Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Akdeniz Dünyası ve Modernizm — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Siyaset, Sömürgecilik ve Akdeniz'de Yeni Dengeler

18. yüzyılın sonlarından itibaren Akdeniz dünyası, Avrupalı büyük güçlerin sömürgeci rekabet alanına dönüşmüştür. İngiltere'nin Hindistan yolunu güvenceye almak amacıyla Akdeniz bölgesiyle yakından ilgilenmesi, Fransa'da Napolyon Bonapart'ı harekete geçirmiştir. Napolyon, İtalya ve Dalmaçya seferlerinin ardından stratejik bir hamleyle Malta adası üzerinden Osmanlı toprağı olan Mısır'a yönelmiş, İskenderiye ve Kahire'yi işgal etmiştir. Bu askeri hamleler, Akdeniz'de Fransız askeri ve siyasi gücünü egemen kılma çabasının bir parçasıdır.

Fransa'nın Akdeniz'deki yayılmacı politikası Mısır ile sınırlı kalmamış, 1830'lardan itibaren Kuzey Afrika kıyılarına yönelmiştir. Bu süreçte Cezayir, Tunus ve Fas gibi bölgeler Fransız sömürge imparatorluğunun parçası haline getirilmiştir. Diğer yandan İspanya ve Portekiz gibi geleneksel sömürgeci güçler daha çok okyanus ötesi topraklarıyla meşgul olurken, İtalya coğrafyasında büyük bir siyasi dönüşüm yaşanmıştır. Napolyon seferlerinin ardından Venedik gibi köklü şehir devletleri tarihe karışmış ve İtalya 1861 yılında ilk kez birleşik bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

Bu siyasi gelişmeler, yüzyıllardır Osmanlı İmparatorluğu'nun etki alanında bulunan Akdeniz dünyasında dengeleri kökten değiştirmiştir. Fransa, bölgede sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve kültürel ağırlığını da hissettirmeye başlamıştır. 16. yüzyıldan beri Osmanlı padişahlarının verdiği kapitülasyonlar ve haklar sayesinde bölgede faaliyet gösteren Hristiyan toplulukların hamisi rolünü üstlenen Fransa, bu tarihsel iletişim ağlarını sömürgeci ve kültürel hedefleri doğrultusunda ustalıkla kullanmıştır.

2Ekonomi, Ticaret ve Liman Kentlerinin Kozmopolit Yükselişi

Siyasi ve askeri hareketlilik, Akdeniz'deki deniz ulaşım yollarının yeniden canlanmasını beraberinde getirmiştir. Sanayi Devrimi'ni gerçekleştiren İngiltere ve Fransa'daki fabrika sahipleri, ucuz ham madde ve özellikle dokuma sanayisi için hayati öneme sahip olan pamuk üretiminin peşine düşmüşlerdir. Ayrıca gelişen sanayi kolları, sadece makineler ve yedek parçalar için değil, aynı zamanda paketlenmiş gıda ürünleri (makarna, konserve vb.) ile porselen çay ve yemek takımları gibi tüketim malzemeleri için de yeni pazarlar arayışına girmiştir.

Deniz yollarındaki bu büyük canlanma, sömürgeciliğe bağlı ticaret yollarının güvenliğini zorunlu kılmış, deniz yollarının yetersiz kaldığı noktalarda ise demir yolları inşa edilmiştir. Bu ekonomik hareketlilik, Akdeniz dünyasının yeniden küresel ekonomiye eklemlenmesini sağlamıştır. Bu süreçte Marsilya, Napoli, Selanik, İzmir, İstanbul, Mersin, Hayfa, Beyrut ve İskenderiye gibi liman kentleri hızla büyüyerek uluslararası ticaretin odak noktaları haline gelmiştir.

Büyüyen liman kentleri, çok uluslu ve kozmopolit bir nüfus yapısına kavuşmuştur. Bu kentlerde, Avrupa ülkelerinin vatandaşı olup Osmanlı topraklarında kuşaklar boyu yerleşip çalışan ve ticaret yapan Avrupalılara 'Levanten' adı verilmiştir. Levantenler, Avrupa'da başlayan modern yaşam tarzını, mimariyi, modayı ve kültürel alışkanlıkları Osmanlı coğrafyasına taşıyarak kentlerdeki modernleşmenin öncüsü olmuşlardır. Bu kozmopolit ve çoğulcu yaşam biçiminin en büyük sosyal ve kültürel esin kaynağı ise dönemin kültür başkenti olan Paris olmuştur.

3Oryantalizm: Batı'nın Kurguladığı Doğu İmajı

Oryantalizm, kelime anlamı olarak 'Doğu Bilimi' anlamına gelse de, 19. yüzyıl bağlamında bilimsel araştırmaların ötesinde küçümseyici, yerici ve ötekileştirici bir ideolojik anlam taşımaktadır. Sanayileşmiş, demokratik hakları gelişmiş ve teknolojik üstünlüğe sahip Batı dünyası, kendi gelişmişliğini vurgulamak için Doğu dünyasını yüzyıllardır hiç değişmemiş, durağan, tembel ve ilkel bir coğrafya olarak kurgulamıştır. Bu kurgu, Batı'nın kendi ahlaki ve medeni üstünlüğünü meşrulaştırma aracına dönüşmüştür.

Oryantalist resim sanatında Doğu olarak tanımlanan bölgeler temel olarak Kuzey Afrika, Orta Doğu ve İstanbul'dur. Jean-Auguste-Dominique Ingres, Eugène Delacroix ve Jean-Léon Gérôme gibi farklı üsluplara sahip Avrupalı ressamları birleştiren ortak nokta, ele aldıkları Doğu temalarıdır. Bu resimlerde özellikle Doğu kadınının gizemli yaşamı, haremler, cariyeler, hamamlar ve dans eden kadın figürleri hayali birer şehvet öznesi olarak resmedilmiştir. Bu durum, sürekli çalışan ve üreten Avrupalı erkeğin ahlaki ve entelektüel üstünlüğüne dolaylı bir gönderme yapmaktadır.

Oryantalist resimlerin diğer popüler konularını ise uçsuz bucaksız çöl manzaraları, bedeviler, bedevi savaşları ve Arap atları oluşturmaktadır. 19. yüzyıl Avrupa burjuvazisinin at yarışlarına ve at yetiştiriciliğine duyduğu ilgi, tablolarda asil Arap kısraklarının sıkça betimlenmesine yol açmıştır. Bu görsel kurgu, Doğu insanının kendi kendisini Batılı sanatçıların seçici ve ön yargılı değer yargılarına göre algılamasına neden olan güçlü bir kültürel etki yaratmıştır.

4Osman Hamdi Bey: Doğu'da Bir Oryantalist ve Müzeci

Jean-Léon Gérôme'un Paris'teki atölyesinde yetişen Osman Hamdi Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nda modern sanatın, arkeolojinin ve müzeciliğin kurucu figürüdür. Batılı hocasından teknik olarak etkilenen sanatçı, edindiği birikimi kendi ülkesinde kurumsallaştırmıştır. İstanbul'da bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Sanayi-i Nefise-i Şahane'nin kurulmasına öncülük etmiş, İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü görevini yürütmüş ve tarihi eserlerin yurt dışına kaçırılmasını önleyen Eski Eser Koruma Nizamnamesi'ni (Asar-ı Atika Nizamnamesi) çıkartmıştır.

Osman Hamdi Bey, Osmanlı resim sanatında büyük boy insan figürünü kompozisyonlarında başarıyla kullanan ilk ressamdır. Eserlerinde, Avrupalı oryantalistlerin aksine, Doğu dünyasını ilkel ve tembel değil; düşünen, okuyan, sanatla ve bilimle uğraşan vakur figürlerle temsil etmiştir. Tablolarında mekan olarak Osmanlı mimarisini, halı motiflerini, çinileri ve geleneksel kıyafetleri fotoğrafik bir gerçekçilik ve olağanüstü bir detaycılıkla yansıtmıştır.

Sanatçının en ünlü yapıtları arasında yer alan 'Kaplumbağa Terbiyecisi' ve 'Silah Taciri' gibi eserler, Osmanlı entelektüelinin modernleşme sancılarını ve Doğu-Batı arasındaki kültürel konumlanmayı simgeler. Osman Hamdi Bey, kendisini de sık sık geleneksel kıyafetler içinde resmederek, Doğu'nun görsel temsilini Batı'nın tekelinden alıp kendi özgün bakış açısıyla yeniden inşa etmiştir.

