Sesli Özet
← Ünite 7

Ünite 7: Demokrasi Devrimleri ve Sanayi Devrimi — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Sanayi Devrimi, tarihsel, sosyal ve ekonomik etkenlerin en uygun şekilde bir araya geldiği İngiltere'de 17. ve 18. yüzyıllarda doğmuştur. İngiltere'nin bir ada devleti olması, coğrafi şartları sayesinde denizcilikte ve dış ticarette dünyada üstün bir konuma gelmesini sağlamış, bu durum sömürgecilik faaliyetleriyle birleşerek büyük bir sermaye (kapital) birikimi yaratmıştır. Ayrıca İngiliz Parlamentosu'nun serbest ticareti ve girişimciliği destekleyen yapısı, kapitalist gelişimin önünü açmıştır. Üretim taleplerinin artması, yeni üretim metotları arayışını tetiklemiş ve teknolojik buluşların birbirini zincirleme bir reaksiyonla izlemesine yol açmıştır. Dokumacılık alanı, Sanayi Devrimi'nin ilk ve en hızlı geliştiği sektör olmuştur. 1764 yılında James Hargreaves tarafından icat edilen 'Jenny' adlı makine, aynı anda on altı pamuk ipliğinin gerilebilmesini sağlayarak devrim niteliğinde bir adım atmıştır. 1784'te bu sayı 80'e, yüzyılın sonuna doğru ise 120'ye ulaşmıştır. Ardından 1769'da Richard Arkwright su gücüyle çalışan ve seri imalata imkan veren yeni bir tezgah icat etmiş, bu gelişme sonucunda İngiltere'deki ilk dokuma fabrikası 1771'de ırmak kenarlarında kurulmuştur. Tezgahların su dolaplarına bağımlı olması, 1785 yılında James Watt'ın buhar gücüyle çalışan motoru icat etmesiyle ortadan kalkmış, fabrikalar artık kentlerde kurulabilir hale gelmiştir. Dokumacılıktaki bu devrimsel sıçrama, demir sanayisinde de kendini göstermiştir. Odun kömürünün sınırlı bir kaynak olması nedeniyle 1709 yılında Abraham Darby kok kömürü ile demir elde etmeyi başarmış, 1775'te James Watt'ın buhar makinasını bulmasıyla demir sanayisi su ve odun bağımlılığından kurtulmuştur. Kaliteli demir üretimi köprü, bina, demiryolu, lokomotif, gemi ve havagazı sistemleri gibi birçok alanda yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır. İlk buluşların tetikleyici etkisiyle maden, kimya, tarım, ulaşım ve haberleşme gibi alanlarda da büyük ilerlemeler kaydedilmiştir; 1807'de Robert Fulton buhar makinasını gemilere uygulamış, 1825'te ilk buharlı lokomotif çalışmış, 1844'te Samuel Morse telgrafı, 1876'da ise Alexander Graham Bell telefonu icat etmiştir. Sanayi Devrimi, teknolojik gelişme sürecinin karakteristiği bakımından iki evreye ayrılmaktadır. İlk evre 1870'lere kadar sürmüş ve sistemli araştırmalardan ziyade becerikli teknisyenlerin tecrübelerine dayanmıştır. İkinci evre ise 19. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadar uzanan, bireysel çabaların yanında mühendis ve bilim adamlarının iyi donatılmış laboratuvarlarda bilimsel kuramlarla sistematik araştırmalar yürüttüğü bir dönemdir. İngiltere'nin başını çektiği bu yarışa Belçika, Fransa, ABD ve 19. yüzyılın ortalarında Almanya katılmış, Batı Avrupa dünyanın fabrikası haline gelmiştir. Sanayileşen ülkelerde modern bilim ve tecrübi bilgiler, ekonomik pazarların ihtiyaçlarını gidermek ve pazarları genişletmek amacıyla üretim süreçlerinin tüm aşamalarında sistematik olarak uygulanmıştır. Küçük ölçekli aile içi üretim yerini ulusal ve uluslararası pazarlara yönelik, uzmanlaşmaya dayalı büyük ölçekli fabrika üretimlerine bırakmıştır. Sermayeye dayalı üretim süreçleri yaygınlaşmış, işgücü temel tarımsal mallar yerine mamul malların ve hizmetlerin üretiminde yoğunlaşmıştır. Tarımda makineleşme ve iyileşmeler, topraksız kalan kırsal nüfusun kentlere göç etmesine ve kent nüfusunun hızla artmasına yol açmıştır. Tıp bilimindeki gelişmeler ve halk sağlığı önlemleri ölüm oranlarını düşürürken, maddi koşulların iyileşmesi genel bir nüfus artışını tetiklemiştir. Sermaye sahiplerinden oluşan burjuvazi sınıfına sanayiciler katılmış, fabrikalaşmaya paralel olarak işçi sınıfı da önemli ve güçlü bir toplumsal sınıf olarak ortaya