Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Avrupa-Doğu Roma (Bizans) Tarihi ve Uygarlığı (MS. 4-15. Yüzyıl) — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Franklar ve Karolenj Hanedanı'nın Yükselişi

Pepin, aristokrasinin desteğini alarak papanın elinden taç giymiş ve Frank tahtına geçmiştir. Bu olayla birlikte Merovenj Hanedanı sona ermiş ve Karolenj Hanedanı idareyi ele almıştır. Bu hanedanın en ünlü ve kudretli yöneticisi Büyük Karl (Charlemagne) olmuştur (747-814). 'Karolenj Rönesansı' olarak da adlandırılan bu dönemde ülke, idari ve yargı yetkileriyle donatılmış taşra yöneticileri olan Kontların yönettiği Kontluklara ve askeri işlerden sorumlu Düklerin bulunduğu Dükalıklara bölünmüştür.

Büyük Karl, İspanya, İngiltere ve kuzey İtalya’daki eğitim faaliyetlerine büyük önem vermiş; manastır okullarının ve el yazmalarının kopyalandığı scriptoriumların sayısı bu dönemde hızla artmıştır. Buralardaki yoğun çalışmalar sayesinde antik Latin edebiyat eserlerinin birçoğu günümüze kadar ulaşabilmiştir. Karolenj Dönemi’nin en kritik siyasi olaylarından biri, Büyük Karl’ın 800 yılı Noel günü Papa III. Leo’nun elinden Batı Roma İmparatoru olarak taç giymesidir. Bu tarihsel olay, Doğu ve Batı İmparatorlukları arasında uzun sürecek siyasi çatışmaları tetiklemiştir.

Büyük Karl, ölümünden önce geniş krallığını üç oğlu arasında paylaştırmıştır. Küçük oğlu Şişman Ludwig Doğu krallığını (bugünkü Almanya), Kel Charles Batı krallığını (bugünkü Fransa) alırken; büyük oğul Lothar imparator ünvanıyla İtalya ve Alsace-Lorrain’i almıştır. Bu toprak paylaşımını kesinleştiren 843 tarihli Verdün Antlaşması'nın o dönemin erken Almanca ve Fransızca formlarında kaleme alınması, iki ayrı milliyetin ve dilin oluşumunu belgelemiştir. Hanedanın 987 yılında iktidardan düşüşüyle birlikte Roma İmparatorluğu ideali Batı Avrupa’da bir süreliğine ortadan kalkmıştır.

2Erken Ortaçağ’da İdari Yapı: Feodal Sistem

Ortaçağı betimleyen en temel özellikler, etkili bir merkezi idarenin yokluğu, her an patlak verebilecek savaş durumları ve kronik kıtlıklardır. Karolenj Hanedanı’nın yıkılmasından sonra başlayan ve 9. yüzyılın son çeyreği ile 10. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan Karanlık Dönem’de Avrupa büyük bir otorite boşluğuna sürüklenmiştir. Bu dönemde Avrupa; İskandinavya’dan gelen Norman ve Vikinglerin, doğudan Macarların ve güneyden Arapların şiddetli istilalarına uğramıştır.

Dış tehditler karşısında savunma pozisyonuna geçen Avrupa’da, halk can ve mal güvenliğini sağlayabilmek için bölgenin güçlü kodamanına veya lorduna sığınmak zorunda kalmıştır. Feodal toplum, zayıfın güçlü kişilerden koruma talep ettiği ve bunun karşılığında ona sadakatle hizmet sözü verdiği politik, sosyal ve ekonomik bir düzeni temsil eder. Güçlü savaş lordlarının daha güçsüz kişilerce egemen güç kabul edildiği bu yapıda, lordun sadık bir orduya sahip olması için asalet unvanına ya da doğrudan mülkiyete sahip olması her zaman şart değildi.

Avrupa’nın her yerinde bu güçlü askeri şeflere bağlılık yemişi etmiş savaşçı vassallar (bağlaşıklar) ortaya çıkmış ve bunlar Ortaçağ’ın profesyonel savaşçı sınıfı olan şövalyeleri oluşturmuştur. Zamanla vassallar kendi vassallarını da yaratarak toprak ve otoritenin bölüştürüldüğü bir sistem kurmuşlardır. En tepedeki kraldan en aşağıdaki vassala kadar uzanan bu karmaşık ilişki ağı 'feodal piramit' olarak adlandırılan sosyal yapıyı doğurmuştur.

3Ekonomik Yapı: Malikane Sistemi

Ortaçağ toplumunun en geniş ve aynı zamanda en düşük sosyal grubunu çiftçi köylüler oluşturuyordu ve üst sınıfların tüm refahı bu köylülerin emeğine dayanmaktaydı. Toprağın yasal sahibi olan lord, malikânede yaşayan köylü ve ailesinin de efendisi konumundaydı. Her malikâne, tüm temel ihtiyaçlarını kendi kendine karşılayabilecek yeterlikte kapalı bir köy cemaati barındırıyordu. Malikâneler; lordun konutu, köylü kulübeleri, depolar, tarlalar ve meralardan oluşuyordu.

Malikânelerde iki temel köylü grubu bulunmaktaydı: Özgür köylüler ve serfler. Serflerin hiçbir yasal hakkı bulunmuyor, taşınabilir eşyadan biraz daha değerli görülen bu insanlar bir eşya gibi alınıp satılabiliyordu. Serflerin seyahat özgürlüğü yoktu ve malikânede adeta boğaz tokluğuna çalışmak zorundaydılar. Onların dış dünyaya açılan tek penceresi malikâne papazıydı ve kilise festivalleri hayatlarındaki başlıca ortak eğlenceyi oluşturuyordu.

Köylülerin aşırı dindarlığı, büyük oranda kilisenin o dönemde tek gösteri ve toplumsal buluşma merkezi olmasından kaynaklanıyordu. Lordlar, vassallarından sahip oldukları malikâne sayısı oranında asker ve vergi toplarken, köylülerin statü ve yükümlülükleri büyük ölçüde gelenekler tarafından belirlenmekteydi.

4Asıl Ortaçağ (11-14. Yüzyıl) ve Batı Roma'nın Yeniden Kuruluşu

Roma İmparatorluğu fikri Almanya’da yeniden can bulmuştur. Saksonya dükü I. Heinrich, Almanya’nın Frank kökenden olmayan ilk kralı olmuş ve ülkenin toprak birliğini sağlayarak oğlu I. Otto’nun kuracağı imparatorluğun zeminini hazırlamıştır. I. Otto, Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma programının bir parçası olarak selefleri gibi Kilise’nin desteğini arkasına almıştır. Piskopos ve başkeşişlerin evlenmeyerek iktidara rakip hanedanlar kurmaması ve toplumun en eğitimli kesimi olmaları kraliyete sadık memurlar olarak görev yapmalarını sağlamıştır.

Papa XII. Jean, 962 yılında I. Otto’ya İmparatorluk tacını giydirmiş ve böylece Batı Roma İmparatorluğu resmi olarak yeniden kurulmuştur. I. Otto, Papalık Devleti’ni tanıyarak kiliseyi koruması altına almış, buna karşılık kilise hiyerarşisi imparatorluğun atanmış bürokratları haline gelmiştir. Papalar, Roma’da imparatorun kılıcının gölgesinde hüküm sürmek zorunda kalmışlardır.

Kilisenin dünyevi otoriteye ve kraliyet kontrolüne karşı verdiği en büyük yanıt, Fransa’daki Cluny manastırında başlatılan reform hareketi olmuştur. Cluny tarikatı, ruhban sınıfının krallara değil yalnızca Papaya itaat etmesi gerektiğini savunmuş, papazları hem kralların vesayetinden hem de evlilikten arındırarak kiliseyi bağımsız ve güçlü bir siyasi aktör haline getirmiştir.

5İngiltere'de Norman Egemenliği ve Magna Carta

1066 yılında Anglosakson kral Edward’ın çocuksuz ölümü İngiliz siyasi yaşamını kökten değiştirmiştir. Normandiya dükü Guillaume (William), akrabalık bağını öne sürerek İngiliz tahtı üzerinde hak iddia etmiş ve İngiltere’yi fethederek taç giymiştir. Guillaume, ülkenin tamamını krala doğrudan bağlı vassallar haline getirerek güçlü bir merkezi monarşinin temellerini atmış ve ülkenin kaynaklarını tespit etmek için 1080-1086 yıllarında 'Domesday Book' (Kıyamet Kitabı) adlı detaylı nüfus ve mal sayımını yaptırmıştır.

II. Henry döneminde monarşi ezici bir güç kazanmış, ancak kralın Clarendon Nizamnamesi ile ruhban sınıfını sivil mahkemelere tabi kılması büyük direnişle karşılaşmıştır. Kral John döneminde otokratik yönetime karşı isyan eden aristokrasi, ruhban ve kentliler, 1215 yılında krala Magna Carta (Büyük Sözleşme) belgesini onaylatmışlardır.

Magna Carta, İngiliz kraliyet otokrasisini kanunen sınırlamış, modern hukuk ve anayasal devletin temelini atmıştır. Kanunların kralın da üzerinde olduğu ve kralın bu kurallara uymak zorunda olduğu ilkesi kabul edilmiştir. I. Edward döneminde ise ilk defa kasaba ve kent sözcülerinin katıldığı 'Model Parlamento' toplanmış, böylece vergilerde halk onayının alınması geleneği başlatılmıştır.

6Fransa'da Capet Hanedanı ve Merkezileşme

Fransa'da 987 yılında kurulan Capet Hanedanı döneminde ülke güçlü feodal prensler tarafından yönetiliyordu. Şişman VI. Louis, Paris çevresindeki feodal aristokrasiye boyun eğdirerek krallığın egemenliğini pekiştirdi. II. Philip Augustus ve özellikle IX. Louis (Saint Louis) döneminde Fransız monarşisi güçlü bir bürokratik yapıya kavuştu. IX. Louis, kraliyet komisyoncularını taşraya göndererek yerel idarecileri denetletti ve adaleti sağladı.

Hanedana ait topraklarda serfliği kaldıran IX. Louis, uyruklarına üst mahkemelere başvuru hakkı tanımış ve dönemin ölçülerine göre eşitlikçi bir vergi sistemi kurmuştur. Halkın kralı adalet kavramıyla özdeşleştirmesi güçlü bir ulusal duygunun oluşmasını sağlamıştır. Kuzey Fransa; monastik reformun, şövalyeliğin, Gotik sanatın ve skolastik düşüncenin merkezi haline gelmiştir.

Fransa'da krallar vergi koyarken aristokrasiye danışmak zorundaydı; ancak Yüzyıl Savaşları'nın finansmanı amacıyla Güzel Philip tarafından kurulan Etat-Generaux (Etajenero) meclisi, İngiliz Parlamentosu kadar etkili olamamış ve Fransa feodal yapıdan merkezi devlete geçişte büyük sancılar yaşamıştır.

7Almanya'da Hohenstaufen İmparatorluğu

12. ve 13. yüzyıllarda İngiltere ve Fransa merkezi idarelerini güçlendirirken, Almanya, Burgundiya ve kuzey İtalya’yı kapsayan Roma-Germen İmparatorluğu’nda süreç çok farklı seyretmiştir. I. Friedrich Barbarossa’nın tahta çıkışıyla başlayan Hohenstaufen Hanedanı döneminde, imparatorlar güney İtalya’yı ele geçirme çabaları nedeniyle Almanya’yı yüzyıll süren kanlı savaşlara ve bölünmüşlüğe sürüklemiştir.