5Mimari Seçmecilik ve Owen Jones'un Etkisi

Oryantalizm, resim sanatında olduğu kadar mimaride de etkisini göstermiştir. Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da görülen Arap-İslam mimari özellikleri, Avrupa ve Amerika mimarisinde seçmeci (eklektik) bir yaklaşımla kullanılmaya başlanmıştır. Çift renkli taş işçiliği, at nalı kemerler, yoğun geometrik bezemeler ve şematize edilmiş bitkisel motifler Batı'daki birçok prestijli yapının cephelerini süslemiştir. İlginç bir şekilde, bu oryantalist mimari dalgasında Osmanlı mimari özellikleri doğrudan yer almamıştır.

Arap-İslam mimarisinin Batı'da tanınmasını ve yaygınlaşmasını sağlayan en önemli figür, İngiliz mimar ve tasarımcı Owen Jones olmuştur. Akdeniz yolculuğuna İspanya'daki Granada kentinde bulunan 14. yüzyıl Nasri hanedanı eseri Elhamra Sarayı'ndan başlayan Jones, buradaki sütun tiplerini, dantelli kemerleri ve alçı süslemeleri detaylıca çizerek yayımlamıştır. Bu yayınlar, Avrupa'da oryantalist mimari üslubun taklit edilmesini ve yaygınlaşmasını tetiklemiştir.

Owen Jones, ayrıca tasarımcıların ve sanatçıların yararlanması amacıyla 'Süslemenin Grameri' (The Grammar of Ornament) adlı anıtsal bir kitap yayımlamıştır. Bu kitapta Arap, Türk, Moresk ve İran bezeme üsluplarını ayrı ayrı incelemiştir. Bu oryantalist mimari akım, Sultan Abdülaziz döneminde İstanbul'a da ulaşmış ve ilk örneklerini Fransız mimarların eliyle Beylerbeyi Sarayı'nın Mavi Salonu'ndaki Elhamra tarzı bezemelerde ve sütun başlıklarında vermiştir.

6Bilimsel Araştırmalar, Arkeoloji ve Müzeciliğin Gelişimi

Akdeniz'in yeniden keşfi sadece sanatsal değil, modern bilimin yöntemleriyle de gerçekleştirilmiştir. Bunun en görkemli örneği, Napolyon'un Mısır seferine eşlik eden 167 kişilik bilim insanı, mühendis, ressam ve dil bilimci grubunun çalışmalarıdır. Kahire'de kurulan Mısır Enstitüsü bünyesinde yürütülen bu çalışmalar, ileride Süveyş Kanalı'nın açılmasına zemin hazırlayacak araştırmaları da içermekteydi. Bu devasa belgeleme çalışması, 1809-1828 yılları arasında 20 cilt halinde basılan anıtsal 'Mısır'ın Tanıtımı' (Description de l'Égypte) eseriyle taçlandırılmıştır.

Avrupa, kendi kültürel kökenlerini antik Yunan ve Roma uygarlıklarında arama çabasıyla Akdeniz coğrafyasındaki arkeolojik kazılara büyük ağırlık vermiştir. Volkanik küller altından çıkarılan Pompei antik kenti bu araştırmalara büyük ivme kazandırmıştır. İngiltere ve Fransa arasındaki rekabet, Londra'daki British Museum ve Paris'teki Louvre Müzesi'nin Anadolu, Mısır ve Yunanistan'dan getirilen antik eserlerle dünyanın en büyük koleksiyonlarını oluşturmasına yol açmıştır. Bu süreçte hiyeroglif, Hititçe ve Asurca gibi antik diller ilk kez çözülmüştür.

Eski eserlerin toplanması ve incelenmesi, Avrupa'da Sanat Tarihi disiplininin doğmasını ve müzeciliğin gelişmesini sağlamıştır. Müzeler, her sınıftan insanın ziyaret edebildiği modern eğitim ve sosyalleşme mekanlarına dönüşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu ise bu eser yağmasını önlemek amacıyla 1873 yılında Asar-ı Atika Nizamnamesi'ni yürürlüğe koymuş ve 1891'de inşa edilen Müze-i Hümayun (İstanbul Arkeoloji Müzesi) ile kendi topraklarındaki tarihi mirasa sahip çıkmaya çalışmıştır.