çıkmıştır. Sınıfsal çelişkiler ve işçi hakları arayışları toplumsal yapıyı kökten değiştirmiştir. Uluslararası ilişkiler bakımından Sanayi Devrimi, sanayileşen Avrupa devletleri arasında yeni hammadde kaynakları ve pazar arayışı nedeniyle kıyasıya bir rekabet doğurmuştur. Başlangıçta bölgesel nitelikteki bu ekonomik yarış, sömürgecilik faaliyetleriyle 19. yüzyılın sonuna doğru küresel düzeye ulaşmış, devletlerarası gerginlikler 20. yüzyıl başında I. Dünya Savaşı'na ve ardından II. Dünya Savaşı'na zemin hazırlamıştır. Kuzey Amerika'da İngiltere'nin ilk ticari kolonisi 1607'de Virginia'da kurulmuş olup, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na kadar toplam 13 koloni oluşturulmuştur. Bu kolonilerdeki halk, diğer sömürgelerden farklı olarak Avrupa tipi bir toplumun yeni coğrafyadaki örgütlenmesiydi. Göçmenler zengin ve özgür yaşamak istiyor, monarşiden ziyade eşitlik ve özgürlük temelli liberal düşüncelere ve Prütan hareketinin Tanrı önünde eşitlik anlayışına sahiptiler. Koloniler kendi demokratik temsil esaslı yasama organlarına ve yazılı özgürlük belgelerine (Magna Carta geleneği) sahiptiler. İngiltere'nin 7 Yıl Savaşları (1756-1763) sonrasında mali sıkıntılarını aşmak için kolonilere getirdiği ağır vergiler ve kanunlar (1764 Şeker Kanunu, 1765 Damga Pulu Kanunu, Asker Konaklama Kanunu ve Townshend Kanunları) büyük tepki çekmiştir. Koloniciler 'Temsil edilmeksizin vergilendirme olamaz' ilkesini savunarak İngiliz Parlamentosu'na karşı çıkmışlardır. Gerginliklerin tırmanması üzerine 1773'te Boston Çay Partisi olayı gerçekleşmiş, İngiltere'nin sert tedbirleri karşısında koloniler 1774'te Philadelphia'da Birinci Continental Kongresi'ni toplayarak ticareti durdurma kararı almışlardır. 18 Nisan 1775'te ilk silahlı çatışmaların başlamasıyla İkinci Continental Kongresi toplanmış, George Washington komutasında Kıta Ordusu kurulmuştur. Thomas Paine'in 'Sağduyu' adlı broşürü bağımsızlık fikrini güçlendirmiştir. Thomas Jefferson'un kaleme aldığı ve Avrupalı filozoflardan esinlenen Amerikan Bağımsızlık Bildirisi 4 Temmuz 1776'da kabul edilmiştir. Bildiriye göre tüm insanlar eşit yaratılmış; yaşama, özgürlük ve mutluluğa erişme gibi devredilmez haklara sahip olmuştur; yöneticiler gücünü halkın onayından alır ve despotik yönetimleri değiştirmek halkın hakkıdır. Askeri mücadeleler sonucunda 19 Ekim 1781'de İngiliz ordusu teslim olmuş, 3 Eylül 1783 Paris Barış Antlaşması ile İngiltere ABD'nin bağımsızlığını resmi olarak tanımıştır. Amerikan Devrimi, dünyadaki diğer milletlere örnek olmuş ve özellikle Fransız Devrimi'ni tetikleyen en önemli düşünsel ve siyasal esin kaynağı haline gelmiştir. Fransız Devrimi (1789-1799), burjuvazinin önderliğinde feodal yapıya ve mutlak monarşiye son veren, Yeni Çağ'ı kapatıp Yakın Çağ'ı başlatan evrensel nitelikteki siyasal ve toplumsal değişim sürecidir. Fransa'da devrim öncesi toplum asiller, ruhban ve halk (Tiers-Etat) olmak üzere sınıflara ayrılmıştı. Nüfusun çok küçük bir kısmını oluşturan asiller ve ruhban sınıfı toprakların çoğunluğuna sahip olup vergi ödemezken, nüfusun %96'sını oluşturan ve burjuvazi, köylü ve işçilerden oluşan halk sınıfı tüm vergileri ödemekte ancak siyasal hakka sahip olmamaktaydı. Düşünsel alanda Aydınlanma filozofları devrimin altyapısını hazırlamıştır. Montesquieu 'Kanunların Ruhu' eserinde kuvvetler ayrılığını ve anayasal monarşiyi savunmuş; Jean-Jacques Rousseau 'Toplum Sözleşmesi' ile ilahi egemenlik yerine halk egemenliği düşüncesini getirmiştir. Voltaire kilisenin bağnazlığına karşı çıkarken, Diderot 'Ansiklopedi' ile halkın eğitilmesini amaçlamıştır. Ekonomik alanda ise iç gümrükler, lonca sistemi kısıtlamaları ve 7 Yıl Savaşları ile Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın getirdiği devasa bütçe açıkları ve borçlar devrimi kaçınılmaz kılmıştır. Mali bunalımı çözmek için 1614'ten beri toplanmayan Etats Généraux (Sınıflar Meclisi) 5 Mayıs 1789'da toplandı. Oylama usulü nedeniyle çıkan anlaşmazlıkta halk temsilcileri 17 Haziran 1789'da kendilerini Ulusal Meclis ilan ettiler. 