İmparator I. Friedrich, merkezi otoriteyi artırmak için Bologna kentinde yeniden canlanan Roma hukuku çalışmalarına destek vermiştir. İtalya'yı imparatorluk sınırlarına dâhil etme girişimleri başarısız olan Hohenstaufenlar, 1183 Constance Barışı ile Almanya’nın feodal prensler arasındaki bölünmüşlüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Son Hohenstaufen İmparatoru II. Friedrich, Alman prenslerine geniş ayrıcalıklar tanıyarak onları topraklarında adeta küçük birer imparator haline getirmiş, karşılığında imparatorluk sorumluluğundan feragat etmiştir. Bu durum Almanya'nın siyasi birliğini 19. yüzyıla kadar parça parça tutmuş ve Alman monarşisinin tarihe karışmasına yol açmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Ortaçağ Kentlerinin Yükselişi ve Tacirler

11. ve 12. yüzyıllarda Batı Avrupa nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturan kentler, feodal lordların güvenlik ve üretim amacıyla serflere çeşitli ayrıcalıklar tanımasıyla yeniden doğmuştur. Serfler, sabit bir kira ve uygun bağımlılık koşulları karşılığında kentlere göç ederek özgür bir ortamda sosyal statü kazanma şansı elde etmişlerdir.

Kırsaldaki serf göçünün hızlanması lordları topraklarında köylü tutabilmek için yeni kolaylıklar sunmaya zorlamıştır. Kentler; zanaatkarları, ilk girişimci tacirleri ve loncaları barındıran ekonomik merkezler haline gelmiştir. Uzak ülkelerle ticaretten büyük karlar elde eden tacir sınıfı, Ortaçağ uygarlığına bugünkü Batı Avrupa kentlerini kazandırarak en büyük hizmeti yapmıştır.

Kralları feodal lordlara karşı güçlü kılan mali, insani ve teknolojik kaynaklar bu kentlerde birikmiştir. Ayrıca kentlerdeki üniversiteler, krallıkların idaresinde hayati rol oynayan Roma hukukunu bilen eğitimli bürokratlar yetiştirmiştir.

9Geç Ortaçağ Sıkıntıları: Yüzyıl Savaşları ve Kara Ölüm

14-15. yüzyıllarda Avrupa, siyasi, sosyal ve dinsel sarsıntılar yaşamıştır. İngiltere ile Fransa arasında 1337-1453 yılları arasında gerçekleşen Yüzyıl Savaşları, barut ve ağır topların icadı nedeniyle devasa kayıplara yol açmıştır. Savaşların yanı sıra Doğu'dan gelen ticaret yollarını izleyerek Avrupa'ya yayılan ve 'Kara Ölüm' olarak adlandırılan veba salgını (1348-1350), kıta nüfusunun beşte ikisini yok etmiştir.

Veba salgını ve savaşlar geleneksel aristokrasiyi ve ruhban sınıfını derinden sarsmıştır. Nüfus azlığından dolayı tarımsal üretim düşerken, emeğin değeri artmış ve köylüler ücretlerin artmasıyla şehirlere akın etmiştir. Aristokrasi bu durumu engellemek için vergileri artırıp köylü hareketliliğini kısıtlayan kanunlar çıkarınca, Fransa'da ve İngiltere'de kanlı köylü ayaklanmaları (örneğin 1381 İngiliz Köylü İsyanı) patlak vermiştir.

Dinsel alanda ise ruhban sınıfı vebada büyük kayıplar vermiş, 1409'da üç farklı papanın seçilmesiyle kilise otuz altı yıllık büyük bir kriz yaşamıştır. Bu çalkantılı dönemde entelektüeller dinî dogmaları sorgulamaya başlamış, bu da Reform ve Rönesans'ın zeminini hazırlamıştır.

10Eğitim, Üniversiteler ve Bilimsel Hayat

Ortaçağ Avrupa dünyasındaki bilim ve felsefenin gelişmesinde, İstanbul'un Osmanlılarca fethinden önce Batı'ya göç eden Bizanslı âlimlerin ve Endülüs Emevi medreselerindeki İslam bilginlerinin antik Yunan bilimini Latinceye çevirmesinin çok büyük katkısı olmuştur. Batı Avrupa'nın ilk yükseköğretim kurumu olan Bologna Üniversitesi (1088), öğrencilerin yüksek kira ve fiyat politikalarına karşı kurdukları bir lonca olarak ortaya çıkmıştır.

