritik alanı gümrükleme işlemleri (2.08 puan) olarak belirlenmiştir. Lojistik süreçler; taşımacılık, depolama ve stok yönetimi, elleçleme, bilgi akışı ve kontrol, sipariş yönetimi ve müşteri hizmetleri olmak üzere altı temel faaliyetten oluşmaktadır. Bu faaliyetler arasında en yaygın ve en yüksek maliyetli olanı taşımacılıktır. Taşımacılığın temel amacı; doğru malzemeyi, doğru koşulda, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru yere en düşük maliyetle ulaştırmaktır. Taşımacılık süreci mod seçimi, yüklerin konsolidasyonu (birleştirilmesi), rotalama ve araç çizelgeleme adımlarından oluşur. Taşımacılıkta kullanılan başlıca modlar karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu, akarsu ve boru hattı taşımacılığıdır. Karayolu, kapıdan kapıya teslimat imkanı ve esnekliğiyle en yaygın kullanılan moddur (Türkiye'de yurtiçi taşımaların %90'ından fazlası karayoluyla yapılır). Demiryolu, ağır ve hacimli yüklerin uzun mesafelerde taşınması için düşük maliyetli ancak yavaş bir alternatiftir. Denizyolu, uluslararası ticaretin en büyük kısmını sırtlayan, yüksek kapasiteli ve en ekonomik moddur. Havayolu ise birim maliyeti en yüksek ancak en hızlı ve en güvenilir taşıma modudur. Son yıllarda lojistikte verimliliği artırmak amacıyla intermodal (çok modlu) taşımacılık öne çıkmaktadır. Intermodal taşımacılık, aynı yükün (genellikle konteyner veya treyler içinde) bütünlüğü bozulmadan iki veya daha fazla taşıma modu kullanılarak taşınmasıdır. Bu yöntemde, uzun mesafeler denizyolu veya demiryolu ile geçilerek maliyet düşürülürken, başlangıç ve bitiş noktalarındaki dağıtım karayolu ile yapılarak esneklik sağlanır. Böylece her modun en avantajlı yönleri bir araya getirilerek ölçek ekonomisinden faydalanılır. Depolama ve stok yönetimi, müşteri taleplerini zamanında karşılayabilmek için bir güvence oluştururken, aynı zamanda firmalara ek bir mali yük getirmektedir. Bu alandaki temel amaç, müşteri servis seviyesi ile stok maliyetleri arasındaki optimum dengeyi kurmaktır. Geleneksel 'itme' (stoğa üretim) yaklaşımı talep tahminlerine dayanarak yüksek miktarda üretime ve ölçek ekonomisine odaklanırken; çağdaş 'çekme' (tam zamanında üretim) yaklaşımı malzeme akışını doğrudan gerçek talebe göre senkronize ederek stok seviyelerini sıfıra yaklaştırmayı hedefler. Lojistik süreçlerin başarısı, malzeme akışına eşlik eden bilgi akışının doğruluğuna ve hızına bağlıdır. Üretim, stok, yer seçimi, taşıma ve bilgi, tedarik zincirinin beş ana yönlendiricisidir. Doğru kararlar alabilmek için işlenmemiş gerçekler olan 'veri'lerin işlenerek anlamlı 'enformasyon'a ve ardından eyleme dönüştürülebilir 'bilgi'ye dönüştürülmesi gerekir. Lojistik Enformasyon Sistemleri (LES), bu bilgi akışını donanım ve yazılımlar aracılığıyla yöneterek firmalara stratejik avantaj sunar. Lojistikte kullanılan başlıca bilgi teknolojileri arasında; veriyi paralel çizgilerle saklayan Barkod sistemleri, anlık satış verilerini aktaran POS sistemleri, radyo dalgalarıyla otomatik tanımlama yapan RFID, bilgisayarlar arası standart veri transferi sağlayan EDI ve konuma dayalı analizler sunan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yer almaktadır. Bu teknolojiler, sipariş çevrim sürelerini kısaltarak, takip edilebilirliği artırarak ve hataları azaltarak müşteri memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmaktadır.