İnsanlar varoluşlarından itibaren hayatlarını sürdürebilmek için üretmek zorunda kalmışlardır. İlk üretim faaliyetleri bireysel ihtiyaçları karşılamaya yönelik iken, zamanla başkaları için üretim yapılmasıyla toplumsal boyut kazanmıştır. Üretim, en sade şekliyle 'yaratılan bir değer' ya da 'ekonomik bir anlamı olan herhangi bir şeyi ortaya çıkarmak için yapılan faaliyetler' olarak tanımlanır.
Strateji kelimesi, Yunanca'da bir ordunun idare edilmesi anlamına gelen 'strategos' kelimesinden türetilmiştir. Günümüzde ekonomi ve yönetim bilimlerinde ise belirlenen bir hedefe ulaşabilmek için uzun dönemli planların tasarlanması anlamında kullanılmaktadır. İşletmeler açısından strateji, işletmeye yön vermek ve rekabet üstünlüğü sağlamak amacıyla işletme ve çevresini sürekli analiz ederek uyum sağlayacak amaçların belirlenmesi, faaliyetlerin planlanması ve gerekli araç ile kaynakların yeniden düzenlenmesi sürecidir.
Pazardaki her işletme, müşterilerin satın almak isteyeceği mal ya da hizmetleri üretmeyi amaçlar. Ancak bunu gerçekleştirebilmek için öncelikle müşterinin ne istediğini tam olarak anlamak ve bu isteklerin teknik olarak nasıl üretileceğini bilmek gerekir. Müşteri istek ve gereksinimleri dinamik bir yapıya sahip olup sürekli değişmektedir.
Tesis yerleşim planlaması, bir üretim veya hizmet sisteminde iş gücü, makine, teçhizat, ham madde, yarı mamul ve personel gibi tüm fiziksel kaynakların en uygun şekilde konumlandırılması sürecidir. Bir işletmenin kuruluş aşamasında stratejik bir karar olarak verilen yerleşim düzeni, zaman içerisinde kapasite değişiklikleri, verimlilik problemleri veya teknolojik yenilikler nedeniyle yeniden yapılandırılabilmektedir. Winston Churchill'in binalar için söylediği 'Önce bizler binaları şekillendiririz, daha sonra onlar bizi.' sözü, tesis yerleşiminin organizasyonel davranış ve verimlilik üzerindeki derin etkisini özetlemektedir.
Günümüz modern üretim işletmelerinde stoklar, her düzeyden yöneticiyi yakından ilgilendiren ve işletmenin finansal sağlığını doğrudan etkileyen kritik bir unsurdur. Yanlış stok kontrol politikaları veya hatalı uygulamalar, birçok işletmenin nakit sıkıntısına düşmesine ya da pazar payını kaybetmesine yol açmaktadır. Sektör fark etmeksizin, stok fazlalığı veya stok kıtlığı işletme ekonomisini sarsan temel nedenler arasında yer alır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde finansal ve doğal kaynakların kısıtlı olması, elde bulundurulan her türlü kaynağın en etkin şekilde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Rekabetin yoğun yaşandığı günümüz pazarlarında, işletmelerin en önemli sorunlarından biri hammadde, işgücü, enerji, makine, donanım, sermaye ve bilgi gibi girdilerin karlılık gözetilerek verimli yönetilmesidir. Bu amaçla geliştirilen Üretim Kaynakları Planlaması (Manufacturing Resource Planning - MRP II), üretimin verimliliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla gereksinim duyulan anda, yerde ve miktarda kaynağın hazır bulundurulmasını hedefler.
Son yıllarda küreselleşmenin etkisiyle dünya tek bir pazar haline gelmiş, küresel üretim, küresel tüketim ve küresel rekabet kavramları ön plana çıkmıştır. Farklı ülkelerdeki binlerce işletmenin birbiriyle rekabet ettiği bu yeni düzende, değişimi görebilen ve ayak uydurabilen yöneticiler işletmelerini geleceğe hazırlayarak rekabet avantajı elde edebilirler. Küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmenin en temel koşulu müşteri memnuniyetini ön planda tutmaktır.
Lojistik kavramı, sanayide gelişmiş ülkeler tarafından 1990'ların başlarında tedarik zinciri yönetimi kavramıyla birlikte yoğun şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu süreçte lojistik ile tedarik zinciri yönetimi kavramları uzun süre birbirinin yerine kullanılarak ciddi tartışmalara yol açmıştır. Zamanla bu kavramların sınırları netleşmiş; lojistiğin, malzemelerin tedarikçilerden işletmeye ulaştırılması, işletme içi süreçlerden geçirilmesi ve nihai müşteriye ulaştırılmasından sorumlu olan spesifik bir işlev olduğu kabul edilmiştir.