Bologna Üniversitesi hukuk alanında, Paris Üniversitesi ise teoloji ve felsefe alanında tüm Avrupa'ya model olmuştur. Oxford, Cambridge ve Heidelberg gibi üniversiteler bu kurumları taklit etmiştir. Üniversitelerde eğitim, sözel ve sayısal dallardan oluşan 'liberal sanatlar' (trivium ve quadrivium) temelinde yürütülmüştür.

Hümanizmin babası kabul edilen Francesco Petrarca, Giovanni Boccaccio gibi yazarlar antik Roma metinlerini yeniden keşfetmiş ve modern İtalyan dilinin ve edebiyatının temelini atmışlardır. Boccaccio'nun veba salgınını konu alan 'Dekameron Hikayeleri' bu dönemin edebi başyapıtlarındandır.

11Ortaçağ'da Sanat ve Mimari: Erken Hristiyanlık, Romanesk ve Gotik

Ortaçağ sanatı bütünüyle Hristiyanlığın dini inanç ve tercihlerinin şekillendirdiği bir sanat anlayışıdır. İlk Hristiyanlar pagan baskısı nedeniyle ibadetlerini yer altındaki katakomblarda yaparken, tasvirden kaçınmışlar ve sembolik anlatımları tercih etmişlerdir. Constantinus ile birlikte serbestlik kazanan Hristiyanlık, anıtsal dinsel yapılar inşa etmeye başlamıştır.

11. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan ve 'Romanesk' (Roman üslubu) olarak adlandırılan mimari üslup, kalın taş duvarları, masif kuleleri ve şatoyu andıran heybetli görünümleriyle dikkat çeker. Bu dönemin en önemli yapıları büyük manastırlar ve kiliselerdir. Romanesk üslubu izleyen ve 12. yüzyıl ortalarında başlayan 'Gotik' sanat ise sivri çatıları ve göğe doğru yükselen devasa katedral yapılarıyla tanınır.

Paris yakınlarındaki St. Denis Manastır Kilisesi ile başlayan Gotik mimarinin en klasik örnekleri Chartres, Rheims, Amiens ve Paris Notre-Dame katedralleridir. Bu katedraller dönemin dini coşkusunu ve mimari mühendisliğin zirvesini temsil eder.

12Doğu Roma (Bizans) Kavramı ve Siyasal Düşüncesi

Bizans terimi ilk kez Rönesans döneminde Batı Avrupalı tarihçilerce türetilmiştir; ancak Doğu Roma halkı kendilerini daima Romalı olarak görmüş ve devletlerini Roma İmparatorluğu olarak tanımlamıştır. Büyük Constantinus, başkenti doğu sınırındaki tehlikelere karşı Byzantion kentine taşıyarak Constantinopolis'i kurmuştur. Batı Roma'nın barbar kavimlerce yıkılmasından sonra Doğu Roma, Hellenistik kültür, Roma hukuk devlet geleneği ve Ortodoks Hristiyanlık bileşenleriyle özgün bir medeniyet yaratmıştır.

Bizans siyasal düşüncesinde imparator, Tanrı'nın yeryüzündeki vekili ve seçilmiş otokratıydı. 'Caeseropapism' adı verilen bu anlayışa göre imparator hem dünyevi hükümdar hem de kilisenin baş koruyucusuydu; yalnızca Tanrı'ya karşı sorumlu olduğuna inanılırdı. Bu merkeziyetçi ve mutlakiyetçi yapı Yakındoğu monarşileriyle harmanlanmıştı.

Bizans sanatı; Roma ve Yunan sanatının mirasçısı olmakla birlikte tamamen Hristiyanlığın hizmetinde gelişmiştir. Mimaride tuğla kullanımı, bazilika planlı kiliseler ve özellikle Ayasofya gibi devasa kubbeli yapılar Bizans mühendisliğinin zirvesini oluşturmuştur.