7Modern Kent Planlaması ve Sosyal Mekanların Dönüşümü

Modernite anlayışı, kentlerin hijyenik hale getirilmesini ve yeniden planlanmasını zorunlu kılmıştır. Bunun en radikal örneği, İmparator III. Napolyon döneminde Baron Haussmann tarafından gerçekleştirilen Paris düzenlemesidir. Dar ve düzensiz orta çağ sokakları yıkılarak geniş bulvarlar, büyük apartmanlar, tiyatrolar, operalar, pasajlar ve parklar inşa edilmiştir. Bu kentsel dönüşüm, modern burjuva sınıfının yaşam tarzına uygun yeni bir kent estetiği yaratmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu da bu gelişmelere kayıtsız kalmayarak 1848 Ebniye Nizamnamesi, 1864 Turuk ve Ebniye Nizamnamesi ve 1882 Ebniye Kanunu gibi yasal düzenlemelerle büyük kentlerini, özellikle yangınlar sonrası açılan alanları modern tarzda planlamıştır. Tanzimat döneminin getirdiği eşitlikçi rüzgarlarla kentlerde yeni idari merkezler, geniş bulvarlar ve 'Millet Bahçeleri' adı verilen kamusal parklar açılmıştır. Bu parklar, Müslüman ve gayrimüslim tebaanın bir arada sosyalleştiği, kahve içip vakit geçirdiği yeni seküler alanlar haline gelmiştir.

Sanayileşme ve kentleşme, sanatın alıcı kitlesini de kökten değiştirmiştir. Sanatın hamisi olan geleneksel aristokrasi ve kilisenin yerini, kendi ekonomik ve kültürel sistemini kuran burjuva (kentsoylu) sınıfı almıştır. Sanat eserleri artık bu yeni sınıfın beğenileri, konforu ve yaşam tarzı doğrultusunda üretilmeye başlanmış, bu durum Akdeniz'in doğu ve güney kıyılarının Batı merkezli modernizmin etkisi altına girmesini hızlandırmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Modern Sanatın Başlangıcı: İzlenimcilik (Empresyonizm)

Modern sanatın miladı, Fransa'da akademik sanat tekelini kıran İzlenimci (Empresyonist) ressamlarla başlar. O döneme kadar sanatı yönlendiren Güzel Sanatlar Akademisi, Rönesans'tan beri süregelen perspektif kurallarına bağlı, konularını mitoloji veya tarihsel kahramanlıklardan alan geleneksel bir resim anlayışını dikte etmekteydi. Bu anlayışın en önemli temsilcisi Jacques-Louis David'dir. Akademinin her yıl düzenlediği 'Salon' sergilerine kabul edilmeyen yenilikçi ressamlar ise bu katı kurallara isyan etmişlerdir.

İzlenimciler, atölyelere kapanıp modeller üzerinden yapay resimler üretmek yerine, şövalelerini alıp açık havaya, doğaya ve sokağa çıkmışlardır. Tarihsel ve görkemli konular yerine; tren garlarını, nehir kıyılarını, kafeleri, dans eden insanları ve modern kent yaşamını resmetmişlerdir. Akımın adı, Claude Monet'nin 'İzlenim, Şafak' (Impression, Soleil Levant) tablosuna yönelik bir eleştirmenin küçümseyici yazısından esinlenerek konulmuştur.

Teknik olarak İzlenimcilik, ışığın anlık değişimlerini yakalamayı amaçlar. Tablolarda fırça darbeleri biçimleri net olarak çizmez; küçük, serbest ve hızlı dokunuşlarla tuvale uygulanır. Ressamlar, modern sanayinin ürettiği yeni sentetik boyaları kullanmış, gölgeleri siyah yerine renkli yapmış ve tabloların üzerini şeffaf vernikle kaplamamışlardır. Bu resimlerde gerçeklik, nesnel bir form olmaktan çıkıp bireyin anlık algısına ve ışığın durumuna göre değişen öznel bir izlenime dönüşmüştür.