Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Klasik Dış Ticaret Teorisi (Adam Smith ve David Ricardo), ülkeler arasındaki ticaretin temelini işgücü verimliliğindeki farklılıklara ve Emek Değer Teorisi'ne dayandırır. Bu yaklaşıma göre, bir malın fiyatı o malın üretimi için harcanan emek miktarı ile belirlenir. Ancak bu varsayımın gerçekçiliği sorgulanmış ve Neo-Klasik Dış Ticaret Teorisi (Standart Teori), analize fırsat maliyetlerini ekleyerek teoriyi geliştirmiştir.
Neo-Klasik Teori, nispi mal fiyatları farklı olduğu sürece ülkeler arasında karlı bir ticaretin mümkün olduğunu kanıtlar. Ancak bu teorinin en büyük zayıflığı, bu fiyat farklılıklarının 'neden' kaynaklandığını açıklayamamasıdır. Erken dönem ekonomistler bu farkı iklim, coğrafya ve üretim koşullarına bağlasalar da, 20. yüzyıl ekonomistleri verimlilik farklarının kapsamını genişletmişlerdir.
İsveçli ekonomistler Eli Heckscher ve Bertil Ohlin tarafından geliştirilen Faktör Donatımı Teorisi, bu boşluğu doldurmayı amaçlar. Teori, ülkelerin sahip oldukları kaynak (faktör) bolluğu ile malların üretimindeki faktör yoğunluğu arasındaki ilişkiye odaklanır. Bu analizde arz tarafını Üretim Olanakları Eğrisi (PPF), talep tarafını ise Kayıtsızlık Eğrileri (I) temsil eder.
Üretim Olanakları Eğrisi (PPF), bir ülkenin mevcut kaynaklarıyla üretebileceği maksimum mal bileşimlerini gösterir. Eğrinin dışındaki bir nokta (H noktası gibi) kıtlık nedeniyle ulaşılamazken, içindeki bir nokta (G noktası gibi) kaynakların eksik kullanımı nedeniyle verimsizliği temsil eder. Artan fırsat maliyetleri durumunda PPF eğrisi orijine göre içbükey (konkav) çizilir.
Toplumsal Kayıtsızlık Eğrileri ise bir ülkenin talep tercihlerini yansıtır ve orijine göre dışbükeydir (konveks). Marjinal İkame Oranı (MRS), bir ülkenin aynı tatmin düzeyinde kalmak şartıyla bir maldan bir birim daha fazla almak için diğer maldan vazgeçmeye razı olduğu oranı ifade eder. Bu iki eğrinin kesişimi, dış ticarete kapalı (otarki) bir ekonominin dengesini belirler.
Heckscher-Ohlin Teorisinin geçerli olabilmesi için 12 temel basitleştirici varsayım üzerine inşa edilmiştir. Bunlardan ilki '2x2x2' modelidir; yani dünyada iki ülke, iki mal ve iki üretim faktörü (emek ve sermaye) olduğu varsayılır. Mallardan biri emek-yoğun (örneğin mısır), diğeri ise sermaye-yoğun (örneğin tekerlek) olarak tanımlanır.
Teorinin kalbi olan varsayım, ülkelerin faktör zenginliklerinin farklı olmasıdır. Bir ülke emek-zengin (Sunland) iken diğeri sermaye-zengin (Lakeland) olarak kabul edilir. Emek-zengin ülkede ücret/faiz oranı daha düşüktür. Ayrıca, her iki ülkede de üretim teknolojisinin aynı olduğu, ölçeğe göre sabit getirinin geçerli olduğu ve her iki malın da üretilmeye devam edildiği (eksik uzmanlaşma) varsayılır.
Teoriye göre, bir ülke hangi üretim faktörüne nispi olarak daha fazla sahipse, o faktörü yoğun olarak kullanan mallarda karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Örneğin, emek-zengin bir ülke olan Sunland, emek-yoğun bir mal olan mısır üretiminde uzmanlaşacak ve bunu ihraç edecektir. Sermaye-zengin Lakeland ise sermaye-yoğun tekerlek üretiminde uzmanlaşacaktır.
Ticaret başladığında, ülkeler karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları mallarda uzmanlaşmaya giderler. Bu süreç, nispi mal fiyatları her iki ülkede eşitlenene kadar devam eder. Ticaret sayesinde her iki ülke de kendi üretim olanakları eğrisinin dışındaki bir kayıtsızlık eğrisine (U2) ulaşır. Bu durum, dış ticaretin tek başına refah artışı sağladığının kanıtıdır.
Ticaret üçgenleri, uluslararası nispi fiyatlar altında ülkelerin ihracat ve ithalat miktarlarını gösterir. Heckscher-Ohlin modelinde, bir ülkenin ihraç etmek istediği miktar diğerinin ithal etmek istediği miktara eşittir. Bu dengeli ticaret varsayımı, teklif eğrileri (offer curves) ile de temsil edilebilir ve dış ticaret hadlerinin 1'e eşit olduğunu varsayar.