13Erken Bizans Dönemi ve Constantinus / Justinianus Reformları

Büyük Constantinus, taht mücadelesi sırasında Hristiyan tanrısının desteğini aramış ve 313 yılında Licinius ile birlikte yayımladığı Milano Fermanı ile Hristiyanlara serbestlik tanımıştır. Hristiyanlığın kabulü ve başkentin taşınması Bizans'ın temelini atmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan Arianizm ve Donatizm gibi teolojik sapkınlık tartışmalarını çözmek için İznik Konsili (325) toplanmış ve devlet ile kilise ilk kez bu kadar iç içe geçmiştir.

Erken Bizans'ın altın çağı kabul edilen I. Justinianus (527-565) döneminde, antik ve Hristiyan toplumun sentezi sağlanmıştır. Justinianus'un en kalıcı eseri, Roma hukukunun en yüksek terkibi olan ve modern medeni hukukun temelini oluşturan 'Corpus Juris Civilis'dir. Ayrıca komutanı Belisarius vasıtasıyla Kuzey Afrika, İtalya ve İspanya'nın bir kısmını fethederek eski Roma topraklarını yeniden ele geçirmiştir.

Bizans toplumu ve teolojisinde İsa'nın tabiatıyla ilgili tartışmalar (Monofizitizm ve Duofizitizm) Chalcedon Konsili (451) gibi toplantılarla çözülmeye çalışılmış, ancak Mısır ve Suriye gibi eyaletlerde merkezi idareye karşı tepkisel bir ayrılıkçılığı da beraberinde getirmiştir.

14Heracleius Dönemi ve Thema Sistemi

Heracleius (610-641) döneminde Bizans İmparatorluğu ekonomik ve askeri açıdan tam bir çöküş yaşamaktaydı; Anadolu Sasaniler tarafından işgal edilmiş, ücretli asker sistemi iflas etmişti. Devleti bu krizden kurtarmak için 'Thema Sistemi' adı verilen devrimci bir idari ve askeri düzene geçilmiştir.

Anadolu askeri bölgelere (themalara) ayrılmış, her birinin başına sivil ve askeri yetkilere sahip 'strategos' adı verilen valiler atanmıştır. Köylülere, orduda askerlik hizmeti karşılığında çocuklarına miras bırakabilecekleri toprakların gelir tasarruf hakkı verilmiştir. Böylece masraflı ücretli askerler yerine, kendi toprağını büyük bir sadakatle savunan yerli köylü-asker sınıfı yaratılmıştır.

Thema sistemi Bizans'ın askeri belkemiğini oluşturmuş ve Sasanilere karşı zafer kazanılmasını sağlamıştır. Ancak bu dönemde resmi dil olan Latince tamamen terk edilmiş ve Eski Yunanca benimsenerek devlet tam anlamıyla Doğululaşmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

15İkonoklasm (Tasvir Kırıcılık) ve Orta Bizans (Makedonya Hanedanı)

III. Leon (711-741) döneminde aziz ve Meryem tasvirlerine (ikona) tapınmanın aşırı boyutlara ulaşması üzerine 726 yılında ikona tahrip etme hareketi (İkonoklasm) başlatılmıştır. İslam ve Museviliğin tasvir karşıtı etkilerinden kaynaklandığı kabul edilen bu politika, Papa ve Batı dünyası ile Doğu Roma arasındaki bağları koparmış; Papa, Bizans'ın korumasından vazgeçerek Frank kralı Kısa Pepin ile ittifak kurmuştur.

867 yılında kurulan Makedonya Hanedanı ile Bizans'ta yeni bir altın çağ ve refah dönemi başlamıştır. I. Basilios ve VI. Leon dönemlerinde kanunlar 'Basiliki' adı altında özetlenmiş, imparatorluk sınırları genişlemiş ve Bizans Hristiyanlığın lideri konumuna yükselmiştir.

Ancak 11. yüzyıldan itibaren zayıflayan merkezi idare, Malazgird Savaşı (1071) ile Anadolu kapılarının Türklerin eline geçmesine yol açmış, Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan devletlerine verilen ticari kapitülasyonlar Bizans ekonomisini yabancıların kontrolüne sokmuştur.