9 Temmuz 1789'da Kurucu Meclis'e dönüşen meclis, Paris'te halkın 14 Temmuz 1789'da Bastille Hapishanesi'ne saldırmasıyla feodal hakları kaldırdı (4 Ağustos 1789). 26 Ağustos 1789'da Amerikan bildirisinden esinlenerek hazırlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ilan edildi. 1791 Anayasası ile meşruti monarşi kuruldu. Sürecin devamında Avrupalı mutlak monarşilerin (Avusturya ve Prusya) müdahaleleri üzerine Fransa'da 21 Eylül 1792'de Cumhuriyet ilan edildi ve Kral XVI. Louis idam edildi. Robespierre liderliğindeki Jakobenler döneminde (Terör Rejimi) binlerce kişi giyotinle cezalandırıldı. 1795'te Direktuvar Dönemi başlamış, bu süreç 1799'da Napolyon Bonoparte'nin darbesiyle Konsüllüğe ve ardından 1804'te İmparatorluğa dönüşmüştür. Fransız Devrimi'nin yaydığı ulusçuluk, laiklik ve insan hakları ilkeleri tüm Avrupa'yı derinden sarsmıştır. 1815 Viyana Kongresi ile Avrupa'da kurulan Restorasyon Dönemi (Viyana Sistemi), Metternich'in kurduğu Kutsal ve Dörtlü İttifaklar aracılığıyla liberal ve ulusçu akımları baskı altında tutmayı amaçladı. Ancak bu sistem, 1830 yılında Fransa'da patlak veren devrimle sarsıldı. Mutlakiyetçi kral X. Charles'ın hakları kısıtlaması üzerine başlayan ayaklanmalar sonucunda kral tahttan indirildi ve I. Louis Philippe kral yapılarak liberal bir meşruti düzen kuruldu. 1830 Devrimleri dalga dalga yayılarak Belçika'nın Hollanda'dan bağımsızlığını kazanmasını sağladı, İspanya, Portekiz ve bazı Alman prensliklerinde liberal reformlara yol açtı. 1830 Devrimleri'nin açtığı yolla birlikte, Sanayi Devrimi'nin yarattığı yeni bir toplumsal sınıf olan işçi sınıfının hak arayışları, sosyalist akımlar ve ulusçuluk talepleri 1848 Devrimleri'ni doğurdu. İlk büyük hareket Fransa'da başladı; Kral Louis Philippe'in işçi sorunlarını görmezden gelmesi ve baskıyı artırması üzerine 22 Şubat 1848'de devrim gerçekleşti, kral istifa etti ve II. Cumhuriyet ilan edilerek genel oy hakkı getirildi. 1848 Devrimleri kısa sürede tüm Avrupa'ya yayıldı. Avusturya-Macaristan'da Metternich istifa etmek zorunda kaldı, feodal vergiler kaldırıldı. İtalya ve Almanya'da ulusal birlik ve anayasa hareketleri hız kazandı. 1848 Devrimleri sonucunda mutlak rejimler ya yıprandı ya da meşruti monarşilere dönüşmek zorunda kaldı; liberalizm, ulusçuluk ve sosyalizm Avrupa siyasetinin vazgeçilmez unsurları haline geldi. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında İtalya ve Almanya'nın siyasi birliklerini kurması, Viyana Kongresi ile oluşan Avrupa güçler dengesini ve statükosunu kökten sarstı. Sanayileşen devletler arasında hızlanan hammadde, pazar arayışı, sömürgecilik yarışları, silahlanma çılgınlığı ve Fransız Devrimi'nin yaydığı milliyetçilik akımı 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın çıkmasına zemin hazırladı. Savaşın genel nedenleri bloklaşma, sömürgecilik ve militarizm iken; özel nedenleri Almanya ile İngiltere'nin ekonomik rekabeti, Fransa'nın Alsas-Loren'i geri alma isteği, Rusya'nın Panslavizm ve Boğazlar politikası ile Avusturya-Macaristan Veliahdı Ferdinand'ın Saraybosna'da öldürülmesiydi. Devletlerarası bloklaşma sürecinde Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında 1882'de Üçlü İttifak (Bağlaşma) kuruldu. Buna karşılık Fransa, İngiltere ve Rusya uzun anlaşmazlıkları aşarak 1891-1907 yılları arasında Üçlü İtilaf (Anlaşma) bloğunu oluşturdu. Bu iki kamp arasındaki gerginlik 1914-1918 yılları arasında milyonlarca insanın ölümüne yol açan yıkıcı bir dünya savaşına dönüştü. Savaş sonrasında kurulan hatalı barış düzenleri ve galip devletlerin paylaşım hırsları, II. Dünya Savaşı'nın ve 20. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan süreçte küresel çatışmaların tohumlarını attı.