Heckscher-Ohlin Teorisi sadece ticaretin yönünü değil, ticaretin üretim faktörlerinin kazançlarını nasıl etkilediğini de açıklar. Uluslararası Faktör Fiyatları Eşitlenmesi Teoremi (H-O-S Teoremi), serbest ticaretin sadece mal fiyatlarını değil, ülkeler arasındaki ücret ve faiz gibi faktör fiyatlarını da birbirine yaklaştıracağını ve sonunda eşitleyeceğini savunur.
Stolper-Samuelson Teoremi ise ticaretin ülke içindeki gelir dağılımı üzerindeki etkisine odaklanır. Teoreme göre, bir malın fiyatındaki artış, o malın üretiminde yoğun olarak kullanılan faktörün gelirini artırır. Dolayısıyla dış ticaret, bir ülkenin bol olan faktörünün (ihraç malında kullanılan) gelirini artırırken, kıt olan faktörünün gelirini azaltır.
Örneğin, emek-zengin bir ülkede ticaret sonrası mısır (emek-yoğun) fiyatı artınca, emeğe olan türetilmiş talep artar ve ücretler yükselir. Aynı zamanda ithal edilen sermaye-yoğun malın üretimi azaldığı için sermayeye olan talep ve dolayısıyla faiz gelirleri düşer. Bu durum, bol faktör sahiplerinin serbest ticareti desteklemesine, kıt faktör sahiplerinin ise korumacılığı savunmasına neden olur.
Büyütme Etkisi (Magnification Effect), Stolper-Samuelson teoremini daha da ileri taşır. Buna göre, bir malın fiyatındaki yüzde değişim, o malda yoğun kullanılan faktörün gelirinde daha büyük bir yüzde değişime yol açar. Eğer mısır fiyatı %50 artarsa, emek geliri (ücretler) %50'den fazla artış gösterecektir.
Gerçek dünyada faktör fiyatlarının tam olarak eşitlenmemesinin nedenleri arasında ticaret engelleri (tarifeler), taşıma maliyetleri ve teknolojilerin her ülkede aynı olmaması yer alır. Ancak teori, tam eşitlenme olmasa bile ülkeler arasında faktör fiyatlarında bir yakınsama (approximation) yaşandığını kabul eder.
Heckscher-Ohlin Teorisini test eden ilk ve en ünlü çalışma Wassily Leontief'e aittir. 1947 ABD verilerini kullanan Leontief, sermaye-zengin olarak bilinen ABD'nin sermaye-yoğun mallar ihraç etmesini beklerken, tam tersine emek-yoğun mallar ihraç ettiğini bulmuştur. Bu çelişkili sonuç iktisat literatürüne 'Leontief Paradoksu' olarak geçmiştir.
Leontief bu sonucu açıklamak için ABD işgücünün yabancı işgücünden üç kat daha verimli olduğunu ileri sürmüştür. Ancak daha sonra bu açıklama yetersiz bulunmuştur. Paradoksu açıklayan en önemli unsurlardan biri 'Beşeri Sermaye' kavramıdır. ABD ihracatının yüksek eğitim ve eğitimli işgücü (beşeri sermaye) içermesi, aslında fiziksel sermaye ile birleştiğinde ABD'nin neden 'emek-yoğun' görünen ama aslında nitelikli işgücü-yoğun mallar sattığını açıklar.
Özel Faktörler Modeli (Samuelson-Jones), Heckscher-Ohlin'in kısa dönemdeki eksikliğini giderir. H-O teorisi faktörlerin sektörler arası tam mobil olduğunu varsayar. Ancak kısa dönemde bazı faktörler (örneğin tarım arazisi veya özel makineler) sadece belirli bir sektörde kullanılabilir. Bu 'özel faktörler' nedeniyle kısa dönemde gelir dağılımı etkileri Stolper-Samuelson'un öngördüğünden farklı gerçekleşebilir.
Faktör Yoğunluğu Tersinmesi (Factor-Intensity Reversal) durumu da teoriyi geçersiz kılabilir. Eğer bir mal bir ülkede emek-yoğun, diğerinde sermaye-yoğun olarak üretiliyorsa (faktör ikame esnekliği çok yüksekse), karşılaştırmalı üstünlükler belirsizleşir. Bu durumda ne H-O teorisi ne de faktör fiyatları eşitlenmesi teoremi geçerli olur.
Sonuç olarak, Heckscher-Ohlin Teorisi günümüzde hala gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler (faktör donatımları çok farklı olanlar) arasındaki ticareti açıklamakta oldukça başarılıdır. Ancak benzer faktör donatımlarına sahip gelişmiş ülkeler arasındaki ticareti (endüstri içi ticaret) açıklamakta zayıf kalmaktadır. Bu durum, yeni ticaret teorilerinin doğmasına zemin hazırlamıştır.